GeriErtuğrul ÖZKÖK Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

Dün sabah arka arkaya önüme üç haber geldi... Üçünü alt alta yazınca, dördüncü unsur olarak yazının başlığındaki soru aklıma geldi.

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

Gelen haberler şunlardı:

*

SABAH HABER 1: Biden yönetiminin CIA’in başına getireceğini açıkladığı William Burns yaptığı açıklamada Çin’i “otoriter düşman” olarak niteledi.

Bu kavramı ilk defa işitiyorum... Demek ki artık dünyanın gündeminde “otoriter düşman” diye yeni bir kavram olacak.

*

SABAH HABER 2: İspanya geçmişin acımasız diktatörü Franco’nun son heykelini de indirmiş.

Franco 1939 ile 1975 yılları arasında İspanya’nın başındaki diktatör.

200 bin insanın ölümüne yol açmıştı. Demek ki Avrupa geçmiş son diktatörü ile de son hesaplaşmasını yaptı ve Macaristan ve Polonya’da yeni diktatör heykellerinin dikilmesine izin vermeyecek.

*

SABAH HABER 3: Cumhurbaşkanı Erdoğan, İnsan Hakları ve Adalet reformunu 2 Mart günü Beştepe’de törenle açıklayacak.

*

ABD ve Avrupa’dan gelen son haberler, “demokrasi coğrafyasında” kalan ülkelerin önümüzdeki 5 yılda, son 15 yılda hızla yayılan popülizm ve otoriterlik trendi ile mücadeleye hazırlandığını gösteriyor.

*

O zaman da şu soruya geliyoruz...

Ekonomik reform mu daha önemli...

Yoksa adalet ve demokrasi reformu mu...

*

Benim cevabım şu:

Kesinlikle ikisi birlikte gitmeli...

İkisi de aynı gerçekçilik ve radikallikle gitmeli...

*

İşte tam bu noktada önceki gece seyrettiğim “Amend” isimli belgeseldeki bir cümle gözümde büyüdü büyüdü....

Şimdi size onu anlatacağım.

BU DİZİDEKİ BU CÜMLE ADALET REFORMUNDA KONUŞULMALI

AMEND: Amerikan Anayasası’nın 14’üncü maddesinin 1868’de yapılan değişikliği ile gelen yeni halini konu alan bir belgesel.

Will Smith sunuyor.

Anayasanın bu maddesi, hiçbir Amerikan vatandaşının haklarının keyfi olarak sınırlanamayacağını güvence altına alıyor.

Belgesel, ırk ayrımcılığı, LGBT, göçmenlik ve başka konulardaki hakların kabul edilişini anlatıyor. Dizide Amerikan Anayasa Mahkemesi’nin bir kararındaki şu gerekçe çok dikkatimi çekti:

“Sorumluluğumuz kendi ahlak kurallarımızı dayatmak değil, bireylerin özgürlüğünü güvence altına almaktır.”

Bence adalet reformu yaparken düşünülmesi gereken bir cümle...

BİR BAŞKAN NİYE KENDİNE KENDİ ARZUSUYLA ‘DÖNEK’ LAKABI TAKTI

ÖNCEKİ gün ABD Başkanı Obama’nın rock şarkıcısı Bruce Springsteen’le birlikte yaptığı podcast sohbete niye “Dönekler” adını taktığını merak ettiğimi yazmıştım.

Dün yazdım.

Meğer “Renegade”, yani “Dönek”, Amerikan Gizli Servisi’nin onun için kullandığı gizli kodmuş...

*

Gizli Servis her başkana, eşine ve çocuklarına böyle bir kod verirmiş. İşin en ilginç yanı da şu:

Bu kod isimleri Gizli Servis kendiliğinden vermiyormuş.

Başkanlar ve ailesi bu kodları kendi seçiyormuş.

Yani Barack Obama, “Dönek” veya “Hain” anlamına gelen “Renegade” kelimesini kendi seçmiş.

*

Eşi Michelle Obama’nın kod adı da ilginç:

“Rönesans...”

Kızı Sasha Obama’nın kod adı da ilginç:

“Rosebud...”

Yani “Citizen Kane” filminde, acımasız medya patronunun ağzındaki esrarı çözülemeyen kelime...

*

Vanity Fair 2008 yılında neden bu ismi seçtiğini araştırmış.Buldukları neden şu.

Obama yıllardır Kiefer Sutherland’ın hayranıymış. Onun bütün filmlerini seyretmiş.

Ama en sevdiği filmi 1989’da yaptığı “Renegades”mış.

Sutherland o filmde, hain olarak gösterilen ama aslında ülkesine hizmet eden bir gizli polis ajanını oynuyormuş.

KESİN İNANÇLARIN İKİ FAVORİ ETİKETİ

İLGİNÇ bir aile...

“Dönek” ve “hain” kelimeleri, katı inançlar ve ideolojilerin çok sevdiği iki kavramdır...

Yani “Davadan dönen” kişilere verilen kötü lakap...

Ama liberal düşüncede böyle bir kavram yoktur.

Öğretim üyeliği yıllarımdan beri bana “Dönek” diyen bir sürü insan çıktı. Hiç gocunmadım....

Tam aksine “Evet ben bir dönekim, çünkü değişimden yanayım” dedim.

Şimdi bir Amerikan başkanının kendine gönüllü olarak bu lakabı seçtiğini görünce“Haklıymışım” diyorum.

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

KOD ADLARI
HANGİ BAŞKAN ‘MAYMUNCUK’ HANGİ BAŞKAN MÜHİM ADAM

John Kennedy: “Lancer” (Mızraklı süvari)

Eşi Jacqueline: “Lace” (Dantel)

*

Lyndon Johnson: “Volenteer” (Gönüllü)

Eşi Lady Bird: “Victoria”

*

Richard Nixon: “Searchlight” (Projektör)

Eşi Pat Nixon: “Starlight” (Yıldız ışığı)

*

Gerald Ford: “Pass key” (Maymuncuk)

Eşi Betty: “Pinafore” (Önlük)

*

Jimmy Carter: “Deacon” (Yardımcı papaz)

Eşi Rosalyn: “Lotus Petal” (Lotus yaprağı)

*

Ronald Reagan: “Rawhide” (Kamçı)

Eşi Nancy: “Rainbow”( Gökkuşağı)

*

George H.W. Bush: “Timberwolf” (Bozkurt)

Eşi Barbara: “Snowbank” (Kar tepeciği)

*

Bill Clinton: “Eagle” (Kartal-Çocukluğunda izciymiş ve bu ismi izcilikte en yüksek mertebe olan Kartal oymağından almış)

Eşi Hillary: “Evergreen” (Yaprak dökmeyen-Aynı zamanda Florida’da büyük bir bataklığın adı)

*

George W. Bush: “Trailblazer” (Öncü)

Eşi Laura: “Tempo” (Tempo, vuruş)

*

Donald Trump: “Mogul” (Önemli adam, yük lokomotifi)

Eşi Melanie: “Muse” (İlham Perisi)

*

Joe Biden: “Celtic” (Kelt)

Eşi Jill: “Capri” (Capri adası)

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle


GECENİN BELGESELİ
BİR SAHTE ROTHKO’NUN ALTINDA KAÇ İMZA VAR

EPEYDİR belgeselci oldum...

Daha doğrusu streaming platformların olağanüstü belgeselleri beni böyle tutkun hale getirdi.

Önceki akşamdan size bir örnek:

MADE YOU LOOK: Modern sanatın iki çok önemli ismi Mark Rothko ve Jackson Pollock’ın sahte tabloları üzerine çok güzel bir belgesel.

New York sanat çevresinde bir sahteciliğin nasıl kolektif bir ticarete dönüştüğünü anlatıyor.

Yani sahteyi üreten kişiden başlayıp müze danışmanlarına, sanat dedektiflerine ve oradan galeride satışa giden bir saadet zinciri...

Bu arada olayın bir ucu Çin’in Şanghay şehrindeki bir sahte tablo fabrikasına kadar gidiyor. Rothko’nun imzasının nasıl taklit edildiğini, sonra ‘gerçektir’ sertifikalarına kimlerin imzalarını attığını görüyorsunuz.

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

BİR 65 PLUS’IN ÖZAL’I HATIRLADIĞI O GÜN

DÜN Oya Baydar’ın “80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri”(*) adlı son kitabını okudum. Bildiğim kadarı ile pandemi dönemini anlatan ilk günce bu...

Kitap, virüs yaygınlaştıktan sonra Marmara Adası’na sığınmaları ile başlıyor. Meğer ne kadar benzer durumlar ve psikolojilerden geçmişiz anladım.

*

Ama en aklımda kalan cümle girişte, 65 yaş üstü kişilere sokağa çıkma yasağının uygulandığı bir gün adaya gidişlerini anlattığı şu bölümdü:

“Özal’ın Anayasa’yı bir defa delmekten bir şey olmaz ilkelliğini, biz de sokağa çıkma yasağını bir kez delmekten bir şey olmaz diyerek sürdürüyorduk...”

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

Şimdi geriye bakıyorum da... “Anayasayı bir kere delmek” ne kadar masum bir cümleymiş...

Sadece bir kerecik yani...

*

AKP milletvekili Özlem Zengin’in 80 yaşındaki solcu bir kadının bu kitabını okumasını çok isterdim.

Hep başörtülü kadınların mağduriyetini anlatıyor ya...

Bir de başı açık bir kadının yaşadığı işkenceleri okursa belki empati duygusu da genişler.
............................................
(*) Oya Baydar: “80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri”, Can Yayınları, Şubat 2021.

X

Emin kardeşim ben piyanistim niye hep bana ateş ediyorsun

Sözcü gazetesi, Turgut Özal’ın 28’inci ölüm yıldönümü günü herkese örnek olması gereken harika bir şey yaptı.

Özal’ı müthiş övücü bir manşet ve sayfayla andı.

Ben de Sözcü yazıişlerini ve bu sayfayı hazırlayan arkadaşımız Emin Özgönül’ü alkışlayan bir yazı yazdım.

*

Ama o ne...

Bütün hayatı boyunca maddi manevi geçimini Özal ve herkese hakaretle sağlayan Emin Çölaşan, gazetesine bir şey diyemeyince hıncını yine benden çıkardı...

Üstelik yine bir sürü yalan dolanla...

Neymiş ben ona Turgut Özal’la ilgili kitabını okudum çok beğendim demişim.

Yazının Devamını Oku

57 milyon riskli vatandaşı acilen koruma altına almanın formülü

Dün itibarıyla dünya “COVID atlası” şöyleydi.

İsrail aşılamasını tamamlamış, bütün yasakları kaldırmış ve halkı da plajlara hücum etmişti.

Yeni Zelanda ve Avustralya arasında serbest seyahat başlamıştı.

Dünyada COVID olayını en ağır geçiren ülkelerden Amerika’da Biden politikası sonuçlarını vermeye başlamıştı.

16 yaş üzeri isteyen her Amerikan vatandaşına aşı uygulanabiliyordu.

330 milyonluk ABD’de yeni vaka sayısı 67 bindi.

Haziran ayı ortası itibarıyla nüfusunun yüzde 70’ini aşılamış olacağını açıklamıştı.

80 milyon nüfuslu Türkiye’de ise yeni vaka sayısı 55 bindi...

Yazının Devamını Oku

Korkuyorsunuz çünkü statlarda idare ediyorduk ama ekranda edemiyoruz

Alman liglerinin tatsızlığı, İtalya’nın statları yenilememesi, koca Rusya’nın doğru dürüst bir takım çıkaramaması, herkesi Premier Lig ve La Liga hastası yaptı. Bakıyorum, tüm Avrupa ülkelerinin federasyonları ayakta. Paniğin sebebi belli... Siz daha VAR’ı bile yönetemiyorsunuz. Kalite yerlerde. Şimdi korkuyorsunuz.

Bu bir deprem... Futbolun 8.1 şiddetindeki depremi. Hiç kuşkunuz olmasın, arkasından tsunami de gelecek... Gelecek ve bu bütün derme çatma ‘Milli ve yerli futbol düzeni’ bu tsunaminin altında kalacak.

TÜRKiYE LiGi’NiN VASATLIĞI ALMAN LiGi’NiN RUHSUZLUĞU

· 12 Avrupa takımının pazar günü “Biz artık Avrupa’da bir ‘Ultra Süper Lig’ kuruyoruz” açıklaması tam bir depremdir. Ve yıllardır “Geliyorum” diyen bir deprem bu...

· Alman liglerinin tatsızlığı, tuzsuzluğu, ruhsuzluğu.

· İtalya’nın futbol oynadığı sahaları bile yenilemede nal toplaması.

· Fransa’nın Arap sermayesi sayesinde çok
geç Avrupa futboluna dönmesi.

· Oligarklarını bile İngiltere’ye kaptıran koskoca Rusya’nın doğru dürüst bir futbol takımı çıkaramaması, sonunda bütün Avrupa seyircisini Premier Lig ve La Liga hastası yaptı. Onlar da bu vasatlıkta debelenirken sonunda bu kararı aldılar.

Yazının Devamını Oku

Lüzumsuz bir köşe yazarının çok lüzumlu üç-beş saniyesi

T24 haber sitesi yazarı Ali Akay hatırlattı.

Dün, yani 19 Nisan, Fransız yazar ve düşünürü Jean-Paul Sartre’ın cenazesinin kaldırıldığı günün yıldönümüydü.

Sartre 15 Nisan günü ölmüştü...

Öyleyse niye onu 19 Nisan günü hatırlıyoruz...

*

Cevabı çok basit...

Çünkü onu Montparnasse Mezarlığı’na uğurlayan öylesine büyük bir kalabalık vardı ki...

Fransa, onu, siyasette en büyük muhalifi olan cumhurbaşkanı De Gaulle’ün söylediği şu sözle hatırladı:

“Sartre Fransa’dır...”

Yazının Devamını Oku

Bir Upper Cihangir magazini... Diziyi çekerken 6 kere öpüştük o COVID oldu ama ben olmadım

Tabii Upper Cihangir’deki en büyük haber kaynağımdan öğrendim haberi.

1- Kanal D’nin başarılı bir başlangıç yapan dizisi “Camdaki Kız” meğer tam anlamıyla bir Upper (Yukarı) Cihangir dizisiymiş.

*

Nereden mi çıkardım?

Bir kere dizinin bazı sahneleri Cihangir Caddesi’ndeki köşkte çekilmiş.



Yazının Devamını Oku

Sizce bu 'Reformist Tonton' sayfası hangi gazetede çıktı

Tam 28 yıl olmuş...

Bugün Turgut Özal’ın ölümünün 28’inci yıldönümü...

Sabah büyük bir sürprizle uyandım.

Bir gazete harika bir Özal’ı anma sayfası hazırlamış.

*

Tepedeki manşeti şöyle:

“Reformist Tonton...”

Üst spotları şöyle:

- “Hayata veda etmesinin üzerinden 28 yıl geçti ancak yaptıkları hafızalardan hiç silinmedi.”

Yazının Devamını Oku

Yuhh yahu yuh artık ne diyeyim ben bu kafaya

Önceki gün benim açımdan iki sevindirici gelişme vardı...

Sabah Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın “Hiç Oldum” şarkısı için yaptığı klibin haberi ile uyandım.

İkincisi ise aynı sabahın akşamı Ahmet Altan’ın serbest bırakılmasıydı.

*

Hayatım boyunca devlette görev yapan insanların müzikle, sanatla, sporla ilgilenmelerini çok sevdim...

Çünkü tanıdığım siyasetçilerin çok büyük bölümünün siyaset dışında hiçbir uğraşısı yoktu...

Şuna inanıyorum...

Bir insan sanatla, müzikle, sinemayla ilgilendiği zaman bu onun vicdanına, adalet duygusuna ve üslubuna da yansıyor...

Nitekim

Yazının Devamını Oku

Bodrum'dan doğan bir özel Türk 'Lirası'

Önceki gün Türkiye’de çok ilginç bir şey oldu...

Ekonomi tarihimizde ilk defa bir şahsın Bitcoin hesabına haciz kondu...

Bunun anlamı şu...

Artık hepimizin hayatında “Bitcoin” denilen bir para var...

Aslında bu para cebimizde...

Tek farkı ceket cebinde değil cep telefonumuzda olması...

Üç yıla yakın bir süredir bir insan arıyorum...

Bana çok basit biçimde “Bitcoin nedir” anlatsın...

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin çaresiz ev kadını hangi okula rüşvet verirdi

Aslında yazının gerçek başlığı şu:

“Türkiye’nin Ivy League okulları hangisidir...”

O nedenle, araya “Çaresiz ev kadını” ifadesinin girmesinin hikâyesiyle başlayayım.

*

Geçen ay bir streaming platformunda, ABD’de 2019 yılında yaşanan “üniversiteye giriş” skandalıyla ilgili belgeseli seyrediyordum.

ABD’nin önde gelen bazı varlıklı ve şöhretli aileleri çocuklarını en iyi üniversitelere sokmak için rüşvet tezgâhını kurmuş biri aracılığıyla bal gibi rüşvet anlamına gelecek paralar harcıyorlar.

*

Onlardan biri de “Çaresiz Ev Kadınları” dizisinde Lynette Scavo rolünü oynayan oyuncu Felicity Huffman...

Emmy, Altın Küre, SAG ödülleri var

Yazının Devamını Oku

Kim bu 'esrarengiz' Boğaziçili 'sıçan' M.B.

Hürriyet yazarı İhsan Yılmaz, Oğuz Atay’ın kayıp günlüğü olayını gündeme getirip, ben de perde arkasını yazınca, “Upper Cihangir” dünyası karıştı.

Gerçi, onunla ilgili sadece kendilerinin konuşma hakkı bulunduğuna inanan bazı çevreler, “Ne alakası var Oğuz Atay’ın Cihangir’le” deyip durmadan bana yükleniyorlar...

Merakınızı tatmin edeyim. Hepsi biliyor ki “Upper Cihangir” lafını sembolik olarak kullanıyorum...

*

(Bu arada Cihangir ahalisi galiba bu “Upper” lafından pek hazzetmedi ki, mahalle baskısı yapmış olmalılar ki, bu kavramın mucidi T24’in düzeyli magazin yazarı Tuğrul Eryılmaz da artık sadece “Cihangir” diye yazmaya başladı.)

Neyse asıl konuya gelelim...

Geçen cumartesi T24’te Ayça Atikoğlu’nun bir yazıyla bu “Upper Cihangir polisiyesinin” ikinci sezonu da yayına girdi.

Türkiye’nin

Yazının Devamını Oku

O 19 ölü nitrojen dolu 22 cam lahitin laneti mi

Geçen hafta tüm dünya pandemi ile boğuşurken Mısır 3 Nisan gecesi bütün dünyayı şaşırtan bir şey yaptı.

Tahrir Meydanı’ndaki Milli Müze’de bulunan, eski Mısır hanedanına ait 22 mumyayı yeni inşa edilen Mısır Medeniyetleri Müzesi’ne nakletti...

*

18 kral, 4 kraliçeye ait 22 mumya, nitrojenle doldurulmuş cam lahitlere konup büyük ve çok renkli bir törenle yeni yerine götürüldü.

22 lahit 5 kilometrelik yolu 40 dakikada geçti...

*

Bu, mumyaların ikinci yolculuğuydu.

Mısır hanedanlarına ait bu mumyalar 100 yıl önce Luksor’dan Kahire’ye getirilmişti...

Nakledilenler arasında bütün dünyanın bildiği İkinci Ramses ile Mısır tarihinin en başarılı kraliçesi olarak bilinen Hatshepsut’un mumyaları da vardı.

Yazının Devamını Oku

İmamı kim istifa ettirdi Türkiye'nin makul aklı mı

Ayasofya imamı sonunda istifa etti...

İstifasında “Kendi isteği ile ayrıldığı” belirtiliyor...

Ama artık orada kendine üç-beş trol dışında müttefik bulamadığı herkesin bildiği bir sırdı...

Bütün dünyanın gözü üzerinde bulunan bir mabetten her gün tuhaf seslerin yükselmesinin hiçbir makul AKP’linin de hoşuna gitmeyeceği bir gerçekti.

Nitekim ilk tepki AKP milletvekili Özlem Zengin’den geldi...

Sonra AKP’nin ağır toplarından da sesler yükseldi...

Sonunda ayrılmak zorunda kaldı ve çok hayırlı bir iş oldu...

İstifasını bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istediği de yazıldı, söylendi.

Yazının Devamını Oku

Ya seçilmişlere her gün haddini bildiren o atanmış memurlar

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bir süredir beni de düşündüren önemli bir noktaya dikkati çekti.

Emekli WhatsApp’çı amirallerin yaptığı düşüncesizce işe tepki koyarken, çok yapıcı iki uyarıda da bulundu.

*

Bildiri yayınlayan amirallerin 10’unun o eski kötü alışkanlıkları hatırlatan biçimde sabah evlerinden alınmalarına tepki gösterdi.

Gözaltına alınmalarına karşı çıktı...

Ama daha önemlisi iktidara bence çok önemli ve yapıcı bir çağrı yaptı.

Özeti şuydu:

Emekli amirallerin seçilmişleri hedef alan açıklamalarına karşı çıkıyorsak...

Atanmış memurların, tayinle göreve gelmiş görevlilerin, valilerin, kaymakamların, maaşını devletten alan dini görevlilerin seçilmiş insanlar, parti başkanları, anamuhalefet partisi başkanı hakkındaki hakarete veren açıklamaları da önlenmelidir...

Yazının Devamını Oku

Artık doğalgaz faturanıza bile rütbeli imzanızı atmayın

O bildiriye imza atan 104 mütekait askerin karşısına geçip sormak isterdim:

“Yaptığınızdan memnun musunuz...”

Ve devam etsem...

“Bakın Türkiye geçen hafta ne tartışıyordu...

Sizin bu düşüncesiz hareketinizden sonra bugün ne tartışıyor...”

*

Biliyorum bana diyecekler ki...

“Biz de vatandaşız ve düşüncemizi serbestçe söyleme hakkına sahibiz...”

Evet sahipsiniz...

Yazının Devamını Oku

Ey erkek 5 yıl önce testosteron yarıştırıyordun bak bugün ne

Aman Allahım...

Bu erkek milleti...

Yani biz ne hale düştük...

*

Dün gibi hatırlıyorum...

15 Mayıs 2016...

Berlin’de Final Four’un son günü... Fenerbahçe-CSKA maçını bekliyoruz...

Otelin lobisinde büyük bir tartışma patlıyor...

Bir erkekte ideal testosteron oranı nedir?

Yazının Devamını Oku

İkinci hayatında bir daha komedi oynayabilecek mi

Zekeriyaköy’deki evde yaşanan o olayın üzerinden 3 yıla yakın zaman geçmiş.

Ahmet Kural’ı o zamandan beri ilk defa görüyoruz.

Kıbrıs’ta TRT için bir dizi çekiyormuş.

Hürriyet Kelebek’te Tülay Demir’in yaptığı mülakattan öğrendik.

Çekim sırasında yeni sevgilisi Çağla Gizem Çelik ile annesi ve babası da yanındaymış.

*

Hayatım boyunca şuna inandım.

Yazının Devamını Oku

Çok genç erkekle 'olgun kadın' arasında kaç yaş fark vardır

Çarşambayı perşembeye bağlayan gecenin saat 00.30’u...

Çok akıllı telefonuma, Music Business Worldwide müzik endüstrisi haber sitesinden bir son dakika notu düşüyor...

“Paul Simon bütün kataloğunu Sony şirketine satmış...”

Paul Simon...

Yani “Simon and Garfunkel” ikilisinin Simon’ı...

Daha o saniye onlarca şarkı geçmeye başlıyor aklımdan...

“Mrs Robinson”, “Sound of Silence”, “Scarborough Fair”, “Bridge Over Troubled Water”, “Boxer”, “Cecilia”, “A Hazy Shade of Winter”, “Homeward Bound”, “Me And Julio Down by the Schoolyard”...

Bütün bir gençliğim...

Yazının Devamını Oku

Sharon hatıra kitabında bu bornozlu geceyi de yazdı mı

1) Dün gibi hatırlıyorum...

2005 yılının aralık ayıydı...

Los Angeles’ta güneşli bir günün gecesiydi... Hollywood ünlülerinin yaşadığı semtteki büyük villanın salonundaydım.

Biraz sonra şahane kadın merdivenlerden inmeye başladı...

Beş yıl önce Cannes Festivali’nde yanımdan geçerken nefesimi kesen şahane Sharon Stone karşımdaydı.

Üstelik üzerinde sadece bir bornoz vardı...

Ayağa kalkıp soruyorum...

“Yorgun musunuz...”

Yazının Devamını Oku