GeriErtuğrul ÖZKÖK Seçilmiş başkan Trump’ın binasında neler gördüm
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Seçilmiş başkan Trump’ın binasında neler gördüm

İKİ gazeteci New York’ta buluşup yemek yemeye kalkarsa, bugünlerde gidilecek en ilginç yer ne olabilir:

***

Bild gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Kai Diekmann’la işte onu yaptık.

ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump’ın halen çalıştığı Trump Tower’ın alt katındaki restoranda buluşmaya karar verdik.

***

Şimdi size Beşinci Cadde’deki bloktan içeri nasıl girdiğimizi ve binanın içindeki durumun ne olduğunu anlatacağım.

DAHA SOKAĞIN BAŞINDA KADIN POLİS NE SORDU

CADDENİN Trump Tower’ın bulunduğu blokun iki sokak arasındaki kaldırımı polis tarafından kapatılmış.

İki ucunda polis kontrolü var...

Ben Central Park tarafından blokun bulunduğu kaldırıma girerken kadın polis önümdeki bir kadını durdurup soruyor:

“Nereye gidiyorsunuz...”

Kadın, “Geçip gideceğim” deyince onu karşı kaldırıma yönlendiriyor. Aynı soruyu bana da soruyor ve “Gril Bar’da rezervasyonum var” deyince geçmeme izin veriyor.

İÇERİDE KAÇ ‘SECRET SERVİCE’ ELEMANI VAR

BİNANIN kapısında ellerinde makineli tüfek bulunan 6 polis nöbet bekliyor.

Daha kapının dışında, kulağında haberleşme cihazı bulunan ‘Secret Service’ elemanlarını fark ediyorsunuz.

İçeriye girer girmez bir X-Ray cihazından geçiyorsunuz.

Elinizde çanta varsa mutlaka aranıyorsunuz. Paltonuzu veya ceketinizi çıkarmanızı istemiyorlar.

Ayrıca cep telefonlarını da X-Ray cihazından geçirmiyorsunuz. Sol tarafta, üzerinde TT (Trump Tower) harfleri bulunan bir kürsü var.  Onun tam karşısına bir kordon çekilmiş ve onun arkasında bir gazeteci ve kameraman ordusu bekliyor.

Daha kapıdan girerken kulağında haberleşme cihazı bulunan en az 6 sivil güvenlik elemanını fark ediyorum.

Seçilmiş başkan Trump’ın binasında neler gördümKAPIDA ZAMANIN RUHU SELFiE’Sİ

KAI’la gazeteci kalabalığının önünde bir hatıra fotoğrafı çektiriyoruz. Tabii çıkışta bu çağın vazgeçilmez gerekliliğini yerine getiriyoruz.

“Günün selfie’si...”

Ama yaratıcılığımı orada da kullanıyorum ve selfie yapan bir genç kadının yanına yaklaşıp, onun selfie’sine ortak oluyorum.

TRUMP BUTİKTE HANGİ İLGİNÇ ÜRÜNLER SATILIYOR

sırada tam karşıdaki “Trump” markalı eşyalar satılan butik dikkati çekiyor.

ABD’nin seçilmiş başkanının pazarladığı ürünler nedir diye merak edip yakından inceliyorum.

İlk dikkatimi çeken, seçim kampanyasında slogan olarak kullandığı “Make America great again” (Amerika’yı yeniden büyük yap) yazısının bulunduğu beyzbol şapkaları ve tişörtler oluyor.

TRUMP’IN LAKABINI NASIL ÇEVİRİRSİNİZ BELALI MI, AZILI MI

BUTİKTE Trump’ın iki kitabı satılıyor.

Birinin adı “Think Like A Champion” (Bir Şampiyon Gibi Düşün).

Onun yanındaki kitabın adı ise kafamı karıştırıyor:

“Time To Get Tough...”

Gel şimdi bunu nasıl çevireceğine karar ver.

“Tough” kelimesinin sözlük karşılıkları şöyle:

“Cesur”, “sert”, “aksi”, “kararlı”, “belalı”, “azılı”...

Ben şöyle çevirdim: “Sertleşme Zamanı...”

“Zamanın ruhuna” en uygun olanı bu gibi geldi bana...

Ama seçim kampanyası sırasında Trump’la ilgili tartışmaları hatırladığımda bu çeviri biraz tuhaf kaçacak.

O nedenle istediğiniz gibi çevirebilirsiniz.

VÜCUT LOSYONU VE YAĞI NARSİST BİR KİŞİLİK Mİ

BUTİKTE, kitapların hemen sağındaki rafta ise “Trump” marka cilt bakımı ürünleri var...

“Vücut losyonu”, “banyo tuzu”, “vücut yağı”...

Bu ürünlere bakınca binanın üst katlarında narsist bir bünyenin yaşayıp yaşamadığını sorguluyorsunuz...

Seçilmiş başkan Trump’ın binasında neler gördümBİZ ORADAYKEN ORTALIĞI KARIŞTIRAN İSTİHBARAT

TAM kapıdan girerken, Kai’ın tanıdığı bir gazeteci yanımıza gelip “Biraz önce bu asansöre kim bindi biliyor musun?” diye soruyor.

Cevabımızı beklemeden devam ediyor:

“Marine Le Pen biraz önce yanında 3 kişi ile yukarı çıktı.”

***

ABD’nin seçilmiş başkanı Trump’ın, Fransız “Milli Cephe” Partisi’nin genel başkanı Marine Le Pen ile görüşmesi tabii ki çok ilginç bir haberdi.

***

Ancak biraz sonra Trump’ın sözcüsünden haber geliyor.

“Seçilmiş başkanın herhangi bir görüşmesi yok...”

Biraz sonra, Marine Le Pen’in basın sözcüsünden de haber geliyor:

“Madam Le Pen tamamen özel bir gezi için New York’ta...”

***

Ancak Reuters muhabiri yanındaki 3 kişinin kimliğini ortaya çıkarınca, gazeteciler arasında bir dalgalanma başlıyor.

Çünkü yanındakilerden biri Milli Cephe Partisi’nin başkan yardımcısı Louis Aliot, öteki de Partinin uluslararası ilişkiler konusundaki danışmanı Ludovic De Danne’dı...

***

Ama asıl önemlisi yanlarındaki üçüncü kişiydi. George Lombardi isimli bu kişi Trump Tower’da oturuyordu ve Donald Trump’ın çok yakın bir arkadaşıydı.

***

Hemen orada öğrendiğimiz bu bilgiler, kiminin “Yeni Dünya Düzeni”, kiminin “Yeni Normal” dediği yeni çağdaş realiteyi çok güzel anlatıyordu.

***

Geriye şu soru kalıyordu.

Bu “Yeni Normal”in Avrupa’daki en önemli temsilcisi Marine Le Pen o binada ne arıyordu?

Trump’ın basın danışmanının yukarıdan yolladığı cevabı şuydu:

“Burası herkese açık bir mekân...”

***

Kai’la birlikte, bu herkese açık mekânın alt katındaki Gril Bar’a geçiyoruz.

SERVİS YAPAN ELEMANIN TERCİHİ

AŞAĞIDAKİ Gril Bar tıklım tıklım dolu...

Öğle saati bir “Brooklyn Lager” bira söylüyorum.

Gülerek “Benim de tercihim bu” diyor...

Ancak Kai, bir burger isteyince ona da “Benim de tercihim bu” diyor...

Orada anlıyorum ki restoranlarda sempatik pazarlamanın yeni trendlerinden biri de bu...

“Servis yapan elemanın tercihi...”

RUS İSTİHBARATI OTEL ODASINDA GİZLİCE KAMERAYA ALDI MI

BİZ binadan ayrılırken, bütün Amerika hâlâ bir gün önce bu binada tartışılan bir sorunun cevabını arıyordu:

“Rus gizli servisi Moskova’da Trump’ın bir ilişkisini gizlice kameraya aldı mı...”

Bu iddiayı iki gün önce Amerika’nın yükselen genç internet sitesi Buzzfeed ve CNN televizyonu ortaya attı.

New York Times ve Washington Post gibi ciddi gazetelerin cinsel ayrıntılarını yayınlamayı reddettiği bu iddia şuydu:

Güya Donald Trump geçmişte “Dünya güzellik yarışması” için gittiği Moskova’da otel odasında gizlice kameraya alınmıştı.

Trump basın toplantısında şu sözlerle karşı atağa kalktı.

“Sadece Moskova değil nereye gidersem gideyim arkadaşlarımı uyarıyorum. Dikkatli olun otel odalarında gizli kameralar olabilir ve bir süre sonra kendinizi televizyon ekranlarında seyredebilirsiniz.”

“Bu endişeleri taşıyan bir insan kendisi otel odasında böyle bir şey yapar mı” demek istiyordu.

Bir kadınla pervers bir ilişkide bulunduğu iddiasına da şu ilginç cümleyle karşılık verdi:

“Ayrıca benim germafobim var...”

Yani, el sıkışınca bile mikrop kapma korkusu...

Kısaca ben binanın içinde araştırmacı gazetecilik yaparken, Amerikan halkı otel odası meselesini konuşuyordu.

Amerika’daki başkanlık sistemi bizimkinden epey farklı...

X

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku