GeriErtuğrul ÖZKÖK Milli İstihbarat Teşkilatı’nda kaç Carrie Mathison çalışıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda kaç Carrie Mathison çalışıyor

Carrie Mathison, Türkiye’de de çok izlenen “Homeland” dizisinin CIA ajanı kadın kahramanı...

Acaba MİT’te onun gibi kaç kadın eleman görev yapmaktadır...

Bugün size anlatacağım kitapta bu soru da soruluyor. Ama kitabın asıl konusu MİT değil, Dışişleri Bakanlığı...

Önce oradan başlayıp sonra başlıktaki soruya geleceğim.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda kaç Carrie Mathison çalışıyor

Biri Özdem Sanberk...

Bugün 83 yaşında...

Türkiye’nin Madrid, Paris, Amman, Bonn, Londra gibi çok önemli merkezlerdeki temsilciliklerinde çeşitli derecelerde görev yapmış...

Rahmetli Özal’ın dünya politikasında devleştiği yıllarda dış politika danışmanı...

Sonraki yıllarda Türkiye’nin Avrupa Birliği nezdindeki “Büyükelçi Daimi Temsilcisi” olmuş...

Onu Dışişleri Müsteşarlığı görevi izlemiş......

Ve bu ülkeye son resmi hizmeti ise, Gazze’ye yardım filosuna yapılan saldırıyı incelemek üzere kurulan Birleşmiş Milletler Soruşturma Komisyonu’nda Türkiye’yi temsil etmek olmuş...

*

Öteki Sönmez Köksal...

81 yaşında...

Dışişleri kariyerinde hep uluslararası kuruluşlarda önemli görevler var...

Saddam’ın en kritik yıllarında Türkiye’nin Bağdat Büyükelçiliği görevini yapmış...

Türkiye’nin Avrupa Konseyi nezdindeki daimi temsilciliği görevini yüklenmiş...

Paris’te büyükelçilik görevi yapmış... Ve sonra 1992 ile 98 yılları arasında MİT yani Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı gibi çok kritik bir göreve getirilmiş... Bir anlamda, MİT’in yeni bir anlayışla modernleştirilmesi ve sivilleştirilmesi sürecini başlatmış...

MİT Müsteşarlığı yapmış eski birçok üst düzey komutanın deyişiyle, attığı modern- leşme adımları “Yeni sivil müsteşarın marifetleri” olarak görülmüş bir yenilikçi.

*

Bir de çok takdir ettiğim bir akademisyen...

Memduh Karakullukçu...

Yanında genç bir araştırmacı...

Gökberk Kızıltan...

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda kaç Carrie Mathison çalışıyor

Özdem Sanberk ve Sönmez Köksal’la uzun bir tartışma ve söyleşi yapmışlar...

Bunun sonucunda da çok özel bir kitap çıkmış...

Belki bazı okura fazla teorik gelebilecek bir kitap...

Ama bugünün Türkiye’sine derslerle dolu hatıralar, olaylar ve değerlendirmeler var...

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda kaç Carrie Mathison çalışıyor

Bugün size o kitaptan bazı bölümler aktaracağım.

*

Özdem Sanberk, Sönmez Köksal, Memduh Karakullukçu: “Değerler, Çıkarlar ve Dönüşüm: Nesiller arası bir söyleşi”, Konuk: Filiz Akın, Editör: Gökberk Kızıltan, Doğan Kitap, 2021.

KİTAPTAN
1) KRİTİK BİR MİT SORUSU VE ÇOK KRİTİK CEVABI

MEMDUH KARAKULLUKÇU: Sizce istihbaratın sadece bilgiyi toplamak işi olmadığı, devletin hızlı hareket etmesi gereken durumlarda Silahlı Kuvvetler’in alternatifi olduğu bir döneme mi girildi?

SÖNMEZ KÖKSAL: Türkiye’de bir değişiklikle, eskiden sadece pasif olarak istihbarat tanımı göreviyle yetkili olan Teşkilat’a, şimdi gerektiğinde sağladığı istihbaratı yurtdışında anında operasyona dönüştürme yetkisi de verildi. Bu uygulama dünya çapında yaşanan eğilime de uygun.

KİTAPTAN
2) ÇOK KRİTİK BİR DEMOKRASİ SORUSU VE ÇOK KRİTİK CEVABI

MEMDUH KARAKULLUKÇU: (Uzunca bir soru, ben özetliyorum) Terörün uluslararası boyut alması ve hem içeride hem dışarıda terörle mücadelenin bazı gerekleri nedeniyle, ülkelerin iç hukukunda da etkili olduğu ve bazı demokratik hakların zayıfladığı bir dönem mi başlıyor? Demokrasilerin ve insan haklarının geleceği ne olacak?

SÖNMEZ KÖKSAL: Sorduğun sorunun cevabını önümüzdeki 10-20 yıl içinde dünya siyasetine hangi aktörlerin ve paradigmaların hâkim olacağı verecek. Çin gibi ülkeler, içeride güçlü politikalar uygulayarak ‘dijital otoriter’ veya ‘otoriter kapitalizm’ kavramlarıyla devam ederse bireyi mutlak kontrol altına almayı hedefleyen yaklaşım dünyayı da etkileyebilir. Yani demokrasi, insan hakları gibi kavramlar zayıflayabilir.

KİTAPTAN
3) BU OTORİTER PANDEMİ BİR GÜN SONA ERECEK Mİ

SÖNMEZ KÖKSAL: (Demokrasilerin yaşaması için) Demokratik değerleri savunacak küresel liderlere ve güçlere ihtiyaç var. Bölgesel güçlerin tek başlarına böylesine bir görev üstlenmeleri veya liberal olmayan bir dünyaya tek başlarına direnmeleri oldukça zor görünüyor.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda kaç Carrie Mathison çalışıyor

DIŞİŞLERİ PERSONELİ
4) İMTİHANI KAZANAN 20 KİŞİDEN 15’İ KADIN OLUNCA SIKINTI OLDU

GÖKBERK KIZILTAN: Dışişleri’nde kadın büyükelçi sayısının az olduğu söylenir, doğru mu?

ÖZDEM SANBERK: Aslında oldukça fazla. 2010 yılına kadar imtihanı kazanıp Dışişleri’ne girenlerin arasında kadınların sayısı erkeklere göre fazlaydı.

SÖNMEZ KÖKSAL: Hatta bir ara sorun oldu. Yirmi kişi alınacaktı, 15’i kadın olan listeler oluşmuştu. O dengesizlik de ciddi sorun oluşturur diye düşünülüyordu. Çünkü o dönem Suudi Arabistan gibi bazı İslam ülkeleri kadın diplomat kabul etmiyordu.

ÖZDEM SANBERK: Dolayısıyla Bakanlık’ta kadın erkek eşitliği konusunda bir sıkıntı yok.

CARRIE MATHISON
5) MİT’TE KADIN ÇALIŞAN ORANI NEDEN DÜŞÜYOR

GÖKBERK KIZILTAN: Milli İstihbarat Teşkilatı’nda kadınların durumu nedir?

(Soruyu, bu yazıların başlığındaki soruyla ben şöyle tamamlayayım. MİT’te çalışan kaç Carrie Mathison var? Yani “Homeland” dizisinde Claire Danes’in canlandırdığı Amerikan istihbaratı elemanı kadın istihbaratçı gibi.)

SÖNMEZ KÖKSAL: Teşkilatta çalışan kadın konusuna önemle eğildim. Ayrıldığımda izlenen insan kaynakları politikasıyla kadın çalışan oranı yüzde 30 civarına yükselmişti. Beraber çalıştığımız bir kadın memurun daha sonra müsteşar yardımcılığına yükseldiğini açık haberlerden memnuniyetle okudum.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda kaç Carrie Mathison çalışıyor

(Kitapta bugünle ilgili bilgi yok. İstihbarat örgütleri böyle konularda ketum. Bulabildiğim tek bilgi, 2011 yılına ait. MİT’e sorulan sorular arasında bu da varmış ve çok ilginç bir bilgi var.

Sönmez Köksal’ın verdiği yüzde 30 rakamı, 1 Ocak 2011 tarihinde yüzde 19.2’ye inmiş. Ondan sadece 7 ay sonra ise 18.9’a gerilemiş.)

KİTAPTAN
6) DIŞİŞLERİ’NDE ADI KONMAMIŞ BİR ANAYASA İHLALİ VAR

GÖKBERK KIZILTAN: Dışişleri’nde dini azınlıkların temsili nasıldır? (Yani gayrimüslim memur var mı?)

SÖNMEZ KÖKSAL: Gayrimüslim yok. Hayır.

MEMDUH KARAKULLUKÇU: Bu Anayasa’ya uygun mu?

ÖZDEM SANBERK: Bu pek adı konulmamış bir ihlal ama kimse açıkça söylemiyor bunu. Fakat pek de uzun olmayan bir zaman içinde bu sorunun aşılabileceğini düşünüyorum.

SÖNMEZ KÖKSAL: Bizim yıllardan beri İstanbullu bir Yahudi arkadaşımız var. Fransa’da nükleer fizik okumuş. Mezun olduktan sonra heyecanla müracaat ettiği Atom Enerjisi Komisyonu’na Yahudi olduğu için alınmadığını hâlâ söyler.

KİTAPTAN
7) SOLCULAR VE KÜRTLER DIŞİŞLERİ’NE GİREBİLİR Mİ

GÖKBERK KIZILTAN: Etnik kökenin Bakanlık’a girişte bir etkisi olduğunu söylemek mümkün mü?

SÖNMEZ KÖKSAL: Etnik kökenin bir etkisi yoktu. Bizim Bakanlık’ta olduğumuz dönemde zaten etnik köken, mezhep, inanç, iman gibi konular söz konusu olmayan hususlardı. Tek kriter, Cumhuriyet değerlerine sahip ol. Bir dönem solcu damgasıyla sorun yaşayan bazı arkadaşlar oldu ancak bu da aşıldı.

KİTAPTAN
8) KARDAK KRİZİ’NDEN SONRA BİR BÜYÜKELÇİ ‘AMAN’ DEDİ

MEMDUH KARAKULLUKÇU: Lider iradesi toplumun yönünü ve değerlerin istikametini değiştirebilir mi?

ÖZDEM SANBERK: Elbette. Mesela Atatürk... 600 yıllık bir imparatorluğun külleri üzerine milletiyle beraber modern bir Cumhuriyet kurdu.

SÖNMEZ KÖKSAL: Liderlerden bahsederken bazen onların da her insan gibi duyguları olduğunu unutuyoruz... Örneğin bazı yorumlara göre, Obama’nın Rusya Federasyonu’nu ‘bölgesel güç’ olarak tanımlayıp aşağılamasının Putin’de yarattığı duygu 2014’te Kırım’ın ilhakına ve Ukrayna ile Suriye’nin müdahalesine zemin hazırladı... Aynı şekilde Kardak sonrası rastladığım Batılı bir büyükelçinin ‘Yunanistan’ın yaşadığı hezimeti aman aşağılamaya dönüştürmeyin’ tavsiyesi hâlâ kulaklarımdadır.

BİR HATIRA
9) İÇERİDE FIRÇALANAN BÜYÜKELÇİNİN KULAĞINA KAPIDA NE FISILDANDI

YIL 1979 veya 80...

Iraklılar sınırda 30 Türkiye vatandaşını öldürmüş.

Dönemin Dışişleri Müsteşarı Özdemir Yiğit, Irak’ın Ankara büyükelçisini makamına çağırıyor.

Orta Doğu Dairesi Başkanı Sönmez Köksal’a “Sen de gel” diyor. Köksal elinde not defteri ile gelince genel sekreter, “Not defterini bırak, not almayacaksın” diyor. İçeride Iraklı büyükelçiye diplomatik dilde söylenebilecek en ağır ifadelerle bir güzel “giydiriyor” ve sonra karşılık vermesini beklemeden kapıyı gösteriyor. Ancak tam kapıda büyükelçinin kulağına şunu fısıldıyor: “Biz meslektaşız, profesyoneliz. Bu kullandığım ifadeleri Bağdat’a iletmeniz için söylüyorum ama biz sizi takdir ediyoruz. Görevinizi çok iyi yapıyorsunuz.”

Zarafetle diplomasi yapmak herhalde böyle bir şey olsa gerek...

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda kaç Carrie Mathison çalışıyor

ŞAHSİ BİR NOT
10) BUGÜN DIŞİŞLERİ’NİN İNTERNET SİTESİNİ AÇTIĞINIZDA KARŞINIZA NE ÇIKAR

BUGÜN Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı internet sitesini açarsanız, karşınıza dalgalanan bir Türk bayrağı, çok güzel bir Atatürk portresi ve şu cümle çıkar:

“Yurtta sulh, cihanda sulh...”

Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliğimizin internet sitesi ise bu şiarın daha da büyük yazılmış bir haliyle açılıyor.

Yani Türk diplomasisinin dünyaya verdiği ilk mesaj hâlâ budur...

Atatürk’le başlayan Türkiye Cumhuriyeti diplomasi tarihinin şiarı budur. Bunun son 75 yılında iki profil vardır.

BİR: Feridun Cemal Erkin, Fatin Rüştü Zorlu, Selim Sarper, Muharrem Nuri Birgi, Numan Menemencioğlu, Münir Ertegün, Coşkun Kırca, Hasan Esat Işık, İlter Türkmen, Oğuz Gökmen gibi “Hariciye” döneminin, her biri prenslikler gibi özerk hareket edebilen “Efsane sefirler” dönemi.

İKİ: Sonra başlayan “Dışişleri” döneminin “Büyük Büyükelçileri...”

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda kaç Carrie Mathison çalışıyor
Bir Hariciye düğünü: Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın kızı dönemin büyükelçilerinden Fatin Rüştü Zorlu ile evleniyor. Şahit Atatürk

Bunlar arasından şahsen tanıdıklarımın adlarını vereyim:

Özdem Sanberk, Sönmez Köksal, Kamuran Gürün, Cem Duna, Volkan Vural, Gündüz Aktan, Ümit Pamir, Tanşuğ Bleda, İnal Batu, Şükrü Elekdağ, Onur Öymen, Yalım Eralp, Murat Sungar...

“Efsane sefirler” ve “Büyük büyükelçiler” dünyanın son 75 yılında Türk diplomasisini işte Atatürk’ün bu şiarı ile başarılı bir şekilde temsil ettiler.

İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş, duvarların yıkılıp, devletlerin dağıldığı fırtınalar, kasırgalar yüzyılında Türkiye’yi bölgesinde bir barış adası olarak yaşatan bir diplomasiyi sürdürdüler.

Ne yazık ki her dönemde bazıları çıkıp bu insanları “Monşer” gibi lakaplarla küçültmeye, alay etmeye çalıştı... Ama geçen her yıl, Türk Hariciyesi’nin bu sağlam nesillerinin önemini daha da açık biçimde ortaya koyuyor.

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Şebnem Nuraydın
Düzeltmen: Nagehan Keleş
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku