GeriErtuğrul ÖZKÖK Orta halli bir Türk erkeği lüks giyebilir mi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Orta halli bir Türk erkeği lüks giyebilir mi

‘Lüks, Allah’ın sadece zengin kulları için yarattığı bir hoşluk mudur...’

Ekonomik kriz ile boğuşan bir ülkede bir pazar gününe bu soru ile başlamak bazılarınız için sinir bozucu olabilir... Hayır olmasın...

Çünkü, Allahın yarattığı bu gökyüzünün altında hayat devam ediyor ve ben bütün olumsuzluklara rağmen size yaşama zevki verme gayretimden vazgeçmeyeceğim.

Şimdi ilk cümlede sorduğum soruyu cevaplayayım:

Hayır, lüks Allah’ın sadece zengin kullarına, iktidarların yandaşlarına bahşettiği bir ayrıcalık değildir.

Olaya benim gibi bakan insanlar, işte sırf bu yüzden son yıllarda “Affordable lux” kavramını yarattı.

“Satın alınabilecek lüks...”

Ama ben bunu daha da gerçekçi bir anlayışla Türkçeye çevireceğim...

“Her keseye uygun lüks...”

Ve bunun adını da dünyanın en önemli ve etkili erkek giyim fuarı olan “Pitti Uomo”dan, yani Medici ailesinin Floransa’sından koyacağım: Bugün “Her keseye uygun lüksün cenneti Türkiye’dir”...

Yani Türk tasarımcılarının, Türk üreticilerinin ülkesi...

Hadi gelin şimdi Pitti Uomo gezisine başlayalım.

Orta halli bir Türk erkeği lüks giyebilir mi

FUARDA BİR MİLLİ TAVUS KUŞUNUN GÖZLEMLERİ

PITTI Uomo, İtalya’nın Floransa şehrinde yılda iki kez açılan, dünyanın en ünlü erkek giyim fuarı. Fuarın binaların içindeki resmi kısmı yanında bir de dışarıda gayriresmi bir fuar var.

Tarzı ve cesareti olan tek tek kişiler, hazırladıkları kreasyonları kendileri üzerlerine giyerek dışarıda volta atıyorlar. Bu kişilere “peacock”, yani tavus kuşu deniyor.

Benim asıl ilgimi çeken yer de burası.

Ben de buraya ikinci defadır, kendi tarzımı giyinerek gidiyorum.

Ama bir farkla... Orada giydiğim her şey Türk tasarımcılarının hazırladığı giysiler. Yani bu uluslararası fuarda, Türk giyim sanayisini temsil eden “milli bir tavus kuşu” olarak volta atıyorum. 

EKONOMİK KRİZ TAVUS KUŞLARINI DA ETKİLEMİŞ

BÜTÜN dünyadan 1230 marka katıldı. 23 binden fazla profesyonel ziyaret etti. Bu yıl fuar sönüktü... Ziyaretçi sayısı azdı. Katılan Türk ise hepsinden de azdı.

Buradan da anlıyorsunuz ki dünya yeniden büyük bir ekonomik krize hazırlanıyor. Bundan sokaktaki “tavus kuşları” bile etkilenmişti. Anlayacağınız, Pitti Uomo sokaklarında nesli azalmakta olan nadir bir kuş gibi volta attım.

Kendimi Fellini’nin “Amarcord” filminde karlar altındaki Rimini’ye gelmiş tavus kuşu gibi yalnız ve hüzünlü hissettim. Şimdi size gelecek yılın trendlerini anlatayım.

TREND 1: ANNE ÖRGÜSÜ SICAK KAZAĞIN YÜKSELİŞİ

Bu yıl fuarda en dikkatimi çeken şey, kazaklar oldu.

O incecik shetland kazaklar gitmiş, yerine kaba atkuyruğu örgülü, rengârenk kazaklar gelmiş.

Çocukluğumun İzmir’inde annemin, babaannemin ördüğü kazaklar geldi gözümün önüne.

Bir de Mustafa Sandal’ın “O kız beni sevmeli, bana kazak örmeli” nakaratı.

Soğuk Floransa’da beni en çok ısıtan şey bu oldu.

TREND 2: PERU VE MOĞOLİSTAN RENKLERİNİN YÜKSELİŞİ

Dikkatimi çeken ikinci şey, özellikle Latin Amerika yerlilerinin ve Moğolistan gibi ülkelerin etnik renklerinin yükselişi oldu.

Allahım, baştan aşağı siyah giymeyi matah zanneden o sözde “cool erkeğin” süklüm püklüm kenara çekilmesini görmek bana çok iyi geldi.

Yaşasın Allah’ın yarattığı şu güzel rengârenk dünya...

TREND 3: FİTİLLİ KADİFE GELDİ GELİYOR

FUARDA en amatör gözün bile görebileceği en belirgin trend şuydu.

Fitilli kadife dönemi yeniden başlamış ve önümüzdeki yıllarda acayip gidecek.

Şöyle anlatayım.

Bana göre fuarın en parlak markası Brunello Cucinelli idi.

Yabancı markada kesinlikle bu dönemin en modern erkek çizgisi o.

İşte onun patronu tam ben oradayken televizyonlara mülakat veriyordu.

Baktım üzerinde açık renk kalın fitilli kumaştan bir takım elbise vardı.

Onun tarzından da anladım ki, “yeni cool” kesinlikle fitilli kadife...

Orta halli bir Türk erkeği lüks giyebilir mi

TREND 4: AYAKKABI ASTARINDA BİR RENK DEVRİMİ VAR

SON yıllarda en büyük devrimlerden biri, fashion’un en tutucu alanı olan ayakkabıda yaşanıyor. Bu yıl fuarda Brunello Cucinelli’den sonra en çok dikkatimi çeken marka, Amerika’nın Carolina eyaletinden “Lords Of Harlech” oldu. Asıl devrimi de onların ayakkabılarında fark ettim. Kravatlarda gördüğümüz şal deseni, biraz mahcup şekilde ayakkabıya da girmiş.

Ceket gibi ayakkabının içinde de şal ve kravat desenlerinden rengârenk bir astar dönemi geliyor.

Aynı deseni ayakkabı kutusuna da işlemişler.

Astarda başlayan bu devrimin, Church’s’ten başka ayakkabı tanımayan muhafazakâr elitin hiç hoşuna gitmeyeceği kesin.

TREND 5: NORVEÇ BALIKÇI YAKA KAZAKTAN MONTA GEÇTİ

CEKETLERDE, kabanlarda, paltolarda, kazaklarda en çarpıcı trend, son 3 yılda başlayan “Norveç balıkçı yaka”... Yani Norveçli açık deniz balıkçılarının, boyunlarını soğuktan korumak için geliştirdikleri boyunu saran yakalar.

TREND 6: BU YIL KRUVAZE TAHTA OTURDU

AYIPTIR söylemesi, benim 3 yıl önce yeniden giymeye başladığım kruvaze ceket bu yıl Pitti Uomo’nun tahtına tam oturdu.

Bütün markalar kruvaze tek ceket ve takıma dalmış durumda. Üstelik hiçbir kural tanımadan her tür kumaştan, desenden, renkten kruvaze serbest.

TREND 7: DEMODELEŞEN KAVRAMLAR: RENK, DESEN, TARZ UYUMU

SON iki yıldır fuarın en hoşuma giden tarafı, giyimde, son iki asırdır yerleşmiş bütün kuralları altüst etmesi.

Artık “Şu rengin altına şu, şu ceketin altına bu” ukalalığı yapan klasikler, “Bourgogne’dan başka şarap tanımam” diyen dinozor şarap uzmanlarının durumuna düştü. Yeni motto şu:

İsteyen istediğini giyer, isteyen istediği renge istediği rengi uydurur.

TREND 8: OTORİTERLİK YÜKSELİRKEN KUŞAM DESENİNDE HÜRRİYET

Bütün dünyada otoriter rejimler yükselirken erkek giyiminde alabildiğine özgürlük rüzgârları esiyor. Mesela büyük kareli kumaşlardan tek ceket, tek pantolon...

Mesela rengârenk her tür kumaş ve desenden takım elbise... Artık slogan şu: Git kafana göre takıl... En ucuzundan al, en pahalı tarzı yarat. Ey dünyanın bütün tavus kuşları birleşin... Müstebit giyim faşistlerinin sırtınıza vurduğu zincirlerden başka kaybedecek hiçbir şeyiniz yok...

KESENE GÖRE LÜKS 1: BU SAYFADA GİYDİĞİM HER ŞEY BAŞTAN AYAĞA TÜRK

BİLİYORSUNUZ, artık Türk tasarımcılarından, Türk konfeksiyon markalarından, Türk terzilerinden giyiyorum.

Çünkü Türk markaları sınıf atladı.

Artık kendi üst markalarını da yarattılar.

Fiyat bakımından yabancı markalarla karşılaştırılamayacak kadar avantajlılar.

Ve inanın tasarımları, kesimleri, dikiş kaliteleri harikulade.

Bu sayfada gördüğünüz fotoğraflarda giydiğim her şey baştan ayağa Türk... 

KESENE GÖRE LÜKS 2: İŞTE BU TÜRKLER ARTIK ÇOK OLUYOR

Vakko, Beymen, Damat, Abdullah Kiğılı, Koton, Sarar, İpekyol... Hepsi harika üst markalarını yarattı...

Spor giyimde Mudo ve Mavi harikalar yaratıyor.

Geçen yaz LC Waikiki tişört ve şortlarıyla gezen yüzlerce insan gördüm. Belgrad’daki mağazasına hayran kaldım.

Gencecik insanların yarattığı Bluemint ve

Les Benjamins gibi dünyaya açılan genç markalarımız oldu.

Milimetric gibi ölçü üzerine giyimde, yabancı ülkelerde bile dünya markaları ile yarışan şirketlerimiz çıktı.

Ve burada saymakla bitiremeyeceğim harika Türk markaları var.

KESENE GÖRE LÜKS 3: TÜRK AYAKKABISI: SON YABANCI KALE DE ALINDI

SON zamanlara kadar direndiğim konu ayakkabı idi.

Her şeyimle Türk giyinirken, nedense ayakkabıda hâlâ yabancı markada ısrar ediyordum.

Bu yıl Pitti Uomo’da

o da çöktü.

Harika Türk ayakkabıları giydim ve inanın fuarda insanların da dikkatini çekti.

Corrente, Jaguar, İnci, Cabani ve daha birçok marka, size kesenize göre bir lüks imkânı veriyor.

İşte sırf bu nedenle, sektörün düzenlediği Türk Ayakkabı Tasarım Yarışması’nda jüri üyesi olmayı da kabul ettim.

 

MODA DANIŞMANIM

KESENİZE GÖRE LÜKS REHBERİ

BU yıl da fuara moda danışmanı olarak Milimetric’in kurucusu Kağan Gökalp’le gittim.

Kağan, eski Radikal gazetesinin moda yazarıydı.

İşte size onunla birlikte yazdığımız “Kesenize göre lüks giyim rehberi”...

BİR: Tarz belirleyin: Önce kendinize bir tarz belirleyin, ne tür giyinmek istiyorsunuz karar verin.

İKİ: Cesur olun: “Ya bu bana gitmez” klişesini beyninizden resetleyin. Renkten ve farklılıktan korkmayın.

ÜÇ: Rol modeli bulun: Kendinizde yeni tarzlar denetecek rol modelleri bulun.

DÖRT: Vitrin seyredin: Giyim tarzında en büyük okul vitrinlerdir. Bol bol vitrin seyredin.

BEŞ: Karşılaştırın: Şunu da unutmayın. Artık pahalı, ulaşılmaz diye gördüğünüz her güzel kıyafetin mutlaka ucuzu da var. Özellikle Türk markalarına alıcı gözüyle bakın.

ALTI: Bizimkilere bakmayın: Hürriyet ve Posta’nın her cumartesi günü, günlük giysilerinin fotoğraflarını verdiği Türk ünlülerine değil, Hollywood’un ünlülerine bakın. Onlar günlük hayatlarında hep ucuz konfeksiyon giyiyor.

X

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku