Mısır'ın 'Z' kuşağının yolsuzlukla savaşı

Pazar günü Al Monitor haber sitesinde Mısır’ın “Z” kuşağı ile ilgili ilginç bir yazı yayınlandı.

Ben sıkı bir çizgi roman meraklısıyım ama bilmiyordum. Mısır gençliğinin çok büyük bir çizgi roman merakı varmış.

Ve son zamanlarda en yükselen çizgi roman türü, ana karakterleri “süper kahraman” olanlarmış... Yani biraz Mısır’ın “Marvel evreni” gibi...

Mısırın Z kuşağının yolsuzlukla savaşı

En çok tutulanı altı süper kahramanmış.

Bunlar Mısır’da, Mübarek zamanından beri var olan, Sisi rejimi sırasında iyice zirveye çıkan yolsuzluklara karşı mücadele ediyorlarmış.

Yani baskıcı rejimde susturulan muhalefeti bu 6 süper kahraman üstlenmiş.

*

Hikâyesi de şöyle....

Üst evrendeki Alpha adlı bir varlık, en büyük insanlık sorunlarından biri olan yolsuzlukla mücadele etmesi için yeryüzünden 6 kişiyi seçip bir anlaşma yapıyor.

Bunlardan biri yeniden dünyaya gelen Horus adlı eski bir Mısır tanrısı.

Öteki Mikrobusky adlı bir minibüs sürücüsü...

Bir diğeri iyileştirici güçleri olan Meryem isimli bir kadın doktor.

Biri de Kaf isimli eski bir istihbaratçı..

*

Bu dergileri EL3OSBA adlı küçük bir genç insan grubu yayınlıyor. İlk sayısı 2015’te yayınlanmış. Okurları ise 15-29 yaş grubundan...

Yani Mısır’ın “Z” kuşağı...

Mısırın Z kuşağının yolsuzlukla savaşı

Z kuşağı, dünyanın her yerinde, aynı zamanda bir “süper kahraman” kuşağı...

Yani “Marvel” ve “DC Comics” çizgi kahramanları ile büyümüş bir nesil. Bizim “Tommiks”, “Teksas”, “Zagor” neslimizden çok daha sofistike.

Dijital alemde sörf yapan, dünyanın öteki ucuyla her an online iletişimde bulunun bir nesil. Ele avuca sığmaz bir nesil...

*

Sisi gibi siyasetçiler 55 yaş üstündeki Mısırlıya “kurtarıcı” gibi görünebilir ama Z kuşağının gözünde bir “villian”...

Yani Marvel evrenindeki kötü karakterler. Gırtlağına kadar yolsuzluğa gömülmüş, insanları ezen, baskıcı, adaletsiz, gaddar diktatörler...

Ve bunlarla ancak insanüstü güçlere sahip süper kahramanlar mücadele edebiliyor.

*

Kısaca Mısır’da, gökyüzündeki tanrılar da artık yeryüzündeki kötülere savaş açmış durumda... Bakalım bu savaşı kim kazanacak... Yeryüzündeki kötünün, yani diktatör Sisi’nin sahte ilahiyatı mı...

Gökyüzündeki gerçek Tanrı’nın adaleti mi...

YANİ ÜNLÜ AKTÖRÜN İŞİ DUAYA KALDI MI DİYORSUN

Hindistan dün çok sevilen bir Bollywood sanatçısı için dua ediyordu.

Ünlü aktör Amitabh Bachchan geçen cumartesi günü Twitter’daki 43 milyon takipçisine şu mesajı attı:

“COVID-19 testim pozitif çıktı.

Şimdi insanlar evlerinde onun için dua ediyor.

*

Korona yasaklamalarını çok erken bırakan Hindistan’da virüs yeniden zirve yaptı. Günde 30 bin yeni vaka tespit ediliyor.

Ülkenin popülist başbakanı Narendra Modi ise ısrarcı...

*

Dünyada koronanın hâlâ zirve yaptığı Hindistan dışında iki ülke daha var. Amerika Birleşik Devletleri ve Brezilya...

Her ikisinin başında da “Bildiğim bildik” diyen popülist liderler hüküm sürüyor...

*

İşte o nedenle Miami Üniversitesi’nin İspanyol asıllı ilk rektörü Julio Jose Frenk Mora şu tezi ortaya attı:

“Popülist liderler COVID-19’a karşı mücadelede çok başarısız. Çünkü popülizm halk sağlığına karşı...”

*

Bu doğruysa Bollywood yıldızının hayatı dualara kalmış demektir...

Mısırın Z kuşağının yolsuzlukla savaşı

YELKEN MEVSİMİNİ BU VİNTAGE ŞARKI İLE AÇTIM

GEÇEN cuma streaming platformlarına konan yeni bir Türkçe şarkı çok hoşuma gitti:

Palmiyeler: “Gün Doğdu”...

1960’ların The Shadows topluluğunun sesini hatırlattı bana.

Yani elektrogitarın ilk neslinin o
masum sesi....

Yumuşacık, aynı zamanda Türkiye’nin masum yıllarının sesi...

Gerçek bir vintage duygu...

Dün Ege’de iyi bir rüzgâr ve deniz vardı.

Yelken mevsimini işte bu şarkıyla açtım...

Bütün karabulutlar dağıldı...

Bir tek masmavi gökyüzü kaldı...

Ve her yıl yaptığım gibi, Ülkü Tamer’in o mısraını tekrarladım:

“İçime çektiğim hava değil gökyüzüdür...”

AŞK MEKTUBU GİBİ BİR ŞARKI GÖNDERMEK İÇİN

GEÇEN cuma streaming platformlarına yüklenen çok güzel bir şarkının ismi “Çok Özel Bi”...

“İkiye On Kala” söylüyor. Farklı müziği ve sözleri ile harika bir yeni şarkı. Sevdiğiniz bir insana, onun çok özel biri olduğunu anlatan çok özel bir mektup göndermek isterseniz...

Bu şarkıyı göndermenizi tavsiye ederim.

Sözlerinden birkaç örnek vereyim:

“Güzellik dediğin seninle girdi kitaplara...”

“Her şey sıradan ama sen çok özelsin...”

“Gözlerimi açsam düşersin

 Kalbimin ortasında bir yersin

 Herkes konuşur ama sen çok özelsin

 Korkunç güzelsin...”

Mısırın Z kuşağının yolsuzlukla savaşı

ÇATI KATLARI NEDEN HEP İNSANI ÇEKER

GEÇEN hafta çıkan bir şarkı daha...

Aydilge: “Nasıl İnansam”.

“Çatı Katı Aşk” dizisinin müziği...

Cıvıl cıvıl bir şarkı. Aydilge harika söylüyor. Acayip neşe veriyor insana.

Bir de insanın aklına şu soruyu sokuyor:

Çatı katı, neden insan için çok çekici bir mekân tasarımıdır...

ARTIK TV’DE NEDEN MAÇ İZLEMİYORUM: 4 NEDENİ

GÖRSEL İŞİTSEL NEDENİ: Seyircisiz, tezahüratsız bir maç baharatsız, tuzsuz, kuru bir rejim yemeği gibi geliyor.

PSİKOLOJİK NEDENİ: Heyecanımın gazı fena halde kaçtı...

2. PSİKOLOJİK NEDENİ: Kafamda bu liglerin hiçbir anlamı kalmadı...

EN DUYGUSAL NEDENİ: Çok duygusal bağlarla bağlı olduğum takım felaket gidiyor ve seyrederken ağlamaktan bitap düşüyorum.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

Baştan uyarayım.

Siz de “Memleketin bunca meselesi varken sen nelerle uğraşıyorsun lobisi”ndenseniz bu yazıyı atlayın.

Çünkü bugünkü konum, 1970’ler ve sonrasının en efsane rock gruplarından birinin gitarları olacak.



*

İlgilenenler okumuştur. Geçen yıl yine bir pazar günü Pink Floyd grubunun gitaristi

Yazının Devamını Oku

Bana ve Beatles'a siyah dik yaka kazak giydiren kadın

İzmirli bir delikanlı olarak bana “varoluşçuluğun siyah dik yaka kazağını” giydiren kadındı o...

Sadece bana değil, 1963 yılında Beatles’a da siyah dik yaka kazağı giydirip “With The Beatles” kapağına bu kazaklarla poz verdiren kadın yine oydu...

Adı Juliette Greco’ydu...

Fransa’da Saint Germain semtinin egzistansiyalizmin başkenti olduğu yıllarda, o sol entelektüel mahallenin kraliçesiydi...

Onun ilk fotoğraflarını, İzmir Namık Kemal Lisesi bahçesinde, Varlık Yayınları’ndan Sartre, Camus ve Gide’i okurken görmüştüm.

Ben, egzistansiyalizmin ne olduğunu öğrenmeden önce egzistansiyalist olan bir neslin çocuğuyum...

*

Beatles

Yazının Devamını Oku

İkinci bakışta bu karede gizli bir triumvira gördüm

Bu fotoğraf 2018 yılında İstanbul’da yapılan Suriye zirvesinden sonra çekilmiş bir kareydi...

Fotoğrafın en solunda bir lider daha vardı ve o da Putin’di.

O gün bu kareyi yorumlayan bir yazı yazmıştım...

Hepsinin beden dilini ve psikolojilerini yorumlamıştım.

Önceki gün telefonla yapılan üçlü zirveden ve AB’nin Türkiye’ye yaptırımlar çıkması beklenen zirvesi ertelendikten sonra bu kareye bir de şu açıdan baktım.

Bu fotoğrafı çok sevdim... Çünkü dış politikada Cumhurbaşkanı ve ülkemi görmek istediğim yeri anlatıyor...

Yani Avrupa’yı...

Dolayısıyla, ülkemin Cumhurbaşkanı’nı o fotoğrafta Avrupa ile el ele görmek bana umut veriyor.

Yazının Devamını Oku

Yuh artık, bu adamları bir de uçaklarınıza mı alıyorsunuz

O gazetenin manşeti önüme geldiğinde, önce üzerinde durmadım.

“Pisliğin teki” deyip geçtim...

Ama iş büyüdü...

Büyüyünce de Hürriyet’in Atina muhabiri Yorgo Kırbaki’yi arayıp sordum:

Neyin nesidir bu gazete?

“Aşırı sağın da aşırı sağı bir gazetedir...”

Ya tirajı nedir? Kim alır, kim okur?

“Yunan gazeteleri artık tiraj açıklamıyor. Ama son açıklamada 5-6 bin satan (bana göre bedava dağıtılan) bir gazete...

Yazının Devamını Oku

Hadi biz Türkleştirildik ya sen 'Ne'leştirildin'

Adının önünde Prof. unvanı var...

ODTÜ gibi muhteşem bir üniversitede sosyoloji okumuş...

Gidip Amerikalarda eğitimine devam etmiş....

Bir de İran Araştırma Merkezi’ni kuran kişiymiş...

*

İşte bu hoca çıkıp televizyonda insanların gözüne baka baka, “Balkan göçmenleri Türk değildir, Türkleştirilmiştir” diyor...

Orada da durmuyor devam ediyor:

“Bunlar Türkçeyi bile sonradan öğrenmiştir” diyor...

Ve sonunda asıl söylemek istediği noktaya geliyor:

Yazının Devamını Oku

'Tanrı parçacığı' yerin 100 metre altında mı, gökyüzünde mi

13 yıl önceki kazadan kurtulan CERN Yedilisi'nin son üyesi Prof. Serkant Ali Çetin anlatıyor (3)

Anladım, şimdi artık işin en heyecanlı bölümüne, çarpışma anına gelelim. Ama önce bana neyi hızlandırdığınızı ve protona bir tekme atmanın, bir tokat atmanın kaça mal olduğunu anlatın.

İşin aslında en ucuz kısmı neyi hızlandırdığımız. Protonu hızlandırıyoruz. Proton ne? Hidrojen. Hidrojen atomundaki elektronu sıyır, al sana proton. Çünkü hidrojen temelde bir proton ve etrafındaki bir elektrondur. En basit, periyodik cetveldeki başlangıç atomumuz yani.

Bunu nasıl elde ediyorsunuz?

Hidrojen tüpümüz var. Yani bildiğimiz küçük bir şişe büyüklüğünde oksijen tüpleri gibi. Bir tüp bizi aylarca götürüyor. Bir prosesle o hidrojenler elektronlarından ayrıştırılıyor ve haliyle artı yüklü hidrojen haline geliyorlar. Ama artı yüklü hidrojen dediğin, yani elektronsuz hidrojen dediğin şey zaten protonun tek başına hali. Biz onları alıyoruz ve bunları “bohça” haline sokuyoruz.

Bu bohçalardan iki tanesini mi alıp çarpıştırıyorsunuz?

Bir tane protonu elde ederek hızlandırmak hem zor hem de aynı zamanda değmez. Biz aşağı yukarı 10 üzeri 11 tane yani birin yanına 11 tane sıfır koyun o kadar sayıda proton hızlandırıyoruz, bir bohça dediğimiz bu. Bu da 100 milyar ediyor. Yaklaşık 100 küsur milyar tane protonu, bir arada hızlandırıyoruz. Ve bu çok ama çok küçük bir hacim içinde. Yani şu elimdeki çakmağı düşünün bunun gibi bir tane daha karşıda hazırlanmış...

HER SANİYE 40 MİLYON BOHÇA KARŞI KARŞIYA GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Bir tekmeci, bir tokatçı ve tanrı parçacığına ilk adım

13 yıl önceki kazadan kurtulan CERN Yedilisi'nin son üyesi Prof. Serkant Ali Çetin anlatıyor(2)

Serkant Hocam, Dan Brown’ın romanında okuduğum günden beri CERN’e gitmek isterim. Ne yapıyorsunuz orada, yerin 100 metre altında? Nerede başladı bu hikâye?

Anneannemin evinde başladı. Ben küçükken anne ve babam çalıştığı için anneannem bana bakardı. Anneanne evinde de çok fazla oyuncak yoktu. En güzel meşgalem eski gazete kâğıtlarını alıp anneannemin yere serdiği bir çarşaf üzerinde kesmekti. Derdim gazeteyi kaç parçaya bölebileceğimi anlamaktı. Çünkü durmadan parçalayabildiğime göre içinde bir şey olması lazım. Sonradan öğrendim ki sadece matematiksel olarak bir şeyi sonsuz kere parçalayabiliriz. İşte buna ‘parçacık fiziği’ diyoruz. Her şeyin nüvesinde daha da ne olduğunu anlamak.

BİR PİNPON TOPU ATARAK DUVARI DELEBİLİRSİNİZ

İtalyan Fizikçi Carlo “Bilimde görmediğimiz bir şeyi anlamaya çalışırız” diyor. Siz görüyor musunuz?

Bir pinpon topu alalım, bunu bir duvara atarsak öteki tarafa geçmez. Ama teorik olarak geçmesi mümkündür. Biz buna “Tanımlanabilir olasılık” diyoruz. İşte evrenin şöyle bir gücü var. Bizim 30 birimle geçebileceğimiz bir duvarı o 3 birimlik enerjiyle atıp öbür tarafa geçirebiliyor. Günlük hayattaki işleyişte bunları beynimize kabul ettirmek zor. Kuantum deryası böyle sürprizlerle dolu.

CERN BİZİM BÜYÜK KULÜP GİBİ BİR YER

Peki İsviçre’deki CERN’e gidersek, orası neresi? Gerçekten Dan Brown’ın anlattığı gibi esrarengiz bir yer mi?

Yazının Devamını Oku

Ucu melekler ve şeytanlara giden bir kazadan 13 yıl sonra

Türk bilim tarihinin en karanlık 24 saati 30 Kasım 2007 günü yaşandı. Şimdi 13 yıl önce yaşanan o karanlık güne dönüyoruz.

O gün İstanbul-Isparta seferini yapan uçak, normal saatinde kalkmış ve rahat bir yolculuktan sonra Isparta Süleyman Demirel Havalimanı’na doğru alçalmaya başlamıştır.

World Focus şirketinden kiralanan yolcu uçağında 7’si mürettebat 57 kişi bulunmaktadır.

Ne olduysa o iniş anında olur. Uçak havalimanının yakındaki bir dağa çarparak parçalanır.

İşte bu uçak, Türk bilim tarihinde, ünlü romancı Dan Brown’a kadar uzanacak bir tartışmayı başlatacaktır.

MELEKLER VE ŞEYTANLARIN MERKEZİNE GELEN HABER

Uçağın yolcularından biri Engin Arık adında bir kadındır. Onun kazada öldüğü haberinin ulaştığı yerlerden biri, Türkiye’den uzakta, yerin 100 metre altında dünyanın en ilginç deneylerinden birinin yapıldığı yer.

Burası, bütün dünyanın

Yazının Devamını Oku

Fırtınayı sevenler de bazen sakin limanlara sığınmalı

Dünyada ne ilginç şeyler oluyor...

Birleşik Arap Emirlikleri’nden sonra Bahreyn de İsrail’le diplomatik ilişkiler kurdu...

Yani...

Yanisi şu...

Türkiye’nin yıllarca önce yaptığı, bugün de yapmaya devam ettiği şeyi yapıyorlar...

Demek ki dış politikamızda serinkanlı bir akıl varmış...

*

Sırbistan ve Kosova...

Türkiye’nin Balkanlar’da en çok yardım yaptığı,

Yazının Devamını Oku

Cebimde kaç milyon şarkı var her gün kaç şarkı ekleniyor

Spotify Güney ve Doğu Avrupa Yöneticisi Federica Tremolada ile pandemi dönemi müziği sohbeti devam ediyor.

Hayatımda aldığım ilk şarkılar 78 devirlik üç plaktı.

Biri Erol Büyükburç’un ‘Little Lucy’si, öteki ise Paul Anka’nın ‘Diana’sıydı...

Üçüncüsü, Elvis Presley’in iki şarkısıydı...

İki tarafında birer şarkı olan 3 plağı eve getirirken otobüste kırmamak için harcadığım çabayı ve yaşadığım korkuyu hâlâ unutmadım.

Hepsi hepsi 6 şarkıydı...

Federica’ya sordum.

Bugün Spotify arşivinde toplam kaç şarkı var?

60 milyondan çok şarkı varmış.

Yazının Devamını Oku

Pandemide en mutlu ayımız temmuz, en mutsuzu nisandı

“Welcome to Ertuğrul Özkök Pazar Show...”

Pazar şovuma hoş geldiniz. Bugün en sevdiğim konu ile karşınızdayım.

Müzik...

*

Müzik deyince de aklımıza artık “streaming” platformlar geliyor.

Spotify, Apple Music, Deezer, Fizy ve yeni oyuncu olarak Amazon ve ötekiler.

Şu an için Türkiye’de en tanınanı Spotify...

*

Spotify’ın artık Türkiye pazarını yöneten bir yöneticisi var.

Yazının Devamını Oku

Mutasyona uğramış bir FETÖ'cüyü nasıl tanıdım

‘Yumurtasından tanırsınız...’

Evet cevabı buymuş...

Eski Anadolu Ajansı Genel Müdürü ve şimdilerde büyük ilgiyle izlediğim YouTube kanalı yorumcusu Kemal Öztürk’ün bu hafta çıkan kitabında okudum.

Kitapta çok ilginç ve tartışılacak anekdotlar var...

Ama ben, bukalemun ruhuma uygun birini seçtim...

Çok vahim bir olayın eğlenceli tarafı...

Kemal Öztürk başından itibaren, o zamanki deyişi ile “Gülen cemaati”ne uzak durmuş.

Ama AA Genel Müdürü olunca, personel alımında FETÖ kesiminden çok baskı gelmeye başlamış.

Yazının Devamını Oku

12 No'lu hangarda 4 Ağustos günü ve öncesi

Her şey 2013 yılının kasım ayında Moldova bandıralı bir gemiye Ukrayna’dan yüklenen 2 bin 750 ton amonyum nitratla başlıyor.

Geminin sahibi, Güney Kıbrıs’ta yaşayan bir Rus...

Yükün gideceği yer Mozambik’te patlayıcı madde yapan bir şirket.

Mal kime aittir, kim yüklemiştir hâlâ bilinmiyor.

*

Ancak gemi Ürdün’den gelecek bir yükü almak üzere Beyrut limanına geliyor.

İşte ne oluyorsa orada oluyor...

Mozambik’teki şirket parayı ödememiştir.

İki avukat Lübnan adli makamlarına başvurarak gemiye el konulmasını istiyor...

Yazının Devamını Oku

Medya parkının albino boası, pandası ve orangutanları

Hemen her gün en az üç-beş kişiden şu eleştiri geliyor:

“Memleketin bunca meselesi varken sen neyle uğraşıyorsun...”

Dünyanın her yerinde vardır böyle eleştiriler...

Çünkü bazı insanlar sadece ve sadece “memleket meselesini” konuşmaktan zevk alır...

Ama bu defa itiraz hiç beklemediğim bir yerden, Serdar Turgut’tan geldi...

Galiba onunla hayatımız boyunca ilk defa ciddi bir meseleyi konuşacağız...

Umarım son olur, çünkü daha şimdiden bana sıkıcı gelmeye başladı.

*

Tam logomu değiştirdiğim gün

Yazının Devamını Oku

Turizm ve kültür şapkamla bu pandemi yazı nasıl geçti

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’la, yaz başında İstanbul’da buluşup nasıl bir pandemi yazı beklediğini konuşmuştuk.

Bakan turizmi çok iyi bilen, rahat konuşan, hiç öfkelenmeyen bir karaktere sahip.

O nedenle sohbet etmek keyifli oluyor...

*

Geçen cumartesi Bodrum’daki evinde buluşup geçen yazın sonuçlarını değerlendirdik.

Turizm konusunda ihtiyatlı bir iyimserlikle konuştu.

Çıkardığım sonuç, sezonun “beklenilenden ve umulandan iyi geçtiği” yolunda...

Yaz başında da sonunda da turizm konusunda en büyük coşkuyla konuştuğu konulardan biri Çeşme Yarımadası...

Yazının Devamını Oku

Heybeliada Sanatoryumu'nu görünce hatırladıklarım

Yıllar önce, Davos’a ilk gittiğim yıl kaldığım otelin adı Schatzalp’tı...

Toplantılara katılanlar hep aşağıdaki otellerde kalırken ben fünikülerle çıkılan tepedeki bu oteli tercih ederdim.

Çünkü o otel, hayatımın en önemli romancılarından biri olan Thomas Mann’ın “Büyülü Dağ” romanını yazdığı yerdi.


Heybeliada’da çekilen Kelebeğin Rüyası filminden.

Roman, Hans Castorp isimli bir gemi mühendisinin verem hastası akrabasını ziyarete gittiğinde kendisinin de verem olduğunu öğrenip o sanatoryumda 7 yıl kalışını anlatır.

Thomas Mann romanı, 1912 yılında Davos’un tepesindeki, Dr. Friedrich Jessen’in Waldsanatorium’unda yazmaya başladı.

Karısı solunum yollarındaki bir hastalık nedeniyle orada yatıyordu.


Yazının Devamını Oku