GeriErtuğrul ÖZKÖK Shakespeare penaltı kaçırınca Dante ve Caravaggio mu kazandı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Shakespeare penaltı kaçırınca Dante ve Caravaggio mu kazandı

Önceki gece ne seyrettiğimizi düşündünüz mü...

Evet çok güzel bir futbol seyrettik...

Maç öncesi iki takım da diz çökerek ırkçılığa karşı çok güzel bir dayanışma fotoğrafı verdiler...

İnsanlar iki yıldan beri ilk defa yan yana, omuz omuza maç seyrettiler.

Ama sahada sadece bu mu vardı?

Shakespeare penaltı kaçırınca Dante ve Caravaggio mu kazandı

Sahada, dünyanın en demokratik ülkelerinden ikisinin milli takımları vardı...

Biri İngiltere...

Shakespeare’in ülkesi...

Fiziğin babası Newton oradan...

Ekonomiyi kuran adam diye bilinen Adam Smith de...

Dünyayı hâlâ en çok konuşturan “Türlerin Kökeni” kitabının yazarı Darwin de oradan...

Marksizmin babası Karl Marx’ın mezarı orada...

Felsefenin 20’nci yüzyıldaki babalarından Bertrand Russel...

Tabii Beatles da...

Demir Leydi siyasetçisi oradan...

10 Downing Street’deki başbakanlık odasına Fender Stratocaster gitarını koyan Tony Blair de o ülkenin çocuğu...

*

Öteki tarafta İtalya...

Dante’nin ülkesi...

Caravaggio’nun, Michelangelo’nun, Da Vinci’nin doğup büyüdüğü topraklar...

Vivaldi, Rossini, Puccini, Verdi o şahane müzikleri orada yazmış...

D’Annunzio şiirlerini o ülkede yazmış...

Dünya sol hareketinin düşünen insanı Gramsci’si oradan çıkmış.

*

Biri faşizmi yaşamadan demokrasinin nimetlerini bilmiş...

Öteki faşizmi yaşayarak demokrasinin ne olduğunu öğrenmiş...

Evet bu iki ülke oynadı finali...

Peki sonuç?

*

İtalya kazandı...

Pandeminin en büyük sıkıntısını çeken ülkelerden biriydi...

Tekrar yaşama sevincini verdi futbol bu ülkeye...

Öteki futbolun doğduğu yer ve o oyunu yarım asır sonra bir şampiyonlukla tekrar evine getirmeyi çok istedi.

Olmadı...

Ama o İngiltere de çok büyük bir şeyi kazandı...

Dünyanın en iyi takımlarına ve en iyi ligine sahip olup da milli takımını oynatamayan ülke imajını yıktı.

Bir de büyük bir demokrasi olarak, ırkları aşan kozmopolit bir milli takımın güzelliğini hem kendilerine hem dünyaya gösterdiler...

*

Bu iki büyük ülkeyi de alkışlıyorum....

Bize bir kere daha demokrasinin güzelliğini...

Adalet duygusunun kudretini...

İnsan haklarına saygının büyüklüğünü...

Irkçılığa, yolsuzluğa karşı ayağa kalkabilen futbolcuların estetiğini gösterdiler... Alkışlarım iki takıma da...

İNGİLİZLER NEDEN SWEET CAROLİNE SÖYLEDİLER

Bu şampiyonada İngiliz seyircisinin hep birlikte ve içten söylediği şarkı “Sweet Caroline”di...

1969 yılında, benim üniversiteyi bitirdiğim yıl çıkan bir şarkıydı.

Bestecisi ve şarkıcısı Neil Diamond’du...

*

O şarkıyı Kennedy’nin çocuğunun fotoğrafını görüp çok etkilenip bir otel odasında yazmıştı.

Parça spor dünyasına 1997 yılında NBA takımı Boston Red Sox’la girdi. Ama asıl sahaya girişi 2013 yılında Boston maratonunda patlayan bombadan sonra Neil Diamond’un moral ve destek amacıyla Boston’a gelip takımın maçı öncesi bu şarkıyı canlı söylemesi ile oldu.

*

Aslında sözleri maçlara, futbola çok uygun değil...

Ama o kadar sıcak, nakaratı çok kolay öğrenilen ve söylenirken insana o kadar mutluluk veren bir şarkı ki...

*

İngilizler bir de Baddiel, Skinner & Lightning Seeds’in “Thre Lions” şarkısını söylediler.

İTALYA’YA RAKİP SAHADA ALINAN BİR RÖVANŞLA GİREN BİR ŞARKI

İLGİNÇTİR İtalyan milli takım seyircisinin hep birlikte söylediği de bir Amerikan şarkısıydı. White Strips’ın, “Seven Nation Army” şarkısını söylediler.

*

Dünyanın en iyi gitaristlerinden biri sayılan Jack White’ın bestesi olan “Seven Nation Army” şarkısı 2004’te Grammy kazanmıştı.

Bu şarkının spor tarihi de ilginç.

2003 yılında İtalya’da oynanan Avrupa Şampiyon Kulüpler maçında Club Brugge KV’nin oynadığı maçta Belçikalı taraftarlar bunu Milan’a karşı söylediler.

O maçta Brugge takımı Andes Mendoza’nın attığı golle maçı kazandı ve bu parça kulübün resmi şarkısı oldu.

*

Ancak 3 yıl sonra başka bir şey oldu.

Yine Şampiyon Kulüpler turnuvasında İtalyan takımı Roma, kendi sahasında Club Brugge KV’yi yenince bu defa Roma taraftarları bu şarkının riffini (giriş temasını) kullanmaya başladı. Aynı yıl Dünya Kupası’nda bu defa İtalya milli takımının taraftarları bu şarkıyı söylemeye başladılar.

White Strips’ın “Seven Nation Army”si önceki akşam İtalya’nın zaferinin neredeyse milli marşı haline gelmişti...

HA GAYRET KAYMAKAM BEY BİR ADIM SONRASI TAYT OLUR

BENİM için günün adamı Kaş Kaymakamı Şaban Arda Yazıcı...

Yok yok sosyal medyada TT olan dana gözünün beş katı kadar Valentino harflerini taşıyan White Sneaker’ı (beyaz spor ayakkabısı) dolamayacağım dilime...

Ben de beyaz sneaker’cıyım...

Bir beyaz sneaker’cı, bir beyaz sneaker’cıya laf ettirmez...

Ben pantolona takıldım...

Shakespeare penaltı kaçırınca Dante ve Caravaggio mu kazandı

Sadece “Slim” diyeceğim... Yok daha ileri...

“Slim fit” diyeceğim...

Yani onu ben de giyiyorum ama benim giydiğim bu değil yani...

“Skinny” veya “Straight” falan diyeceğim...

Vallahi onlar bile bunun yanında şalvar kalır...

*

Yahu galiba bu resmen jean kumaşından yapılmış bildiğimiz tayt...

Hani Mel Brooks’un, “Men in Tight” (Taytlı Adamlar) filminde dalga geçtiği şey...

*

Ama helal olsun kaymakama...

Şu şahsım “Dandy” erkek ki, giyimde bayağı cüretliyim...

Vallahi buna ben bile cüret edemezdim.

Shakespeare penaltı kaçırınca Dante ve Caravaggio mu kazandı

CANNES NOTLARI

CANNES’IN İKİ GÖZDESİ HADİD VE CHASTAİN

PANDEMİ sonrası ilk Cannes Festivali ilginç geçiyor.

Bu yıl en dikkatimi çeken iki kadın Amerikalı aktrist Jessica Chastain ile Bella Hadid’di...

Hem elbisesi hem de boynuna taktığı bu takı çok konuşuldu...

Yine de göğüste o kadar büyük bir takı çok güzel mi, rahat taşınıyor mu karar veremedim.

Benim en beğendiğim Jessica Chastain’in bu büst fotoğrafı oldu.

Tam bir yaz karesi... Gözlükler ve dudak boyası postmodern...

Dudak boyası desen öyle...

Saç stili, tenin canlılığı...

Cannes’ın 1 numarası...

CANNES NOTLARI
BASİT BİR LEZBİYEN Mİ YOKSA TARİKAT ŞEYHİ Mİ

FESTİVALDE gösterilen iki filmi çok merak ediyorum.

Biri Wes Anderson’ın “French Dispatch” filmi... Galiba biraz “Hotel Grand Budapest” tarzı bir film...

Öteki de “Temel İçgüdü” filminin yönetmeni Paul Verhoeven’in yeni filmi “Benedetta”...

Shakespeare penaltı kaçırınca Dante ve Caravaggio mu kazandı

Verhoeven’in filmi çok tartışılacak bir konuyu işliyor. 17’nci yüzyılda İtalya’da bir rahibe manastırında geçen gerçek bir olayı anlatıyor.

Cannes’da herkes filmin konusunun “Lezbiyen rahibeler” olduğunu söylüyor ama olayın aslı tam da o değil.

*

Film 1986 yılında çıkmış bir araştırma kitabından alınmış.

Benim de zamanında okuduğum bir kitap.

Kitabın yazarı Judith C. Brown adlı bir araştırmacı.

Kitabın adı: “Immodest Acts: Life of a Lesbian Nun in Renaissance Italy...”

Oxford University Press’den çıkmış bir tarih kitabı yani.

*

Kitabın adında da “Lezbiyen rahibe” kavramı yer alıyor. Ama benim kitaptan çıkardığım sonuç, lezbiyenliği aşan bir özelliğe sahip.

Kadın, manastırda çok etkili ve karizmatik bir tarikat şeyhi haline geliyor.

Hazreti İsa ile evlendiğini iddia edip nikâh töreni yapıyor.

Tabii ki Papalık da ayağa kalkıyor ve hapse atılıyor.

*

Verhoeven bu ayrıntılara dikkat ediyor mu, yoksa basit bir lezbiyen hikâyesi mi anlatıyor...

Seyredince göreceğiz.

X

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku

Emel bebekler kimden kaçıp kimlere sığınıyor

Siz de izlemişsinizdir... Suriye sınırını geçen bir kız çocuğu, 27 Temmuz günü Gaziantep’ten uzun bir yürüyüşe başladı.

Adı “Küçük Emel”...

Ama 3 metre 66 santim boyunda dev bir kız çocuğu...

Suriyeli..

*

Arapça adı “Amal”... “Umut” anlamına geliyor...

Türkiye’yi baştan sona geçti ve şu sıralar Yunanistan’a girdi ve orada da yürümeye devam ediyor.

8 bin kilometre yol yürüyecek.

Amacı İngiltere’de Manchester’a gitmek...

Yazının Devamını Oku

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Doğrusu “Homo Deus” bana yetti...

Yuval Noah Harari’nin yeni kitabı “21’inci Yüzyıl İçin 21 Ders” kitabını okumadım...

Geçen gün tesadüfen, vallahi tamamen tesadüfen ‘Storytel’deki sesli halinden bir bölümü dinledim.



Konu “Sevgilisinden ayrılanların yası”ydı...

*

Yazının Devamını Oku

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

Doğu Perinçek’in “Amerika Taliban’ı eşek gibi tanıyacak” dediği gün Amerika’da çok ilginç bir şey oldu.

Harvard Üniversitesi’nde bütün din toplumlarının başına tarihinde ilk defa bir ateist getirildi.

Olayın ne olduğunu anlatmadan önce size Harvard Üniversitesi hakkında kısa bir bilgi vereyim.

*

Hikâye 1630 yılında başlıyor.



Yazının Devamını Oku