GeriErtuğrul ÖZKÖK Önceki gün basılan bir kitabın önsözünden hüzünlü bir hikâye
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Önceki gün basılan bir kitabın önsözünden hüzünlü bir hikâye

Önceki gün İstanbul’daki bir matbaada yeni bir kitabın basımı tamamlandı.

Aslında çok eski bir kitabın yeni bir baskısıydı. Ama kitabın yeni bir özelliği vardı.

Basılan kitap, İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Âkif Ersoy’un “Safahat” adlı eseriydi.

*

Aslında Türkiye’de belki yüz binlerce insanın evinde bulunan bir kitaptı.

Ama bu Safahat’ın iki özelliği vardı. Birincisi Milli Marşımızın yazılışının 100’üncü yılında yeniden basılıyordu.

Ama asıl özelliği bu kitabın basımı dolayısıyla Mehmet Âkif Ersoy ailesi adına yapılan bir açıklamaydı.

Önceki gün basılan bir kitabın önsözünden hüzünlü bir hikâye

“Âkif Dostlarına önemli duyuru” diye yapılan açıklama şöyleydi:

“Mehmet Âkif üstadımızın ailesi adına torunu Selma Hanımefendi’nin önsözüyle hazırlanan kitabın basım yetkisi bundan böyle Türkiye Diyanet Yayınevi’ndedir.

Sebîlürreşad ve TDV işbirliğiyle Safahat okuyucusunun hassasiyeti gözetilerek hazırlanan kitabın telifi Âkif üstadımızın ailesine ödenen tek Safahat kitabıdır.

Âkif dostlarının Safahat tercih ederken bu hassasiyetle tercih edeceklerine inanıyorum.”

*

Safahat’ın telif zorunluluğu 2006 yılında bitmişti.

Yani isteyen herkes hiç telif ödemeden basabilirdi.

Ama Diyanet’le yapılan bu anlaşma ile artık aileye telif ödenecekti.

*

Aklıma takıldı.

“Bu açıklama da nereden çıktı diye” biraz araştırınca, altından hepimiz açısından düşündürücü ve hüzünlü bir hikâye çıktı.

Bu aslında İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Âkif Ersoy’un ailesinin hikâyesiydi.

Edebiyat diliyle “Hüzünlü bir aile sagası”...

Bugün size işte bu hikâyeyi anlatmak istiyorum.

1) ÂKİF MİLLİ MARŞI YAZMASI DOLAYISIYLA KENDİNE VERİLEN 500 LİRAYI NE YAPTI

MEHMET Âkif’in İsmet Hanım’la evliliğinden Cemile, Feride, Suad, Emin ve Tahir isimli beş çocuğu bulunuyordu.

Mehmet Âkif, Mısır dönüşünde hastaydı. Türkiye’de kalacak bir evi yoktu.

Arkadaşı Abbas Halim Paşa’ya ait Mısır Apartmanı’nda 64 metrekare bir yere adeta sığındı. Son günlerini Nişantaşı hastanesinde ve bu evde geçirdi.

Vefat ettiğinde başını sokacağı bir evi yoktu.

Önceki gün basılan bir kitabın önsözünden hüzünlü bir hikâye
Mehmet Âkif Ersoy’un kızları Feride ve Suad.

Peki İstiklal Marşı’nın sözlerini yazması karşılığında kendisine verilen 500 TL para ne olmuştu?

O Mehmet Âkif Ersoy ki, işte böyle büyük yoksulluk içinde aldığı o parayı şehit ve gazi eşlerine meslek öğreten Darül Mesai’ye bağışlamıştı.

Ama ailenin asıl hüzünlü hikâyesi onun ölümünden daha sonra başlayacaktı.

2) ÇÖP TENEKESİNİN YANINDA BULUNAN DONMUŞ BİR CESET

HİKÂYEMİZEMehmet Âkif’in büyük oğlu Emin Ersoy’la başlayalım. Mehmet Âkif Ersoy, Milli Mücadele’ye katılmak üzere İstanbul’dan Ankara’ya giderken yanında 11 yaşındaki bir oğlu da vardır.

Küçük Emin Ersoy, Milli Mücadele’nin en küçük destekçilerinden biridir.

Ama ne yazık ki Milli Mücadele sonrası hayat ona bahtsız bir yol açacaktır.

Uzun yıllar yoksulluk içinde yaşamak zorunda kalacaktır.

Önceki gün basılan bir kitabın önsözünden hüzünlü bir hikâye

Bu hayat onu bunalımlara götürecek ve 1962 yılında böyle ıstırap dolu bir gece hayata veda edecektir.

Cesedi, Topkapı’da bir çöp kutusunun yanında donmuş halde bulunacaktır.

Ve ne yazık ki kendisini teşhis edebilecek bir kişi çıkmadığı için bir kimsesizler mezarlığına gömülecektir.

İstiklal Marşımızın yazarının oğlu Emin Ersoy’un nerede gömülü olduğu bugün hâlâ bilinmemektedir.

3) GAZETECİ HASAN PULUR’A İLETİLEN BİR AİLE DRAMI

MEHMET Âkif’in kızı Suad Ersoy sanatçı bir kadındı. Çok iyi yabancı dil konuşurdu. Resim yapma dersleri almıştı...
Hayat ne yazık ki ona da güzel bir yol çizmedi.

Mehmet Âkif’in ölümünden sonra o da büyük bir yoksulluk içinde yaşadı.

Sonunda oturduğu evin kirasını ödeyemez hale gelince ev sahibi tarafından evinden çıkarılmak istendi.

İşte tam o sırada bir gazeteci ona sahip çıktı.

Kızı Selma Ersoy,
annesinin durumunu köşe yazarı rahmetli Hasan
Pulur’
a açtı. Böylece yardım edenler çıktı ve başını sokabileceği bir evde yaşamaya devam etti.

2000 yılında vefat ettiğinde çevresi çok tenhaydı. Cenazesinde kimse yoktu.

Önceki gün basılan bir kitabın önsözünden hüzünlü bir hikâye

4) İSTİKLAL MARŞI YAZARININ SOSYAL SİGORTALAR HASTANESİ’NDEKİ OĞLU

İSTİKLAL Marşı yazarımızın küçük oğlu Tahir Ersoy’a gelince...

Onun hayatı belki biraz daha iyiydi denilebilir. Ailenin yabancı dil bilme geleneği ona bir iş imkânı açmıştı. Uzun yıllar tercüman olarak çalıştıktan sonra emekli oldu.

Ancak 2000 yılında da karaciğer ve kalp yetmezliği teşhisi kondu. Emekli maaşı özel tedavi imkânını vermediği için Ankara’da SSK’ya bağlı bir hastanede tedavi edildi. Daha sonra İstanbul’a getirilerek Esma Hatun Hastanesi’ne yatırıldı.

Ancak hastalık iyice ilerlemiş olduğundan tedavi sonuç vermedi ve hayata gözlerini kapadı. Tahir Ersoy’un cenaze törenine de çok az insan katıldı. İstanbul’daki hastane masraflarını Üsküdar Belediyesi karşıladı.

5) KİRAYI ÖDEYEMEYEN İKİ TORUNA SAFAHAT YARDIM ELİ UZATACAK

AİLENİN üçüncü kuşağına gelince....

Anneleri ve dayıları vefat edince, Mehmet Âkif Ersoy’un torunu Selma ve Ferda Hanım, aynı evde yaşamaya başladılar.

Annelerinin kaderi onları da bekliyordu...

Eyüp’te ikamet ettikleri evin kirasını ödeyemeyince icraya düştüler. Eyüp Belediyesi imkânlarıyla bir miktar rahatladılar. 2011 yılında Ataşehir’e yerleştiler. Kirasını ödeyemeyince yine icraya düştüler.

Bu kez dönemin Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nda bakan danışmanı Fatih Bayhan gönüllü yardımcı oldu ve oturdukları evin satın alınarak aileye tahsisine öncülük etti. Belediyeler her eve bir Safahat kampanyaları yaptıkları sırada, Âkif’in ailesinin oturacak evi yoktu.

İşte geçen hafta aile ile Diyanet Yayınları arasında imzalanan bir anlaşma ile Mehmet Âkif’in Safahat adlı eserinin telif hakları yine aileye gitmeye başlayacak.

Bu olayın İstiklal Marşı’nın yazılışının 100’ncü yılına rastlamasının ardında işte böyle hüzünlü bir aile nehir romanı var.

60 YILDA GÖRDÜKLERİM VE AKLIMDA KALANLAR

Hayatımda sokakta ilk tankı 27 Mayıs 1960 sabahı İzmir’de gördüm.

13 yaşında bir çocuktum ve babam sıkı bir Menderesçiydi.

Balkan göçmeni ailemin ve yakınlarımın neredeyse tamamı Adnan Menderes’e ve Demokrat Parti’ye oy veriyordu.

*

Tankları ikinci defa 12 Eylül 1980’de Ankara’da gördüm.

Ankara-İzmir yolu ayrımından Beytepe Kampusu’na doğru gelen tankların sesi hâlâ kulağımda.

Artık 33 yaşında ve solcu bir öğretim üyesiydim.

*

Tankları üçüncü defa 15 Temmuz 2016 gecesi İstanbul’da Boğaz Köprüsü üzerinde gördüm.

Bu defa 69 yaşında liberal görüşlere sahip bir gazeteciydim.

*

Sokakta gördüğüm bu tanklar hayatta bana bir şeyi öğretti.

Askeri darbeler bir ülkeyi ileri götürmez. Tam aksine geriletir.

*

Onca hayatım boyunca bir de siyasi parti kapatmalarına ve kapatma girişimlerine tanık oldum.

Kaç parti kapatıldı, artık hatırlamıyorum bile...

Ama hiç unutmadığım bir şey var. Partileri kapatmak, onu kapatmak isteyenlerin arzuladığı sonucu hiçbir zaman vermedi.

*

Sonuncusu AKP’yi kapatmak için açılan davaydı... Türkiye parti kapatmanın iyi bir şey olmadığını anladı ve Anayasa Mahkemesi çok yerinde bir kararla AKP’nin kapatılma başvurusunu reddetti.

Bu yanlışın verdiği derslerle, parti kapatmayı zorlaştıran adımlar atıldı. Çok da iyi yapıldı.

*

Şimdi geleyim asıl meseleye...

Bütün bu ıstırap verici olaylardan aklımda kalan en çarpıcı görüntü neydi derseniz...

1994 yılında polisin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girip, üç milletvekilini orada adeta sürükleyerek alıp götürmesiydi.

İşte o görüntüyü hiç unutmadım...

*

Diyeceğim şu...

Askeri darbeler... Parti kapatmaları... Seçilmiş milletvekillerini hapse atmalar...

60 yıllık tarihimizde bunun kimseye yararı olmadı.

Sadece ülkeye tamiri güç zararlar verdi.

‘UPPER CİHANGİR’, ‘ZIPIR CİHANGİR’ SÖYLE BANA KİMDİR BU ‘SAYIN HIRSIZ’

OĞUZ Atay’ın günlüğünü, ikinci eşinin evinden kimin alıp yayınlanmasını sağladığı konusundaki tartışma yayılarak devam ediyor.

Bu defa devreye Oğuz Atay konusunda en iddialı isimlerden biri, yazar Muhsin Kızılkaya girdi. Haber Türk’teki yazısının başlığı şöyle: “Oğuz Atay’ın güncesinde ne var...”

Belli ki birilerine bir mesajlar vermek istiyor ama öyle alıntılar yapmış ki, yazı bir Enigma şifresine dönüşmüş ve ancak password’le girilebilir.

*

Bu arada “Upper Cihangir”, “Zıpır Cihangir” diye bizi ti’ye alan bir ifade ile günlüğü kimin sızdırdığı meselesine de girmiş.

Şöyle diyor: “Bir teşekkür de Oğuz Atay’ın günlüğünü evinden çalıp Gürsel Öncü’ye teslim eden sayın hırsıza; onu Cevat Çapan’a teslim eden Gürsel Öncü’ye, Enis Batur’a ve Ömer Madra’ya, onlardan alıp yayınlayan İletişim Yayınları’na...”

Bu arada cümle o kadar karışık ki, Gürsel Öncü’nün adı iki defa geçiyor. Dikkatsizlik mi yoksa şifrelerle bir şey mi ima ediyor çıkaramadım.

Önceki gün basılan bir kitabın önsözünden hüzünlü bir hikâye

Maşallah herkesin ismini saymış da bir tek “sayın hırsız”ın kim olduğunu söylememiş...

Yahu hepiniz Oğuz Atay’a bu kadar yakın insanlarsınız da, bu “sayın hırsız”ın kim olduğunu hiçbiriniz bilmiyor mu... Siz böyle kolektif bir sessizliğe bürününce de tabiatıyla Upper Cihangir de Zıpır Cihangir’e dönüşüyor...

Standart yani...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

57 milyon riskli vatandaşı acilen koruma altına almanın formülü

Dün itibarıyla dünya “COVID atlası” şöyleydi.

İsrail aşılamasını tamamlamış, bütün yasakları kaldırmış ve halkı da plajlara hücum etmişti.

Yeni Zelanda ve Avustralya arasında serbest seyahat başlamıştı.

Dünyada COVID olayını en ağır geçiren ülkelerden Amerika’da Biden politikası sonuçlarını vermeye başlamıştı.

16 yaş üzeri isteyen her Amerikan vatandaşına aşı uygulanabiliyordu.

330 milyonluk ABD’de yeni vaka sayısı 67 bindi.

Haziran ayı ortası itibarıyla nüfusunun yüzde 70’ini aşılamış olacağını açıklamıştı.

80 milyon nüfuslu Türkiye’de ise yeni vaka sayısı 55 bindi...

Yazının Devamını Oku

Korkuyorsunuz çünkü statlarda idare ediyorduk ama ekranda edemiyoruz

Alman liglerinin tatsızlığı, İtalya’nın statları yenilememesi, koca Rusya’nın doğru dürüst bir takım çıkaramaması, herkesi Premier Lig ve La Liga hastası yaptı. Bakıyorum, tüm Avrupa ülkelerinin federasyonları ayakta. Paniğin sebebi belli... Siz daha VAR’ı bile yönetemiyorsunuz. Kalite yerlerde. Şimdi korkuyorsunuz.

Bu bir deprem... Futbolun 8.1 şiddetindeki depremi. Hiç kuşkunuz olmasın, arkasından tsunami de gelecek... Gelecek ve bu bütün derme çatma ‘Milli ve yerli futbol düzeni’ bu tsunaminin altında kalacak.

TÜRKiYE LiGi’NiN VASATLIĞI ALMAN LiGi’NiN RUHSUZLUĞU

· 12 Avrupa takımının pazar günü “Biz artık Avrupa’da bir ‘Ultra Süper Lig’ kuruyoruz” açıklaması tam bir depremdir. Ve yıllardır “Geliyorum” diyen bir deprem bu...

· Alman liglerinin tatsızlığı, tuzsuzluğu, ruhsuzluğu.

· İtalya’nın futbol oynadığı sahaları bile yenilemede nal toplaması.

· Fransa’nın Arap sermayesi sayesinde çok
geç Avrupa futboluna dönmesi.

· Oligarklarını bile İngiltere’ye kaptıran koskoca Rusya’nın doğru dürüst bir futbol takımı çıkaramaması, sonunda bütün Avrupa seyircisini Premier Lig ve La Liga hastası yaptı. Onlar da bu vasatlıkta debelenirken sonunda bu kararı aldılar.

Yazının Devamını Oku

Lüzumsuz bir köşe yazarının çok lüzumlu üç-beş saniyesi

T24 haber sitesi yazarı Ali Akay hatırlattı.

Dün, yani 19 Nisan, Fransız yazar ve düşünürü Jean-Paul Sartre’ın cenazesinin kaldırıldığı günün yıldönümüydü.

Sartre 15 Nisan günü ölmüştü...

Öyleyse niye onu 19 Nisan günü hatırlıyoruz...

*

Cevabı çok basit...

Çünkü onu Montparnasse Mezarlığı’na uğurlayan öylesine büyük bir kalabalık vardı ki...

Fransa, onu, siyasette en büyük muhalifi olan cumhurbaşkanı De Gaulle’ün söylediği şu sözle hatırladı:

“Sartre Fransa’dır...”

Yazının Devamını Oku

Bir Upper Cihangir magazini... Diziyi çekerken 6 kere öpüştük o COVID oldu ama ben olmadım

Tabii Upper Cihangir’deki en büyük haber kaynağımdan öğrendim haberi.

1- Kanal D’nin başarılı bir başlangıç yapan dizisi “Camdaki Kız” meğer tam anlamıyla bir Upper (Yukarı) Cihangir dizisiymiş.

*

Nereden mi çıkardım?

Bir kere dizinin bazı sahneleri Cihangir Caddesi’ndeki köşkte çekilmiş.



Yazının Devamını Oku

Sizce bu 'Reformist Tonton' sayfası hangi gazetede çıktı

Tam 28 yıl olmuş...

Bugün Turgut Özal’ın ölümünün 28’inci yıldönümü...

Sabah büyük bir sürprizle uyandım.

Bir gazete harika bir Özal’ı anma sayfası hazırlamış.

*

Tepedeki manşeti şöyle:

“Reformist Tonton...”

Üst spotları şöyle:

- “Hayata veda etmesinin üzerinden 28 yıl geçti ancak yaptıkları hafızalardan hiç silinmedi.”

Yazının Devamını Oku

Yuhh yahu yuh artık ne diyeyim ben bu kafaya

Önceki gün benim açımdan iki sevindirici gelişme vardı...

Sabah Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın “Hiç Oldum” şarkısı için yaptığı klibin haberi ile uyandım.

İkincisi ise aynı sabahın akşamı Ahmet Altan’ın serbest bırakılmasıydı.

*

Hayatım boyunca devlette görev yapan insanların müzikle, sanatla, sporla ilgilenmelerini çok sevdim...

Çünkü tanıdığım siyasetçilerin çok büyük bölümünün siyaset dışında hiçbir uğraşısı yoktu...

Şuna inanıyorum...

Bir insan sanatla, müzikle, sinemayla ilgilendiği zaman bu onun vicdanına, adalet duygusuna ve üslubuna da yansıyor...

Nitekim

Yazının Devamını Oku

Bodrum'dan doğan bir özel Türk 'Lirası'

Önceki gün Türkiye’de çok ilginç bir şey oldu...

Ekonomi tarihimizde ilk defa bir şahsın Bitcoin hesabına haciz kondu...

Bunun anlamı şu...

Artık hepimizin hayatında “Bitcoin” denilen bir para var...

Aslında bu para cebimizde...

Tek farkı ceket cebinde değil cep telefonumuzda olması...

Üç yıla yakın bir süredir bir insan arıyorum...

Bana çok basit biçimde “Bitcoin nedir” anlatsın...

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin çaresiz ev kadını hangi okula rüşvet verirdi

Aslında yazının gerçek başlığı şu:

“Türkiye’nin Ivy League okulları hangisidir...”

O nedenle, araya “Çaresiz ev kadını” ifadesinin girmesinin hikâyesiyle başlayayım.

*

Geçen ay bir streaming platformunda, ABD’de 2019 yılında yaşanan “üniversiteye giriş” skandalıyla ilgili belgeseli seyrediyordum.

ABD’nin önde gelen bazı varlıklı ve şöhretli aileleri çocuklarını en iyi üniversitelere sokmak için rüşvet tezgâhını kurmuş biri aracılığıyla bal gibi rüşvet anlamına gelecek paralar harcıyorlar.

*

Onlardan biri de “Çaresiz Ev Kadınları” dizisinde Lynette Scavo rolünü oynayan oyuncu Felicity Huffman...

Emmy, Altın Küre, SAG ödülleri var

Yazının Devamını Oku

Kim bu 'esrarengiz' Boğaziçili 'sıçan' M.B.

Hürriyet yazarı İhsan Yılmaz, Oğuz Atay’ın kayıp günlüğü olayını gündeme getirip, ben de perde arkasını yazınca, “Upper Cihangir” dünyası karıştı.

Gerçi, onunla ilgili sadece kendilerinin konuşma hakkı bulunduğuna inanan bazı çevreler, “Ne alakası var Oğuz Atay’ın Cihangir’le” deyip durmadan bana yükleniyorlar...

Merakınızı tatmin edeyim. Hepsi biliyor ki “Upper Cihangir” lafını sembolik olarak kullanıyorum...

*

(Bu arada Cihangir ahalisi galiba bu “Upper” lafından pek hazzetmedi ki, mahalle baskısı yapmış olmalılar ki, bu kavramın mucidi T24’in düzeyli magazin yazarı Tuğrul Eryılmaz da artık sadece “Cihangir” diye yazmaya başladı.)

Neyse asıl konuya gelelim...

Geçen cumartesi T24’te Ayça Atikoğlu’nun bir yazıyla bu “Upper Cihangir polisiyesinin” ikinci sezonu da yayına girdi.

Türkiye’nin

Yazının Devamını Oku

O 19 ölü nitrojen dolu 22 cam lahitin laneti mi

Geçen hafta tüm dünya pandemi ile boğuşurken Mısır 3 Nisan gecesi bütün dünyayı şaşırtan bir şey yaptı.

Tahrir Meydanı’ndaki Milli Müze’de bulunan, eski Mısır hanedanına ait 22 mumyayı yeni inşa edilen Mısır Medeniyetleri Müzesi’ne nakletti...

*

18 kral, 4 kraliçeye ait 22 mumya, nitrojenle doldurulmuş cam lahitlere konup büyük ve çok renkli bir törenle yeni yerine götürüldü.

22 lahit 5 kilometrelik yolu 40 dakikada geçti...

*

Bu, mumyaların ikinci yolculuğuydu.

Mısır hanedanlarına ait bu mumyalar 100 yıl önce Luksor’dan Kahire’ye getirilmişti...

Nakledilenler arasında bütün dünyanın bildiği İkinci Ramses ile Mısır tarihinin en başarılı kraliçesi olarak bilinen Hatshepsut’un mumyaları da vardı.

Yazının Devamını Oku

CHP'li kayınpederim o 2 takunyalı hakkında bana neler anlatmıştı

Kayınpederim rahmetli Hüdai Oral, köklü bir CHP’li ailenin üyesiydi.

Beş dönem CHP milletvekilliği yapmıştı.

Babası CHP’nin tek parti dönemi Denizli il başkanıydı...

Ayrıca 1950 öncesi milletvekiliydi.

Kızının Adnan Menderes hayranı, koyu Demokrat Partili bir ailenin sonradan solcu olmuş oğluyla evlenmesini son derece normal karşılamıştı.

Hüdai Oral 1961 yılında kurulan İsmet İnönü hükümetinin en genç bakanıydı.

İnönü onu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görevlendirmişti.

O güne kadar öyle bir bakanlık yok...

Yazının Devamını Oku

Bu bir haber mi, fazla oldunuz sinyali mi

“Haber” desem...

Değil...

“Analiz” desem o da değil...

Öyleyse ne?

“Ayağınızı denk alın” uyarısı mı...

Önce neden söz ettiğimi anlatayım.

Dün, dünyanın önde gelen ekonomik medyalarından biri olan Bloomberg’de tuhaf bir yazı yayınlandı.

Yazının konusu Türkiye’de Bayraktar grubunun ürettiği SİHA’lardı...

Yazının Devamını Oku

Ya seçilmişlere her gün haddini bildiren o atanmış memurlar

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bir süredir beni de düşündüren önemli bir noktaya dikkati çekti.

Emekli WhatsApp’çı amirallerin yaptığı düşüncesizce işe tepki koyarken, çok yapıcı iki uyarıda da bulundu.

*

Bildiri yayınlayan amirallerin 10’unun o eski kötü alışkanlıkları hatırlatan biçimde sabah evlerinden alınmalarına tepki gösterdi.

Gözaltına alınmalarına karşı çıktı...

Ama daha önemlisi iktidara bence çok önemli ve yapıcı bir çağrı yaptı.

Özeti şuydu:

Emekli amirallerin seçilmişleri hedef alan açıklamalarına karşı çıkıyorsak...

Atanmış memurların, tayinle göreve gelmiş görevlilerin, valilerin, kaymakamların, maaşını devletten alan dini görevlilerin seçilmiş insanlar, parti başkanları, anamuhalefet partisi başkanı hakkındaki hakarete veren açıklamaları da önlenmelidir...

Yazının Devamını Oku

Artık doğalgaz faturanıza bile rütbeli imzanızı atmayın

O bildiriye imza atan 104 mütekait askerin karşısına geçip sormak isterdim:

“Yaptığınızdan memnun musunuz...”

Ve devam etsem...

“Bakın Türkiye geçen hafta ne tartışıyordu...

Sizin bu düşüncesiz hareketinizden sonra bugün ne tartışıyor...”

*

Biliyorum bana diyecekler ki...

“Biz de vatandaşız ve düşüncemizi serbestçe söyleme hakkına sahibiz...”

Evet sahipsiniz...

Yazının Devamını Oku

Ey erkek 5 yıl önce testosteron yarıştırıyordun bak bugün ne

Aman Allahım...

Bu erkek milleti...

Yani biz ne hale düştük...

*

Dün gibi hatırlıyorum...

15 Mayıs 2016...

Berlin’de Final Four’un son günü... Fenerbahçe-CSKA maçını bekliyoruz...

Otelin lobisinde büyük bir tartışma patlıyor...

Bir erkekte ideal testosteron oranı nedir?

Yazının Devamını Oku

İkinci hayatında bir daha komedi oynayabilecek mi

Zekeriyaköy’deki evde yaşanan o olayın üzerinden 3 yıla yakın zaman geçmiş.

Ahmet Kural’ı o zamandan beri ilk defa görüyoruz.

Kıbrıs’ta TRT için bir dizi çekiyormuş.

Hürriyet Kelebek’te Tülay Demir’in yaptığı mülakattan öğrendik.

Çekim sırasında yeni sevgilisi Çağla Gizem Çelik ile annesi ve babası da yanındaymış.

*

Hayatım boyunca şuna inandım.

Yazının Devamını Oku

Çok genç erkekle 'olgun kadın' arasında kaç yaş fark vardır

Çarşambayı perşembeye bağlayan gecenin saat 00.30’u...

Çok akıllı telefonuma, Music Business Worldwide müzik endüstrisi haber sitesinden bir son dakika notu düşüyor...

“Paul Simon bütün kataloğunu Sony şirketine satmış...”

Paul Simon...

Yani “Simon and Garfunkel” ikilisinin Simon’ı...

Daha o saniye onlarca şarkı geçmeye başlıyor aklımdan...

“Mrs Robinson”, “Sound of Silence”, “Scarborough Fair”, “Bridge Over Troubled Water”, “Boxer”, “Cecilia”, “A Hazy Shade of Winter”, “Homeward Bound”, “Me And Julio Down by the Schoolyard”...

Bütün bir gençliğim...

Yazının Devamını Oku

Sharon hatıra kitabında bu bornozlu geceyi de yazdı mı

1) Dün gibi hatırlıyorum...

2005 yılının aralık ayıydı...

Los Angeles’ta güneşli bir günün gecesiydi... Hollywood ünlülerinin yaşadığı semtteki büyük villanın salonundaydım.

Biraz sonra şahane kadın merdivenlerden inmeye başladı...

Beş yıl önce Cannes Festivali’nde yanımdan geçerken nefesimi kesen şahane Sharon Stone karşımdaydı.

Üstelik üzerinde sadece bir bornoz vardı...

Ayağa kalkıp soruyorum...

“Yorgun musunuz...”

Yazının Devamını Oku