GeriErtuğrul ÖZKÖK Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Belki olmuştur ama ben bilmiyorum...

O nedenle Mısır için çok önemli bir adım olarak gördüm.

*

Ancak Mısır aydınlarından bu sözlere hiç aklıma gelmeyen bir eleştiri geldi.

“Bu, özgürlük kavramına seçici bir yaklaşımdır. Özgürlük bölünmez bir bütündür. Siyasette ifade özgürlüğü olmadığı sürece bu sözlerin hiç anlamı yoktur” diyenler çıktı...

Böyle deyip Sisi’nin sözlerini ciddiye almamalı mıyız?

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Çok ilgiyle izlediğim Al-Monitor haber sitesinden aldığım bilgilere göre:

Aslında Mısır Anayasası’nın 64’üncü maddesi “inanç ve ibadet özgürlüğünü” güvence altına alıyor.

Devlete karşı alıyor da, sokaktaki halka karşı da alıyor mu?

Popülist demagojiyi bir kenara bırakalım.

Günümüzde inanç özgürlüğüne tek tehdit devletlerden gelmiyor. İnanç özgürlüğü henüz halkın çoğunluğunun zihniyetine girmiş durumda değil.

Mesela 2013 yılında yapılan bir PEW anketine göre halkın yüzde 90’ı, “İslam’dan ayrılan biri için ölüm cezası verilmesini bile savunuyor”.

Özel bir televizyon kanalındaki tartışma sırasında ateizmi savunan bir tartışmacıyı programın sunucusu canlı yayında ite kaka stüdyodan attı.

Ateist olduğunu açıklayan insanlar ve aileleri ölüm tehditleri alıyor.

*

Mısır’da kaç ateist vardır tam olarak bilinmiyor. Al Sabah gazetesine göre 2013 yılında Mısır’da 3 milyon ateist yaşıyordu.

Bu da nüfusun yüzde 3’ü demektir ve ciddi bir vatandaş topluluğu anlamına gelir.

Bazı aydınların kimliklere “dini aidiyetin yazılmaması” için başlattıkları mücadele sonuç almış değil.

Türkiye, Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakereleri başladıktan sonra kimlik kartlarındaki “dini aidiyet” kaydını kaldırdı.

*

Yirmi birinci yüzyılda yaşadığımız her gün, İslam dünyasında tanık olduğumuz her olay, Atatürk devrimlerinin bu ülkeye kazandırdığı şeyleri çok daha çarpıcı biçimde ortaya çıkarıyor.

*

Ben yine de Sisi’nin bu sözlerini önemsiyorum... Müslüman dünya, ne yazık ki sırtında Taliban, IŞİD, El Kaide yükü ile...

Arap ülkelerinde, Afganistan’da kadınlara uygulanan baskı ve yasakları ortadan kaldıramadıkça bu olumsuz imajı da temizleyemeyecek...

*

Hep aynı şeyi söylüyorum...

Biz Müslümanlar, kendi toplumlarımıza da kin ve nefret tohumları eken bu ilkelliğe karşı barışçı, uygar, hoşgörülü rol modelleri yaratamazsak...

İslamofobiyi en fazla körükleyenler; Müslümanlık adını kullanarak kız çocuklarına okulların yolunu kapatan bu Talibanlar, kafa kesen IŞİD’ciler, bellerine bağladıklarını bombalarla masum insanları paramparça eden El Kaideciler olacaktır.

TÜRKİYE’YE MASKE TAKTIRAN HOCA ELİME 3 LİTRE SU VERDİ VE DEDİ Kİ

PROF. Dr. Melih Us’u artık bütün Türkiye tanıyor.

Pandeminin başında televizyon ekranlarında daha ilk günden itibaren “maske takılmasının zorunlu hale getirilmesi” için verdiği mücadele ile tanınıyor.

O mücadeleyi kazandı...

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

İkinci büyük mücadelesini “tek doz aşı” konusunda verdi.

Eldeki, özellikle BioNTech aşılarının tek doz olarak geniş bir nüfusa yapılmasını önerdi.

Bir ölçüde uygulandı.

Şimdi de su konusuna el atıyor.

*

Geçen pazar New York Times gazetesine dayanarak su içme konusunda yanlış bildiğimiz şeyleri yazmıştım.

Gazetenin yayınladığı araştırmayı yapanların, “Vücudumuzun ne kadar suya ihtiyacı var, ne kadar su içelim?” sorusuna verdikleri cevap şuydu:

“Susadığınız zaman için...”

*

Prof. Dr. Melih Us ise bu formüle kesinlikle karşı çıkıyor.

Beni arayıp düşüncelerini anlattı... Bugün sözü ona bırakıyorum.

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

GECE UYANMAYAYIM DİYE SU İÇMEYEN ARKADAŞ, SAKIN HA

HOCAM su içmek niye bu kadar önemli?

“Çok basit. Bir kere damarlar için su çok çok önemli. Hele hele atardamarınızda darlık varsa, işte o dar alandan kanın rahatça geçmesi için su şart. Çünkü yeterince su içmezseniz kan koyulaşır, darlık daha da büyük sorun haline gelir.”

Biraz önce, ‘özellikle yaşlı insanları uyarıyorum, bol su için’ dediniz. Neden onlar için özel bir uyarı yaptınız?

“O da çok basit. Çünkü özellikle yaşlı erkeklerin bir bölümü prostat nedeniyle gece uyanmasın, veya yolda bir yere giderken tuvalete gitme ihtiyacı duymasın diye su içmiyor da ondan. O nedenle o insanlarda sabaha karşı enfarktüs riski artar. Keza az su içenlerde inme riski de artar.”

VARİS ÇORABINI UNUTMUYORSUN SAKIN HA SU İÇMEYİ DE UNUTMA

YA toplardamarlar, orada ne oluyor?

“Bakın size ilginç bir istatistiksel veriyi söyleyeyim. Türkiye’de iç varis hastalıkları niye yaygındır biliyor musunuz? Çünkü az su içiyoruz. Böyle hastalarda kan yoğunluğu arttığı için pıhtı oluşma riski de artar.”

SUDA BARDAK HESABI, KASADA PARMAK HESABINDAN FARKSIZDIR

HOCAM gelelim benim Pazar günü sorduğum asıl soruya. Ne kadar su içelim? Beş galon mu? Yoksa günde 8 bardak mı?

“Bir kere önce şu bardak hesabını aklından çıkar. Su içmede bardak hesabı, kasada parmak hesabından farklı değildir.”

Öyleyse neyle hesaplayacağım? Galonla mı? Kaç galon?

 “Bu sorunun tek cevabı var. Sizin kendi durumunuza göre ne kadar gerekiyorsa o kadar içeceksiniz. Mesela 50 kilo biri için 30 cc’lik 6 bardak su kâfiyken, 70 kilo için 8 bardak gerekir.”

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

SEN 79 KİLOSUN VE ÖZEL BİR DURUMUN VAR, İÇECEĞİN SU 3.160 MİLİLİTRE OLACAK

İŞTE o ne kadar diye soruyorum...

“Eğer herhangi bir böbrek hastalığınız yoksa kışın kg başına 35 mililitre, yazın ise 40 mililitre su yeterlidir.”

Mesela benim durumum. 1.81 boy, 79 kiloyum şu an.
Ne kadar içmeliyim?

“Basit. 79 çarpı 40 mililitre eşittir 3.160 mililitre su. Bu da 3 litre su demek. İşte o kadar suyu her gün içeceksin. Ayrıca senin için özel bir durum da söz konusu.”

Nedir hocam benim özel durumum...

Tansiyon ilacı kullanıyorsun. O nedenle su senin için daha da önem taşıyor. Çünkü tansiyon ilacının içinde idrar söktürücü var. Yani su atıyor. Eğer yeterince su içmezsen “dehidrat” denilen tablo oluşur. Yani vücudun susuz kalır. Bu da istenmeyen komplikasyonlara yol açar.”

Teşekkür ederim hocam. Bir daha Mehmet Yılmaz’a uyup “Susadığınız zaman su için” dersem ne olayım...

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

BUGÜN GİYİNİP AYNAYA BAKIP SAYIN ÜZERİNİZDE KAÇ PARÇA AMERİKA VAR

METROPOLITAN Müzesi’nin bu yılki sergi teması “In America: A Lexicon of Fashion”.

Yani konu Amerikan modası....

Zaten “Derin küratör” olarak da şu sloganı kullanıyorlar:

“Marc and Ralph...”

Yani Marc Jacobs ve Ralph Lauren...

Biri bugün bütün dünyaya hâkim olan Amerikan giyim tarzının kanun koyucusu...

Öteki de 20’nci yüzyıl sonu ve 21’inci yüzyıl başında dünya modasına Amerika’dan damgasını vurmuş tasarımcı...

Serginin fotoğraflarına bakarken şöyle düşündüm.

Çocukluğumdan beri o kültürden üzerime
neler geçmiş?

Hatırlayabildiklerimi alt alta yazdım...

Dün itibarıyla teknede üzerime giydiğim beş parçanın neredeyse tamamı Amerikan kültürünün izlerini taşıyordu...

Ama hepsi de Türk markasıydı...

Yani “yerli ve milli Amerikan”...

GÜNÜN TESTİ

Amerikalılaşmanın neresindeyiz testi

AMERİKAN kültürünün 20’nci yüzyılda dünyaya yaydığı hayat tarzı unsurları...

Blujean pantolon, jean gömlek.

Tişört, bisiklet atlet.

Oduncu gömleği.

Süveter.

Sweatshirt, kapüşonlu sweatshirt (hoodie), sweatpant.

Sneaker.

Beyzbol şapkası.

Bol cepli kargo pantolon.

Bol cepli kısa pantolon.

Pilot ceketi.

Boxer külot...

X

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku

Bu hödüğün hakkından vallahi Recep İvedik gelir

Fenerbahçe'nin yenilgisine üzüldüm...

Önceki akşam, Eintracht Frankfurt karşısındaki takım çıksaydı rahat 3 çekerdi bu Pire takımına...

Ama beni daha çok üzen Olympiakos’un hödük başkanının lafları oldu...

Hele hele bir de bazı Galatasaraylı dostların “Bizi bu hödüğün laflarına muhatap ettin ya Fener, helal olsun sana” yollu şakaları yok mu...

İşte o kahretti beni...

Delirdim...

*

Ama sonra herifin bu fotoğrafını gördüm...

Yazının Devamını Oku

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Bu gördüğünüz fotoğraf önceki gün Kuzey Irak’ta, Erbil’de çekildi. Fotoğrafta gördüğünüz 5 kadından üçü Türk, ikisi Fransız vatandaşı.

Beşi de aynı şirkette çalışıyor.

Dünyanın iki numaralı alkollü içki şirketi Pernod Ricard’ın üst düzey çalışanı bu kadınlar.

 

Biri hariç hepsi Müslüman. 

Yani alkollü içki sektöründe çalışıyorlar ve Erbil’de “Saha ziyareti” yapıyorlar. Yani, viski ve başka içkilerin pazar durumunu görmek için oradalar.

Ekipte görevli erkek eleman yok.

Fotoğraf, Pernod Ricard Irak distribütörü Swayish şirketinde çekildi.

Yazının Devamını Oku

O ihaleyi alan inşaatçının iktidara tahsis ettiği süper yat kaç metreydi

Dokuz gün boyunca Kalkan, Kaş, Kaleköy ve Kekova’da dolaştıktan sonra dün Göcek Limanı’na geldik ve karaya çıktık.

Göcek Limanı bana hep Amerika’nın Florida bölgesindeki veya Long Island’daki sahil kasabalarını hatırlatır.

Marinaları, kafeleri, caddeleri, Türkiye’nin başka bölgelerindeki çirkin yapılaşmadan biraz olsun kendini koruyabilmiş mimarisiyle bana iyi gelen bir belde Göcek...

Göcek Türkiye’nin gündemine 1980’li yıllarda yerleşti. Yerleştiren de rahmetli Turgut Özal ve danışmanı Can Pulak oldu...

Özal yaz aylarında hafta sonlarını Göcek’te geçirirdi. Bir yandan turizm yatırımlarını yerinde görür, kararlar alır, bir yandan da ünlü bir patronun teknesinde gezerdi.

Türkiye’nin 24 Ocak kararları ve özellikle de Özal’ın iktidara gelişi ile başlayan liberal ekonomi dönemi yeni patronlar yaratıyordu. Özellikle inşaat şirketleri hızla büyüyordu.

Yeni patronlar da Türkiye’de “yat modası”nı yaratıyordu.

*

Yazının Devamını Oku

Hazreti İsa'nın sol kolunu yontarken fark edilen arıza

Dünya sanat tarihinde hiçbir heykel sanatçısı Michelangelo’nun ulaştığı şöhrete ulaşamamıştır.

Onun “Davut” heykeli, sanatta ulaşılmazlığın sembolü olarak asırlardır yerini koruyor...

Peki bu heykeli yapan Michelangelo nasıl bir insandı...

*

Aslında hakkında epey şey biliyoruz.

Çünkü yanında hayatını yazacak Vasari adlı bir biyografi yazarı vardı.

Yani kendi hikâyesi ve efsanesini kendi yazdıran insandı.

Ama kendisi hakkında asıl somut bilgiyi meğer kendi bırakmış.

Üç boyutlu mermer bir heykel...

Yazının Devamını Oku

Fas'ın Ankara, İstanbul ve İzmir'ini, 3 kadın nasıl kazandı?

Dünyanın bir ucunda, Taliban denilen eli silahlı İslamcı hareketin, Müslüman kadınına dünyayı dar ettiği günlerde dünyanın bir başka ucunda, eli silahsız başka Müslümanlar, üç kadını başkanlık koltuğuna oturttu...

8 Eylül gününden beri dünya o üç kadını konuşuyor... Burası Fas ve ülkenin üç büyük şehrinin belediye başkanlığı koltuğuna üç kadın oturdu...

Gelin şimdi Müslüman dünyasının en karamsar günlerinde en iyimser rüzgârları estiren bu üç kadını tanıyalım.

Birincisi, Esma Ralalu...

Ekonomist ve gazeteci...

Başkent Rabat’ın, yani bir anlamda Fas’ın Ankara’sının, seçilmiş ilk kadın Belediye Başkanı...

Milli Bağımsız Birlik Hareketi’nin adayı...

Belediye Meclisi’ne seçilen 79 üyenin 58’inin oyunu alarak başkan seçildi.

Öteki iki rakibinden Sosyalist Halk Güçleri Birliği’nin adayı 7, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı da 8 oy alabildi.

Yazının Devamını Oku

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku