"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

O Ali yarbayım ki darbeci iftirasını bile şerefine yediremedi

BUGÜNÜN darbecisi o gün ona iftira atmıştı...

Kumpasla, sahte iddianamelerle onu “Darbeci” diye suçlamıştı...

 

***

 

İddiasını bile yediremedi şerefine...

 

Ne kendi şerefine, ne de evladı olduğu Türk ordusunun şerefine...

 

***

 

Bu devletin, bu milletin ona emanet ettiği silahı kendine çevirdi.

 

Sıktı ve gitti...

 

***

 

Gururlu bir samuray gibi, başı dimdik yürüdü Hakk’a...

 

***

 

Bir de o gün ona darbeci iftirası atan adama bak...

 

Bugün kendisi gerçek darbeci...

 

Milletin, bu devletin ona emanet ettiği silahı vicdansızca milletine çevirdi.

 

***

 

Görüyor musunuz şimdi o süklüm püklüm halini...

 

Ali Yarbayıma iftira atarken aslandı...

 

Şimdi pofuduk bir tavşan bile değil...

 

***

 

Be darbeci adam sende hiç mi şeref yok ki...

 

Dün ona buna iftira atan sersem kafanı, bugün gövdenin üzerinde dik tutarak yürümeyi bile beceremiyorsun...

 

***

 

Güya çelikten Prusya disiplini almıştın...

 

Meğer tavuk tüyü kadar bile sıkletin yokmuş.

 

‘FIRILDAK KUBİ’NİN DÖNDÜĞÜ SON YER

 

SEN, 1990’lı yıllarda gazetelere dokuz sütun manşet ol...

 

“Fırıldak Kubi” namın alsın yürüsün...

 

Siyasete ANAP’la başla, sonra DYP’ye geç, oradan DSP’ye, sonra yine DYP, sonra tekrar DSP, sonra DYP, sonra MHP, sonra da DTP...

 

Bizim başımızı döndür, kendi başın hiç dönmesin...

 

Sonra bir an gelsin... Borçlar arasında boğuşurken, öyle bir an ki...

 

Daya tabancayı kafana, sık ve bırak bu dönme dolap dünyayı...

 

Türk siyasetine “Fırıldak Kubi” adıyla geçen eski milletvekili Kubilay Uygun bir otel odasında hayatına kıydı.

 

Geriye bıraktığı mektupta şunu yazdı:

 

“Kafama sıktığım bu tabancayı satın ve otelin parasını ödeyin...”

 

Allah rahmet eylesin...

 

Ne kadar dönersek dönelim, sonunda hepimizin döneceği yer orası...

 

YIL 1999... NAZLI ILICAK’IN EVİNDE UMUTLU BİR YEMEK

 

TELEFONUM çaldığında 1999 sonbaharı yeni başlamıştı.

 

Arayan Nazlı Ilıcak’tı...

 

Beni evinde bir akşam yemeğine davet ediyordu.

 

Üç misafiri daha olacaktı.

 

Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Ömer Çelik...

 

***

 

Erdoğan hapisten çıkalı 2 ay olmuştu. Gül’le birlikte yeni bir siyasete hazırlanıyordu.

 

***

 

Onlar siyasetçi, ben gazeteci gömleğimi çıkarmış, çok güzel bir sohbet yapmıştık...

 

Sanki herkes herkes hakkındaki önyargılarını silmiş, “öteki” diye bir şey kalmamıştı.

 

Sanki Türkiye 100 yıllık kavgasını bitirmeye hazırlanıyordu.

 

***

 

Önceki gün Nazlı Ilıcak hakkında gözaltı kararı çıkınca geriye o günlere döndüm.

 

Ve kendi kendime sordum.

 

Neler oldu bize...

 

Hâlâ neler oluyor...

 

***

 

Artık kabahatli aramıyorum. Ellerim kimsenin yakasında değil. Benim yakama yapışmış eller ise bana sadece hüzün ve umutsuzluk veriyor.

 

Ne karşımdakini suçlamak, ne kendimi haklı çıkarmak gibi bir duygu yok artık içimde.

 

Sadece geleceğe bakmak istiyorum.

 

***

 

Allah’ın bize bu düşmanlıkları silecek, bizi tekrar bir millet haline getirecek, barıştıracak aklıselimi bahşetmesi için dua ediyorum.

 

***

 

Dün gazetelerde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki o dörtlü fotoğrafı görünce 1999’a döndüm.

 

17 yıl önceydi. Depremden hemen sonraydı...

 

Bugün de toplumsal bir depremden hemen sonra...

 

***

 

Ve yine umutlandım...

 

KEŞKE AKIL SAĞLIĞIM DA BUGÜNLERİ GÖREBİLSEYDİ

 

GEÇEN pazar Nilay Örnek’in Sözcü gazetesindeki köşesinde okudum. O da Aydın Boysan’ın oğlu Burak Boysan’dan okumuş.

 

Yıldız Tilbe Twitter’da harika paylaşımlar yapıyormuş.

 

Ben de onlardan aktarıyorum.

 

- “Keşke akıl sağlığım da bugünleri görebilseydi.”

 

- “Sevgilimle film izlicez, sevgili önerin.”

 

- “Ağlamak istediğim şeye gülmek zorunda kaldım.”

 

- “Biraz duralım ve bekleyelim. Güzel günler çok arkada kaldı.”

 

- “İçime attıklarım, benden ağır.”

 

- “Sevelim ulan, nasılsa ölcez.”

 

- “Hayat yaşamaya değecek kadar yakından geçmedi.”

 

- “Beni anlasaydınız kafayı yerdiniz.”

 

- “İçin içimi yiyor.”

 

- “Tutulacak bir dilek kalmadı, yıldızlar boşuna kayıyor.”

 

- “Aradaki buzlar erirken suların altında kaldık.”

 

- “Seni görebilmek için göz yumuyorum.”

 

- “Kırk yıl düşünse aklına gelmiyorum.”

 

- “İnsan kendisini yenemiyor.”

 

NASIL OLUYOR DA HÂLÂ AYAKTAYIZ

 

YILDIZ’ın en çok şu cümlesini sevdim:

 

- “Hâlâ ayaktaysak, yıkılacak yer bulamadığımızdandır.”

 

- “Gondoldan düştün diye lunaparka küsülmez.”

 

- “Güzel günler gelirken ekmek alsın tost yapıcam.”

 

- “Belki sona doğru güzelleşir diye sonuna kadar dinlediğim şarkılar gibi bir hayat yaşıyorum.”

 

- “Yıkılmadan yan duruyorum.”

 

- “Anca sevilmek güzelleştirirdi bir kadını, çirkin kaldık.”

 

- “Planlarım arasında kahrolmak yoktu.”

 

X