GeriErtuğrul ÖZKÖK Pandemide çöp teneksini karıştırırken gördüğüm şey
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pandemide çöp teneksini karıştırırken gördüğüm şey

Neden durup dururken Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ile sohbet ettim.

Şundan dolayı...

Çünkü o Antarktika kıtasına giden ilk Türk belediye başkanı...

Çünkü benim yıllardır yapmak isteyip de bir türlü yapamadığım şeyi yaptı...

Çünkü oraya gitti, bilimsel çalışmaları gördü...

Pandemide çöp teneksini karıştırırken gördüğüm şey

Bir de yaşadığımız kıtada kaybetmeye başladığımız temiz çevreyi gördü...

Gerçi orası da artık kirlilikten ve küresel ısınmadan nasibini alıyor...

Ama yine de bembeyaz...

*

O günden beri, özellikle de pandemi ve ev yasakları sırasında onunla telefonda sık sık sohbet ettik.

Şu noktaya dikkat...

*

O aynı zamanda Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı...

Bu sohbeti o şapkasıyla yaptım.

O “beyaza giden kadındı”, ama bu defaki sohbet konumuz “yeşil Türkiye” ve “yeşil bisiklet”ti...

Hepimiz üç aya yakın evde oturduk.

Fatma Şahin de öyle yaptı...

Üç ay evinde ve ofisinde yalnız oturan bir belediye başkanı orada neler gördü...

Sözü ona bırakıyorum.

1) PANDEMİDE ÇÖP TENEKSİNİ KARIŞTIRIRKEN GÖRDÜĞÜM ŞEY

“GENEL meseleye geleceğim ama önce en çer çöp işten başlayayım. Pandemi nedeniyle evde daha fazla kalınca, mutfakta ne çok hata yaptığımı fark ettim. Dünyanın bu hale gelmesindeki kendi sorumluluklarımıza baktım. Ve şunu daha iyi gördüm: Çöp tenekesi sadece bir çöp tenekesi değil. Bizde evde başlayan bir sorun var. Mesela çok büyük bir çöp tenekesi sorunu. Çöpümüzü birleştiriyoruz; organik, inorganik, sebzeyi, meyveyi, camı her şeyi aynı çöp tenekesine atıyoruz.

Ne zararı var bunun?

“Çok zararı var. Çünkü çöp dediğimiz şey basit bir çöp değil. Bunun içinde geri dönüşümle yeniden kazanacağımız çok şey var. Siz bunu aynı çöp tenekesine atınca, tekrar birbirinden ayrılması gerekiyor. Bu çok pahalı bir yöntem. Özellikle organik olan ürünleri ayrıştırdığınızda kompost ünitesi ile verimli gübre elde edebiliyorsunuz ve park ve bahçelerde ürettiğiniz bu gübreyi rahatlıkla kullanabiliyorsunuz. Ama karıştırırsanız, bu da çok zor ve pahalı bir şey haline geliyor. Oysa Almanların 50 yıldır yaptığı gibi bunları ayrı çöp kutularına koysak meseleyi baştan çözüyoruz.

Pandemide çöp teneksini karıştırırken gördüğüm şey

2) BULAŞIKLARI YIKARKEN GÖRDÜĞÜM DEHŞET ŞEY

“YİNE pandemi sırasında bir de şunu fark ettim: Evde bulaşık yıkarken kullandığımız evye de bir başka çöp tenekesi. Oraya da atık malzeme atıyoruz ve hepimiz açısından en kötü şeyi yapıyoruz.”

Nedir o?

“Kızartma yaptığımız tavayı yıkarken içindeki kullanılmış yağı da deterjanı da suyla aynı yere döküyoruz. Bu çok daha tehlikeli bir şey. Çöp tenekesindeki çöpü ayırabilirsiniz ama suya karışmış yağı ayırmanız imkânsıza yakın bir şey. Evyeye giden o karışım, çevre kirlenmesi ve kanser olarak bize geri dönüyor. Mesela kullanılmış piller asla toprakla temas etmemeli.”

3) ARTIK BİSİKLETİ YENİDEN KEŞFETME ZAMANI GELDİ

“BİR belediye başkanı olarak, oturup düşünürken şunu da daha iyi gördüm. Önümüzde şöyle bir gerçek var: İnsanlar korona nedeniyle toplu taşıma araçlarına binmeye korkuyorlar. Peki ne yapacaklar? Ya her biri kendi arabaları ile gidecek ya da bisikletleriyle gidecekler.. Arabayla gitmeleri bir çözüm ama orada da sorun var. Karbon emisyonu daha da artacak. O nedenle Türkiye artık bisikleti keşfetmeli ve bisiklete binmeli. Bisiklet hem hava kirlenmesini önler, hem de obezitenin en büyük ilacı.”

4) İSTANBULLU VE İZMİRLİ BİSİKLETE NASIL BİNECEK

Ama bisiklet konusunda bazı şehirler şanssız değil mi? Mesela İstanbul veya İzmir inişli çıkışlı...

“Siz öyle diyorsunuz ama Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında bir yarışma düzenledik. Ekim ayında değerlendirilen 300 küsur projeden seçilen 30 tanesine projelerini 1 yıl içinde hayata geçirmeleri halinde Türkiye Belediyeler Birliği olarak mali destek vereceğimizi bildireceğiz. 6 şehir öne çıktı. Bunlar arasında İstanbul ve İzmir de var.”

*

NOT: Konuştuğum bisikletçiler bu sorunun saçma olduğunu çünkü artık yeni bisiklet teknolojileri ile inişli çıkışlı şehirlerde de rahatlıkla bisiklet kullanıldığını söylediler.

Pandemide çöp teneksini karıştırırken gördüğüm şey

5) TÜRKİYE’NİN EN BİSİKLETÇİ ALTI ŞEHRİ HANGİLERİ

Hangileriydi o 6 şehir?

“İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Bursa ve Konya. Çok iyi projeler getirdiler. ‘Herkes İçin Sıfır Emisyonlu Hareketlilik’ kapsamında hazırladıkları bu projeler desteklendi ve Avrupa Birliği’nden projelerinden mali destek alma fırsatı verildi.”

Bunlar içinde en öne çıkanlar hangileri?

Mesela Konya da çok başarılı, Bursa belediyemiz çok gayret gösteriyor. Biz de Gaziantep olarak hem yaptığımız bisiklet yollarını, hem de bisikleti teşvik edecek entegre ulaşım modellerini hayata geçiriyoruz.”

6) DÜKKÂNININ ÖNÜNDEN BİSİKLET YOLU GEÇEN ESNAF NE DİYOR

Sadece bisiklete binmeyi teşvik etmek ve bisiklet yolu yapmak yeterli mi? Başka ne gibi sorunlar var?

“Sadece bisiklet yolu yapmak yetmiyor. En büyük sorunlardan biri bisiklet otoparkları. Ayrıca bisiklet üstgeçitleri yapmak gerekiyor.

Ayrıca şehir halkının da eğitimi gerekli. Mesela bir esnafın dükkânının önünden bisiklet yolu geçiriyorsunuz, kıyamet koparıyor. Bana diyor ki, ‘Ben kırk yıllık esnafım, buradan bir tane bisiklet geçmedi.’ Dedim ki, ‘Yol olmadığı için geçmedi. Biz yol yaparsak bisiklet geçecek.’”

7) ŞU KARBON DÜNYADA HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLAMAZ

ŞİMDİ geleyim daha genel meseleye. Sık sık duyuyoruz: ‘Korona sonrasında hiçbir şey eskisi gibi kalamaz.’ Ben bu cümleyi şöyle değiştiriyorum: ‘Şu karbon salınımlı fani dünya da eskisi gibi karbondioksitli kalamaz.’ Artık küreselleşme ve çevre projeleri yükselen bir değer ve biz bunlar olmasın diye ne yapmamız gerektiğini sorgulamalıyız. Hepimiz hedefler koymalıyız. Mesela ben Gaziantep’te gelecek yıl sonuna kadar 1 milyon ağaç dikme hedefi koydum. Ve hiçbir mazeret kabul etmiyorum.

8) BU YEŞİL AVRUPA’DA YEMYEŞİL BİR TÜRKİYE

“AVRUPA buna ‘yeşil ekonomi ve karbonsuz Avrupa’ diyor. Biz de ‘yeşil Türkiye’ demeliyiz. En büyük kirletici sanayi. Özellikle enerjide yenilenebilir enerji dediğimiz enerji çeşitliliğini arttırarak suyu, güneşi, rüzgârı kullandığımız enerji modelleriyle karbondioksit salınımını azaltmalıyız. Ulaşımda ise özellikle büyük şehirlerde kullandığımız toplu taşımalar karbondioksit salınımını arttırıyor. O nedenle doğalgazlı otobüslere dönüyoruz. Herkes için sıfır emisyonlu hareketlilik için bisiklete yönelmeliyiz. Yeşil Türkiye, yeşil Avrupa, yeşil dünya dediğimiz zaman artık yeni, yepyeni bir şeyler söylememiz lazım.”

9) KANYON FATİH, VE KARAVAN İNSANLARI DÖNEMİ GELİYOR

“PANDEMİ insanların dünyaya bakışını da değiştiriyor. Yeni bir şeyler söylememiz gerekiyor derken, bu çağın insanlarına da yeni bir bakış açısı benimsetmemiz lazım. Mesela yeni turizm trendlerinde artık büyük otellerden daha çok butik oteller, karavan turizmi ve doğa öne çıkıyor. Mesela dünyada şu anda kanyon ve kanyon turizmi yükselen bir değer. Doğa yürüyüşleri yükselen bir değer. Özellikle pandemiyle birlikte insanlar doğaya dönüyor, yeşile dönüyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden, Ortadoğu’dan kulüpler var, bu çocuklar yeni alanlar bekliyorlar. Bu çocukları buraya getirecek network’ler için altyapı çalışıyoruz. Yeni dönemde yeni bir şey söylememiz lazım ve çevreyi koruyan, doğayı koruyan şehirleri daha güçlü inşa etmemiz lazım.”

Pandemide çöp teneksini karıştırırken gördüğüm şey

10) MODACILARIN BU İŞE EL ATMASINDAN MEMNUNUM

Tam sizinle bu Zoom sohbeti yaptığım bu sabah, McKinsey şirketi internet sitesinde moda sektörüyle ilgili ilginç bir çalışmanın raporunu yayınladı. Raporda çok ürkütücü bir rakam var. Diyor ki, bugün dünyada moda sektörü her yıl dünyaya 2.1 milyar metreküp green gaz/zararlı gaz emisyonu salıyor. Gaziantep ve Belediyeler Birliği’ne üye birçok başka şehirde tekstil sanayisi var. Bu şirketlerin çevreyi kirletmesi önlenebilecek mi?”

“Ben özellikle moda sektörünün bu soruna eğilmesinden çok memnunum. Çünkü onlar moda yaratan insanlar. Bir şey yaptılar mı daha çok dikkat çekiyor. Onların da öteki sanayicilerin de çocukları ve torunları var. Onlara güzel bir dünya bırakmak istiyorsak, hepimiz belediyeler olarak temiz bir dünya ve şehircilik için elimizden geleni yapmalıyız.”

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Foto Editörü: Umut Veis
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku