Murat Belge’nin gölde hayatını kaybeden dostu bana kimleri hatırlattı

MURAT Belge geçen pazar günü T24’te Agnes Heller adlı bir arkadaşının hikâyesini yazdı.

Bir Macar aydınıymış.

1956’daki Macar ayaklanmasının bastırılmasından sonra ülkesini terk etmiş, Berlin Duvarı’nın çökmesinden sonra yeniden ülkesine dönmüş.

*

Murat Belge, arkadaşının bir diktatörlükte terk ettiği ülkesine döndüğünde bir başka tür diktatörlükle karşılaştığını anlatıyor.

Haksız da değil...

Macaristan bugün Avrupa’nın göbeğinde bir başka tür despotluğu yaşıyor.

*

İşte o arkadaşı, geçenlerde 90’lı yaşlarında Balaton Gölü’ne girmiş. Ne yazık ki Prof. Bilsay Kuruç’un eşi gibi o da sudan çıkamamış.

*

Balaton Gölü’nün adını duyunca, geçmişte beni çok etkileyen bir kitap aklıma geldi.

Ünlü Fransız siyaset bilimcisi Prof. Maurice Duverger 1980 yılında “Les Orangers du Lac Balaton” isimli bir kitap yayınladı.

Türkçesi “Balaton Gölü’nün Portakal Ağaçları”ydı...

Kitabın adı, 1950’li yılların başlarında, Macaristan’ın hâlâ Stalinist bir yönetim altında bulunduğu yıllarda geçen gerçek bir olaydan esinlenmişti.

*

Stalinci Komünist Parti yönetimi bir gün Balaton Gölü kenarına portakal ağaçları dikmeye karar verir.

Ancak gölün kenarı çok soğuktur ve her yıl buzlanma olmaktadır. Bölgedeki botanik uzmanı itiraz eder, “Burada portakal ağacı tutmaz” der...

Ama emir çok yukarıdan, politbürodan gelmiştir. Devleti temsil eden politbüro ve başındaki müstebit genel sekreter, “Portakal ağacı dikin” emrini tekrarlar.

*

Pahalı ağaçlar getirtilir, dikilir ve daha ilk kış o yıl bütün portakal ağaçları donar.

*

Parti hemen kararını verir:

“Botanikçi sabotaj yapmıştır ve ağaçları bilerek kurutmuştur...”

*

Bütün diktatörler “hain” kelimesini çok sever ve her olayda mutlaka bir hain bulur.

Neticede, “Sabotajı yapan hain botanikçi” bulunmuş ve parti tarafından en ağır cezaya çaptırılmıştır.

*

Yakın tarih bana hep şunu anlattı:

Tek partileşmiş, tek adamlaşmış devlet, devletleşmiş tek parti ve tek adam, bir ülkenin ve bir halkın başına gelebilecek en büyük felakettir.

*

Dün, Disney-Fox birleşmesinin ilk D23 günlerine katılmak için Los Angeles’a uçuyordum.

Uçağımız Macaristan semalarında uçarken, yine o donmuş portakal ağaçlarını hatırladım.

Ve diktatörler tarafından hain olarak damgalanma pahasına gerçekleri söyleyen bütün bilim insanlarını hayırla andım.

BÖYLE ANLARDA ADRES GECE YARISI ORASIDIR

DÜN itibarıyla İdlib cephesinde manzara şu.

Bir askeri gözlem kulemiz Esad rejimi ordusu tarafından çevrilmiş durumda.

Rusya da açıkça bu durumu destekliyor.

Yani Türkiye, oradaki askerini güvence altına almak istiyorsa adresi gösteriyor.

Esad’la görüşün diyor...

Bu durumda ne yapılır?
Yapılması gerekeni Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gece yaptı.

Almanya Şansölyesi Merkel’i aradı.

Ona ne söylediğini tahmin etmek de zor değil.

Rejim ve Rusya bunu yapmaya devam ederse, Avrupa’nın başına yeni bir göç sorunu açılacak.

Görüyorsunuz, coğrafyamız ve mantık bizi hep Avrupa Birliği’ne davet ediyor.

HAVALİMANI CAMİSİNİN MİNARE TARZI: İKİ GÖRÜŞ

Murat Belge’nin gölde hayatını kaybeden dostu bana kimleri hatırlattı

İSTANBUL Havalimanı camisi henüz bitmedi.

Ana binanın mimarisini sevmiştim.

Çünkü havalimanı mimarisine uygun bir tasarım yapılmıştı.

Asıl merak ettiğim, yarım kalmış minarelerin nasıl tamamlanacağıydı.

Korkum, bu camiye, yeni moda, orantısız yükseklikte iki minarenin dikilmesiydi.

Dün geçerken baktım... Minarenin tepesi yerleştirilmiş.

*

- İYİ HABER: Belki de uçuşlar için tehlike yaratacağı endişesiyle, orantısız yükseklikte bir minare olmamış.

- KARARSIZ GÖRÜŞ: Minarenin tepesinde yeni bir tarz denenmiş.

*

Ben pek karar veremedim. Değerlendirmeyi size bırakıyorum.

‘MATRİX’ÇİLERE BİR GECE YARISI MÜJDESİ

Murat Belge’nin gölde hayatını kaybeden dostu bana kimleri hatırlattı

VAY canına ilk “Matrix” filmi çıkalı tam 20 yıl olmuş.

Düşünebiliyor musunuz, o gün doğan çocuklar bugün 20 yaşında... Ve sinema tarihinin bu büyük olayının 20’nci yılında, önceki gece nihayet resmen açıklandı.

“Matrix”in dördüncüsü çekiliyor.

- Neo, yine Keanu Reeves

- Trinity yine Carrie-Anne Moss...

- Yönetmen koltuğunda yine Lana Wachowski var.

- Tek fark şu: İlk “Matrix”e yönetmenler “Wachowski Brothers” olarak başlamışlardı.

Aradan geçen
20 yıl içinde transgender olmayı seçtiler. Yani artık “Wachowski Sisters” diyeceğiz...

YİRMİ YIL ÖNCEDEN BUGÜNE TEK FARK

Murat Belge’nin gölde hayatını kaybeden dostu bana kimleri hatırlattı

- Lana Wachowski önceki akşam resmi açıklama yapıldıktan sonra şunu söyledi:

“Yirmi yıl önce Matrix’te anlattığımız gerçekler bugün daha da anlamlı hale geldi...”

Bu görüşe ben de katılıyorum.

“Matrix”i daha iyi anlayabileceğimiz daha komplike bir dünyada yaşıyoruz artık...

YERLİ MALLARI HAFTASI’NIN DÖNÜŞÜ MUHTEŞEM OLDU

İZMİR Gazi İlkokulu’ndaki çocukluğumdan aklımda kalan en çarpıcı kavramlarından biri “Yerli Malları Haftası”ydı...

O gün hepimiz okula Türkiye’nin övündüğü yerli mallarını getirirdik.

Tabii ki bunlar incir, kuru üzüm, elma falan gibi şeylerdi. Pazar günü Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin verdiği çok çarpıcı rakamı görünce çocukluğumun o kavramını hatırladım.

*

- Türkiye’nin tarımsal milli geliri 16 yılda 37 milyar liradan 213.4 milyar liraya ulaşmış.

*

- Ülkemiz fındık, kiraz, incir ve kayısı üretimi ve ihracatında dünyada lider konumunda bulunuyormuş.

*

- Ve sadece bu 4 üründen sağlanan ihracat geliri 2.17 milyar dolara ulaşmış.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

O kadın sadece bu karede gördüğümüz kadın değil

Show TV Ana Haber sunucusu Ece Üner, Azeri-Ermeni savaşında Türkiye’yi suçlayan bir demeç veren Kim Kardashian için şöyle bir cümle kullandı:

“Kim Kardashian’ın kameralara göstermeye alışık olduğu büyük bir kaynağı var, yine aynı kaynağı mı referans aldı acaba...”

Deniz Çakır da ana haber bülteni sunan bir insan için bu ifadenin güzel olmadığını söyleyip üslubunu eleştirdi.

*

Aslında iki kadın tartışıyor ve konu “cinsiyetçilik”.

Pek araya girmem böyle konularda ama burada ince bir nokta var.

Onu Ece Üner’le paylaşmak isterim.

Evet

Yazının Devamını Oku

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

Baştan uyarayım.

Siz de “Memleketin bunca meselesi varken sen nelerle uğraşıyorsun lobisi”ndenseniz bu yazıyı atlayın.

Çünkü bugünkü konum, 1970’ler ve sonrasının en efsane rock gruplarından birinin gitarları olacak.



*

İlgilenenler okumuştur. Geçen yıl yine bir pazar günü Pink Floyd grubunun gitaristi

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

Pandemi sırasında magazinin önemini bir kere daha anladım. Setler, sahneler, kulüpler kapanınca magazin de en büyük kaynağını yitirdi. Zaten grileşmiş hayatımızın rengi iyice kaçtı. Eve kapandığım günlerde magazinin önemini daha da iyi anladım. Oturup küçük ve şahsi bir “Magazin ansiklopedisi” yaptım. İşte magazinde Türkiye’nin enleri...

MAGAZİN ÂLEMİNİN KURUCU BABALARI

En renkli ve en eski siyasi magazinci: Müşerref Hekimoğlu... 1970’lerde Ankara yıllarımın en renkli ve güzel gazetecisiydi. Cumhuriyet gazetesinde ve ANKA Ajansı’ndaki yazılarının hastasıydım.

En korkulan magazinci: Hiç kuşkusuz rahmetli Çetin Emeç ve başında olduğu Hafta Sonu gazetesi... Magazin haberi ile bakan deviren gazeteci olarak tarihe geçti.

Magazine en sınıf atlattıran fahri magazinci: Banko Hıncal Uluç. Sanat, edebiyat, kültür ve daha birçok alanı magazin coğrafyasına o soktu.

En edebi magazinci: Selim İleri. 70’li ve 80’li yıllarda hazırladığı kültür sanat sayfalarında edebiyat, sinema ve sanat dünyasının ünlü simalarının evlerini ve dedikodularını öyle harika bir tarzla anlatırdı ki, benim magazinci olmamda çok etkisi oldu.

Cihangir fısıltı magazininin en derin babası: Sabiha Deren ve Yeni Sabah gazetesindeki köşesi “Fısıltı”... Hiç şüphesiz bugün “Düzeyli magazin” denilen Cihangir magazinciliğinin kurucu babası o. Gerçek adı da Hakkı Devrim.

Babıâli’nin en yazmayan magazincisi: Ergil Tezerdi.

Yazının Devamını Oku

Bana ve Beatles'a siyah dik yaka kazak giydiren kadın

İzmirli bir delikanlı olarak bana “varoluşçuluğun siyah dik yaka kazağını” giydiren kadındı o...

Sadece bana değil, 1963 yılında Beatles’a da siyah dik yaka kazağı giydirip “With The Beatles” kapağına bu kazaklarla poz verdiren kadın yine oydu...

Adı Juliette Greco’ydu...

Fransa’da Saint Germain semtinin egzistansiyalizmin başkenti olduğu yıllarda, o sol entelektüel mahallenin kraliçesiydi...

Onun ilk fotoğraflarını, İzmir Namık Kemal Lisesi bahçesinde, Varlık Yayınları’ndan Sartre, Camus ve Gide’i okurken görmüştüm.

Ben, egzistansiyalizmin ne olduğunu öğrenmeden önce egzistansiyalist olan bir neslin çocuğuyum...

*

Beatles

Yazının Devamını Oku

İkinci bakışta bu karede gizli bir triumvira gördüm

Bu fotoğraf 2018 yılında İstanbul’da yapılan Suriye zirvesinden sonra çekilmiş bir kareydi...

Fotoğrafın en solunda bir lider daha vardı ve o da Putin’di.

O gün bu kareyi yorumlayan bir yazı yazmıştım...

Hepsinin beden dilini ve psikolojilerini yorumlamıştım.

Önceki gün telefonla yapılan üçlü zirveden ve AB’nin Türkiye’ye yaptırımlar çıkması beklenen zirvesi ertelendikten sonra bu kareye bir de şu açıdan baktım.

Bu fotoğrafı çok sevdim... Çünkü dış politikada Cumhurbaşkanı ve ülkemi görmek istediğim yeri anlatıyor...

Yani Avrupa’yı...

Dolayısıyla, ülkemin Cumhurbaşkanı’nı o fotoğrafta Avrupa ile el ele görmek bana umut veriyor.

Yazının Devamını Oku

Şömine odununu 'uncut' seyretmek istiyorum

Halil Sezai olayına bilerek mi girmedim...

Yoksa içimden mi gelmedi pek karar veremedim.

Ama bu topa girenlerin yazdıklarını, Instagram ve Twitter’da oluşturulan sosyal medya jürisinin neredeyse oybirliğiyle aldığı “Tutukla” kararını görünce, doğrusu bir jüri üyesi olarak ben de görüşümü yazmadan duramadım.

İşte benim itiraz şerhim:

*

BİR: Sosyal medyaya yansıtılan görüntüleri seyrettim, olayı tam anlayamadım.

Vardığım sonuç şu oldu:

Görüntüler ya çok yeteneksiz bir montajcının ya da çok manipülatif bir makasçının elinden çıkmış gibiydi.

*

Yazının Devamını Oku

Yuh artık, bu adamları bir de uçaklarınıza mı alıyorsunuz

O gazetenin manşeti önüme geldiğinde, önce üzerinde durmadım.

“Pisliğin teki” deyip geçtim...

Ama iş büyüdü...

Büyüyünce de Hürriyet’in Atina muhabiri Yorgo Kırbaki’yi arayıp sordum:

Neyin nesidir bu gazete?

“Aşırı sağın da aşırı sağı bir gazetedir...”

Ya tirajı nedir? Kim alır, kim okur?

“Yunan gazeteleri artık tiraj açıklamıyor. Ama son açıklamada 5-6 bin satan (bana göre bedava dağıtılan) bir gazete...

Yazının Devamını Oku

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Sharon Stone... Patti Smith... Joan Baez... Jennifer Garner... Jennifer Lopez... Kristen Bell... Reese Witherspoon... Kate Hudson... Stevie Nicks... Barbra Streisand.. Annie Lenox... Dünyaca tanınmış sanatçılar...

Dünyaca tanınmış siyasetçiler... Bütün bu insanlar önceki gün ve dün Instagram’da bir kadının ardından veda mesajları attılar...

Bugün size, erkek heykelleri altında oturan bu iki kadının hikâyesini anlatacağım...



*

Hikâyeme, önce sağdaki kadından başlayacağım.

Yazının Devamını Oku

Hadi biz Türkleştirildik ya sen 'Ne'leştirildin'

Adının önünde Prof. unvanı var...

ODTÜ gibi muhteşem bir üniversitede sosyoloji okumuş...

Gidip Amerikalarda eğitimine devam etmiş....

Bir de İran Araştırma Merkezi’ni kuran kişiymiş...

*

İşte bu hoca çıkıp televizyonda insanların gözüne baka baka, “Balkan göçmenleri Türk değildir, Türkleştirilmiştir” diyor...

Orada da durmuyor devam ediyor:

“Bunlar Türkçeyi bile sonradan öğrenmiştir” diyor...

Ve sonunda asıl söylemek istediği noktaya geliyor:

Yazının Devamını Oku

'Tanrı parçacığı' yerin 100 metre altında mı, gökyüzünde mi

13 yıl önceki kazadan kurtulan CERN Yedilisi'nin son üyesi Prof. Serkant Ali Çetin anlatıyor (3)

Anladım, şimdi artık işin en heyecanlı bölümüne, çarpışma anına gelelim. Ama önce bana neyi hızlandırdığınızı ve protona bir tekme atmanın, bir tokat atmanın kaça mal olduğunu anlatın.

İşin aslında en ucuz kısmı neyi hızlandırdığımız. Protonu hızlandırıyoruz. Proton ne? Hidrojen. Hidrojen atomundaki elektronu sıyır, al sana proton. Çünkü hidrojen temelde bir proton ve etrafındaki bir elektrondur. En basit, periyodik cetveldeki başlangıç atomumuz yani.

Bunu nasıl elde ediyorsunuz?

Hidrojen tüpümüz var. Yani bildiğimiz küçük bir şişe büyüklüğünde oksijen tüpleri gibi. Bir tüp bizi aylarca götürüyor. Bir prosesle o hidrojenler elektronlarından ayrıştırılıyor ve haliyle artı yüklü hidrojen haline geliyorlar. Ama artı yüklü hidrojen dediğin, yani elektronsuz hidrojen dediğin şey zaten protonun tek başına hali. Biz onları alıyoruz ve bunları “bohça” haline sokuyoruz.

Bu bohçalardan iki tanesini mi alıp çarpıştırıyorsunuz?

Bir tane protonu elde ederek hızlandırmak hem zor hem de aynı zamanda değmez. Biz aşağı yukarı 10 üzeri 11 tane yani birin yanına 11 tane sıfır koyun o kadar sayıda proton hızlandırıyoruz, bir bohça dediğimiz bu. Bu da 100 milyar ediyor. Yaklaşık 100 küsur milyar tane protonu, bir arada hızlandırıyoruz. Ve bu çok ama çok küçük bir hacim içinde. Yani şu elimdeki çakmağı düşünün bunun gibi bir tane daha karşıda hazırlanmış...

HER SANİYE 40 MİLYON BOHÇA KARŞI KARŞIYA GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Bir tekmeci, bir tokatçı ve tanrı parçacığına ilk adım

13 yıl önceki kazadan kurtulan CERN Yedilisi'nin son üyesi Prof. Serkant Ali Çetin anlatıyor(2)

Serkant Hocam, Dan Brown’ın romanında okuduğum günden beri CERN’e gitmek isterim. Ne yapıyorsunuz orada, yerin 100 metre altında? Nerede başladı bu hikâye?

Anneannemin evinde başladı. Ben küçükken anne ve babam çalıştığı için anneannem bana bakardı. Anneanne evinde de çok fazla oyuncak yoktu. En güzel meşgalem eski gazete kâğıtlarını alıp anneannemin yere serdiği bir çarşaf üzerinde kesmekti. Derdim gazeteyi kaç parçaya bölebileceğimi anlamaktı. Çünkü durmadan parçalayabildiğime göre içinde bir şey olması lazım. Sonradan öğrendim ki sadece matematiksel olarak bir şeyi sonsuz kere parçalayabiliriz. İşte buna ‘parçacık fiziği’ diyoruz. Her şeyin nüvesinde daha da ne olduğunu anlamak.

BİR PİNPON TOPU ATARAK DUVARI DELEBİLİRSİNİZ

İtalyan Fizikçi Carlo “Bilimde görmediğimiz bir şeyi anlamaya çalışırız” diyor. Siz görüyor musunuz?

Bir pinpon topu alalım, bunu bir duvara atarsak öteki tarafa geçmez. Ama teorik olarak geçmesi mümkündür. Biz buna “Tanımlanabilir olasılık” diyoruz. İşte evrenin şöyle bir gücü var. Bizim 30 birimle geçebileceğimiz bir duvarı o 3 birimlik enerjiyle atıp öbür tarafa geçirebiliyor. Günlük hayattaki işleyişte bunları beynimize kabul ettirmek zor. Kuantum deryası böyle sürprizlerle dolu.

CERN BİZİM BÜYÜK KULÜP GİBİ BİR YER

Peki İsviçre’deki CERN’e gidersek, orası neresi? Gerçekten Dan Brown’ın anlattığı gibi esrarengiz bir yer mi?

Yazının Devamını Oku

Ucu melekler ve şeytanlara giden bir kazadan 13 yıl sonra

Türk bilim tarihinin en karanlık 24 saati 30 Kasım 2007 günü yaşandı. Şimdi 13 yıl önce yaşanan o karanlık güne dönüyoruz.

O gün İstanbul-Isparta seferini yapan uçak, normal saatinde kalkmış ve rahat bir yolculuktan sonra Isparta Süleyman Demirel Havalimanı’na doğru alçalmaya başlamıştır.

World Focus şirketinden kiralanan yolcu uçağında 7’si mürettebat 57 kişi bulunmaktadır.

Ne olduysa o iniş anında olur. Uçak havalimanının yakındaki bir dağa çarparak parçalanır.

İşte bu uçak, Türk bilim tarihinde, ünlü romancı Dan Brown’a kadar uzanacak bir tartışmayı başlatacaktır.

MELEKLER VE ŞEYTANLARIN MERKEZİNE GELEN HABER

Uçağın yolcularından biri Engin Arık adında bir kadındır. Onun kazada öldüğü haberinin ulaştığı yerlerden biri, Türkiye’den uzakta, yerin 100 metre altında dünyanın en ilginç deneylerinden birinin yapıldığı yer.

Burası, bütün dünyanın

Yazının Devamını Oku

Fırtınayı sevenler de bazen sakin limanlara sığınmalı

Dünyada ne ilginç şeyler oluyor...

Birleşik Arap Emirlikleri’nden sonra Bahreyn de İsrail’le diplomatik ilişkiler kurdu...

Yani...

Yanisi şu...

Türkiye’nin yıllarca önce yaptığı, bugün de yapmaya devam ettiği şeyi yapıyorlar...

Demek ki dış politikamızda serinkanlı bir akıl varmış...

*

Sırbistan ve Kosova...

Türkiye’nin Balkanlar’da en çok yardım yaptığı,

Yazının Devamını Oku

Pandemide en mutlu ayımız temmuz, en mutsuzu nisandı

“Welcome to Ertuğrul Özkök Pazar Show...”

Pazar şovuma hoş geldiniz. Bugün en sevdiğim konu ile karşınızdayım.

Müzik...

*

Müzik deyince de aklımıza artık “streaming” platformlar geliyor.

Spotify, Apple Music, Deezer, Fizy ve yeni oyuncu olarak Amazon ve ötekiler.

Şu an için Türkiye’de en tanınanı Spotify...

*

Spotify’ın artık Türkiye pazarını yöneten bir yöneticisi var.

Yazının Devamını Oku

Mutasyona uğramış bir FETÖ'cüyü nasıl tanıdım

‘Yumurtasından tanırsınız...’

Evet cevabı buymuş...

Eski Anadolu Ajansı Genel Müdürü ve şimdilerde büyük ilgiyle izlediğim YouTube kanalı yorumcusu Kemal Öztürk’ün bu hafta çıkan kitabında okudum.

Kitapta çok ilginç ve tartışılacak anekdotlar var...

Ama ben, bukalemun ruhuma uygun birini seçtim...

Çok vahim bir olayın eğlenceli tarafı...

Kemal Öztürk başından itibaren, o zamanki deyişi ile “Gülen cemaati”ne uzak durmuş.

Ama AA Genel Müdürü olunca, personel alımında FETÖ kesiminden çok baskı gelmeye başlamış.

Yazının Devamını Oku

12 No'lu hangarda 4 Ağustos günü ve öncesi

Her şey 2013 yılının kasım ayında Moldova bandıralı bir gemiye Ukrayna’dan yüklenen 2 bin 750 ton amonyum nitratla başlıyor.

Geminin sahibi, Güney Kıbrıs’ta yaşayan bir Rus...

Yükün gideceği yer Mozambik’te patlayıcı madde yapan bir şirket.

Mal kime aittir, kim yüklemiştir hâlâ bilinmiyor.

*

Ancak gemi Ürdün’den gelecek bir yükü almak üzere Beyrut limanına geliyor.

İşte ne oluyorsa orada oluyor...

Mozambik’teki şirket parayı ödememiştir.

İki avukat Lübnan adli makamlarına başvurarak gemiye el konulmasını istiyor...

Yazının Devamını Oku

Medya parkının albino boası, pandası ve orangutanları

Hemen her gün en az üç-beş kişiden şu eleştiri geliyor:

“Memleketin bunca meselesi varken sen neyle uğraşıyorsun...”

Dünyanın her yerinde vardır böyle eleştiriler...

Çünkü bazı insanlar sadece ve sadece “memleket meselesini” konuşmaktan zevk alır...

Ama bu defa itiraz hiç beklemediğim bir yerden, Serdar Turgut’tan geldi...

Galiba onunla hayatımız boyunca ilk defa ciddi bir meseleyi konuşacağız...

Umarım son olur, çünkü daha şimdiden bana sıkıcı gelmeye başladı.

*

Tam logomu değiştirdiğim gün

Yazının Devamını Oku