GeriErtuğrul ÖZKÖK ‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

İlgilenenler, yazının orijinalini Murat Bardakçı’nın o renkli kaleminden (klavyesinden) okuyabilir.

*

Yazı bana, sanki, “Ben anlatılan o insan değilim” diye haykıran bir tekzip metni gibi geldi...

*

Ben de ne yaptım...

O yazıyı aldım, Murat’ın arkadaşça hoşgörüsüne sığınarak, sanki Süha Özgermi’nin ağzından yazılmış bir tekzip metni gibi yeniden yazdım.

Yani, adı çapkına çıkmış bir aristokrata iadeiitibar ettim...

Buyurun, ahiretten gelen o hayali mektubu birlikte okuyalım.

1)ÖLDÜĞÜM GÜN MEDYADA NELER YAZILDI NELER

“‘BİR cuma günü öğle saatlerinde Kıbrıs’ta vefat ettim...’

Haber internet sitelerinde hemen “Milli çapkının vefatı” başlıklarıyla yer aldı, dün de benzer şekilde gazetelerde çıktı ve güzellerle çekilmiş fotoğraflarıma da yer verildi...

Hakkımda bir kısmı tamamen hayali olan bazı hikâyeler yazıldı, ‘zengin bir aileden geldiğim ve kırk küsur odalı bir evde doğduğum’ yolunda kırık-dökük bir şeyler söylendi ama seksenli ve doksanlı senelerin gazetelerinde neredeyse hemen her gün mutlaka yer alan bu sabık magazin figürünün kim olduğu, çapkınlık dışında ne iş yaptığı konusunda tek satır olsun geçmedi...

Sadece genç nesil değil, yaşıtlarım ve hatta yaşça büyüklerim bile beni dünyanın en güzel kızları ile gününü gün eden, işi sadece güzellik yarışmaları organize etmekten ibaret iflah olmaz bir çapkın diye bilirler...”

(Gazeteci Murat Bardakçı beni çok iyi tanır. Son yıllarımda haftanın en az iki-üç günü birlikteydik. İsteyen beni onun kaleminden okur.)

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

2) DEDEM MABEYİNCİ FAİK BEY, ÜLKEMİN İLK MONŞERLERİNDENDİ

DEDEM, Sultan Abdülhamid’in en yakın adamlarından ve Yıldız Sarayı’nın en güçlü isimlerinden Mabeyinci Faik Bey idi...

Birkaç nesil önce Bolu’dan gelmiş bir ailenin çocuğu olan Faik Bey’i merak edenler, o dönemi anlatan kitaplara, özellikle de Abdülhamid’in sarayını yazan kaynaklara baktıkları takdirde, hükümdarın öncelikle iki sırdaşı olarak Arap İzzet Paşa ile Faik Bey’in isimleri ile karşılaşırlar...

Faik Bey, Sultan Abdülhamid’in şehzadeliğinden itibaren yanında bulunan Bolulu Lütfi Ağa’nın oğlu idi. Abdülhamid tarafından okutuldu. Galatasaray Sultanisi’ni bitirdikten sonra bir ara Hariciye’de yani Dışişleri Bakanlığı’nda çalıştı, sonra saraya alındı. Abdülhamid’in 1909’da tahtından indirilmesine kadar hükümdarın en yakın adamlarından oldu ve padişahın ihsanları sayesinde yüklü bir servet edindi.”

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

3) DEDEM 31 MART’TA KADIN KILIĞINA GİRİP MISIR’A KAÇTI

DEDEMİN Bebek’teki yalısı ile Nişantaşı’ndaki konağı başta Türk Müziği’nin efsane ismi Tanburî Cemil Bey olmak üzere zamanın en büyük sanatkârlarının devam ettiği bir sanat merkezi gibi idi...

Ama, patlayan 31 Mart Ayaklanması, Faik Bey’in refahının sonunu getirdi. Abdülhamid’in yakın çevresinin tutuklanmaya başlaması üzerine çarşaf giyerek, yani kadın kılığına bürünerek bir İtalyan vapuru ile Mısır’a kaçtı, İstanbul’da bıraktığı ailesini ve hizmetkârlarını da sonradan yanına aldı ve Mısır’dan İsviçre’ye geçti.

Dedem Faik Bey’in dört hanımı ve biri erkek, onu kız, tam on bir çocuğu vardı...”

4) BOLŞEVİK İHTİLALİ, RUS ÇARI KADAR DEDEMİ DE VURUYOR

SÜRGÜNDE geçirdiği senelerde çocuklarını art arda evlendirdi, hanımlarını da boşadı ve asıl felaketi Dünya Savaşı’nın sonunda Cenevre’de yaşadı:

Servetini Rus parasına yatırmış ama Rusya’daki komünist ihtilal parayı pula çevirince Avrupa’nın göbeğinde kuruşsuz kalmıştı!

1918’de tek başına İstanbul’a döndü. İhtişamı, bir zamanlar dillere destan olan Teşvikiye’deki konağının bir odasına yerleşti, diğer odaları kiraya verdi ve bu sayede geçinmeye çalıştı.

Hayata 1937’de, Teşvikiye’de veda etti...

Dedem Mabeyinci Faik Bey’in on kızından ikisi, sonraki senelerde Türk müziğinin iki önemli ismi olacaklardı: 1892 doğumlu Faize ile ondan sekiz yaş küçük Fahire...”

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

5) ‘KIZ SEN GELDİN ÇERKEŞ’TEN’ ŞARKISININ BESTECİSİ HALAMDIR

SONRAKİ senelerde ‘Ergin’ soyadını alacak olan Faize, başta ‘Kız sen geldin Çerkeş’ten / Pek güzelsin herkesten’ sözleri ile başlayan meşhur şarkı olmak üzere çok sayıda eser besteleyecek; Fahire ise, Faik Bey’in Refik adındaki teyzesinin oğlu ile evlenecek ve çift, Cumhuriyet Türkiyesi’nin en seçkin sanatkâr ailelerinden olacaktı: Büyük bestekâr Refik Fersan ile eşi kemençeci Fahire Fersan...

Mabeyinci Faik Bey’in tek oğlu olan Abdurrahman Lütfi Bey ise, güzelliği dillere destan olan saraylı Peru Hanım’dan dünyaya gelmişti. İsviçre’de “Taudicum” jimnazyumunu bitirip Türkiye’ye döndü, evlendi, 1923’te onun da bir oğlu oldu ve adını “Süha” koydular.

Türkiye’nin milli çapkın olarak tanıdığı ben, Süha Özgermi’nin şeceresi işte budur...”

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

6) İLK İŞİM TEKSTİL FABRİKASINI İÇ ÇAMAŞIRINA ÇEVİRMEK OLDU

BABAM Abdurrahman Lütfi Özgermi 1930’larda Sümerbank’ın kuruluşunda vazife almış, uzun seneler İstanbul’daki fabrika ile Ankara’daki ‘Yerli Mallar’ın başında bulunmuştu. Ben, Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra birkaç sene Avrupa’da yaşayıp memlekete döndüm ve tekstil işine girdim. Kurduğum atölyeleri büyütüp zamanla ‘iç çamaşırı fabrikası’ haline getirdim, önce TSK’ya, ardından da bazı NATO ülkelerine asker çamaşırı sattım...

Galatasaray Kulübü’nün genel sekreterliğini de yaptığım 1970’lerin sonunda birkaç defa vergi rekortmeni oldum...”

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

7) BAKIN ENİŞTEMİN BESTESİ ‘RAST MEDHAL’I HANGİ ŞEFE ÇALDIRDIM

HALAM ve eniştem sayesinde zaten musikinin içerisinde büyümüştüm, alaturka musikiyi yakından biliyordum.

Hatta 80’lerin başında Güney
Fransa’daki seçkin eğlence mekânlarından birinde eniştem Refik Fersan’ın meşhur ‘Rast Medhal’ini o senelerin meşhur müzisyenlerinden Paul Mauriat’nun orkestrasına icra ettirdim. Murat Bardakçı da şahidimdir.”

(Benim notum: Paul Mauriat kim derseniz, 1960’ların ünlü parçası ‘Love is Blue’yu çalan orkestranın şefi)

8) BİR GECE YARISI KAZASINDAN SONRA NASIL MAGAZİNİN ‘MİLLİ ÇAPKIN’I OLDUM

NE oldu ise, seksenlerin başında oldu... Bir gece, adı bende saklı önemli bir dostum ile beraber halam Fahire Hanım’a akşam yemeğine gelecektik.

Hatta, yemeğe Murat Bardakçı da gelecekti.

Yolda trafik kazası yaptım, başımı şiddetli şekilde direksiyona vurduğumu ve ayağımı kırdığımı öğrendim.

İsviçre’de bir hastanede aylarca yattım.”

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

9) MİLLİ ÇAPKINLIĞIN GERİSİNİ MURAT BARDAKÇI’DAN DİNLİYORUZ

“MİLLİ ve yerli çapkın” Süha Özgermi’nin hayali tekzip mektubu burada sona eriyor.

O kaza gecesi sonrası meydana gelen gelişmeleri Murat Bardakçı’dan dinliyoruz:

“Süha Ağabey, döndüğünde bambaşka bir insandı...

Bastonsuz yürüyemiyordu, işlerini bir tarafa bıraktı, zamanla malını-mülkünü de elden çıkarttı ve güzellerle gününü gün edip yarışmalar tertiplemeye başladı...”

10) ŞİMDİ HİÇ BAHSETMEZLER AMA BİRÇOK HANIMEFENDİ ŞÖHRETİNİ ONA BORÇLUDUR

TÜRKİYE’de o senelerde tanınıp şöhret kazanmış olan birçok ‘hanımefendi’, şöhretlerini aslında Süha Ağabey’e borçlu olduklarından şimdi pek bahsetmezler...

İşte, son 30 küsür seneden bu yana ‘milli çapkın’ diye tanınan, hakkında çok şey söylenen ama kim olduğu ve gerçek işi konusunda şimdiye kadar hiçbir şey yazılmayan rahmetli Süha Ağabey’in Sultan Abdülhamid’in sarayına kadar uzanan aile öyküsü budur...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Nagehan Keleş
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku