GeriErtuğrul ÖZKÖK Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

Baştan uyarayım.

Siz de “Memleketin bunca meselesi varken sen nelerle uğraşıyorsun lobisi”ndenseniz bu yazıyı atlayın.

Çünkü bugünkü konum, 1970’ler ve sonrasının en efsane rock gruplarından birinin gitarları olacak.

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

*

İlgilenenler okumuştur. Geçen yıl yine bir pazar günü Pink Floyd grubunun gitaristi David Gilmour’un gitarlarının Christie’s müzayede şirketi tarafından satılacağını yazmıştım.

David Gilmour, grubun birlikteliği sırasında konserlerde ve kayıtlarında kullandığı gitarları satışa çıkardı.

Bu satıştan elde edilen bütün gelir, küresel ısınma ve iklim sorunlarıyla ilgili ClientEarth adlı bir kuruluşa verildi.

*

David Gilmour’la grubun öteki besteci ve gitaristi Roger Waters kavgalı olduğu için grup dağıldı ve artık bir araya gelemiyor.

Ama bizim ve sonraki kuşaklarda Pink Floyd efsanesi devam ediyor.

Böyle gruplar artık sosyoloji, psikoloji, siyaset ve kültür tarihi kitaplarında okutuluyor.

*

O müzayede Christie’s’in New York’ta Rockefeller Center’daki binasında yapıldı.

Doğrusu o günlerde müzayedeyi unuttuğum için sonucunu takip etmemiştim.

Christie’s’in dijital dergisi önceki cumartesi günü bu müzayedeyi yapan uzman ile bir mülakat yayınladı.

Orada bu müzayedede kültür tarihinin bir rekorunun kırıldığını okudum.

*

Bu sadece bir müzik veya gitar meselesi değil.

Yaşadığımız yüzyılda, tutku psikolojisinin nasıl bir şey olduğunu da gösterdiği için bu tarihi müzayedenin ayrıntılarını size aktarıyorum.


ÜÇ-BEŞ GİTARA BUGÜNÜN KURUYLA 172 MİLYON TL

- ÖNCE müzayede öncesi rakamları vereyim:

- 66: Müzayedeye 66 ayrı ülkeden katılım olmuş.

- 126: David Gilmour’a ait 126 parça eşya satışa kondu.

- 2000: Satışa 2000 kişi katılıp fiyat vermiş.

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

- 12.000: Christie’s’in Londra, New York ve Los Angeles merkezlerinde sergilenen gitarları görmek için 12 bin kişi gelmiş.

- 500.000: Bu müzayede ile ilgili bilgileri okumak için 500 bin kişi Christie’s’in web sitesini ziyaret etmiş.

- 21.490.750: Satılan gitarlardan elde edilen toplam para 21 milyon doları geçmiş. Bu rakam müzayede tarihinde bugüne kadar müzikle ilgili aletlerden elde edilen en büyük gelir olmuş.

- 172.000.000: Bu para bugünkü kurlarla yaklaşık 172 milyon TL ediyor.

Şimdi gelelim satılan gitarlara...

GÜNÜN TESTİ
PİNK FLOYD HAYRANI OLSANIZ HANGİ GİTARA NE VERİRDİNİZ

İKİNCİ
yazıya geçmeden önce siz de bir tahminde bulunun...

Pink Floyd hayranısınız... Paranız var... Müzayedeye giriyorsunuz.

En yüksek parayı hangi gitara verirdiniz?

“Wish You were Here”in “Riff” (sık tekrarlanan kısa tema) çaldığı gitara mı...

Yoksa “Dark Side Of The Moon”u çaldığına mı?

İşte sonuçlar:

*

- BİRİNCİ: FENDER BLACK STRAT: “Dark Side of The Moon” albümünün tamamında, ayrıca “Wish You Were Here” ve “The Wall” albümlerinde çaldığı gitar.

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

3.975.000 dolar.

Bugünkü kurla 32 milyon TL.

Gitar müzayede tarihinde yeni bir rekor.

*

* İKİNCİ: FENDER STRATOCASTER: Özellikle “Another Brick In The Wall”un 2’nci ve 3’üncü parçalarında çaldığı Fender Stratocaster, 100-150 bin dolar arası alıcı bulur diye beklenirken 1.815.000 dolara satılmış.

14 milyon TL.

*

ÜÇÜNCÜ: MARTIN D-35: “Wish You Were Here” ve “Shine On You Crazy Diamond”u çaldığı Martin D-35 gitar.

10-20 bin dolar arası satılır diye beklenirken 1.095.000 milyon dolara alıcı bulmuş.

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

8 milyon Türk Lirası...

*

- DÖRDÜNCÜ: GIBSON LES PAUL: “Another Brick in The Wall”un (Part 2) solo bölümünü çaldığı Gibson Les Paul gitar, 30-50 bin dolar arası tahmin edilirken 447.000 dolara satılmış.

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

3 milyon 500 bin TL.

*

- BEŞİNCİ: GRETSCH WHITE PENGUIN 6134: David Gilmour’un 1980’de alıp özel koleksiyonuna koyduğu bir gitar.

447 bin dolara satıldı.

3 milyon 500 bin TL.

CAVİT ÇAĞLARI’IN TELEVİZYONUNA CİHANGİR’DEN KİMLER ALINABİLİR

"CİHANGİR’in düzeyli magazincisi Tuğrul Eryılmaz”
bugünlerde bizim mahallede çok prim yaptı.

Bu da bende biraz kompleks yarattı.

Bu hafta “Cihangir’e magazin lazımsa onu da biz yaparız” dedirtecek bir haberle karşınızdayım.

*

Biliyorsunuz son günlerde en çok konuşulan kişilerden biri eski bakanlardan Cavit Çağlar ve onun kuracağı televizyonun başına geçen Nuri Çolakoğlu...

Herkes bu televizyonun kadrosuna kimleri alacağını konuşuyor...

Bildiğim daha o günden beri Nuri Çolakoğlu’nun çok iyi bir “teşkilatçı” olduğudur...

Etrafındaki insanları acayip örgütler...

*

Onun başında olduğu tiyatro kulübünden kimler geçti bir bilseniz...

Şimdi size o kulüpten kısa bir potpuri yapayım.

Kimleri o sahnede yan yana getirdiğini bir görürseniz, yarın bu televizyonda kimleri yan yana getirebileceğini de tahmin edebilirsiniz.

HANGİMİZ
SAHNEDE İLBER HOCA İLE BEN Mİ HALİL ERGÜN MÜ

- Bugün ikisi de şöhret olan İlber Ortaylı ile Halil Ergün aynı sahnede başrol oynadılar. Bertold Brecht’in Kural ve Kuraldışı” oyununda aynı sahneyi paylaştılar.

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

*

- Ha bu arada, İlber Ortaylı, aynı sahnede MÖ 5. yy. Yunan komedi yazarı Aristofanes’in “Barış” komedisinde de oynamış.

Şimdi televizyonlardaki bazı tartışmalarda birtakım tartışmacıların “Kızılelma” ve fetih menkıbeleri yazdığını görüyorum. Diyorum ki, “Barış” oyunu tekrarlansa ve İlber Hoca da çıkıp, sahneden bu Kızılelmacılık oynayanlara, “Kasaba hödükleri” diye haykırsa....

*

Yana İlber Hoca’yla Topkapı Sarayı’nı gezerken çekilmiş bir fotoğrafımı koyuyorum.

Sizce yeni kadroda İlber Hoca’nın yanına kim daha iyi gider?

25 kilo vermiş Halil Ergün mü...

Fotoğrafta, Papa’nın kovduğu üçkâğıtçı Vatikan kâtibi gibi duran ben mi...

NURİ’NİN KADROSUNDA KİMLER VAR KİMLER

ÖRGÜTÇÜDÜR
dedim ya... Bakın Nuri Çolakoğlu’nun ‘Mülkiye Tiyatrosu’ndan başka kimler geçmiş:

- Büyükelçiler Necati Utkan, Sumru Noyan, Ayşe Öğüt, Aydın Şahinbaş ve Tansu Okan.

- Açık Radyo’nun kurucusu Ömer Madra.

- Tarihçi ve ekonomistler: Zafer Toprak, İlber Ortaylı, Deniz Gökçe, Erdal Türkkan.

- Geçen hafta Yargıtay tarafından cezası bozulan yazar Şahin Alpay.

- Anayasa Mahkemesi yargıcı Sacit Adalı.

- Gazeteciler Ahmet Tangün, Attila Girgin.

Bu kadroyu toplayan adam, şimdi televizyonda kimleri toplar merak ediyorum.

TÜRKİYE İÇİN GÜZEL BİR COVID REFERANSI DAHA

GEÇEN
hafta Marmaris’te yapılan Dünya Otomobil Rallisi’ni yazmış ve bunun Türkiye’ye gelecek turistler için çok güzel bir referans olduğunu söylemiştim.

Şunu unutmuşum.

Aynı gün İstanbul’da da bir maraton koşuldu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Vodafone 15’inci İstanbul Yarı Maratonu da bundan yüzünün akıyla çıktı.

Bu yarışma World Athletics tarafından “Altın Kategoriye yükseltilmişti. Dünyanın en iyi 8 yarı maratonundan biri olarak biliniyor.

1200 sporcunun katıldığı bu yarışma da pandemi koşullarına harfiyen uyularak gerçekleştirildi.

Bu da Türkiye için çok iyi bir referans oldu.

BU BALTAYLA AMERİKA’DA BİR EVE SALDIRSAN NE OLUR

HAFTA
başında bildiğimiz neydi?

Şarkıcı Halil Sezai 67 yaşında zavallı yaşlı başlı bir adama saldırıp yumruk attı.

Medya Tava önceki gün yeni bir görüntü daha ortaya çıkardı.

Zavallı diye gördüğümüz saçı başı dağınık adam bu defa elinde baltayla görünüyor.

Üstelik yanında izbandut gibi iki kişi daha var.

*

Yani durum şöyle:

Bir tarafta elinde şömine odunuyla bir şarkıcı...

Öteki tarafta Baltalı Zagor gibi bir mahalleli...

Şömine odunlu şarkıcı tutuklu ve sanık...

Baltalı Zagor serbest ve müşteki...

*

İşin bir de şu tarafını düşünün...

Amerika’da olsaydı...

Bu Baltalı Zagor, elinde bu baltayla şarkıcının evine dalsaydı...

Ve ev sahibi çekip adamı vursaydı...

Ne olurdu?

*

Bırakın tutuklanmayı, evinde meşru müdafaa yaptı diye elini kolunu sallayarak giderdi.

O yüzden aynı şeyi söylüyorum.

Halil Sezai’nin yaptığının hoş görülecek bir yanı yok.

Ama “Twitter jürisi” kampanya yaptı diye tutuklu yargılama da fazla değil mi.

X

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku

Bu hödüğün hakkından vallahi Recep İvedik gelir

Fenerbahçe'nin yenilgisine üzüldüm...

Önceki akşam, Eintracht Frankfurt karşısındaki takım çıksaydı rahat 3 çekerdi bu Pire takımına...

Ama beni daha çok üzen Olympiakos’un hödük başkanının lafları oldu...

Hele hele bir de bazı Galatasaraylı dostların “Bizi bu hödüğün laflarına muhatap ettin ya Fener, helal olsun sana” yollu şakaları yok mu...

İşte o kahretti beni...

Delirdim...

*

Ama sonra herifin bu fotoğrafını gördüm...

Yazının Devamını Oku

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Bu gördüğünüz fotoğraf önceki gün Kuzey Irak’ta, Erbil’de çekildi. Fotoğrafta gördüğünüz 5 kadından üçü Türk, ikisi Fransız vatandaşı.

Beşi de aynı şirkette çalışıyor.

Dünyanın iki numaralı alkollü içki şirketi Pernod Ricard’ın üst düzey çalışanı bu kadınlar.

 

Biri hariç hepsi Müslüman. 

Yani alkollü içki sektöründe çalışıyorlar ve Erbil’de “Saha ziyareti” yapıyorlar. Yani, viski ve başka içkilerin pazar durumunu görmek için oradalar.

Ekipte görevli erkek eleman yok.

Fotoğraf, Pernod Ricard Irak distribütörü Swayish şirketinde çekildi.

Yazının Devamını Oku

O ihaleyi alan inşaatçının iktidara tahsis ettiği süper yat kaç metreydi

Dokuz gün boyunca Kalkan, Kaş, Kaleköy ve Kekova’da dolaştıktan sonra dün Göcek Limanı’na geldik ve karaya çıktık.

Göcek Limanı bana hep Amerika’nın Florida bölgesindeki veya Long Island’daki sahil kasabalarını hatırlatır.

Marinaları, kafeleri, caddeleri, Türkiye’nin başka bölgelerindeki çirkin yapılaşmadan biraz olsun kendini koruyabilmiş mimarisiyle bana iyi gelen bir belde Göcek...

Göcek Türkiye’nin gündemine 1980’li yıllarda yerleşti. Yerleştiren de rahmetli Turgut Özal ve danışmanı Can Pulak oldu...

Özal yaz aylarında hafta sonlarını Göcek’te geçirirdi. Bir yandan turizm yatırımlarını yerinde görür, kararlar alır, bir yandan da ünlü bir patronun teknesinde gezerdi.

Türkiye’nin 24 Ocak kararları ve özellikle de Özal’ın iktidara gelişi ile başlayan liberal ekonomi dönemi yeni patronlar yaratıyordu. Özellikle inşaat şirketleri hızla büyüyordu.

Yeni patronlar da Türkiye’de “yat modası”nı yaratıyordu.

*

Yazının Devamını Oku

Hazreti İsa'nın sol kolunu yontarken fark edilen arıza

Dünya sanat tarihinde hiçbir heykel sanatçısı Michelangelo’nun ulaştığı şöhrete ulaşamamıştır.

Onun “Davut” heykeli, sanatta ulaşılmazlığın sembolü olarak asırlardır yerini koruyor...

Peki bu heykeli yapan Michelangelo nasıl bir insandı...

*

Aslında hakkında epey şey biliyoruz.

Çünkü yanında hayatını yazacak Vasari adlı bir biyografi yazarı vardı.

Yani kendi hikâyesi ve efsanesini kendi yazdıran insandı.

Ama kendisi hakkında asıl somut bilgiyi meğer kendi bırakmış.

Üç boyutlu mermer bir heykel...

Yazının Devamını Oku

Fas'ın Ankara, İstanbul ve İzmir'ini, 3 kadın nasıl kazandı?

Dünyanın bir ucunda, Taliban denilen eli silahlı İslamcı hareketin, Müslüman kadınına dünyayı dar ettiği günlerde dünyanın bir başka ucunda, eli silahsız başka Müslümanlar, üç kadını başkanlık koltuğuna oturttu...

8 Eylül gününden beri dünya o üç kadını konuşuyor... Burası Fas ve ülkenin üç büyük şehrinin belediye başkanlığı koltuğuna üç kadın oturdu...

Gelin şimdi Müslüman dünyasının en karamsar günlerinde en iyimser rüzgârları estiren bu üç kadını tanıyalım.

Birincisi, Esma Ralalu...

Ekonomist ve gazeteci...

Başkent Rabat’ın, yani bir anlamda Fas’ın Ankara’sının, seçilmiş ilk kadın Belediye Başkanı...

Milli Bağımsız Birlik Hareketi’nin adayı...

Belediye Meclisi’ne seçilen 79 üyenin 58’inin oyunu alarak başkan seçildi.

Öteki iki rakibinden Sosyalist Halk Güçleri Birliği’nin adayı 7, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı da 8 oy alabildi.

Yazının Devamını Oku