GeriErtuğrul ÖZKÖK Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

Biliyorum, şu güzel bayram gününde böyle bir sorunun ne manası var diyeceksiniz...

Çok haklısınız...

Hele hele benim gibi “Hayat varsa ölüm yoktur” diye düşünen bir insanın durup dururken bu soruyu sorması ve keyfimizi kaçırması çok manasız. Ama kızmayın. Ben sadece piyanistim...

Soruyu ben sormuyorum, o nedenle bana ateş etmeyin...

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

Dün New York Times’ta okudum.

Pandemi bir buçuk yıl içinde Amerikan halkının ortalama ömrünü 1.5 yıl kısaltmış...

2019’da yeni doğan bir çocuğun ortalama ömür beklentisi 78.8 iken, 2020 sonunda bu rakam 77.3’e inmiş...

*

Ama daha acıklısı var.

Ortalama yaşam süresi konusunda da büyük eşitsizlik söz konusu...

Aynı süre içinde, beyaz nüfusun ömrü 1.2 yıl azalırken siyah ve Hispanik nüfusunki 2.9 yıl kısalmış.

*

Bu haberi okurken tabii ki şu bencil soru da zihnime saplandı:

Acaba Türkiye’de yaşayan bir Beyaz Türk olarak benim ömrümü ne kadar kısalttı?

Sonra utanıp o bencilliği attım ve soruyu sordum:

Acaba bizde de sınıfsal bir fark var mı?

Bir Anadolu köylüsü, işçisi, bir Suriyelinin ömründen ne kadar aldı?

*

Hemen paniklemeyin...

Bizim şöyle bir avantajımız var.

ABD’de Covid-19’dan ölen insan sayısı 600 bin...

Bizde ise 50 bin...

ABD’nin nüfusu 328 milyon.

Yani ABD’nin nüfusu Türkiye’nin 4 katı...

Yani ABD’deki ölüm sayısı Türkiye’nin 12 katı...

Demek ki, en azından teorik olarak biz daha şanslı sayılırız.

Ama sınıfsal olarak herkes o kadar şanslı mı, işte onu bilmiyorum.

O yüzden başlığa biraz provokatif olarak “Bir Beyaz Türk’ün ömrü ne kadar azaldı” cümlesini koydum.

*

Şimdi, eğer varsa; TÜİK’in bu konudaki son çalışmasını merakla bekliyorum.

Beklerken de size umut verici bir rakam vereyim.

Kişi başına düşen gelirin 8.500 dolar civarında olduğu Türkiye’deki ortalama ömür beklentisi, 63 bin dolar olan ABD ile neredeyse aynı...

Türkiye’de de ortalama ömür beklentisi 78.6...

Bu rakam erkeklerde 75.9, kadınlarda ise 81.3...

Yani durumumuz hiç de fena değil...

*

Beyaz Türklere gelince, onlar için ayrı bir rakam yok...

O nedenle Allah’ın biz Beyaz Türklere daha ne kadar ömür verdiğini tahmin bile edemiyoruz.

Allah gecinden versin deyip konuyu bağlayalım.

BENİ HAUT-BRİON’LA TANIŞTIRAN O SESSİZ, ZARİF İNSANI KAYBETTİK

Şevket Sabancı, büyük “Sabancı” ailesinin en sessiz üyelerinden biriydi.

Rahmetli Sakıp Bey ne kadar ortadaysa, o daha da fazlası sessiz sakinliklerdeydi...

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

Bense o insanın sessiz köşesindeki kültürünü, zarafetini tanıma fırsatına sahip olanlardan biriydim. Beni Haut-Brion şarabı ile tanıştıran insandı... Onunla çok ender görüşsek de sohbetlerimizin hatırası çok sık yanımdaydı...

*

Herhalde Bordeaux şarabını dünyada en iyi bilen insanlardan biriydi...

Şarap kültürünü aynı zarafetle sanatla birleştiren insandı... Müsekkin bir karakterdi...

En gergin ortamlarda onun sükûneti anında doğal bir arabulucuya dönüşür, öfkeler anında ateşkes ilan ederdi...

*

Hayatı yaşamanın en zarif üslubunu keşfetmişti...

Hayatı bir müzik olarak gören insanların “es” işaretiydi Şevket Bey...

Tartışmanın ortasında anlamlı bir susuşun her şeyi ne kadar düzeltebileceğini bize öğreten hocalarımızdan biriydi...

*

Dün sabah onu kaybettik...

Bordeaux’nun kenarında, Haut-Brion şatosunun bulunduğu Pessac bölgesi bir kişi eksildi dün sabah...

Türkiye’nin huzur haritasından da bir parça koptu gitti...

*

Nur içinde yatsın...

BU DİZİNİN SONUNU ÇOK İYİ BİLDİĞİM İÇİN SEYRETMEDİM

HİSLER önemlidir...

İçimdeki his beni üç hafta önce gösterime sokulan “Nasıl Diktatör Olunur” dizisinin yanına hiç yaklaştırmadı...

Çünkü diktatör denilen pespaye karakteri o kadar iyi biliyorum ki, merak edeceğim hiçbir şey kalmadı.

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

Hepsinin cibilliyetini, yedi sülalesini, bu dünyaya ve insanlığa yaptığı kötülükleri...

Hepsini biliyorum...

Yani bu diziyi seyretmek yerine, Hannah Arendt’in bizzat yaşayarak yazdığı “Kötülüğün Sıradanlığı”, “Totalitarizm” ve “Totalitarizmin Kaynakları” kitaplarını üçüncü defa okurum.

Çok daha iyi...

*

Peki dizinin sonunu nereden biliyorum?

Herkes biliyor...

Bu pespaye kişilikler hakkında tarih hepimize şunu öğretti:

Diktatör olabilirsin...

Ama tarihe insan olarak kalamazsın...

Hepsinin sonu bize işte hep o aynı hikâyeyi anlattı.

Zaten hepsinin sonu da aynı oldu.

Standart yani...

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

HER BİR DİKTATÖR HAKKINDA FEVKALADE ŞAHSİ HİSLERİM

STALİN: Biz geçen yüzyılın idealist çocuklarını onun kadar düş kırıklığına uğratan pespaye bir karakter olamaz...

Neymiş? İşçi sınıfı adına yapmış...

Haydi oradan be...

Sen biz solcuların masumiyetini alan kötü bir tecavüzcüydün...

*

HİTLER: Ne diyeyim... “Cani” kelimesi çok az... “Katil” kelimesi çok eksik... “Katliam” kelimesi çok yetersiz... “Soykırım” dersen ehh... O bile yetmez...

Goethe’nin, Kant’ın, Beethoven’ın, Bach’ın, Thomas Mann’ın ülkesini bu hale getiren bir adama hayatımın her günü beddua etsem bile azdır.

*

SADDAM: Bu bölgeye, Müslüman alemine, “BAAS” denilen vahşi parti devlet zihniyetini getirenlerden biri.

Kendine Müslüman diyen her uygar insana en büyük kötülüğü yapan Ortadoğu’nun müflis “Şeflik” nizamının kurucu babalarından...

*

KADDAFİ: Sonu çok trajik, çok kötü biten büyük bir Ortadoğu şakası...

Kara komik bir karakter... Ama Müslüman alemine çok kötüye mal oldu...

*

MUSSOLİNİ: En azından hepimize şunu öğretti: Şaklabanlığın da bir sınırı var. Aştın mı, yani ellerini kollarını sallayarak yarattığın o kötü palyaçoluğu, milyonlarca insanın ciddiye aldığı şeytani bir kimliğe dönüştürmeyi başardığın zaman...

Dante’nin, Da Vinci’nin, Gramsci’nin, Verdi’nin, Puccini’nin, Vivaldi’nin, Pavese’nin ülkesini de cehenneme çevirdiğin zaman...

Yerin cennet değildir...

Layığın neresi ise orasıdır...

YARIM KALMIŞ HİKÂYE

‘O KUZU’ SONRA NE OLDU MAHİR BEY

BAYRAMIN birinci günü Hürriyet’te çok ilgimi çeken bir fotoğraf vardı.

Bebeklik yaşında bir çocuk ve karşısında ona bakan bir kuzu...

AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ın kuzusuymuş.

Altında da hikâyesi var...

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

1969 yılında Elbistan’da henüz bebek yaştayken bir kuzusu varmış.

Fotoğraf onunla bahçede birlikteyken çekilmiş...

İzmirli bir çocuk olarak bu fotoğrafa bakarken düşündüm.

Acaba o kuzu sonradan ne oldu?

*

Sormamın nedeni de şu.

Benim de 9 yaşındayken böyle bir kuzum vardı. Okuldan sonra evin yakınındaki tarlaya götürüp hep otlatırdım. Sonra bir sabah uyanıp avluya bakan penceremi açtığımda, büyük insanların arasından bana bakan açık gözlerini görüp şoka girmiştim. O gün Kurban Bayramı’nın birinci günüydü...

Pijamayla evden fırlayıp mahallede deli gibi koşmaya başlamıştım.

Köşedeki karakolun komiseri beni alıp sakinleştirmişti...

*

O travmayı hâlâ atlatamadım.

İşte ondan merak ettim...

O kuzu ne oldu Mahir Bey...

KURBAN KESENE NEDEN KESİYORSUN DENİR Mİ

NOT: Soner Yalçın dün Sözcü Gazetesi ve OdaTV’deki köşesinde “Kurban kesene niye kesiyorsun diye sorulur mu” diye bir yazı yazmış.

“İnanan bir insana bu sorulmaz” diyor ve kurban geleneğinin eski Sümerlerden bu yanı gelişimini anlatıyor. Bu görüşe ben de katılıyorum. Kendi payıma sadece yaşadığım kendi travmamı anlatıyorum.

GÜZEL İNSANLARDAN GÜZEL BİR POTPURİ

ÇInar Oskay, genç kuşağın parlak gazete yöneticilerinden biri...

Hürriyet Pazar’ın Neyyire Özkan’dan sonra gelen yöneticisiydi. O dönemde yaptığı mülakatları kitap haline getirmiş... O mülakatların hepsini su içer gibi okumuştum. Kitapta o mülakatlardan alınmış küçük cümleleri de dün T24 sitesi yayınladı. En çok hoşuma gidenlerden bir potpuri yaptım size:

*

ADALET AĞAOĞLU: “Bu kadar uzun yaşamayı istemezdim, dünyanın bu halini görmemek için...”

*

SÜLEYMAN DEMİREL: “Bizim gibi insanların aradığı en önemli şey, konuşacak arkadaştır.”

*

DÜCANE CÜNDİOĞLU: “İslam dünyası, “Ey insanlar’ deme yeteneğini yitirdi.”

*

CEM YILMAZ: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Ve o satıh... Bütün hayattır...”

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

NOT: Çınar Oskay: “Çağ Sancısı”, Doğan kitap, 2021

MANGAL KÜLTÜRÜ
KÜÇÜK KÖFTEYİ NEDEN BÜYÜK KÖFTEDEN DAHA ÇOK SEVİYORUM, SIRRINI ÇÖZDÜM

GEÇENLERDE Güneri Cıvaoğlu’yla Bodrum’un gayriresmi kültür merkezi haline gelen Zai’deydik... Güneri Bey, “Buranın hamburgeri şahane” dedi... Hamburgerci değilim ve bu yemeğin giderek gastronomi köşelerinde daha da ciddiye alınmasını anlayamayanlardanım.

Yani o akşam bana fazla bir şey demedi, ama masadakilerin çoğu Güneri Bey’le aynı fikirdeydi... Aynı Zai’de bir hafta sonra bu defa küçük boy burger getirdiler... İşte onu çok sevdim...

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

Dün New York Times’ta burger üzerine iki ayrı yazı okudum.

Belli ki “mangal” trendi orada da giderek daha da büyüyen bir hane halkı alışkanlığı haline geliyor.

New York Times’taki yazıda da küçük burger’in nimetlerini öven bir bölüm vardı.

Küçük burger’in etin suyunu daha iyi koruduğu söyleniyordu...

*

Ben de büyük köfte yerine hep küçük köfteyi tercih ediyorum.

Nihayet sırrını çözdüm.

Demek ki böyle bir izahı varmış...

X

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku

Emel bebekler kimden kaçıp kimlere sığınıyor

Siz de izlemişsinizdir... Suriye sınırını geçen bir kız çocuğu, 27 Temmuz günü Gaziantep’ten uzun bir yürüyüşe başladı.

Adı “Küçük Emel”...

Ama 3 metre 66 santim boyunda dev bir kız çocuğu...

Suriyeli..

*

Arapça adı “Amal”... “Umut” anlamına geliyor...

Türkiye’yi baştan sona geçti ve şu sıralar Yunanistan’a girdi ve orada da yürümeye devam ediyor.

8 bin kilometre yol yürüyecek.

Amacı İngiltere’de Manchester’a gitmek...

Yazının Devamını Oku

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Doğrusu “Homo Deus” bana yetti...

Yuval Noah Harari’nin yeni kitabı “21’inci Yüzyıl İçin 21 Ders” kitabını okumadım...

Geçen gün tesadüfen, vallahi tamamen tesadüfen ‘Storytel’deki sesli halinden bir bölümü dinledim.



Konu “Sevgilisinden ayrılanların yası”ydı...

*

Yazının Devamını Oku

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

Doğu Perinçek’in “Amerika Taliban’ı eşek gibi tanıyacak” dediği gün Amerika’da çok ilginç bir şey oldu.

Harvard Üniversitesi’nde bütün din toplumlarının başına tarihinde ilk defa bir ateist getirildi.

Olayın ne olduğunu anlatmadan önce size Harvard Üniversitesi hakkında kısa bir bilgi vereyim.

*

Hikâye 1630 yılında başlıyor.



Yazının Devamını Oku