Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

Baştan uyarayım.

Siz de “Memleketin bunca meselesi varken sen nelerle uğraşıyorsun lobisi”ndenseniz bu yazıyı atlayın.

Çünkü bugünkü konum, 1970’ler ve sonrasının en efsane rock gruplarından birinin gitarları olacak.

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

*

İlgilenenler okumuştur. Geçen yıl yine bir pazar günü Pink Floyd grubunun gitaristi David Gilmour’un gitarlarının Christie’s müzayede şirketi tarafından satılacağını yazmıştım.

David Gilmour, grubun birlikteliği sırasında konserlerde ve kayıtlarında kullandığı gitarları satışa çıkardı.

Bu satıştan elde edilen bütün gelir, küresel ısınma ve iklim sorunlarıyla ilgili ClientEarth adlı bir kuruluşa verildi.

*

David Gilmour’la grubun öteki besteci ve gitaristi Roger Waters kavgalı olduğu için grup dağıldı ve artık bir araya gelemiyor.

Ama bizim ve sonraki kuşaklarda Pink Floyd efsanesi devam ediyor.

Böyle gruplar artık sosyoloji, psikoloji, siyaset ve kültür tarihi kitaplarında okutuluyor.

*

O müzayede Christie’s’in New York’ta Rockefeller Center’daki binasında yapıldı.

Doğrusu o günlerde müzayedeyi unuttuğum için sonucunu takip etmemiştim.

Christie’s’in dijital dergisi önceki cumartesi günü bu müzayedeyi yapan uzman ile bir mülakat yayınladı.

Orada bu müzayedede kültür tarihinin bir rekorunun kırıldığını okudum.

*

Bu sadece bir müzik veya gitar meselesi değil.

Yaşadığımız yüzyılda, tutku psikolojisinin nasıl bir şey olduğunu da gösterdiği için bu tarihi müzayedenin ayrıntılarını size aktarıyorum.


ÜÇ-BEŞ GİTARA BUGÜNÜN KURUYLA 172 MİLYON TL

- ÖNCE müzayede öncesi rakamları vereyim:

- 66: Müzayedeye 66 ayrı ülkeden katılım olmuş.

- 126: David Gilmour’a ait 126 parça eşya satışa kondu.

- 2000: Satışa 2000 kişi katılıp fiyat vermiş.

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

- 12.000: Christie’s’in Londra, New York ve Los Angeles merkezlerinde sergilenen gitarları görmek için 12 bin kişi gelmiş.

- 500.000: Bu müzayede ile ilgili bilgileri okumak için 500 bin kişi Christie’s’in web sitesini ziyaret etmiş.

- 21.490.750: Satılan gitarlardan elde edilen toplam para 21 milyon doları geçmiş. Bu rakam müzayede tarihinde bugüne kadar müzikle ilgili aletlerden elde edilen en büyük gelir olmuş.

- 172.000.000: Bu para bugünkü kurlarla yaklaşık 172 milyon TL ediyor.

Şimdi gelelim satılan gitarlara...

GÜNÜN TESTİ
PİNK FLOYD HAYRANI OLSANIZ HANGİ GİTARA NE VERİRDİNİZ

İKİNCİ
yazıya geçmeden önce siz de bir tahminde bulunun...

Pink Floyd hayranısınız... Paranız var... Müzayedeye giriyorsunuz.

En yüksek parayı hangi gitara verirdiniz?

“Wish You were Here”in “Riff” (sık tekrarlanan kısa tema) çaldığı gitara mı...

Yoksa “Dark Side Of The Moon”u çaldığına mı?

İşte sonuçlar:

*

- BİRİNCİ: FENDER BLACK STRAT: “Dark Side of The Moon” albümünün tamamında, ayrıca “Wish You Were Here” ve “The Wall” albümlerinde çaldığı gitar.

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

3.975.000 dolar.

Bugünkü kurla 32 milyon TL.

Gitar müzayede tarihinde yeni bir rekor.

*

* İKİNCİ: FENDER STRATOCASTER: Özellikle “Another Brick In The Wall”un 2’nci ve 3’üncü parçalarında çaldığı Fender Stratocaster, 100-150 bin dolar arası alıcı bulur diye beklenirken 1.815.000 dolara satılmış.

14 milyon TL.

*

ÜÇÜNCÜ: MARTIN D-35: “Wish You Were Here” ve “Shine On You Crazy Diamond”u çaldığı Martin D-35 gitar.

10-20 bin dolar arası satılır diye beklenirken 1.095.000 milyon dolara alıcı bulmuş.

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

8 milyon Türk Lirası...

*

- DÖRDÜNCÜ: GIBSON LES PAUL: “Another Brick in The Wall”un (Part 2) solo bölümünü çaldığı Gibson Les Paul gitar, 30-50 bin dolar arası tahmin edilirken 447.000 dolara satılmış.

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

3 milyon 500 bin TL.

*

- BEŞİNCİ: GRETSCH WHITE PENGUIN 6134: David Gilmour’un 1980’de alıp özel koleksiyonuna koyduğu bir gitar.

447 bin dolara satıldı.

3 milyon 500 bin TL.

CAVİT ÇAĞLARI’IN TELEVİZYONUNA CİHANGİR’DEN KİMLER ALINABİLİR

"CİHANGİR’in düzeyli magazincisi Tuğrul Eryılmaz”
bugünlerde bizim mahallede çok prim yaptı.

Bu da bende biraz kompleks yarattı.

Bu hafta “Cihangir’e magazin lazımsa onu da biz yaparız” dedirtecek bir haberle karşınızdayım.

*

Biliyorsunuz son günlerde en çok konuşulan kişilerden biri eski bakanlardan Cavit Çağlar ve onun kuracağı televizyonun başına geçen Nuri Çolakoğlu...

Herkes bu televizyonun kadrosuna kimleri alacağını konuşuyor...

Bildiğim daha o günden beri Nuri Çolakoğlu’nun çok iyi bir “teşkilatçı” olduğudur...

Etrafındaki insanları acayip örgütler...

*

Onun başında olduğu tiyatro kulübünden kimler geçti bir bilseniz...

Şimdi size o kulüpten kısa bir potpuri yapayım.

Kimleri o sahnede yan yana getirdiğini bir görürseniz, yarın bu televizyonda kimleri yan yana getirebileceğini de tahmin edebilirsiniz.

HANGİMİZ
SAHNEDE İLBER HOCA İLE BEN Mİ HALİL ERGÜN MÜ

- Bugün ikisi de şöhret olan İlber Ortaylı ile Halil Ergün aynı sahnede başrol oynadılar. Bertold Brecht’in Kural ve Kuraldışı” oyununda aynı sahneyi paylaştılar.

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

*

- Ha bu arada, İlber Ortaylı, aynı sahnede MÖ 5. yy. Yunan komedi yazarı Aristofanes’in “Barış” komedisinde de oynamış.

Şimdi televizyonlardaki bazı tartışmalarda birtakım tartışmacıların “Kızılelma” ve fetih menkıbeleri yazdığını görüyorum. Diyorum ki, “Barış” oyunu tekrarlansa ve İlber Hoca da çıkıp, sahneden bu Kızılelmacılık oynayanlara, “Kasaba hödükleri” diye haykırsa....

*

Yana İlber Hoca’yla Topkapı Sarayı’nı gezerken çekilmiş bir fotoğrafımı koyuyorum.

Sizce yeni kadroda İlber Hoca’nın yanına kim daha iyi gider?

25 kilo vermiş Halil Ergün mü...

Fotoğrafta, Papa’nın kovduğu üçkâğıtçı Vatikan kâtibi gibi duran ben mi...

NURİ’NİN KADROSUNDA KİMLER VAR KİMLER

ÖRGÜTÇÜDÜR
dedim ya... Bakın Nuri Çolakoğlu’nun ‘Mülkiye Tiyatrosu’ndan başka kimler geçmiş:

- Büyükelçiler Necati Utkan, Sumru Noyan, Ayşe Öğüt, Aydın Şahinbaş ve Tansu Okan.

- Açık Radyo’nun kurucusu Ömer Madra.

- Tarihçi ve ekonomistler: Zafer Toprak, İlber Ortaylı, Deniz Gökçe, Erdal Türkkan.

- Geçen hafta Yargıtay tarafından cezası bozulan yazar Şahin Alpay.

- Anayasa Mahkemesi yargıcı Sacit Adalı.

- Gazeteciler Ahmet Tangün, Attila Girgin.

Bu kadroyu toplayan adam, şimdi televizyonda kimleri toplar merak ediyorum.

TÜRKİYE İÇİN GÜZEL BİR COVID REFERANSI DAHA

GEÇEN
hafta Marmaris’te yapılan Dünya Otomobil Rallisi’ni yazmış ve bunun Türkiye’ye gelecek turistler için çok güzel bir referans olduğunu söylemiştim.

Şunu unutmuşum.

Aynı gün İstanbul’da da bir maraton koşuldu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Vodafone 15’inci İstanbul Yarı Maratonu da bundan yüzünün akıyla çıktı.

Bu yarışma World Athletics tarafından “Altın Kategoriye yükseltilmişti. Dünyanın en iyi 8 yarı maratonundan biri olarak biliniyor.

1200 sporcunun katıldığı bu yarışma da pandemi koşullarına harfiyen uyularak gerçekleştirildi.

Bu da Türkiye için çok iyi bir referans oldu.

BU BALTAYLA AMERİKA’DA BİR EVE SALDIRSAN NE OLUR

HAFTA
başında bildiğimiz neydi?

Şarkıcı Halil Sezai 67 yaşında zavallı yaşlı başlı bir adama saldırıp yumruk attı.

Medya Tava önceki gün yeni bir görüntü daha ortaya çıkardı.

Zavallı diye gördüğümüz saçı başı dağınık adam bu defa elinde baltayla görünüyor.

Üstelik yanında izbandut gibi iki kişi daha var.

*

Yani durum şöyle:

Bir tarafta elinde şömine odunuyla bir şarkıcı...

Öteki tarafta Baltalı Zagor gibi bir mahalleli...

Şömine odunlu şarkıcı tutuklu ve sanık...

Baltalı Zagor serbest ve müşteki...

*

İşin bir de şu tarafını düşünün...

Amerika’da olsaydı...

Bu Baltalı Zagor, elinde bu baltayla şarkıcının evine dalsaydı...

Ve ev sahibi çekip adamı vursaydı...

Ne olurdu?

*

Bırakın tutuklanmayı, evinde meşru müdafaa yaptı diye elini kolunu sallayarak giderdi.

O yüzden aynı şeyi söylüyorum.

Halil Sezai’nin yaptığının hoş görülecek bir yanı yok.

Ama “Twitter jürisi” kampanya yaptı diye tutuklu yargılama da fazla değil mi.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Funda Arar'ın 'karartma günleri' şarkısını dinlerken

Ben doğduğumda “karartma geceleri” kötü bir hatıra olarak kalmıştı.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’na girmemiş olsa da muhtemel bir hava saldırısına karşı geceleri şehirleri karartılmıştı.

Sonra bizim nesil de tanıdı karartma gecelerini...

Yunanistan’la ne zaman savaş ihtimali çıksa, okul kitaplarını kaplamak için kullandığımız mavi kaplama kâğıtları, bu defa Yunan uçakları görmesin diye pencerelerimize yapıştırılırdı.

Sonra 60’lar, 70’ler, 80’ler geldi... Ülkenin karanlık dönemlerini yaşadık.

Bu defa “karartma günleri” lafını öğrendik...

Hani Funda Arar’ın şarkısında söylediği gibi...

“Bir zindanda koy ver beni

Yazının Devamını Oku

'Ruh hastası' denince aklıma gelen ilk isim

Var mı böyle bir isim?

Tabii ki var...

Ama yazmam...

Sadece benim mi, herkesin var.

Bir insan için kolayca “Ha o mu? Ruh hastasıdır” dediğimiz kaç kişi var...

Peki biz Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, bu ülkede yaşayanlar...

“Ruh hastalıkları”

Yazının Devamını Oku

Spotify değil, Sakaryalı bu kızın geleceği de kurtulur

Dün sabah itibarıyla RTÜK dünyanın en büyük streaming müzik platformuna 72 saat süre verdi.

Bu süre içinde RTÜK’e başvuru yapmazsa Türkiye’de Spotify’a ulaşım engellenecekti.

*

Bu yazıyı okuduğunuz sırada bunun 24 saati geçmiş olacaktı...

Bir gelişme olmasaydı Türkiye, dünyada Spotify’ı engelleyen ilk ülke olacaktı...

Tabii Kuzey Kore gibi ülkeleri saymıyorum.

Neyse ki 72 saat dolmadan bir gelişme oldu. Hükümete yakın kaynaklarda Spotify’ın başvuracağı iddia edildi.

Şu yazıyı yazdığım saatte anlaşma oldu mu olmadı mı kesin bilmiyorum.

Yazının Devamını Oku

44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

Her Türk vatandaşı gibi mart ayından beri ben de onu her akşam büyük bir ilgiyle izliyorum.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca...

COVID’le mücadelenin başkomutanı...

Nihayet geçen cuma onunla tanıştım.

Adana’ya gidiyordu, beni de davet etti.

*

Ben bakanla bu sohbeti yaparken, New York Times gazetesi çok güzel bir gazetecilikle COVID virüsünün insan hücrelerine nasıl saldırdığını anlattı.

Size onu da, yani ortak düşmanımızı da en basit cümlelerle tanıtacağım.

Tabii ki bakana da bu ortak düşmana karşı aşıyla mücadeleye ne zaman başlayacağımızı yine en basit sorularla soracağım.

Yazının Devamını Oku

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

Bu haftanın en komik haberini geçen gün Hürriyet’te Fatih Çekirge’nin köşesinde okudum.


Ankara Tuzluçayır’da hırsızın biri güvenlik kamerasını çalmış.

*

En komiği haberin fotoğrafıydı.

Hırsız, güvenlik kamerasını çalarken yüzünde en küçük bir endişe yoktu.

Üstelik ağzına bir de COVID maskesi takmıştı.

Kurallara uyan bir arkadaş yani...

Herhalde kamerayı çalınca, kendisiyle ilgili görüntüleri de alıp götürdüğünü sanıyordu.

Yazının Devamını Oku

Sünger Bob'un en iyi arkadaşı çoban sülü

Dün sabah evimin mutfağındaki masaya oturduğumda karşımdaki televizyon ekranında işte bu görüntü vardı...


Şapka aynı şapka, yanak ve dudaklar aynı yanak ve dudak...

Önce bu görüntünün nereden geldiğini anlatayım...

Torunum Sinan Ali, doğduğundan beri birçok çocuğun geçtiği evrelerden geçti.

Önce sempatik dinozor Barney... Sonra köpekbalıkları... Sonra Batman... Sonra Sünger Bob... Sonra bir ara Bruce Lee ve tabii ki bugün Marvel ve DC Comics süper kahramanları...

*

İşte bu aile geleneğinin başladığı günden beri nedense sabahları

Yazının Devamını Oku

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Şimdi yazacağım “perde arkası” bilgiler 24 saat arayla bana ulaştı.

Biri Kudüs’ten...

Öteki Riyad’dan...

Eminim bana ulaşan bu bilgiler ve bu fotoğraf şu an MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın önünde de bulunuyordur.

KUDÜS’TEN GELEN İSTİHBARAT: Önce Kudüs’ten gelen çok önemli bilgiyle başlayayım...

Konuşan kişi Majdi Khaldi...

Kudüs’ün tanınmış ailelerinden birinin mensubu...

Ancak 2006 yılından bu yana Filistin Devlet Başkanı

Yazının Devamını Oku

En tartışılan o kulede en tartışılmayacak kat

Restore edilen Galata Kulesi dün açıldı...

Ondan bir akşam önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy bir grup medya yöneticisi ve yazarı kulenin en üst katında bir yemeğe davet etti...

Davetli listesine baktım.

İktidar-muhalefet ayrımı yapılmamıştı.

Kimler vardı: Mesela davetliler arasında Sözcü gazetesinin genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz, yazarı Deniz Zeyrek, gazetenin ve sahibi Burak Akbay’ın avukatı İsmail Yılmaz...

Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, sabah haberleri sunucusu İsmail Küçükkaya da vardı.

*

Kimler yoktu: Buna karşılık Karar, Aydınlık, Birgün gibi gazetelerden, Halk TV ve Tele 1 gibi kanallardan kimse göremedim.

*

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Gazetesinde gizli edebiyat savaşını kim kazandı

Cumhuriyet gazetesinde 18 Eylül gününden beri gizli bir edebiyat savaşı yaşanıyor.

Aslında savaş gazetenin açık sayfaları üzerinde...

Ama sayfalara yansımayan bir bölümü var ki onu da ben anlatayım.

*

Savaş 18 Eylül günü eski bir büyükelçi ve çok beğendiğim bir edebiyat denemecisi olan Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanan bir yazısıyla başladı.

Yazısı, kendi payıma resim sanatı konusunda Türkiye’nin en iyi denemecisi olarak gördüğüm Mehmet Ergüven’in kitapları üzerineydi. Ancak savaş Mehmet Ergüven yüzünden değil, yazının girişinde ve ileride bir yerde kullanılan kavram yüzünden patladı.


Yazının Devamını Oku

Muhafazakâr Cihangir'in kızı ve erkeği nerede tanışır

Bundan 6-7 yıl önce muhafazakâr bir gazetenin kadın muhabiri benimle röportaj yapmak istedi.

Fotoğraf çekmek ve konuşmayı yapmak için de beni İstanbul’un At Pazarı semtine götürdü.

At Pazarı Fatih’te bir yer...

Osmanlı döneminde at satılan yermiş. Bugün “Muhafazakârların Cihangir’i” olarak tanınıyor.



*

Yazının Devamını Oku

Arap âlemi ortasında çırılçıplak bir erkek

1) AH benim karışık başım...

Memleketin bunca sorunu varken bakın nelerle uğraşıyor.

Neyse ki şu fani dünyada yalnız değilmişim.

COVID-19 belasıyla mücadele eden İtalyan hükümeti de böyle bir günde bakın neyle uğraşmaya karar vermiş.

Michelangelo’nun ünlü Davut heykelinin bire bir ölçüde 3D replikası yapılacakmış.

Bence buraya kadar pek ilginç hiçbir bir şey yok.

Davut heykelinin bugüne kadar yüzlerce replikası yapıldı.

Las Vegas’ta Caesars Palace Oteli’nde bile bire bir replikası var.

Yazının Devamını Oku

Bu masadaki tabaklarda sarma ve sigara böreği var ama iki meyve eksik

Son zamanların en renkli ve ilginç dış politika yazısını dün Hürriyet’te Sedat Ergin’in köşesinde okudum.


Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Yunanistan’a yaptığı resmi ziyaretin perde arkasını çok güzel anlattı.

Böyle bir yazının çalıştığım Hürriyet gazetesinde çıkmasından dolayı da gurur duydum.

*

Yazı büyük ölçüde bu fotoğrafta gördüğünüz Girit’in Hanya bölgesinde çekilmiş fotoğraf üzerine kurulu.

Yer Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in baba evi.

Sedat mönüde neler var onu bile yazmış.

Çok tanıdık bir mönü.

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin takipçisi neden 3.4 milyon daha az

Kulüplerin sosyal medya hesaplarının rakamlarına girdim. Girdim ve bir Fenerbahçeli olarak beni çok şaşırtan bir durumla karşılaştım.

Instagram’da Fenerbahçe’nin, Galatasaray’dan 3.4 milyon daha az takipçisi var.

Eğer “takipçi” sayısı “taraftar” sayısını yansıtıyorsa yıllardır “Türkiye’de en çok taraftarı olan kulüp Fenerbahçe’dir” inancım yerle bir olacak demektir.

Ancak iki kulübün takipçi profillerini ve davranışlarını çok dikkatle izlediğimde tuhaf bir durumla karşılaştım.

Sekiz yaşımdan beri iyi bir Fenerbahçeliyim ama önyargılı bir Fenerbahçeli olmamaya çalıştım.

O nedenle kulüplerin takipçi profillerini ve davranış biçimlerini vereceğim, yorumu sosyal medya analizcilerine bırakacağım.

GALATASARAY

Yazının Devamını Oku

O kadın sadece bu karede gördüğümüz kadın değil

Show TV Ana Haber sunucusu Ece Üner, Azeri-Ermeni savaşında Türkiye’yi suçlayan bir demeç veren Kim Kardashian için şöyle bir cümle kullandı:

“Kim Kardashian’ın kameralara göstermeye alışık olduğu büyük bir kaynağı var, yine aynı kaynağı mı referans aldı acaba...”

Deniz Çakır da ana haber bülteni sunan bir insan için bu ifadenin güzel olmadığını söyleyip üslubunu eleştirdi.

*

Aslında iki kadın tartışıyor ve konu “cinsiyetçilik”.

Pek araya girmem böyle konularda ama burada ince bir nokta var.

Onu Ece Üner’le paylaşmak isterim.

Evet

Yazının Devamını Oku

Bugün savaş olan o bölgede 3 yılda 4 büyük olay gördüm

Komünizm duvarlarının yıkılmasından bir yıl öncesi ile 3 yıl sonrası arasında, yani 1988 ile 92 arasında Kafkasya’da 4 olayın tanığı oldum.

Hürriyet’in hem Ankara hem de Moskova temsilcisiydim.

*

Birinci olay: Sovyetler Birliği döneminde 26 Ermeni’nin öldürülmesinden sonra bütün dünyaya kapatılan Sumgait şehrine girmesine izin verilen ilk iki gazeteci rahmetli Mehmet Ali Birand ve bendim...

Sumgait olayları hâlâ karanlıktır.

*

İkinci olayı 1989’da yaşadım. Yanımda Sovyet Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili ile birlikte Bakü’deydim.

Orada Azeri Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir basın toplantısındaydım.

Bir ara gözüm yan tarafta sessizce izleyen zayıf sakallı bir adama takıldı.

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

Pandemi sırasında magazinin önemini bir kere daha anladım. Setler, sahneler, kulüpler kapanınca magazin de en büyük kaynağını yitirdi. Zaten grileşmiş hayatımızın rengi iyice kaçtı. Eve kapandığım günlerde magazinin önemini daha da iyi anladım. Oturup küçük ve şahsi bir “Magazin ansiklopedisi” yaptım. İşte magazinde Türkiye’nin enleri...

MAGAZİN ÂLEMİNİN KURUCU BABALARI

En renkli ve en eski siyasi magazinci: Müşerref Hekimoğlu... 1970’lerde Ankara yıllarımın en renkli ve güzel gazetecisiydi. Cumhuriyet gazetesinde ve ANKA Ajansı’ndaki yazılarının hastasıydım.

En korkulan magazinci: Hiç kuşkusuz rahmetli Çetin Emeç ve başında olduğu Hafta Sonu gazetesi... Magazin haberi ile bakan deviren gazeteci olarak tarihe geçti.

Magazine en sınıf atlattıran fahri magazinci: Banko Hıncal Uluç. Sanat, edebiyat, kültür ve daha birçok alanı magazin coğrafyasına o soktu.

En edebi magazinci: Selim İleri. 70’li ve 80’li yıllarda hazırladığı kültür sanat sayfalarında edebiyat, sinema ve sanat dünyasının ünlü simalarının evlerini ve dedikodularını öyle harika bir tarzla anlatırdı ki, benim magazinci olmamda çok etkisi oldu.

Cihangir fısıltı magazininin en derin babası: Sabiha Deren ve Yeni Sabah gazetesindeki köşesi “Fısıltı”... Hiç şüphesiz bugün “Düzeyli magazin” denilen Cihangir magazinciliğinin kurucu babası o. Gerçek adı da Hakkı Devrim.

Babıâli’nin en yazmayan magazincisi: Ergil Tezerdi.

Yazının Devamını Oku