GeriErtuğrul ÖZKÖK ‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

İlgilenenler, yazının orijinalini Murat Bardakçı’nın o renkli kaleminden (klavyesinden) okuyabilir.

*

Yazı bana, sanki, “Ben anlatılan o insan değilim” diye haykıran bir tekzip metni gibi geldi...

*

Ben de ne yaptım...

O yazıyı aldım, Murat’ın arkadaşça hoşgörüsüne sığınarak, sanki Süha Özgermi’nin ağzından yazılmış bir tekzip metni gibi yeniden yazdım.

Yani, adı çapkına çıkmış bir aristokrata iadeiitibar ettim...

Buyurun, ahiretten gelen o hayali mektubu birlikte okuyalım.

1)ÖLDÜĞÜM GÜN MEDYADA NELER YAZILDI NELER

“‘BİR cuma günü öğle saatlerinde Kıbrıs’ta vefat ettim...’

Haber internet sitelerinde hemen “Milli çapkının vefatı” başlıklarıyla yer aldı, dün de benzer şekilde gazetelerde çıktı ve güzellerle çekilmiş fotoğraflarıma da yer verildi...

Hakkımda bir kısmı tamamen hayali olan bazı hikâyeler yazıldı, ‘zengin bir aileden geldiğim ve kırk küsur odalı bir evde doğduğum’ yolunda kırık-dökük bir şeyler söylendi ama seksenli ve doksanlı senelerin gazetelerinde neredeyse hemen her gün mutlaka yer alan bu sabık magazin figürünün kim olduğu, çapkınlık dışında ne iş yaptığı konusunda tek satır olsun geçmedi...

Sadece genç nesil değil, yaşıtlarım ve hatta yaşça büyüklerim bile beni dünyanın en güzel kızları ile gününü gün eden, işi sadece güzellik yarışmaları organize etmekten ibaret iflah olmaz bir çapkın diye bilirler...”

(Gazeteci Murat Bardakçı beni çok iyi tanır. Son yıllarımda haftanın en az iki-üç günü birlikteydik. İsteyen beni onun kaleminden okur.)

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

2) DEDEM MABEYİNCİ FAİK BEY, ÜLKEMİN İLK MONŞERLERİNDENDİ

DEDEM, Sultan Abdülhamid’in en yakın adamlarından ve Yıldız Sarayı’nın en güçlü isimlerinden Mabeyinci Faik Bey idi...

Birkaç nesil önce Bolu’dan gelmiş bir ailenin çocuğu olan Faik Bey’i merak edenler, o dönemi anlatan kitaplara, özellikle de Abdülhamid’in sarayını yazan kaynaklara baktıkları takdirde, hükümdarın öncelikle iki sırdaşı olarak Arap İzzet Paşa ile Faik Bey’in isimleri ile karşılaşırlar...

Faik Bey, Sultan Abdülhamid’in şehzadeliğinden itibaren yanında bulunan Bolulu Lütfi Ağa’nın oğlu idi. Abdülhamid tarafından okutuldu. Galatasaray Sultanisi’ni bitirdikten sonra bir ara Hariciye’de yani Dışişleri Bakanlığı’nda çalıştı, sonra saraya alındı. Abdülhamid’in 1909’da tahtından indirilmesine kadar hükümdarın en yakın adamlarından oldu ve padişahın ihsanları sayesinde yüklü bir servet edindi.”

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

3) DEDEM 31 MART’TA KADIN KILIĞINA GİRİP MISIR’A KAÇTI

DEDEMİN Bebek’teki yalısı ile Nişantaşı’ndaki konağı başta Türk Müziği’nin efsane ismi Tanburî Cemil Bey olmak üzere zamanın en büyük sanatkârlarının devam ettiği bir sanat merkezi gibi idi...

Ama, patlayan 31 Mart Ayaklanması, Faik Bey’in refahının sonunu getirdi. Abdülhamid’in yakın çevresinin tutuklanmaya başlaması üzerine çarşaf giyerek, yani kadın kılığına bürünerek bir İtalyan vapuru ile Mısır’a kaçtı, İstanbul’da bıraktığı ailesini ve hizmetkârlarını da sonradan yanına aldı ve Mısır’dan İsviçre’ye geçti.

Dedem Faik Bey’in dört hanımı ve biri erkek, onu kız, tam on bir çocuğu vardı...”

4) BOLŞEVİK İHTİLALİ, RUS ÇARI KADAR DEDEMİ DE VURUYOR

SÜRGÜNDE geçirdiği senelerde çocuklarını art arda evlendirdi, hanımlarını da boşadı ve asıl felaketi Dünya Savaşı’nın sonunda Cenevre’de yaşadı:

Servetini Rus parasına yatırmış ama Rusya’daki komünist ihtilal parayı pula çevirince Avrupa’nın göbeğinde kuruşsuz kalmıştı!

1918’de tek başına İstanbul’a döndü. İhtişamı, bir zamanlar dillere destan olan Teşvikiye’deki konağının bir odasına yerleşti, diğer odaları kiraya verdi ve bu sayede geçinmeye çalıştı.

Hayata 1937’de, Teşvikiye’de veda etti...

Dedem Mabeyinci Faik Bey’in on kızından ikisi, sonraki senelerde Türk müziğinin iki önemli ismi olacaklardı: 1892 doğumlu Faize ile ondan sekiz yaş küçük Fahire...”

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

5) ‘KIZ SEN GELDİN ÇERKEŞ’TEN’ ŞARKISININ BESTECİSİ HALAMDIR

SONRAKİ senelerde ‘Ergin’ soyadını alacak olan Faize, başta ‘Kız sen geldin Çerkeş’ten / Pek güzelsin herkesten’ sözleri ile başlayan meşhur şarkı olmak üzere çok sayıda eser besteleyecek; Fahire ise, Faik Bey’in Refik adındaki teyzesinin oğlu ile evlenecek ve çift, Cumhuriyet Türkiyesi’nin en seçkin sanatkâr ailelerinden olacaktı: Büyük bestekâr Refik Fersan ile eşi kemençeci Fahire Fersan...

Mabeyinci Faik Bey’in tek oğlu olan Abdurrahman Lütfi Bey ise, güzelliği dillere destan olan saraylı Peru Hanım’dan dünyaya gelmişti. İsviçre’de “Taudicum” jimnazyumunu bitirip Türkiye’ye döndü, evlendi, 1923’te onun da bir oğlu oldu ve adını “Süha” koydular.

Türkiye’nin milli çapkın olarak tanıdığı ben, Süha Özgermi’nin şeceresi işte budur...”

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

6) İLK İŞİM TEKSTİL FABRİKASINI İÇ ÇAMAŞIRINA ÇEVİRMEK OLDU

BABAM Abdurrahman Lütfi Özgermi 1930’larda Sümerbank’ın kuruluşunda vazife almış, uzun seneler İstanbul’daki fabrika ile Ankara’daki ‘Yerli Mallar’ın başında bulunmuştu. Ben, Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra birkaç sene Avrupa’da yaşayıp memlekete döndüm ve tekstil işine girdim. Kurduğum atölyeleri büyütüp zamanla ‘iç çamaşırı fabrikası’ haline getirdim, önce TSK’ya, ardından da bazı NATO ülkelerine asker çamaşırı sattım...

Galatasaray Kulübü’nün genel sekreterliğini de yaptığım 1970’lerin sonunda birkaç defa vergi rekortmeni oldum...”

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

7) BAKIN ENİŞTEMİN BESTESİ ‘RAST MEDHAL’I HANGİ ŞEFE ÇALDIRDIM

HALAM ve eniştem sayesinde zaten musikinin içerisinde büyümüştüm, alaturka musikiyi yakından biliyordum.

Hatta 80’lerin başında Güney
Fransa’daki seçkin eğlence mekânlarından birinde eniştem Refik Fersan’ın meşhur ‘Rast Medhal’ini o senelerin meşhur müzisyenlerinden Paul Mauriat’nun orkestrasına icra ettirdim. Murat Bardakçı da şahidimdir.”

(Benim notum: Paul Mauriat kim derseniz, 1960’ların ünlü parçası ‘Love is Blue’yu çalan orkestranın şefi)

8) BİR GECE YARISI KAZASINDAN SONRA NASIL MAGAZİNİN ‘MİLLİ ÇAPKIN’I OLDUM

NE oldu ise, seksenlerin başında oldu... Bir gece, adı bende saklı önemli bir dostum ile beraber halam Fahire Hanım’a akşam yemeğine gelecektik.

Hatta, yemeğe Murat Bardakçı da gelecekti.

Yolda trafik kazası yaptım, başımı şiddetli şekilde direksiyona vurduğumu ve ayağımı kırdığımı öğrendim.

İsviçre’de bir hastanede aylarca yattım.”

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

9) MİLLİ ÇAPKINLIĞIN GERİSİNİ MURAT BARDAKÇI’DAN DİNLİYORUZ

“MİLLİ ve yerli çapkın” Süha Özgermi’nin hayali tekzip mektubu burada sona eriyor.

O kaza gecesi sonrası meydana gelen gelişmeleri Murat Bardakçı’dan dinliyoruz:

“Süha Ağabey, döndüğünde bambaşka bir insandı...

Bastonsuz yürüyemiyordu, işlerini bir tarafa bıraktı, zamanla malını-mülkünü de elden çıkarttı ve güzellerle gününü gün edip yarışmalar tertiplemeye başladı...”

10) ŞİMDİ HİÇ BAHSETMEZLER AMA BİRÇOK HANIMEFENDİ ŞÖHRETİNİ ONA BORÇLUDUR

TÜRKİYE’de o senelerde tanınıp şöhret kazanmış olan birçok ‘hanımefendi’, şöhretlerini aslında Süha Ağabey’e borçlu olduklarından şimdi pek bahsetmezler...

İşte, son 30 küsür seneden bu yana ‘milli çapkın’ diye tanınan, hakkında çok şey söylenen ama kim olduğu ve gerçek işi konusunda şimdiye kadar hiçbir şey yazılmayan rahmetli Süha Ağabey’in Sultan Abdülhamid’in sarayına kadar uzanan aile öyküsü budur...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Nagehan Keleş
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku

Bu hödüğün hakkından vallahi Recep İvedik gelir

Fenerbahçe'nin yenilgisine üzüldüm...

Önceki akşam, Eintracht Frankfurt karşısındaki takım çıksaydı rahat 3 çekerdi bu Pire takımına...

Ama beni daha çok üzen Olympiakos’un hödük başkanının lafları oldu...

Hele hele bir de bazı Galatasaraylı dostların “Bizi bu hödüğün laflarına muhatap ettin ya Fener, helal olsun sana” yollu şakaları yok mu...

İşte o kahretti beni...

Delirdim...

*

Ama sonra herifin bu fotoğrafını gördüm...

Yazının Devamını Oku

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Bu gördüğünüz fotoğraf önceki gün Kuzey Irak’ta, Erbil’de çekildi. Fotoğrafta gördüğünüz 5 kadından üçü Türk, ikisi Fransız vatandaşı.

Beşi de aynı şirkette çalışıyor.

Dünyanın iki numaralı alkollü içki şirketi Pernod Ricard’ın üst düzey çalışanı bu kadınlar.

 

Biri hariç hepsi Müslüman. 

Yani alkollü içki sektöründe çalışıyorlar ve Erbil’de “Saha ziyareti” yapıyorlar. Yani, viski ve başka içkilerin pazar durumunu görmek için oradalar.

Ekipte görevli erkek eleman yok.

Fotoğraf, Pernod Ricard Irak distribütörü Swayish şirketinde çekildi.

Yazının Devamını Oku

O ihaleyi alan inşaatçının iktidara tahsis ettiği süper yat kaç metreydi

Dokuz gün boyunca Kalkan, Kaş, Kaleköy ve Kekova’da dolaştıktan sonra dün Göcek Limanı’na geldik ve karaya çıktık.

Göcek Limanı bana hep Amerika’nın Florida bölgesindeki veya Long Island’daki sahil kasabalarını hatırlatır.

Marinaları, kafeleri, caddeleri, Türkiye’nin başka bölgelerindeki çirkin yapılaşmadan biraz olsun kendini koruyabilmiş mimarisiyle bana iyi gelen bir belde Göcek...

Göcek Türkiye’nin gündemine 1980’li yıllarda yerleşti. Yerleştiren de rahmetli Turgut Özal ve danışmanı Can Pulak oldu...

Özal yaz aylarında hafta sonlarını Göcek’te geçirirdi. Bir yandan turizm yatırımlarını yerinde görür, kararlar alır, bir yandan da ünlü bir patronun teknesinde gezerdi.

Türkiye’nin 24 Ocak kararları ve özellikle de Özal’ın iktidara gelişi ile başlayan liberal ekonomi dönemi yeni patronlar yaratıyordu. Özellikle inşaat şirketleri hızla büyüyordu.

Yeni patronlar da Türkiye’de “yat modası”nı yaratıyordu.

*

Yazının Devamını Oku

Hazreti İsa'nın sol kolunu yontarken fark edilen arıza

Dünya sanat tarihinde hiçbir heykel sanatçısı Michelangelo’nun ulaştığı şöhrete ulaşamamıştır.

Onun “Davut” heykeli, sanatta ulaşılmazlığın sembolü olarak asırlardır yerini koruyor...

Peki bu heykeli yapan Michelangelo nasıl bir insandı...

*

Aslında hakkında epey şey biliyoruz.

Çünkü yanında hayatını yazacak Vasari adlı bir biyografi yazarı vardı.

Yani kendi hikâyesi ve efsanesini kendi yazdıran insandı.

Ama kendisi hakkında asıl somut bilgiyi meğer kendi bırakmış.

Üç boyutlu mermer bir heykel...

Yazının Devamını Oku

Fas'ın Ankara, İstanbul ve İzmir'ini, 3 kadın nasıl kazandı?

Dünyanın bir ucunda, Taliban denilen eli silahlı İslamcı hareketin, Müslüman kadınına dünyayı dar ettiği günlerde dünyanın bir başka ucunda, eli silahsız başka Müslümanlar, üç kadını başkanlık koltuğuna oturttu...

8 Eylül gününden beri dünya o üç kadını konuşuyor... Burası Fas ve ülkenin üç büyük şehrinin belediye başkanlığı koltuğuna üç kadın oturdu...

Gelin şimdi Müslüman dünyasının en karamsar günlerinde en iyimser rüzgârları estiren bu üç kadını tanıyalım.

Birincisi, Esma Ralalu...

Ekonomist ve gazeteci...

Başkent Rabat’ın, yani bir anlamda Fas’ın Ankara’sının, seçilmiş ilk kadın Belediye Başkanı...

Milli Bağımsız Birlik Hareketi’nin adayı...

Belediye Meclisi’ne seçilen 79 üyenin 58’inin oyunu alarak başkan seçildi.

Öteki iki rakibinden Sosyalist Halk Güçleri Birliği’nin adayı 7, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı da 8 oy alabildi.

Yazının Devamını Oku

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku