GeriErtuğrul ÖZKÖK Şimdi anlıyor musunuz Kurtuluş Savaşımızın ne anlama geldiğini
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şimdi anlıyor musunuz Kurtuluş Savaşımızın ne anlama geldiğini

Üç günden beri empati kurmaya çalışıyorum...

Kendimi, Kabil’de oturan; okumak, o makus talihini kırmak isteyen bir kız çocuğunun yerine koymak istiyorum...

Koyamıyorum...

Şimdi anlıyor musunuz Kurtuluş Savaşımızın ne anlama geldiğini

Hiç olmazsa ne hissettiğini anlamaya çalışayım diyorum...

Anlıyorum, anlıyorum da...

Hemen kaçıyorum, Hıristiyanıyla, Müslümanıyla, Yahudisiyle, Budisti, Hindusu ile birlikte yarattığımız o kolektif suç mahallinden...

*

Oysa o dünya ne alayla ne valayla girmişti Afganistan’a...

İnsanlığa ait ortak kültürel mirasın dağdaki son eserlerini de tankla tüfekle enkaza çeviren o Taliban’a nasıl bir insanlık dersi verilecekti...

Müslümanlığın üzerine yapışan o kara leke Müslümanın da eliyle nasıl temizlenecekti...

*

Mağlup olduk... Hepimiz hezimete uğradık...

Sanmayın ki orada bu utanç çukuruna düşen sadece Amerika Birleşik Devletleri’dir...

Ne yazık ki biz makul Müslümanlar da büyük hezimete uğradık...

Biz Müslümanlar da hezimete uğradık Taliban karşısında.

Şimdi anlıyor musunuz Kurtuluş Savaşımızın ne anlama geldiğini

Amerika’ya gelince...

Tabii ki en büyük utanç onun...

Hezimete çevirmeden bir geri çekilme harekâtını bile beceremeyen ülke olarak geçti tarihe...

Şimdi anlıyor musunuz Kurtuluş Savaşımızın ne anlama geldiğini

1970’li yıllarda Fransa’da öğrenciyken Çanakkale Savaşı üzerine bir BBC belgeseli seyretmiştim.

Belgesel bizim zaferimizi değil, İngiliz ordusunun çekilme zaferini anlatıyordu.

Orada işittiğim şu cümle hiç çıkmadı aklımdan:

“Çanakkale Savaşı dünya askeri tarihinin en başarılı geri çekilme harekâtıdır...”

O gün hiç anlamamıştım...

Bugün Amerika’nın Afganistan hezimetini görünce çok iyi anlıyorum...

Çekilmenin de bir stratejisi, başarısı olabilirmiş...

Nitekim o günün İngiltere Donanma Bakanı Churchill, daha sonra ülkesini İkinci Dünya Savaşı zaferine götüren Başbakanı oldu.

Çekilmeyi başaran siyasetçi, zafere de imza attı...

Ama bugün asıl anladığım tarihi gerçek, bizim gerçeğimiz oldu...

Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçeği...

Şimdi anlıyor musunuz Kurtuluş Savaşımızın ne anlama geldiğini

Afganistan bir zamanlar komünist süper güç olan Rusya’ya hezimeti tattırmıştı.

Şimdi de kapitalist süper güce tattırdı...

Hiç şüphesiz Afgan halkının bir bölümü için şerefli bir kurtuluş savaşıdır.

Ama biz Müslümanlar için de öyle mi?

Okullarının önlerinde öldürülen kız çocuklarının hayaleti göz önünde durdukça, bir Müslüman olarak bu soruya “evet” cevabı veremeyeceğim.

*

Yine de bir tesellim var...

Biz de Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocuklarıyız...

Ama bizim Kurtuluş Savaşı zaferimiz bütün ezilmiş milletler ve özellikle de Müslüman alemi için gerçek bir zafer olmuştu, çünkü...

O zaferin en şerefli sonucu, bugün üniversitelerimizde okuyan ve sayıları erkekleri geçen kız öğrencilerimizdir...

İşyerlerinde sayıları ve oranları her gün artan kadınlarımızdır...

Ay yıldızlı formalarıyla olimpiyat kürsülerinde İstiklal Marşımızı okutan, hayat tarzlarını kimseden çekinmeden, korkmadan, yürekleriyle savunan kadın sporcularımızdır.

*

Hiç unutmayalım... Kabil’deki bu hezimete baktıkça hatırlayalım.

Yoksul halk çocuklarını Cumhurbaşkanlığı koltuklarına taşıyan bu Cumhuriyet, “Yurtta sulh, cihanda sulh” şiarı ile, 100 yıllık tarihinde biz çocuklarına bir santim bile geri çekilme utancı yaşatmadı...

*

İşte o nedenle, Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu bu büyük Cumhuriyet’in vatandaşı olduğum için gurur duyuyorum.

Ve bu 29 Ekim günü bu coşkumu çok ama çok daha gururla kutlayacağıma şimdiden söz veriyorum.

ÇAKMA FEHMİ ABİCİLERE

CIA VE HER TAŞIN ALTINDA AMERİKA ARAYAN KOMPLOCUNUN KARA GÜNÜ

NE diyordu Fehmi Abi’nin çakma mukallitleri...

“CIA her şeyi bilir” diyordu.

ABD izin vermezse dünyada kimse bir şey yapamaz diyordu.

Her taşın altında, her karanlığın ininde, her kuyunun dibinde CIA vardır diyordu.

Amerika izin vermezse kimse iktidara gelemez diyordu.

Ortadoğu’da, Türkiye’de koltuğa oturan her yeni siyasetçi için “Onu oraya Amerika ve CIA oturttu” diyordu.

Eee ne oldu şimdi arkadaş?

Nerede o her şeyi bilen, her şeye muktedir, her delikte parmağı olan CIA ve Amerika...

Ne diyeceksiniz bu defa?

Bence şöyle deyin:

Taliban’ı da CIA oraya oturttu...

ONA EN GÜZEL VE EN UZUN JÜBİLEYİ LADY GAGA YAPTI

TONY Bennett son bir şarkı ile sahnelere veda etti.

95 yaşına kadar sahnedeydi.

Ve Alzheimer teşhisi kondu.

Şimdi anlıyor musunuz Kurtuluş Savaşımızın ne anlama geldiğini

Son olarak 3 Ağustos günü Lady Gaga ile büyük bir caz klasiği olan “I Got a Kick Out Of You” şarkısını çıkardı...

Tony Bennett benim ve benden önceki kuşağın efsanelerinden biridir.

Yıllarca dinledik onu...

70’li yaşlarının ortasında evinde bir emekli hayatı yaşarken, MTV televizyonunun gençleri ile müthiş bir “Unplugged” dönüş yaptı.

Sonra bu dönüşü Lady Gaga ile canlı müziğe ve sahnelere taşıdı..

*

Onları birlikte iki defa sahnede dinleme şansına sahip oldum. Biri İsviçre’de Montreux Caz Festivali’nde, öteki Las Vegas’ta...

Lady Gaga onu tekrar sahneye çıkardı. O da Lady Gaga’nın içindeki olağanüstü caz şarkıcısını...

*

Kişisel görüşümdür.

Lady Gaga, Amy Winehouse’la birlikte son 30 yılın en özgün ve en iyi caz şarkıcısıdır.

Ama ondan bana kalan en güzel duygu, sahnede Tony Bennett’e gösterdiği olağanüstü saygı ve sevgiydi...

Bir usta ve çırak, sahnedeki Lonca adabını ancak bu kadar güzel anlatabilirdi....

*

Güle güle Tony Bennett...

Yine hoş geldin muhteşem kadın...

MEĞER GÜLMEK MESUT ÖZİL’E NE YAKIŞIYORMUŞ

YILLARCA Mesut Özil’i hayranlıkla seyretmiş bir futbolseverim. Tek eleştirim hiç gülmemesi, sevincini paylaşamamasıydı.

Şimdi anlıyor musunuz Kurtuluş Savaşımızın ne anlama geldiğini

Şu tuhaflığa bakın...

Dünyanın en az gülen insanı, ilk defa dünyanın en az gülen insanlarının ülkesi olan Türkiye’de güldü önceki akşam Adana Demirspor maçında...

Mesut için küçük ama Türkiye için büyük bir adım...

*

Sevgili kardeşim, gül...

Bol bol gül...

Hep böyle gül...

İhtiyacımız var...

Gülmek sana çok yakışıyor.

Emin ol bu gülümseme hem sana, hem Fenerbahçe’ye, hem Türkiye’ye iyi gelecek.

FENERBAHÇE A.Ş. ARTIK BİR SİLİKON STARTUP ŞİRKETİ

DÜN Hürriyet’in spor sayfasında yazdım. Fenerbahçe bu sezon ilk zaferini çıkardığı “Token”la yaşadı.

Kulüp Token’ı çıkardı, taraftar onu yarım milyar liralık gelire çevirdi.

Fenerbahçe taraftarı artık bir “Çubuklu Token”...

Fenerbahçe takımı artık “Dijital kramponlu” bir takım.

Fenerbahçe A.Ş. artık “Silikon Vadisi Startup’ı”
bir teknoloji şirketi...

TOKEN NEDİR?

HALKA belli ve sabit sayıda arz olunan dijital bir birim. Alınıp satılan, değer kazanıp kaybeden dijital bir enstrüman. Nitekim Fenerbahçe Token’ı çıktıktan 24 saat sonra önemli değer kazandı. Bunun Bitcoin’den farkı, bir blok zincirine dahil olmaması.

MEĞER TOKEN SADECE BENİM BİLDİĞİM TOKEN DEĞİLMİŞ

FENERBAHÇE’den sonra “NR1 FM” de “Bitci” aracılığıyla “Token” çıkarmaya karar verdi.

Bu haberi okurken “Token”ın hangi alanlarda hizmet vereceğini de öğrendim. Meğer Token sadece benim bildiğim Token değilmiş. Mesela NR1 FM Token’ı alanlara şu avantajları da sağlayacakmış:

Video klipleri başkalarından önce seyretme hakkı.

Sanatçılarla tanışma imkânı.

Konserleri en önde izleme fırsatı.

Sanatçılardan kişiyle özel video alma imkânı.

Festivalleri özel locada izleme fırsatı.

Yurtdışı festivallere katılma hakkı.

Özel NR1 Token konserleri.

Ünlü mekânlarda özel yer ve avantajlar...

Şimdi anlıyor musunuz Kurtuluş Savaşımızın ne anlama geldiğini

GÜNÜN KİTABI
O MÜTHİŞ SİVRİSİNEK KİTABI NİHAYET TÜRKÇE YAYINLANDI

İLGİLİSİNE, meraklısına yaz sonu için çok ilginç bir kitap tavsiye edeceğim.

Adı “Sivrisinek: Ölümcül Bir Yırtıcının İnsanlık Tarihi”...

Yazarı Timothy C. Winegard...

Terapi Kitap tarafından Türkçeye çevrilip bu ay yayınlandı. Belki okurların bazıları hatırlar.

Bu kitabı İngilizcesinden okuyup 20 Ekim 2019 günü bu köşede geniş bir özetini yayınlamıştım.

O yazı çok ilgi çekmişti. Türkçeye çevrilen işte o kitap...

Şimdi anlıyor musunuz Kurtuluş Savaşımızın ne anlama geldiğini

Kitaptan küçük bir hatırlatma yapayım:

Sivrisinek, Büyük İskender, Napolyon, Hannibal ve Hitler’den daha zalim bir canlı...

Hayatımızın her gününde, her anında 11 trilyonluk bir sivrisinek ordusu ile çarpışıyoruz ve bu orduya karşı biz sadece 8 milyar kişiyiz.

Bu gaddar ordunun elinde 15 ayrı öldürücü biyolojik silah var.

Tahminlere göre, varoluşundan bu yana yeryüzünde 108 milyar insan yaşamış.

Bunların 52 milyarının ölümüne sivrisinekler neden olmuş.

Rivayete göre Büyük İskender’i de küçücük bir sivrisinek öldürdü...

*

Çok çok tavsiye ederim. Bana teşekkür edeceksiniz.

Gerçekten her sayfası ilgiyle okunan olağanüstü bir kitap...

KATKIDA BULUNANLAR

Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Nagehan Keleş
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku