GeriErtuğrul ÖZKÖK Öğrenilmiş çaresizlikten 'Meşgaleli inziva'ya geçtim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Öğrenilmiş çaresizlikten 'Meşgaleli inziva'ya geçtim

Dün yazıma başlarken Almanya’da Türklerin de gittiği bir nargile kafeye ırkçı saldırı haberi gelmişti.

10 kişi hayatını kaybetmiş...

Bunların dördü Türk vatandaşı...

Öğrenilmiş çaresizlikten Meşgaleli inzivaya geçtim

Demek ki, insanlık için koronavirüsten çok daha tehlikeli bir virüs uyanmış.

Irkçılık virüsü...

Yirminci yüzyılın ilk yarısında insanlığa çok pahalıya patlamıştı.

Yüz yıl sonra yine kapımızda demek...

*

Yazımı bitirdiğimde bir başka haber geldi.

İdlib’de iki askerimiz şehit...

Beşi yaralı...

*

Demek ki Ortadoğu’nun o virüsü yine uyanmış.

Yüz yıl önce koskoca bir Türk nesline çok pahalıya patlamıştı.

İnşallah bu defa tekrarlamaz...

*

İçimde yine kaybettiğimiz o gencecik aslanların ateşi...

Yine yastayım...

*

Nedense son zamanlarda derin bir yalnızlık ve düş kırıklığı içinde yaşıyorum.

Hayatımda ilk defa sürgün nedir anlıyorum, hissediyorum.

Çünkü bir tür kendi kendime sürgün halindeyim.

*

Geçen gün bu haletiruhiyemi muhafazakâr çevreden bir arkadaşıma anlatınca, “Sana biraz Tevfik Fikret halleri gelmiş” dedi ve teşhisini söyledi:

“Buna meşgaleli inziva denir...”

*

Evet doğru...

Durmadan kaçmak istiyorum...

Kaçmak için meşgaleler yaratıyorum... Durmadan okuyorum...

Durmadan bir şeyler seyrediyorum, dinliyorum...

*

Daha önce bir psikolog arkadaşım bu halime “öğrenilmiş çaresizlik” teşhisi koymuştu.

Demek ki şimdi o aşamayı geçip “meşgaleli inziva” aşamasına gelmişim.

*

Önümüzdeki günlerde Tevfik Fikret’in Aşiyan’ına ve mezarına gidip biraz onunla dertleşeceğim...

Kim bilir belki o muhabbet bu sürgün halime iyi gelir.

PERA’DA ESRARENGİZ ‘KUTSAL KÂSE’ MUHAFIZLARI İLE BİR GECE

GEÇEN salı akşamı Pera Palas’ta çok ilginç bir davete katıldım.

Davetiyenin üzerinde şu yazılıydı:

“Keepers of the Quaich”...

Dünyada İskoç viski kültürünü geliştirmek üzere kurulmuş bir dernek bu...

Bugüne kadar 9 ülkede örgütlenmiş.

Bu örgütlere “chapter” deniyor...

Bunun “onuncu chapter’ı” da Türkiye’de açıldı. Davet, bu derneğin Türkiye chapter’ının açılış töreniydi.

Tabii öğrenmemiz gereken ilk şey “quaich” kelimesinin anlamıydı.

İskoçya’da içinden viski içilen iki tutamaçlı metal kâseymiş.

1600’lü yıllarda İskoçya’nın Highland bölgesinden çıktığı tahmin ediliyor.

İskoç geleneğinde bu kâse elden ele dolaşır ve herkes içer, böylece bir tür “brotherhood” yani kardeşlik yaratırmış.

Bu derneğin adı da buradan geliyor.

“Kâse Muhafızları”...

Yani biraz “viskinin kutsal kâsesini” koruyan kişiler...

Öğrenilmiş çaresizlikten Meşgaleli inzivaya geçtim

KİMDİR BUNLAR 1

VİSKİNİN MASON LOCASI MI TAPINAK ŞÖVALYELERİ Mİ

O gece etrafı seyrederken düşündüm.

Acaba bu “Quaich” örgütünü nasıl tarif etmek gerekir?

Ritüeline, kılık kıyafete bakarsam, “Viski masonları” diyeceğim...

Ama öyle gizli kapaklı bir teşkilat değil.

“Viskinin tapınak şövalyeleri” desem, öyle dinsel, ilahi, kutsal bir cemaat gibi bir yanı hiç yok.

“Viskinin yuvarlak masa şövalyeleri” desem...

Yuvarlak masa şövalyesi sayısı 12 ile 150 arasında değişiyor.

Oysa dünyada 2 bin 500’ü aşkın “kâse muhafızı”, 150 “master keeper” yani “kâse başmuhafızı” varmış.

Ha onlardan biri de bizim Teoman Hünal...

Gece yakasında kâse muhafızı madalyası ile dolaşıyordu.

KİMDİR BUNLAR 2

KÂSE MUHAFIZLARI MI KADEH BEKÇİLERİ Mİ

KİMDİR bunlar tartışması devam ediyor...

“Viskinin senyörleri” desem, Güneri Cıvaoğlu da orada olduğuna göre tamam diyeceğim...

Ama İzmir Kahramanlar’ın varoş çocuğu olarak ben de oradayım... Pek uymaz yani...

Aklıma, Fransa’nın bana verdiği “Ulusal Liyakat Nişanı” geliyor.

Belki kapıda onu göstersem içeri alırlar.

Ama benim gibi çakma senyörleri de alırsanız, o zaman da örgütünün adını değiştirip “Kâse muhafızları” yerine “Kadeh bekçileri” demek daha doğru olacak...

Yani yine olmaz...

O yüzden en iyisi en kısa sürede bu “Quaich” kelimesinin nasıl telaffuz edildiğini öğrenip “Kuaişiler” deyip geçeyim.

Öğrenilmiş çaresizlikten Meşgaleli inzivaya geçtim

VİSKİ BİRADERLİĞİNDEN REKABET KARDEŞLİĞİNE

ŞAKAYI bir kenara bırakırsak, çok güzel bir geceydi.

Dünyanın en büyük iki içki grubunun, Yani Diageo ve Pernod-Ricard’ın temsilcileri oradaydı. Bu demektir iki ezeli rakip Johnny Walker ve Chivas oradaydı. Japon viskilerinin Türkiye temsilcileri bile oradaydı.

Pera Palas’ın dekoru bu toplantıya çok iyi gitmişti.

Size şimdiden söyleyeyim. Türkiye giderek büyük bir viski tüketicisi ülke haline geliyor. Bu kadeh biraderlerinden biri de benim.

GÜNÜN POLEMİĞİ

TÜRKİYE’DE BIYIKLILAR NEDEN SMOKİN GİYMEZ

TÜRKİYE’de üzerinde “Black Tie” yazılı bir davetiye alırsanız, biliniz ki oraya giderken ille de smokin giymeniz gerekli değildir. Çünkü gittiğinizde büyük bir ihtimalle salonun en fazla üçte birinin smokinli olduğunu görürsünüz.

Özellikle bıyıklı erkek görürseniz, üzerinde smokin olmayacağından emin olabilirsiniz. Çünkü biliniz ki, böyle yerlere gelen kişilerden bıyıklı olanları büyük bir ihtimalle yeni muhafazakâr ortamla uyumlu olmak için bıyık bırakan işadamı, sanatçı, bürokrat veya siyasetçidir.

Muhafazakâr ortam smokine pek iyi bakmadığı için, onlar da bu yönetim gidinceye kadar gardıroptan smokinlerini çıkarmazlar.

Salı akşamı ilk defa bu kuralın yıkıldığını gördüm.

Salonun büyük bölümü smokinliydi. Üstelik içlerinde Pernod-Ricard’ın Türkiye temsilcisi Selçuk Tümay gibi geleneksel İskoç kilti giyenler bile vardı. Sevdim bu geceyi...

Öğrenilmiş çaresizlikten Meşgaleli inzivaya geçtim

EN SEVDİĞİM EKONOMİ DERGİSİ ARTIK TÜRKÇEDE

BİR ekonomi gazetesi ve dergisi hastasıyım.

Dünyada benim kadar ekonomi yayını okuyan insan azdır.

Son yıllarda en keyifle okuduğum ekonomi yayınlarının başında “Fast Company” geliyor.

Çünkü modern ekonominin ve özellikle Palo Alto dünyasının nabzını bu dergi tutuyor...

Şimdi bu dergi Türkçe de yayınlanmaya başladı.

Başına da “Ekonomi” dergisinin eski başarılı yönetmeni Rauf Ateş var...

İlk sayının kapağına Amerika’da büyük bir başarıyı yakalayan Chobani gıda ürünlerinin kurucusu Hamdi Ulukaya’yı almış.

Onunla yapılan mülakatı büyük keyifle okudum.

Gerçekten güzel bir dergi olmuş.

BU YIL ‘YULAF SÜTÜ’ FIRTINASI PATLAYACAK

DERGİDEN okuduğuma göre Chobani grubu bitkisel süt üretimi işine de girmiş.

“Yulaf her kültürde var olan doğaya en az zararlı en az su isteyen ürün” diyor.

Ondan süt üretmişler.

“Başka firmalar da var ama bizim girmemizle birlikte bir fırtına kopacak ve yulaftan süt işine ilgi patlayacak” diyor.

X

Dirsek dirseğe, kol kola, yüz yüze, baş başa Avrasyacılığın sonu mu

 Zirve yazıları çok sıkıcıdır... Bildim bileli de klasik formatlarla yazılır...

Ancak bu NATO Zirvesi bence son yılların en önemlisiydi...

O nedenle, sıkıcılığı göze alarak bu zirve ile ilgili görüşlerimi yazmak istiyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO Zirvesi’ndeki temasları bence Türkiye açısından son derece önemli oldu.

Bunu hangi somut bilgiye dayanarak söylüyorsun diye sorarsanız, cevabım şu...

Kimsenin bilmediği ve benim bildiğim şeylerden biliyordum demeyeceğim. Çünkü kimsenin bilmediği şeyleri şu an itibarıyla ben de bilmiyorum...

Ama yıllardır bu tür olayları izleyen bir gazeteci olarak, yapılan açıklamalardan, gördüğüm fotoğraflardan, vücut dillerinden çıkardığım bazı sonuçlar var.

Kaynaklarım, liderlerin karşılaşma anlarındaki vücut dilleri, dokunuşları, yüz ifadeleri...

Yazının Devamını Oku

Sadece o gitmedi o da birlikte gitti

Evet İsrail’de 12 yıllık Netanyahu başbakanlığı dönemi sona erdi.

Ortadoğu’nun en tehlikeli “popülisti” iktidar koltuğunu kaybetti...

Yerine bir koalisyon geldi...

Hem İsrail “Oh” dedi...

Hem dünya...

Gelin olanları alt alta yazalım ve biraz geri çekilip bakalım:

İsrail halkı ve parlamentosu, Netanyahu’nun “Ben gidersem İsrail batar” şantajına kulak asmadı.

İsrail halkı ve parlamentosu,

Yazının Devamını Oku

Maskesiz plaj fotosunda kimler Blues Brothers, kim tiki, slim fit

Türk iş dünyasının VIP’i pandemi sonrası açılışı geçen hafta İstanbul’da Lucca’da yaptı.

Dünyanın en güçlü 7 ekonomisinin lideri ise önceki gün İngiltere’de Cornwall Plajı’nda bir araya gelip geleneksel aile fotoğrafını çektirdi.

Yüzlerinde maske yoktu ama aralarına sosyal mesafe koymuşlardı.

Böyle olunca da hepsinin duruşu ve kıyafeti daha çok ortaya çıkıyordu.

Ben de bu dünyanın en gelişmiş 7 ülkesini yöneten liderlerin kıyafet ve vücut dili analizini yaptım.

Yanıma danışman olarak da eski Radikal gazetesinin moda yazarı ve erkek giyim markası Milimetric’in kurucu ortağı Kağan Gökalp’i aldım.

İşte bizim gözümüzden dünyayı yöneten “maskesiz yedili”....

Yazının Devamını Oku

Son fotoğraf ve ibretlik bir ‘Yeni Türkiye’ hikâyesi

15 Temmuz 2016 gecesi, saat 22.14’te internet siteleri küçük bir haber geçti.

Eski milletvekili Nevzat Yalçıntaş Çatalca İlyas Çokay Devlet Hastanesi’nde ölmüştü.

83 yaşındaydı ve ölüm nedeni kalp kriziydi...

*

Prof. Yalçıntaş, eğitimini Fransa ve İngiltere’de yapmış, parlak bir öğretim üyesiydi.

TRT’nin eski genel müdürlerinden biriydi.

İki dönem milletvekilliği yapmıştı.

Muhafazakâr kesimin en demokrat insanlarından biriydi...

İktisat fakültesinde eski Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Kâinatın en büyük sırrının fotoğrafını kim, nasıl çekti

Dün Kuzey yarıküre çok ilginç bir güneş tutulması izledi.

Birçok yerden, “Halkalı tutulma” denen bu olayı gösteren harika fotoğraflar geldi.

Bana göre en güzeli de manşete koyduğum bu fotoğraf oldu...

Halkalı tutulma gözümüzü yine uzaya çevirdi.

Bundan istifade ederek ben de son yıllarda size kâinatla ilgili en ilginç olaylardan birini anlatayım.

12 Nisan 2019 günkü yazımda, insanoğlunun yıllardır konuştuğu “karadelik” denilen “şey”in fotoğrafının çekilmesinin hikâyesini yazmıştım.

Karadelik için, “öteki dünyanın kapısı” da diyebiliriz.

Kâinatın en az bilinen boşluklarıdır karadelikler.

Yazının Devamını Oku

Yarın Roma'da sahaya ilk defa Z kuşağı çıkıyor

Türkiye Milli Takımı yarın Roma’da İtalya’nın karşısına çıkıyor.

Geçen yıl yapılamayan Avrupa Futbol Şampiyonası bu maçla başlıyor.

Hürriyet Avrupa baskısı bugün şampiyona için hazırladığı 28 sayfalık güzel bir ek veriyor.

O ek için benden de bir yazı istediler.

O yazıyı hazırlarken farkına vardım şimdi yazacaklarımın.

Yarın sahaya belki de tarihimizin en genç milli takımı ile çıkacağız.

Gelin şu rakamlara bakalım.

*

Takımızın yaş ortalaması 25 ve şampiyonaya katılan 24 takım arasında en genci...

Yazının Devamını Oku

Bu yıllar geçecek, Ezgi Mola kalacak... Ya siz

Ezgi Mola’yı son defa Alice müzikalinin kulisinde görmüştüm.

Harika Kırmızı Kraliçe oyununu sevmemize çocuk gibi sevinmişti...

O gece üzerinde bu fotoğrafta gördüğünüz “Kırmızı Kraliçe” kıyafeti vardı.

“Bu rolü Türkiye’de en iyi oynayacak isim” demiştim.

*

Dün milletçe öğrendik ki Ezgi Mola hakkında 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış.

Nedeni de tecavüze uğrayıp intihar eden genç kızı savunmak için attığı tweet’miş.

İddiaya göre intihar eden kıza tecavüz iddiasıyla yargılanan kişiye hakaret etmiş.

Ne kadar da onuruna düşkün bir arkadaşmış meğer...

Yazının Devamını Oku

Biz Türkler nikâh şekerini Lükres Borjiya'nın kına gecesinde mi öğrendik

Dün Hürriyet ve New York Times’ın manşetinde benzer bir haber vardı. Pandemi sırasında yasaklanan düğünlerin yeniden başlaması.

Hürriyet’in haberine göre Türkiye’de bu yıl düğün patlaması yaşanacakmış.

Normal yıllarda 500 bin olan düğün sayısının bu yıl 750 bine çıkması bekleniyormuş.

New York Times’ın haberine göre de İtalya da 17 Mayıs’tan itibaren düğünleri serbest bırakmış.

Düğünlerin serbest bırakılması bu iki ülkenin iki şehrinde özel bir sevince yol açtı.

Türkiye’de İzmir...

Çünkü İzmir gelinlik üretiminde belki de dünyanın en büyük şehri...

Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın gelinlik ve damatlık kıyafetleri oradan gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Özel telefon, Whatsapp mesajı yayınlayan, yayan fena yandı

O meşum 3 Temmuz gününü hayatım boyunca unutmayacağım.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın evinden alınıp götürülüşü hâlâ gözümün önünde...

Saracoğlu Stadı’nda FETÖ’cü polislerin provokasyonunu hiç unutmayacağım... Orada yediğim biber gazı hâlâ genzimde...

*

Neler yaptılar bu kulübe...

Sırf Atatürkçü diye... Sırf herkes FETÖ yalakalığı yaparken onlar yapmadı diye...


Yazının Devamını Oku

Erdoğan, Biden'a fesli bir boksörü anlatacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden’la yapacağı görüşmenin tarihi kesinleşti.

Önceki gün aldığım bir bilgiye göre Erdoğan bu görüşmede ABD Başkanı’na bir boksörden söz edecek.

Bir de kitap hediye edecek.

Kitabın adı da şu: “A Golden Heart Mitten...”

Yani “Altın Kalpli Eldiven...”

*

Önceki gün AKP’li bir başkanla ringe çıktım.

Beyoğlu’nun göbeğine kurulmuş bir ringin kenarındaki halatları kaldırıp birlikte içine girdik ve bu fotoğrafı çektirdik.

Ringe çıkma daveti Beyoğlu Belediye Başkanı

Yazının Devamını Oku

Spor yazarları artık maç sonu kültürünü köklüce değiştirmeli

Osaka, aldığı ceza sonrasında Fransa Açık’tan çekilirken, Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

Bu hafta başında spor dünyasını çok yakından etkileyen çok önemli bir tartışma başladı... Tartışmayı başlatan kadın bir sporcuydu ve şu anda spor medyasında toz duman. Olay şu:

KADIN SPORCU MAÇ SONU TOPLANTISINI REDDEDİNCE

Paris'te yapılan Fransa Açık Tenis turnuvasında Naomi Osaka maç sonunda yapması gereken basın toplantısına çıkmayı reddetti... Böylece tenis tarihinde bir ilke imza attı. Nedenini de şöyle açıkladı: “Bu basın toplantılarında sorulan negatif ve öfkeli sorular psikolojimi bozuyor ve benim mücadele azmimi kırıyor...”

KIZGIN ORGANİZATÖRLER PARA CEZASI VERDİ, İHRAÇLA TEHDİT ETTİ

Tabii organizatörler Naomi Osaka’ya hemen 15 bin dolar para cezası verdiler. Onunla da kalmadılar, turnuvadan ihraç edebileceklerini ve disiplin soruşturması başlatılabileceklerini ifade ettiler.

Naomi Osaka da ceza almasından 1 gün sonra turnuvadan çekildiğini açıkladı. Spor dünyasında büyük bir tartışma başladı ve çok sayıda sporcu Naomi Osaka’ya destek verdi. Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

BAZI GAZETECİLER SORU SORMUYOR KENDİNİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un gayriresmi VIP açılışının yıldızları

Bana göre İstanbul pandemi sonrası açılışını önceki gün yaptı.

İlk açılış “Perakende Günleri” toplantısıydı.

Toplantı sonunda, “Perakende Güneşi Ödülleri” verildi.

Birincisi pandemi sırasında başarılı olan şirketler ödüllendirildi.

Bir de “Yirminci Yıl Özel Ödülü” vardı.

Buna “Ödüllerin Ödülü” deniyordu....

Perakende sektörünü temsil eden 15 dernek ve iki ana sponsordan oluşan büyük jüri belirledi.

Ödülü Mudo mağazalarının kurucusu Mustafa Taviloğlu’na verdiler.

Ve onu, kendisinin yıllar önce söylediği şu cümleyle tanıttılar:

Yazının Devamını Oku

Bir sivil darbe mağduruna postmortem iade-i itibar

Önceki gün Türkiye’de bir “milli mutabakat” olayı yaşadık. Yakın tarihimizin, şimdi hayatta olmayan bir “sivil darbe mağdurunun” ayaklar altına alınmış onurunu iade ettik. Şimdi sizi bu “postmortem” yani ölümü sonrası gerçekleşen iade-i itibar olayının ilk gününe götüreceğim.

O meşum sabaha...

19 Aralık 2009 sabahı Beylerbeyi’ndeki bir askeri lojmanda silah sesi duyuldu.

Türk ordusunun bir subayı, o sabah tabancasını şakağına dayadı ve tetiği çekti. Arkasında da şu mektubu bıraktı:

“Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu, ne yaşayacak bir Cumhuriyet, bir ülke bulamayacaksınız.

Şunu bilin ki en küçük suçu ve günahı olmayan ben bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum.”

*

Yarbayın adı

Yazının Devamını Oku

Nöbetçi genel yayın yönetmeninin manşeti

Her eski genel yayın yönetmeninin içinde mutlaka bir “nöbetçi genel yayın yönetmeni” vardır.

Benim gibi artık ne ruhen, ne de fiziken öyle bir beklentisi kalmamış eski genel yayın yönetmeninin de içinde vardır o nöbetçi...

Öyle bir gün gelir ki...

“Keşke bu gazeteyi bugün ben yapsaydım” derdi...

Veya benim gibi onu demez de şunu yapar.

İçindeki gazeteyi içinden yapar...

Pazar gecesi öyle bir geceydi işte...

İçimdeki nöbetçi, o gece kendi gazetesini yaptı...

Yaptı da ne yaptı...

Yazının Devamını Oku

O statta sadece final oynanmadı, futbolun geleceği değişti 

Futbolun geleceği adına önemli ipuçlarına tanık olduk.

Bu maç Avrupa’nın seyircili futbola dönüşüydü. 16 bin taraftar sahada 60 binlik bir atmosfer yarattı. Şurası kesin; seyircisiz bir maç baharatsız bir yemek gibiydi. Futbol önceki gece aromasını ve baharatına kavuştu. Stattaki seyirci yerleşiminde sosyal mesafe ve hijyen şartlarına uygun bir oturum planlaması yapıldı. Ama daha maç başlamadan önce bütün sosyal mesafe kuralları bir yana bırakıldı. Maskeler tamamen atıldı.

Önceki gece her futbolsevere nasip olmayacak bir olayı yaşadım.

Tabii ki bu bir UEFA Şampiyonlar Ligi finaliydi. Tabii ki o maçı seyretmek bir şanstı.

Ancak bir sosyolog olarak benim için en az onun kadar güzel bir fırsat daha vardı.

Bütün dünyada 1.5 yıllık aradan sonra seyircili ilk futbol finalini seyredecektim.

Gerçekten çok zengin gözlemlerle dolu bir gece geçirdim.

Cumartesi gecesi Porto’nun Drago Stadı’nda sadece bir UEFA finali oynanmadı.

Futbolun geleceği açısından çok başka şeyler de oldu.

Yazının Devamını Oku

Bir milyon kişi beni karıma şikâyet etti

Geçen hafta “Hergele eşek” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Twitter’da TT olmuştu.

Bu defa 10 saniyelik yarım kalmış bir cümle ile yine TT oldum.

Üstelik bu defa bir gece ve bir gün TT kaldım...

*

Olay perşembe akşamı bir arkadaşımdan gelen telefonla başladı:

“Sen gerçekten Tayyip Erdoğan büyük lider mi dedin?”

“Evet” dedim...

Şaşırdı... Herhalde

Yazının Devamını Oku

Bu bir final değil, seyircili sezonun açılışı

İngilizler dün itibariyla Avrupa’da duvarları yıktı ve pandemi sonrası futbol dönemini açtı.

İstanbul’dan neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilen final maçına içim buruk geldim. Ama iyi ki gelmişim. İnsanlar saha içindeki futbola susamış. Ama sokaklardaki heyecanına da susamış. Ve bilin ki sahaya dönen seyirci aynı seyirci olmayacak. Daha mı iyi olur daha mı kötü bilmiyorum ama, daha agresif bir seyirci görürsek kimse şaşırmasın.

Dün UEFA Şampiyonlar Ligi final maçı için Portekiz’in Porto şehrindeydim. Aslında İstanbul’da seyredeceğimiz bir final bizden neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilmişti. O nedenle biraz içim buruk geldim buraya. Ama iyi ki gelmişim... Maçın sahadaki ayrıntılarını yarın yazacağım. Bugün saha dışını yazayım.

MAÇA CHELSEA KULÜBÜ BiLETiYLE GiREBiLDiM

Portekiz’e gelişim kolay olmadı. Bilet bulmak hiç kolay değildi. Çünkü stada 16 bin 500 kişi alınacaktı. Son anda maça gitmekten vazgeçen bir Chelsea Kulübü üyesi arkadaşım sayesinde bilet bulabildim.

OTEL FiYATLARI FÜZE GiBi FIRLAMIŞ

İkincisi Portekiz’e giriş koşulları. Kimi, “karantina var” diyordu, kimi “Yok” diyordu. Ama hemen herkese göre Portekiz’e girmek için bir davet lazımdı. Onları da hallettik... Ama en zoru otel bulmaktı... Epeydir kapalı olan oteller, restoranlar sanki bir yılın parasını bir günde çıkarmak ister gibiydi. Sadece 3 metrekare otel odasının fiyatı 600 Euro’dan başlıyordu.

BEŞ UÇAK iNiNCE COViD DUVARI YIKILDI

Yazının Devamını Oku

Erdoğan telefonu kaldırıyor ve karşısında Beşar Esad var

Bugün size 2007 yılında bir gece, Türkiye Başbakanı’nın odasında yaşanan öyle bir olayı anlatacağım ki...

Şaşırıp kalacaksınız...

Ama önce dün dikkatimi çeken bir gelişme ile başlayayım.

*

Dün beni en şaşırtan haber İsrail’den geldi...



Yazının Devamını Oku

Biz 27 Mayıs'ı anarken hayırlı bir darbe oldu

Dün 27 Mayıs askeri darbesinin 61’inci yıl dönümüydü.

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde toplantılar yapılıyordu.

En sembolik olan ise tabii ki, yargılamaların yapıldığı Yassıada’daydı.

Olay oradan Türkiye’yi sarsan YouTube videolarına geliyordu.

İşte tam o saatlerde dünyada herkesi şaşırtan bir başka darbe yaşandı.

Bir şirket içi darbe...

Ama darbe yapılan yer öyle bir şirketti ve darbeyi yapanlar da öyle kişilerdi ki...

Dünya ekonomisinde yeni bir çağ başlıyordu.

Yazının Devamını Oku