GeriErtuğrul ÖZKÖK Omerta rahipleri ve 8 mezarın büyük sırrı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Omerta rahipleri ve 8 mezarın büyük sırrı

MARTIN Ridge emeklilik hayatını huzur içinde yaşayan emekli bir dedektifti.

Çalışma hayatı An Garda Siochana’da (İrlanda Polis Gücü) geçmişti. Görevi IRA (İrlanda Kurtuluş Ordusu) militanlarının terör eylemlerini ve bombalarını ortaya çıkarmaktı.

Emekli olmadan önce çalıştığı polis teşkilatına gelen bir mektup hayatının geri kalan kısmını altüst edeceği güne kadar böyle huzurlu ama monoton günleri yaşıyordu. Oysa bu mektup sadece onun hayatını değil, bütün Katolik dünyasının hayatını altüst edecekti.

Omerta rahipleri ve 8 mezarın büyük sırrı

BİR RAHİPTEN NOEL GÜNÜ GELEN ŞANTAJ MEKTUBU
Mektup, İrlanda Polis Gücü’nün yerel bürosuna 1997 yılının Noel günü geldi.

Eugene Green adlı yerel rahip bir adamın kendisine şantaj yaptığını bildiriyordu.

Noel zamanıydı ve polisin imkânları sınırlıydı. Polis teşkilatının yerel yetkilisi, bu işi araştırmasını emekli dedektif Martin Ridge’den istedi.

Emekliliğinin ortasında kendisinden böyle bir görev istenmesi, Martin Ridge’in hem monoton günlerine renk katacaktı, doğrusu hem de gururunu okşamıştı.

Noel’den iki gün sonra kendi kullandığı arabasıyla Donegal kasabasına doğru yola çıktı. Bu yolculuğun onu bir tür seri katilin izine götürdüğünü aklından bile geçirmiyordu.


KÖY MEZARLIĞINDA YATAN SEKİZ KİŞİNİN KAYITLARI
Donegal, İrlanda’nın Atlantik sahilinin kuzeybatısında 160 bin kişinin yaşadığı küçük bir şehirdi. Taasuba varan inancı ile kuvvetli bir Katolik nüfusuna sahipti. Dolayısıyla da İrlanda’da kilisenin en kuvvetli olduğu yerlerden biriydi.

Martin Ridge önce mektubu gönderen rahibi dinledi. Anlattığına göre şehirden biri, geçmişte kendisine tecavüz ettiğini söyleyerek bunu açıklamakla tehdit ediyordu.

Olay buraya kadar İrlanda’da zaman zaman rastlanan “Papaz oramı elledi” hikâyelerinden biri gibi görünüyordu. Ancak iki gün sonra şehre yakın köylerden birinde dikkatini çeken bir şey, olayın seyrini tamamen değiştirecekti.

Donegal civarındaki sahile yakın Gortahork köyünün mezarlığının kayıtlarını incelerken tuhafına giden bir şeyle karşılaşmıştı. Mezarlıkta yatan 8 kişinin ölüm nedeni garibine gitmişti. Bu 8 kişinin hepsi intihar etmişti. Ve hepsi de erkekti.

Omerta rahipleri ve 8 mezarın büyük sırrı

YENİ RAHİP 8 ÖLÜMÜN NEDENİNİ SÖYLEMİYOR
Çok kuvvetli Katolik inancı olan insanların yaşadığı küçücük bir köyde 8 intihar normal değildi.

Hayatını şüphe üzerinden kazanan Ridge hemen köyün rahibini bulup bu intiharların nedenini sordu. Rahip, köye yeni gelmişti ve intihar nedenleri ile ilgili bir kayıt olmadığını söyledi. Bunun üzerine köyün pub’ına gidip insanlara sormaya başladı.

Ama kimse intihar nedenleri üzerine konuşmak istemiyordu. Sanki mafya örgütlerininde “Konuşanı öldürün” anlamına gelen bir tür Omerta kanunu yürürlüğe girmişti.

O gün öğrenebildiği tek şey, mezardaki 8 kişiden birinin 15 yaşında bir erkek olduğu ve yakındaki bir kulübede kendini astığıydı. Köyde yeterli bilgi alamayınca Donegal’a döndü. Ertesi gün kendisi görüşmek isteyen bir kişinin anlattıkları, olayın bütün seyrini değiştirecek ve Gortahork mezarlığının sırrı ortaya çıkacaktı.


DERİNE İNDİKÇE YOLLAR O MEZARLIĞA ÇIKIYOR
Gelen kişi, yerel bir okul öğretmeninin kendisine tecavüz ettiğini anlatmıştı.

Tecrübeli dedektif bu ihbar üzerine daha derine inmeye başladı. Denis McGinley adlı öğretmenin bu ilk vakası değildi. 50 çocuğa daha cinsel tacizde bulunmuştu. Ama çok daha ilginç bir ipucu vardı. McGinley bir Katolik okulunda öğretmendi ve dini konularda ders veriyordu. Okul da Katolik kilisesinin kontrolündeydi. Eski dedektif daha da derine gitmeye karar verdi. Gittiği yol ise onu bir kiliseye doğru götürüyordu. “Gorth an Choirce Kilisesi”...

Yani intihar eden 8 kişinin gömülü olduğu mezarlığın bulunduğu yer...

İntihar nedenleri ortaya çıkmıştı. Hepsi de biraz ilerideki o kiliseye giderken rahipler tarafından tecavüze uğrayan çocuklardı. Kilise bu büyük utancını biliyor ama ısrarla üstünü örtüyordu. Kilisenin müminleri ise inançlarını korumak uğruna yıllarca bu büyük utancın dilsiz ortakları olmuşlardı.


46 YAŞINDAKİ ADAMIN DOSYADAKİ SÖZLERİ
Ama işin en ilginç yanı şuydu. Tecavüzcü rahiplerin başında, kendisine şantaj yapıldığı iddiasıyla polise başvuran rahip Eugene Green vardı.

1965 ile 1972 yılları arasında 26 çocuğa cinsel tacizde bulunmuş, hatta tecavüz etmişti.

Bölgede aynı suçu işleyen 14 rahip daha vardı.

Dedektif Ridge’in notları arasında Martin Gallagher isimli 46 yaşında bir mağdurun şu sözleri bu seri tecavüzlerin özetiydi: “İlk defa 12 yaşımdayken tecavüze uğradım. Bu bir yıl sürdü. 14 yaşında okuldan ayrıldım. 16 yaşımda içmeye başladım. Ve ancak bugün, 46 yaşımda bunları anlatabilecek cesareti buldum.”

Emekli bir dedektif gelmiş ve bölgenin en büyük Omerta kanununu yıkmış ve artık müminler de konuşmaya başlamıştı.

Kim bilir belki de Gortahork mezarlığının intihar etmiş 8 sakini de o gün huzur bulmuştur.
.................................
NOT: Bu yazıdaki bilgileri, Martin Ridge’in “Breaking the Silence” adlı kitabından ve çeşitli gazetelerde çıkan yazılardan derledim. Her zamanki gibi senaryo bana ait.

Omerta rahipleri ve 8 mezarın büyük sırrı

SUÇ MAHALLİ / 11 KİŞİNİN YAŞADIĞI KÜÇÜK BİR ADA VE KÜÇÜK BİR KORU
DEDEKTİF Ridge cemaatin sessizliğini bozup konuşturmaya başlayınca bu seri cinayetlerin ayrıntıları da ortaya çıkmaya başladı.

Rahipler çocukları köyün yakınlarında, etraftan pek görünmeyen bir plaja götürüyordu.

Bazılarına ise Inishbofin adlı sadece 11 kişinin yaşadığı bir adada tecavüz ediyordu.

Çocukları akşam hava karardıktan sonra buraya götürüyorlar ve terk edilmiş kulübelere sokuyorlardı.

Rahip Green çocuklara “Bu bizim sırrımız. Sadece Tanrı ve biz bileceğiz” diyordu.

Yıllar sonra Ridge’e konuşan 46 yaşındaki mağdur şu mide bulandırıcı ayrıntıyı anlatacaktı:

“Bizleri oral seks ve mastürbasyon yapmayla zorluyorlardı. Bazı arkadaşlarımıza öyle şiddetle tecavüz ediyorlardı ki günlerce kanıyorlardı.”


OLAYIN AKTÖRLERİ BUGÜN NEREDELER
Emekli dedektif Martin Ridge bu araştırmasını daha sonra “Breaking the Silence” (Sessizliği Bozmak) adı altında kitaplaştırdı. Huzurlu emeklilik hayatına devam ediyor.

Rahip Eugene Green 2000 yılında 12 yıl hapse mahkûm oldu. Şimdiyse kiliseye ait korunaklı bir evde “güvenli” bir emeklilik hayatı yaşıyor.

Otuz yıl boyunca 50’ye yakın öğrenciye cinsel tacizde bulunan öğretmen Denis McGinley 2 yıl hapis cezası aldı, yattı ve çıktı.

Papa Franciscus şu günlerde İrlanda’yı ziyaret ediyor. Gitmeden önce “çocuklara cinsel tacizi” çok kuvvetle kınayan bir bildiri yayınladı.

İrlanda’ya gelmeden İrlanda Katolik Kilisesi’ne Bishop Philip Boyce isimli bir kişiyi tayin etti.

Philip Boyce, skandalın çıktığı yıllarda o bölgede görev yapıyordu ve 26 çocuğa cinsel tacizde bulunduğu için hapse giren rahip Green’in cübbesinin alınmasına karşı çıkan kişiydi.

Özet: Cemaatin Omerta kanunu yıkılmıştı. Ama kiliseninki bütün gücüyle devam ediyordu.


KAZANCI BEDİH İLE NEŞET ERTAŞ NİYE KAVGA ETMEZDİ
SELAHATTİN Yusuf geçen yıl çıkan kitabı “Masumiyetin Son Günleri” üzerine Gazeteciler.com’a bir mülakat vermiş.

Diyor ki:

“Karşılıklı iman tazeleme ve yüceltme/saldırma alışkanlığını güçlendiriyor.”

Peki neden böyle oluyor?

Ona da cevabı şu:

“Kavgayı yazarlar, kültür ve fikir adamları vermeliydi. Kavga oradan kaynaklanmalıydı. Ülkeyi ileriye götürecek olan budur.”

Bu konuda şu örneği veriyor:

“Kazancı Bedih ile Neşet Ertaş’ın kavgası yoktur. Ahmedi Hani ile Şeyh Galip’in kavgası yoktur. Olsaydı bile ne kadar öğretici olurdu, düşünelim.”

Neden kavgaları yoktur sorusuna cevabı ise şu:

“Çünkü yakından baktığınızda bu tarafların köklerini toprağın altında birbirlerine sarılmış halde buluruz.”

İkisi de ne dinlediğim, ne de bildiğim sanatçılar...

O nedenle kendimi bu son teşhis konusunda fikir yürütecek durumda hissetmiyorum.

Neşet Ertaş’ı yazdıkları kadar dinlediklerinden şüphem de olsa, bazı kişilerin bu konudaki fikirlerini merak ediyorum doğrusu.


AMA BU CÜMLE OLMADI
SELAHATTİN Yusuf’un tartışma hayatımızdaki trolleşme ile ilgili fikirlerine katılıyorum. Yalnız katılmadığım bir görüşü var ki o da şu:

“Tanpınar’ı ve İkinci Yeni şiirini çıkarın, Türk edebiyatı metruk bir evin çatısı gibi kendi içine çöker.”

İşte buna katılmam mümkün değil.

Türk düşünce ve edebiyat hayatını Cemil Meriç, Ahmet Hamdi Tanpınar ve İsmet Özel’den ibaret gören, Yaşar Kemal’leri, Orhan Pamuk’ları, Yusuf Atılgan’ları, İhsan Oktay Anar’ları, küçük İskender’leri, özellikle bugünün harika yeni romancılarını yok sayan bir yoruma katılmam katiyen mümkün değil.


TAM 'EYVAH CEM BU FOTOĞRAF SENİ BİTİRİR' DİYECEKTİM Kİ
CEM Yılmaz... Yanında, ona çok yakıştırdığım Defne Samyeli...

Omerta rahipleri ve 8 mezarın büyük sırrı

Ama şu öndeki izbandut “MB” duvarı var ya... Men in Black...

Siyah adamlar yani...

Üstelik bir de Cem’le aynı kıyafeti giymişler iyi mi...

Tam “Eyvah Cem... Bu kare var ya... İşte bu kare seni bitirir” diyecektim ki...

Magazin şefimiz Selim Akçin, Cem’in Twitter’da yazdıklarını gönderdi.

BİR: O siyah elbiseli kişiler onun koruması değil, konser mekânının güvenlik elemanlarıymış.

İKİ: Onu hayranlarından korumak için değil, konser başlayacağı için insanları yerlerine oturtmaya çalışıyorlarmış.

ÜÇ: Cem de benim gibi “Eyvah yarın etten duvar ördürdü yazarlar” diye düşünmüş.


ŞÖHRET
BİR kere daha anladım.

Şöhret özendirmez kıskandırırmış.

Mizah keskinse, bazen güldürmez, sinirlendirirmiş.

Zekâ, hayran bırakmaz düşman edermiş.

Bir de yanında böyle güzel bir kadın varsa...

Eee Cem... Adamlar haklı yani... Bu kadar da “şans tekeli” olmaz yani... Neticede bir “Duygusal Rekabet Kurulu” da var yani...

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku