GeriErtuğrul ÖZKÖK Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçeye giderimÖyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçeye giderim

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya ‘Atılgan Yıldız Gemisi’ni o gün tanıdı.

Dizi yayınlandığında, aya ilk insanın adımını atmasına daha 3 yıl vardı.

Dizinin son bölümü ise 3 Haziran 1969 günü yayınlandı.

Ondan 47 gün sonra, yani 20 Temmuz 1969 günü aya ilk insanın ayağı değiyordu.

Yani insanlı araç oraya sert iniş yapmadan, hayal gücü yumuşak inişi yapmıştı.

Onun kahramanı da Kaptan Kirk ve Dr. Spock’tu...

*

Dizinin yayınlandığı yıl Kaptan Kirk 35 yaşındaydı.

Geçtiğimiz hafta 12 Ekim günü ilk defa gerçekten uzaya gittiğinde ise 90 yaşına gelmişti.

Yani oynadığı oyunun hayalden gerçeğe çıkması 55 yıl almıştı.

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçeye giderim

Kaptan Kirk’ün gerçekten uzaya gitmek gibi bir hayali var mıydı, bilmiyorum. Ama birçok çocuğun Kaptan Kirk, Luke Skywalker olma hayali vardır.

Benimki ise ‘Tavşan Kardeş’ olmaktı...

Kaptan Kirk’ün öyle bir hayali vardı ise, bunu 90 yaşında gerçekleştirdi...

Benim de umudum arttı...

*

Bugün 74 yaşındayım...

Belki bir gün Tavşan Kardeş kıyafetimle bir tavşan deliğinden geçer, kafamdaki “Alis’in Harikalar Diyarı”na çıkarım...

Yani hayal ettiğim dünyaya...

*

Sana daha uzun ömürler diliyorum Kaptan Kirk...

90 yaşında bana büyük umutlar verdin...

Çünkü çocukluğumdan beri, Tavşan Kardeş kıyafetimle, o Kırmızı Kraliçeyle karşılaşmak istiyorum.

Çünkü ona edecek birikmiş üç-beş cümlem var...

UÇUŞTAN 24 SAAT SONRA ÖĞRENDİĞİM İLGİNÇ ŞEY

KAPTAN Kirk’ün uzay uçuşundan 24 saat sonra onunla ilgili bir başka şeyi daha öğrendim.

Streaming platformlarına konan “Amerika’yı Amerika Yapan Filmler” adlı bir belgesel var.

Bu belgeselin üçüncü sezonu yayına kondu.

Anlatılan filmlerden biri de “Halloween”...

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçeye giderim

1978 yılında, korku filmleri anlayışında devrim yapan “Halloween” filminin kahramanı
Michael Myers karakterinin yüzündeki maske, meğer Kaptan Kirk’ün dükkânlarda satılan bir maskesinin rötuşlanmasıyla yapılmış.

Maskeyi tasarlayan kişi dizide bunu anlatıyor.

*

Hollywood dükkânlarında uygun bir maske arıyormuş.

İşte orada görmüş Kaptan Kirk maskesini.

Bir palyaço maskesi ile Kirk maskesi arasında gidip gelmiş ve sonunda Kirk’ünkinde karar kılmış.

Ama bunu yaparken kaşlarını, kirpiklerini kesmiş, yüzünü biraz germiş.

Yani Kaptan Kirk gerçek anlamda uzaya gitmeden önce, korku filmleri alemine seyahat etmiş.

YENİ DİVAN, BODRUM’UN KIŞ MERKEZİNİ KAYDIRABİLİR

GEÇEN hafta Bodrum Marina’da yeni açılan Divan Restoran’a gittim.

Daha kapıdan girerken aldığım izlenim şu oldu.

Bu restoran Koç ailesinin “Divan kültürü”nde bir devrim sayılabilir.

Aynı zamanda Bodrum Marina’nın alışveriş merkezi kültürünü de değiştirebilecek nitelikte görünüyor.

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçeye giderim

Daha sokaktan baktığınızda yepyeni bir anlayış var.

Mekânın tasarımını çok sıcak, modern ve iç açıcı buldum. Divan’ın kendi kültürünün çizgileri duruyor ama üzerine bir modernite eklenmiş.

Mükemmel bir açık mutfak... Sadece içerideki müşteriye değil, sokaktan geçene de açık.

Mutfakta yarıya yakını kadın olan sempatik bir personel var. Servis elemanları da öyle.

*

Mekâna gelince...

Mutfağın karşısındaki giriş salonu, sempatik bir pub’la, butik bir modern restoranın güzel alaşımı gibi duruyor.

Üst kattaki açık mekân ise sizi Fransa’nın ‘Cote d’Azur’unda hissettiren marinaya yukarıdan bakıyor.

*

Ve mönü...

Mönü sınırlı bir İtalyan, ama böyle bir mekânda isteyeceğiniz her şey var.

Zengin ve harika bir pizza mönüsü.

Zengin bir deniz ürünleri çeşidi... Tercihim, vongole midye ile yapılan bir tür deniz ürünleri güveciydi.

Bouillabaisse kadar sulu değil, üzerinize dökmeden rahatça yiyebileceğiniz kadar sulu...

*

Yemeklerin sunumu çok hoşuma gitti.

Bodrum artık kışın da yaşayan bir Akdeniz şehri oldu.

Marinadaki Divan, bence hemen karşıdaki Big Chefs, Happy Moons, Gemibaşı, Yelken, Musto ve öteki restoranlarla birlikte kış mevsimi trafiğini kesinlikle burada yoğunlaştırır.

Ve bu bölgeye bir Nice havası verir.

ÖYLEYSE YELEKLİ TAKIM ELBİSE NİYE YOK SATTI

DÜN Boss Yönetim Kurulu Üyesi Heiko Schaefer’in “Takım elbise satışları yüzde 50 azaldı” dediğini yazmıştım.

Orka Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu aradı.

O, takım elbisenin ölmekte olduğu fikrine katılmıyor.

“Biz geçen sezon özellikle yelekli takım ve smokini yok sattık. Yani takım elbiseye hâlâ büyük talep var” dedi.

Bu tartışma da gösteriyor ki COVID-19 sonrası davranışlarımızın ne olacağı konusunda henüz belirleyici trend’ler ortaya çıkmadı. Ama ben birçok şeyin köklü biçimde değişeceğine inanıyorum.

Yine de takım elbiseyi hâlâ çok seviyorum.

SAMANYOLU, TUZ GÖLÜ ÜZERİNDE KUZEY IŞIKLARI GİBİ Mİ GÖRÜNÜYOR

BU fotoğrafı dün Instagram’daki “Suleymanvisuals” adlı hesapta gördüm. Altında şöyle bir açıklama vardı: “Henüz batmaya başlayan Venüs eşliğinde sezonun son Samanyolu manzarası. Bölgenin karanlık derecesinin etkisiyle ufkun yeşil gök aydınlığını görmek mümkün.”

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçeye giderim

Çok hoşuma gitti fotoğraf.

Bugüne kadar Türkiye’de böyle bir Samanyolu fotoğrafı pek görmedim. Dahası bana Kuzey Işıkları’nı hatırlattı.

*

Dört-beş yıl önce Kuzey Işıkları’nı görmek için İsveç’e gitmiş ve görememiştim. Gelecek sefer o merakımı Tuz Gölü üzerinde Samanyolu ile giderebilirim belki de...

Bana göre bu fotoğraf Tuz Gölü için yepyeni bir devir açabilir. Dünyanın en güzel Samanyolu seyir merkezi...

POST COVID-19
ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİKTEN ÖĞRENİLMİŞ İYİMSERLİĞE Mİ

“İZDİHAM” dergisinin son sayısında Seda Nur Bilici’nin bir yazısını okudum.

Başlığı “Tatar Çölü’ne Düşen Bir Daha Dönecek Vakit Bulamaz”...

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçeye giderim

Yazı İlhan Berk’in şu dizesiyle başlıyor:

“Ölüm kolay sen umuttan haber ver.”

Son yıllarda psikologların ruh halimize soktuğu en etkili kavram “öğretilmiş çaresizlik”ti... Meğer bir de “öğrenilmiş iyimserlik” varmış...

*

Artık yavaş yavaş “Post COVID-19” (COVID-19 sonrası) dönemine geçiyoruz.

Hissiyatım şu...

Bütün dünya “öğretilmiş çaresizlik”ten, “öğrenilmiş iyimserlik”e geçişin arifesinde...

*

Ama arada bir fark var.

Birincisi bize zorla öğretilmişti...

İkincisini inşallah kendi kendimize öğreneceğiz...

*

Not: Yazıda kullanılan bu desenin kime ait olduğunu öğrenemedim ama çok hoşuma gitti.

CARAVAGGİO TABLOSU GİBİ FOTOĞRAFLAR ÇEKEN BİR BELEDİYE BAŞKANI KEŞFETTİM

MURAT Aydın, Beykoz Belediye Başkanı...

Sadece Türkiye’nin değil, aynı zamanda Avrupa’nın da en mükemmel sokak hayvanı rehabilitasyon merkezlerinden birini yaptırdı.

Beykoz’un kuşlarının envanterini çıkartıp, harika bir kitap haline getirdi.

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçeye giderim

Biraz geç oldu ama onun bir de fotoğrafçılığını keşfettim.

2018 yılında “An’a Tanıklık” adı altında bir fotoğraf albümü çıkarmış.

Çektiği fotoğrafları albüm haline getirmiş.

*

Dünyanın birçok yerine gidip fotoğraflar çekmiş. Bunların bir bölümü çeşitli dinlerin inanç mekânları...

Hareketi ve ışığı çok iyi kullanan bir fotoğraf sanatçısı...

*

Özellikle Fener Rum Patrikhanesi’nde çektiği bir fotoğraf var ki...

Bir Caravaggio tablosu ile Rembrandt tablosu arasında çok ilginç bir ara bölge yaratmış sanki...

Kamu yöneticilerinin, siyasetçilerin sanata yönelmesinin bu ülkede çok şeyi değiştirebileceğine inananlardanım...

O nedenle başkanı kutluyorum.

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku