Ne egosu! Amerika'dan büyük bir ego mu vardı

Dün Fatih Terim’in hastaneden çıkarken söylediklerini yazmıştım.

Haberin Devamı

Diyordu ki:

“Ben, bu sınavdan çok şey öğrenerek çıkacağım. Daha çok kıymet bilecek, karantina süreci sonrası aileme ve sevdiklerime daha çok vakit ayıracağım. Daha çok affedeceğim, daha az üzülmeye çalışacağım.”

Ne egosu Amerikadan büyük bir ego mu vardı

Dün arayıp sordum:

“Hocam böyle diyorsunuz ama siz de ben de ego insanıyız. Böyle büyük egolar değişebilir mi?”

Bana çok çarpıcı bir cevap verdi...

Kelimesine dokunmadan aktarıyorum:

*

“Tamam egomuz var da, Amerika’dan daha büyük bir ego mu vardı bu dünyada?

Onu atarım, bunu keserim, şunu vururum...

Bak bir virüs ne hale getirdi.Yani artık benim egom, onun egosu, bunların hiçbirinin manası yok.

Hiçbirinin esamisi okunmaz.Bütün dünyanın başına geldi bu...”

*

“Evet değişeceğim.

Haberin Devamı

Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.

Değişmek zorundayız.

Çünkü değişmezsek mutlu olamayız.

Ben değişeceğim.”

*

“Geçen gün bir arkadaşımı arıyordum. Bulamadım, bir başka arkadaşımla konuşuyorduk bunu söyledim.

Bana ‘Hocam buluncaya kadar arayacağız’ dedi. Görmediğimiz, ihmal ettiğimiz arkadaşlarımızı buluncaya kadar arayacağız.

İşimizi daha iyi yapacağız. Seveceğiz. Ailemize daha çok zaman ayıracağız.”

*

Korona virüsü kapmış, mücadele etmiş ve yenmiş bir insan konuşuyor.

Demek ki virüs onu böyle etkilemiş.

Tabii benim için geriye şu soru kalıyor.

Biz, egosu yüksek siyasetçiler, işinsanları, sanatçılar, hepimiz...

Virüsü kapmadan da bu değişme iradesini gösterebilecek miyiz?

*

Yoksa hepimizin virüsle terbiye edilmesi mi gerekecek.

TÜRK DOKTORLARI TARİH Mİ YAZIYOR

Türk doktorları şu sıralar bütün dünya için çok önemli bir çalışmayı sürdürüyor. Covid-19 konusundaki Türkiye tecrübesini akademik yayın haline dönüştürüyorlar.

Bunları önümüzdeki günlerde tıp literatürüne kazandırmış olacaklar. Dünyanın buna ihtiyacı var. Çünkü Çin verileri çok çelişkili ve eksik idi. Ama biz de dahil hepimiz mecburen ilk vakaları bu verilerle yönettik. Artık şimdi kendi verilerimiz var. Nedeni de basit.

Türk doktorları gerçekten tedavide erken ve iyi sonuçlar alıyorlar.

Haberin Devamı

Vaka ve ölüm sayıları başka bazı ülkelere göre çok daha istikrarlı ve alt hastaneleri zorlamayacak bir düzeyde gidiyor.

Bazı doktor arkadaşlarımla konuştum. Anlattıklarından çıkardığım sonuç şu: “Türkiye, kendi deneyimlerini devreye soktu, yani kendi algoritmasını geliştirdi.”

Onlardan aldıklarımı alt alta yazınca şöyle bir tablo ortaya çıktı.

BAZI KOMPLİKASYONLARIN ERKEN FARKINA VARILDI

En önemlisi hastalığın tanımlandığı gibi tipik bir ARDS tablosu olmadığını, pıhtılaşma bozukluğu gibi ilave problemlerin de meydana geldiğini ve hastaların bu nedenle de kaybedildiği gözlemlendi. Dolayısıyla antikoagülan ilaçlar da algoritmaya eklendi.

BU KADAR BT ARACI GEREKSİZ DENİYORDU TAM AKSİ OLDU

Haberin Devamı

Dünyanın hiçbir ülkesinde bizdeki kadar BT yoktur. Bu durum önceden eleştiri konusuydu ama şimdi işimize yaradı. Bu altyapı sayesinde, test sonuçları beklenmeden hızlı teşhis imkânı sağlandı ve erken davranıldı.

YETERİNCE İLAÇ DEPOLANMASI AVANTAJ SAĞLADI

Hidroksiklorokin tedavisine hastalığın çok erken döneminde başlandı. Tabi bunu yapabilmek için de yeterince ilacınızın olması gerekiyordu. Ve erken davranarak yeterince ilaç stoklanmıştı.

Favipravir tedavisine hastalık iyice ağırlaşmadan -yoğun bakım ihtiyacı ortaya çıkmadan- başlandı. Oysa ilk uygulamalarda bu böyle değildi. Ve diğer ülkelerde hâlâ böyle değil. Hastalık ağırlaşınca veriliyor ama o zaman da etkisi fazla olmuyor.

Haberin Devamı

İLK VAKALARDA MECBUREN ÇİN DENEYİMLERİNE BAKTIK

İlk vakalarda mecburen biz de Çin deneyimlerini dikkate aldık. Çünkü başka çaremiz yoktu. Ama ilk 1-2 hafta sonra kendi tecrübelerimize dayanarak kendi algoritmamızı geliştirdik. Bakanlık neredeyse her hafta algoritmayı yeniledi. Ve böylece dünyadaki diğer uygulamalardan oldukça farklı/ayrışık bir tedavi protokolümüz oldu. Sonuçlarını da alıyoruz.

Ne egosu Amerikadan büyük bir ego mu vardı

VİNTAGE BİR MASKE KARESİ

Bu fotoğrafı dün Zafer Mutlu gönderdi.

Ne zaman nerede çekilmiş hiçbir fikrim yok.

Kılık kıyafete bakılırsa 1920’ler olabilir.

Yine maske var.

Fotoğrafa çok karışık duygularla baktım.

Vintage bir kare...

Ama gördüğüm, bazı insanlar sokağı hep bir tehlike olarak görmüş.

Pek de haksız değillermiş.

Haberin Devamı

Ne egosu Amerikadan büyük bir ego mu vardı

VİRÜS GİBİ BULAŞICI BİR BAHAR ŞARKISI

Son günlerde benim çevremde bir şarkı acayip viral gidiyor. Yani virüs gibi yayılıyor. Candan Erçetin’in 2009 tarihli bir şarkısı...

“Bahar”...

İnsana öyle bir moral veriyor ki anlatamam. Sözlerini Ayşe Kulin yazmış ve insanı alıp götürüyor.

Özellikle şu dizeler:

“Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum

Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar.

Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var...”

ENTÜBASYONDAN ERKEN VAZGEÇİLDİ

Yoğun bakımdaki hastalarda erken entübasyondan (invaziv ventilasyondan) vazgeçildi. Çünkü bunun hastalığın seyrini çok değiştirmediği gözlemlendi. Bunun yerine non-invaziv ventilason -CPAP dediğimiz sürekli pozitif basınçlı hava yolu- tekniğine geçildi. Böylece invaziv ventilasyonun oluşturduğu akciğer hasarları da önlenmiş oldu.

YENİ ÇIKAN KLASİKLER BİR KARANTİNA TOP 5’İ

SPOTIFY’a yüklediğim çok sayıda listem var.

Bunlardan biri her hafta yenilediğim “DJ ERT CLASSICAL NEW APRIL 2020 TOP 50” (Yeni Klasikler Top 50) listesi...

Son aylarda çıkan yeni klasiklerden derlediğim listenin ilk 5’i şöyle:

Jung Jaeil: “The Belt of Faith”

Pietro Mascagni: “Cavalleria Rusticana; Intermezzo Sinfonico; Dresden Filarmoni Orkestrası

Josepn Calleja: “Charmaine”, Mantovani Orkestrası

Handel: “Guilio Cesare in Egitto; HWW 17, Act ‘Son Nata Lagrimar’ Emmanuel Haim, Anne Soffie Von Otter

Mozart: “Divertimento in D Major K.136: Luigi Piovano; Archi di Santa Cecillia

KATKIDA BULUNANLAR

Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Foto Editörü: Umut Veis
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama:
Selma Songül Zengin

Yazarın Tüm Yazıları