GeriErtuğrul ÖZKÖK Ne yani evimizin kapısına vajina resmi mi asacağız
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ne yani evimizin kapısına vajina resmi mi asacağız

1- 2014 Temmuz San Francisco...

“Anlamadım... Vajinaya mı benziyor...”

Önlerinde Twitter’dan atılmış yüzlerce mesaj duruyordu.

Masanın etrafındaki 4 kişiden üçü şirketin kurucu ortakları Brian Chesky, Joe Gebbia ve Nathan Blecharczyk’di...

Dördüncü kişi ise yakın zaman önce Coca-Cola firmasından transfer edilen Pazarlama Müdürü Jonathan Mildenhall’du...

Dünyanın en büyük “ev paylaşım” sitesi olan “airbnb.com”un üst yönetimi, San Francisco’nun Brannan Caddesi’ndeki eski binasında bir araya gelmişti.

Şirketin kuruluşundan bu yana en büyük dönüşümü yapmaya hazırlanıyorlardı.

İşe şirketin eski logosunu değiştirmekle başlayacaklardı.

Londra merkezli bir tasarım şirketi, yeni logoyu hazırlayıp önlerine koymuştu.

Yeni logo çok basitti ve hepsinin hoşuna gitmişti.

Onu tartışmak üzere bir fokus grubu oluşturmuşlar ve değerlendirdikten sonra internet üzerinde tartışmaya açmışlardı.

LISA SIMPSON ORAL SEKS Mİ YAPIYOR

2014 yılında o gün, logonun algılanması ile ilgili mesajları değerlendirmek üzere masaya oturduklarında, gelen ilk algı mesajı bir şok bombası gibi masaya düşmüştü.

Gelen ilk tüketici mesajı şöyleydi:

“Bu ne bir vajina mı...”

İkinci mesaj daha da beterdi:

“Vajinanın önünde iki testis...”

Üstelik bu kelimeler böyle adaplı değil, apaçık en banal halleriyle yazılmıştı.

En kötüsü ve acımasızı ise üçüncü mesajdı:

“Lisa Simpson oral seks yapıyor gibi...”

Lisa Simpson ünlü Simpsons çizgi roman ve filminin karakterlerinden biriydi.

Logoyu vajinaya benzetenler arasında daha sonra New York Times’a geçecek olan Katie Banner gibi insanlar da vardı.

Yüzler allak bullak olmuştu...

Şirket o yıl neredeyse 80 milyonuncu misafirini ağırlamıştı.

Yani arkalarında milyonlarca insan vardı ve bu şekilde algılanan bir logo ile yürümek mümkün değildi.

Kurucu ortak Brian Chesky bir an durdu ve konuştu:

“Geçmişe bakalım. Ne yaptık, şimdi ne yapmak istiyoruz bir daha düşünelim...”

Her şey 2007’de San Francisco’da küçük bir apartman dairesinde başlamıştı...

2- EV SAHİBİ KİRAYI YÜKSELTİNCE AKLA GELEN ÇOK BASİT FİKİR

2007 Ekim San Francisco

Brian Chesky ve Joe Gebbia San Francisco’ya geleli az bir zaman olmuştu.

Sanki kaderlerini bağlayan bir şey vardı. İkisi de 1981 yılının ağustos ayında doğmuşlardı.

Yolları Rhode Island’daki ünlü tasarım okulunda birleşmişti.

Oradan San Francisco’ya gelmişler ve küçük bir daire tutmuşlardı.

Ancak daha üçüncü ayında hiç beklemedikleri bir sorunla karşılaştılar.

Ev sahibi kirayı yükseltmişti ve artık bunu ödemeleri mümkün değildi.

İşte o sırada Joe Gebbia’nın aklına San Francisco’da başlayacak Dünya Tasarım Kongresi geldi.

Soru basitti:

“Otelde yer bulamayan katılımcılara evimizin bir bölümünü kiralayabilir miyiz?”

İLK 3 MÜŞTERİ İLE ŞİŞME YATAK DÖNEMİ BAŞLIYOR

Oteller gerçekten dolmuştu...

Neticede yer bulamayan 3 kişi internet üzerinden kendileriyle temas kurmuş ve bütün konferans boyunca evlerinin bir bölümünü kiraya vermişlerdi.

Evlerinde doğru dürüst yatak yoktu. En kısa sürede yapacak tek şey, “airbed” (şişme yatak) almaktı.

Beş yıl sonra dünya devi haline gelecek şirketin ilk ayağı bu “airbed” kelimesi olacaktı.

İkinci kelime de kendiliğinden gelmişti zaten.

Evlerinde kalan 3 kişiye “breakfast” (kahvaltı) vermeleri gerekiyordu.

Ancak kongre bitmişti ve yüksek ev kirası gerçeği ile yine baş başa kalmışlardı.

OBAMA SEÇİM KAMPANYASI İLE BULUNAN TAHIL MARKASI

Brian’ın gözü, o sırada sürmekte olan Obama kampanyasına takılmıştı.

İlk üç müşteriye verdikleri hizmet “airbed and breakfast”tı (yatak ve kahvaltı...)

Evlerinde kalacak insan bulamıyorlarsa, kahvaltıyı başkalarının ayağına götürme fikri geldi.

Sabah kahvaltısı için Obama kampanyasından yararlanıp 2 tahıl ismi buldular.

“Obama O’s” ve “Caps’n McCain...”

Kendi elleriyle paketlediler ve internet üzerinde pazarlamaya başladılar.

Tanesi 40 dolardan 840 paket sattılar...

Dünyanın en büyük ev paylaşım sitesi “airbnb.com” işte bu satıştan ellerine geçen 30 bin dolarla kuruldu.

Birinci yılın sonunda yanlarında 17 kişi çalışıyordu.

Bu insanlara yer açmak için Brian kendi yatak odasından vazgeçmişti.

3- DEMI MOORE’UN KOCASI HİSSE ALINCA İŞLER AÇILIYOR

Mayıs 2011 San Francisco

2008 yılına geldiklerinde üçüncü bir ortak aralarına katılacaktı.

Üstelik yeni gelen ortak Nathan Blecharczyk bir Harvard mezunuydu.

Hiç kuşkusuz bir Harvard mezunu, bu startup şirkete prestij katacaktı. Nitekim 2010 yılında ilk yatırımcı şirket kapılarını çalmış, 7.2 milyon dolarlık hisse satmışlardı.

25 Mayıs 2011 günü ise ünlü aktör Ashton Kutcher önemli miktarda hisse aldığını ve şirketin marka danışmanlığını yapacağını açıklamıştı.

2012 Haziran’ına gelindiğinde şirket 10 milyon kişiyi misafir olarak ağırlamıştı.

Şirketin “Airbed and Breakfast” olan adı kısaltılmış ve bugün bütün dünyanın tanıdığı “airbnb” haline getirilmişti.

Şirket 2014 yılında San Francisco’nun SoMa bölgesinde yaptırdığı yeni binasına taşınmaya hazırlanıyordu ve artık yeni bir anlalış ve yeni bir logoya ihtiyaç vardı.

Çünkü eski logo bir ev paylaşım sitesinden çok sağlık hizmetleri veren bir şirketin logosunu andırıyordu.

“Airbnb” artık basit bir ev paylaşım sitesi olmaktan çıkıp, bir hayat paylaşım sitesi haline geliyordu.

Aslında bu 2 arkadaşın, 2007’de evlerini ilk 3 kişiyle paylaştıklarında gözlemledikleri bir şeydi.

Onlar gelen 3 kişiye sadece evlerini açmamışlardı.

Aynı zamanda şehirde iyi tako nerede yenir, en iyi bar nerededir, sabah spor için neresi iyidir gibi kendilerine ait bilgileri ve tecrübeleri de paylaşmışlardı.

Brian’ın çok ilginç bir hatırası da vardı.

Airbnb’yi ilk kullanan Hindistanlı bir genç, daha sonra onu ülkesindeki düğününe davet etmişti. Orada gördükleri de ona şirketi hakkında fikir vermişti.

ÜNLÜ OTEL GURUSU MASLOW KANUNU İLE EKİBE KATILIYOR

Hindistan dönüşü ilk yaptığı iş, otelcilik sektörünün gurusu sayılan Chip Conley’in “Peak” adlı kitabını okumak olmuştu.

Conley çok başarılı butik otel kurup sonra bunun büyük bölümünü satmış bir otelciydi.

Kitapta 11 Eylül saldırısı ile başlayan krizi, Maslow kanunları ile nasıl yönettiğini ve aştığını anlatıyordu.

Maslow kanunları, insanların ihtiyaç hiyerarşisini anlatıyordu.

Brian derhal Conley’le buluştu ve ona şirketin danışmanlığını yapmasını teklif etti.

Conley’in otelci olarak “misafir ağırlamaktan” elde etmek istediği sonuç şuydu:

“İnsanlara 3 gün sonunda kendilerini daha iyi hissettirecek bir duygu vermek...”

“Misafir ağırlamanın demokratikleşmesi” kavramını çok seviyordu.

Brian daha o gün kararını vermişti:

Misafir ağırlama kavramının kurumsal ve kişisel dönüşümünü yapacaktı...

4- PEKİ ARKADAŞLAR BU VAJİNAYI NE YAPACAĞIZ

Temmuz 2014 San Francisco

Brian Chesky geride bıraktıkları 7 yılı gözünün önünden geçirdikten sonra sordu:

“Peki bu vajinayı ne yapacağız?”

Coca-Cola’dan gelen deneyimli pazarlamacı, hemen havluyu atacak durumda değildi.

Bu logoyu Londra’daki bir tasarımcı şirkete yaptırmıştı.

Şirket, Alman tasarımcı Kurt Weidmann’nın teorisinden hareket ederek bu logoyu hazırlamıştı.

AYAK PARMAĞI İLE ÇİZİLEN BAŞARILI LOGO

Ona göre, “İyi ve başarılı bir logo, herhangi bir insanın ayak başparmağı ile kuma çizebileceği kadar basit olmalıydı.”

Veya buğulanmış bir cama ortaparmakla çizilecek kadar kolay.

Ancak ortada bir sorun daha vardı.

Bir başka Alman tasarımcı Eric Spiekermann attığı bir tweet’te, bu logonun halen 2 başka şirket tarafından kullanıldığını belirtmişti.

Yani ortada açık bir “fikir hırsızlığı” vardı.

Pazarlama Müdürü ise bu logoda ısrarlıydı.

Logoyu desteklemek üzere bir de kavram geliştirmişti:

“Belo...”

Onu da şöyle izah etmişti:

“Belonging anywhere...”

Herhangi bir yere ait olma....

Brian da bu kavramı çok sevmişti...

Artık “misafir ağırlama tarzını” köklü olarak değiştireceklerdi.

Evini paylaşan insanlar arasındaki ilişkiler yeniden belirlenecekti.

Mesela evini veren kişi “ayakkabıların çıkarılmasını” istiyorsa veya “sigara içilmesini istemiyorsa” bütün bunların kuralları yeniden yazılacaktı.

Brian, “Öyleyse yürüyelim” dedi...

Ne yani evimizin kapısına vajina resmi mi asacağız

Nathan Blecharczyk,Brian Chesky, Joe Gebbia 

CASTRO DAHA HAYATTAYKEN DEMİR PERDEYİ DELİYORLAR

Ya logodaki vajina?

“Hayır bu bana vajinayı değil, kucaklaşan iki insanı hatırlatıyor” dedi...

Zaten daha sonra gelen geniş kapsamlı anket, çok az sayıda insanın bunu vajina olarak algılamadığını ortaya koymuştu.

2015 yılında yeni logo arabaların ön camlarına ve kiralanan evlerin kapılarına konmuştu.

Dünya otelciliğini köklü biçimde etkileyecek olan “ev paylaşım sistemi” 2016 yılında daha Castro hayattayken Küba’nın demir perdesini delip geçmişti.

Aynı yıl dünyanın büyük otel zincirleri de etraftaki küçük bazı ev paylaşım sitelerini satın almaya başlamıştı.

50 YIL SONRA KÜRESEL KÖY DOĞUYOR

Ünlü Kanadalı iletişim bilimcisi Marshall McLuhan 1960’yı yılların sonunda dünyanın yeni halini şu kavramla anlatmıştı:

“Küresel köy...”

Belo, 21’inci yüzyılın ikinci 10 yılında kendi küresel köyünü kurmuştu...

9 yıl içinde 140 milyon insan bu yolla evini paylaşmış, yepyeni tecrübeler kazanmıştı.

9 yıl önce San Francisco’nun Rausch Sokağı’nda küçük bir apartman dairesinde kurulan şişme yatak ve kahvaltı şirketinin değeri 30 milyar dolar olarak belirlenmişti...

Ve Fortune dergisi yazarı Leigh Gallagher’in, şirketi anlatan ve önümüzdeki günlerde yayınlanacak olan kitabının adı şu olacaktı:

“Airbnp Hikâyesi: Üç alelade adam dünya sistemini nasıl altüst etti...

------------

NOT: Yazıdaki bilgiler Fortune dergisinin son sayısından, Guardian, New York Times, Wall Street Journal gazetelerindeki haberlerden ve ekonomi konusunda uzmanlaşmış çeşitli internet sitelerinden derlendi. Senaryo her zaman olduğu gibi bana aittir.

 

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku