Melih başkan artık sen de 'vatandaşlığa' terfi ettin

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 100’üncü yılında...

23 Nisan günü...

Yıllarca o Cumhuriyet’in İstiklal Savaşı ile kurulmuş başkentinde halkın iradesi ile seçilip belediye başkanlığı yapmış...

*

Sayın Melih Gökçek...

İşte o gün çıkıp sosyal medyadan bir görüntü paylaşıyor...

Bir elinde kolonya şişesi...

Öteki elinde Cumhurbaşkanlığı amblemli poşet.

Gayet normal bir görüntü...

O kolonya ülkenin milyonlarca vatandaşına da gönderilmiş...

*

Ama o ne...

Arkasından bir cümle:

“Dünyada kendi tebaasını bu kadar düşünen ikinci bir lider yok...”

Belli ki bu ifade Cumhurbaşkanı’nın hoşuna gider düşüncesiyle böyle diyor...

*

Melih Bey kardeşim...

Bütün siyasi kariyerini “milli irade”, “vatandaş” “sandık” kelimeleri üzerine kurmuş...

Çıktığı sayısız seçim meydanında karşısındaki insanlara hep “eşit vatandaşlık” vaat etmiş...

Bununla o vatandaşın oyunu almış... Kendi yönetiminde hazırlanan Anayasa’ya, onun sıfatını “vatandaş” olarak defalarca yazdırmış...

Onun hoşuna gider mi sanıyorsun, bu insanlara yukarıdan bakan kelime...

*

Cumhurbaşkanımız, kendisini seçen insanların sevgiye ve saygıya bağlı muhabbetin, “vatandaş” kelimesinde gerçek ifadesi bulan manasının, biata bağlı zoraki saygıdan çok daha güçlü ve güzel olduğunu bilecek hayat tecrübesine sahip.

Sen onun ağzından bugüne kadar bir kere bile “Sevgili tebaam” ifadesini duydun mu...

*

Bak kardeşim sen artık seçilmiş bir insan değilsin...

Hepimiz gibi bir vatandaşsın artık...

“Vatandaşlık” bu ülkenin en yüksek mertebesidir. Bugün sen de o mertebeyle terfi ettin...

Vatandaşlığının keyfini çıkar, kıymetini iyi bil...

Melih başkan artık sen de vatandaşlığa terfi ettin

DEMEK Kİ ÇETİN ALTAN DAHA O SABAH GÖRMÜŞ

RAHMETLİ Çetin Altan 23 Mart 2008 günü Milliyet gazetesinde şunu yazmış:

*

“2008 yılının 22 Mart sabahı...

Hürriyet’in sürmanşeti:

‘12 MART’TAN

21 MART’A’

12 Mart 1971 darbesinden sonra Ziverbey Köşkü’nde işkence görüp tutuklanan Cumhuriyet gazetesi başyazarı 83 yaşındaki İlhan Selçuk, Ergenekon soruşturması kapsamında dün sabah saat 04.30’da evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alındı.

Bizim kuşaktan arta kalmış 4-5 kalem emekçisinden biri de İlhan Selçuk.

Üstelik can güvenliği tehdit altında görüldüğü için, 2 resmi koruma görevlisi verilmiş kendisine.

Ve...

Ve sabaha karşı saat 04.30’da evini polisler basıyor, kendisini de gözaltına alıp sorgulamaya götürüyorlar.”

*

Hatırlayın bu FETÖ’nün bu devlete ve demokrasiye karşı darbe girişiminin başlangıç vuruşuydu o gözaltılar.

Demek ki rahmetli Çetin Altan daha o gün görmüş bu kumpası...

Melih başkan artık sen de vatandaşlığa terfi ettin

BARLASLARIN NİKÂH ŞAHİDİ İKİ GAZETECİ MİYDİ

ÇETİN Altan aynı yazısında, İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasından iki-üç gün öncesine ait çok ilginç bir anı anlatıyor:

“Geçtiğimiz salı akşamı Canan Barlas ile Mehmet Barlas’ın 40’ıncı evlilik yıldönümlerini kutlama davetinde, İlhan’la yine karşılaşıp sarmaş dolaş olmuştuk.

İkimiz de 40 yıl önce Canan’la Mehmet’in kıyılan nikâhlarında nikâh şahitleriydik.

Geçip giden yıllar, ikimizin de saç örgüsü anılarla dolu gençliğini silip süpürüp götürmüştü.”

*

Bu sahneler gözümün önüne geldi ve tuhaf bir duyguya kapıldım.

Demek ki dedim, o dönemlerde gazetecilerin fikirleri birbirinden 180 derece farklı olsa bile dostlukları, dayanışma duyguları devam ediyormuş.

Melih başkan artık sen de vatandaşlığa terfi ettin

BARLAS’I ARAYIP İKİ ŞAHİDİ SORDUM

MEHMET Barlas’ı arayıp sordum.

“Kırkıncı evlilik yıldönümünde bir araya geldiğimiz doğru ama nikâh şahidimiz onlar değildi” dedi...

Ancak şunu da eklemeyi ihmal etmedi:

“Babam bana çok zengin bir gazeteci dostu çevresi miras bıraktı. Onlarla dostluklarımız hep devam etti.”

Acaba bu güzel dayanışma ve görüş ayrılıklarına rağmen dostlukları sürdürme duygusunu neden ve nasıl kaybettik?

Melih başkan artık sen de vatandaşlığa terfi ettin

TİYATROCULARIN ÜÇ BATIL İNANCI VARMIŞ

MORGAN Freeman’ın ‘narrator’luğunu yaptığı “God” (Tanrı) belgeselinin üçüncü sezonu da yayınlandı.

Freeman tiyatrodan sinemaya geçmiş bir sanatçı.

Dizide, “Tiyatro sanatçılarının batıl inançları vardır” diyor ve üçünü sayıyor.

Tiyatro sahnesi ve salonu hiçbir zaman tamamen karanlıkta bırakılmazmış.

Oyun bittiğinde, salon boşaldığında bile “Hayalet ışık” denilen küçük bir ışık yanarmış.

Perde arkasında asla ıslık çalınmazmış.

Bir de bütün sanatçıların bildiği bir Shakespeare eserinin adı asla telaffuz edilmezmiş.

Bunların uğursuzluk getirdiğine inanılırmış.

Freeman o eserin adını vermedi.

Peki Türk tiyatrocularının da bu batıl inançları var mı?

Dizideki bu bölümü izledikten sonra tiyatro sanatçısı dostum Selçuk Yöntem’i arayıp bu soruyu sordum.

Melih başkan artık sen de vatandaşlığa terfi ettin

SHAKESPEARE’İN ADI HİÇ ANILMAYAN ESERİ

SELÇUK Yöntem, “Sahne arkasında ıslık çalmama konusunu duydum” dedi.

Ama mutlaka açık bir ışık bırakılması konusunu hatırlamadı.

Shakespeare eseri konusuna gelince, “Kastettiği, Shakespeare’in ‘Othello’ oyunu olmalı” dedi.

Çünkü birçok tiyatrocu, bu eserin sanatçılara ve tiyatroya uğursuzluk getirdiğine inanırmış.

Bizde de yıllar önce ünlü bir yabancı yönetmen bu oyunu Devlet Tiyatrosu’nda sahneye koymak üzere Türkiye’ye gelmiş.

Othello’yu Cihan Ünal oynayacakmış.

Ama birçok engel ve aksaklık çıkmış ve oyun bir türlü sahnelenememiş.

Bu da Devlet Tiyatrosu çevrelerinde konuşulan bir şeymiş.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

'Ruh hastası' denince aklıma gelen ilk isim

Var mı böyle bir isim?

Tabii ki var...

Ama yazmam...

Sadece benim mi, herkesin var.

Bir insan için kolayca “Ha o mu? Ruh hastasıdır” dediğimiz kaç kişi var...

Peki biz Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, bu ülkede yaşayanlar...

“Ruh hastalıkları”

Yazının Devamını Oku

Hocam çaresi kolay ikna odaları kurdur

Çok beğenerek dinlediğim bir kadın caz piyanisti Büşra Kayıkçı...

Türk cazının ilk başörtülü piyanisti...

Ama bakın geçen hafta, İstanbul Caz Festivali genç caz kategorisinde finalist seçilince başına neler geldi.

Kendine tarih profesörü diyen biri çıktı....

Adı da Ebubekir Sofuoğlu...

Sakarya Üniversitesi’nde hocaymış...

Arkadaş muhafazakâr ya...

Başörtülü kız caz mı çalar...

Yazının Devamını Oku

Ayasofya açılışından sonra tespit edilen vaka var mı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile uçak sohbetine gitmeden önce bazı insanlarla konuşup merak ettikleri soruları aldım.

Hemen belirteyim, konuştuğum insanlar olaya ideolojik gözle bakan kimseler değildi.

Bunu bakana söylediğimde şu cevabı aldım:

“Keşke ideolojik bakanlara da sorsaydın...”

*

Bu sözlerine şaşırmadım.  Çünkü Hürriyet’in Ankara’daki sağlık muhabiri Meltem Özgenç’ten şunu öğrendim.

Sağlık Bakanı, basın toplantılarında akreditasyon uygulamıyormuş.

Yani iktidar yanlısı veya muhalif bir yayın kuruluşu olsun, isteyen her gazeteci katılıp üstelik soru da sorabiliyormuş.

Ben de gitmeden önce konuştuğum insanların en merak ettikleri sorulardan biriyle başladım.

Yazının Devamını Oku

44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

Her Türk vatandaşı gibi mart ayından beri ben de onu her akşam büyük bir ilgiyle izliyorum.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca...

COVID’le mücadelenin başkomutanı...

Nihayet geçen cuma onunla tanıştım.

Adana’ya gidiyordu, beni de davet etti.

*

Ben bakanla bu sohbeti yaparken, New York Times gazetesi çok güzel bir gazetecilikle COVID virüsünün insan hücrelerine nasıl saldırdığını anlattı.

Size onu da, yani ortak düşmanımızı da en basit cümlelerle tanıtacağım.

Tabii ki bakana da bu ortak düşmana karşı aşıyla mücadeleye ne zaman başlayacağımızı yine en basit sorularla soracağım.

Yazının Devamını Oku

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

Bu haftanın en komik haberini geçen gün Hürriyet’te Fatih Çekirge’nin köşesinde okudum.


Ankara Tuzluçayır’da hırsızın biri güvenlik kamerasını çalmış.

*

En komiği haberin fotoğrafıydı.

Hırsız, güvenlik kamerasını çalarken yüzünde en küçük bir endişe yoktu.

Üstelik ağzına bir de COVID maskesi takmıştı.

Kurallara uyan bir arkadaş yani...

Herhalde kamerayı çalınca, kendisiyle ilgili görüntüleri de alıp götürdüğünü sanıyordu.

Yazının Devamını Oku

Sünger Bob'un en iyi arkadaşı çoban sülü

Dün sabah evimin mutfağındaki masaya oturduğumda karşımdaki televizyon ekranında işte bu görüntü vardı...


Şapka aynı şapka, yanak ve dudaklar aynı yanak ve dudak...

Önce bu görüntünün nereden geldiğini anlatayım...

Torunum Sinan Ali, doğduğundan beri birçok çocuğun geçtiği evrelerden geçti.

Önce sempatik dinozor Barney... Sonra köpekbalıkları... Sonra Batman... Sonra Sünger Bob... Sonra bir ara Bruce Lee ve tabii ki bugün Marvel ve DC Comics süper kahramanları...

*

İşte bu aile geleneğinin başladığı günden beri nedense sabahları

Yazının Devamını Oku

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Şimdi yazacağım “perde arkası” bilgiler 24 saat arayla bana ulaştı.

Biri Kudüs’ten...

Öteki Riyad’dan...

Eminim bana ulaşan bu bilgiler ve bu fotoğraf şu an MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın önünde de bulunuyordur.

KUDÜS’TEN GELEN İSTİHBARAT: Önce Kudüs’ten gelen çok önemli bilgiyle başlayayım...

Konuşan kişi Majdi Khaldi...

Kudüs’ün tanınmış ailelerinden birinin mensubu...

Ancak 2006 yılından bu yana Filistin Devlet Başkanı

Yazının Devamını Oku

En tartışılan o kulede en tartışılmayacak kat

Restore edilen Galata Kulesi dün açıldı...

Ondan bir akşam önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy bir grup medya yöneticisi ve yazarı kulenin en üst katında bir yemeğe davet etti...

Davetli listesine baktım.

İktidar-muhalefet ayrımı yapılmamıştı.

Kimler vardı: Mesela davetliler arasında Sözcü gazetesinin genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz, yazarı Deniz Zeyrek, gazetenin ve sahibi Burak Akbay’ın avukatı İsmail Yılmaz...

Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, sabah haberleri sunucusu İsmail Küçükkaya da vardı.

*

Kimler yoktu: Buna karşılık Karar, Aydınlık, Birgün gibi gazetelerden, Halk TV ve Tele 1 gibi kanallardan kimse göremedim.

*

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Gazetesinde gizli edebiyat savaşını kim kazandı

Cumhuriyet gazetesinde 18 Eylül gününden beri gizli bir edebiyat savaşı yaşanıyor.

Aslında savaş gazetenin açık sayfaları üzerinde...

Ama sayfalara yansımayan bir bölümü var ki onu da ben anlatayım.

*

Savaş 18 Eylül günü eski bir büyükelçi ve çok beğendiğim bir edebiyat denemecisi olan Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanan bir yazısıyla başladı.

Yazısı, kendi payıma resim sanatı konusunda Türkiye’nin en iyi denemecisi olarak gördüğüm Mehmet Ergüven’in kitapları üzerineydi. Ancak savaş Mehmet Ergüven yüzünden değil, yazının girişinde ve ileride bir yerde kullanılan kavram yüzünden patladı.


Yazının Devamını Oku

Muhafazakâr Cihangir'in kızı ve erkeği nerede tanışır

Bundan 6-7 yıl önce muhafazakâr bir gazetenin kadın muhabiri benimle röportaj yapmak istedi.

Fotoğraf çekmek ve konuşmayı yapmak için de beni İstanbul’un At Pazarı semtine götürdü.

At Pazarı Fatih’te bir yer...

Osmanlı döneminde at satılan yermiş. Bugün “Muhafazakârların Cihangir’i” olarak tanınıyor.



*

Yazının Devamını Oku

Arap âlemi ortasında çırılçıplak bir erkek

1) AH benim karışık başım...

Memleketin bunca sorunu varken bakın nelerle uğraşıyor.

Neyse ki şu fani dünyada yalnız değilmişim.

COVID-19 belasıyla mücadele eden İtalyan hükümeti de böyle bir günde bakın neyle uğraşmaya karar vermiş.

Michelangelo’nun ünlü Davut heykelinin bire bir ölçüde 3D replikası yapılacakmış.

Bence buraya kadar pek ilginç hiçbir bir şey yok.

Davut heykelinin bugüne kadar yüzlerce replikası yapıldı.

Las Vegas’ta Caesars Palace Oteli’nde bile bire bir replikası var.

Yazının Devamını Oku

Bu masadaki tabaklarda sarma ve sigara böreği var ama iki meyve eksik

Son zamanların en renkli ve ilginç dış politika yazısını dün Hürriyet’te Sedat Ergin’in köşesinde okudum.


Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Yunanistan’a yaptığı resmi ziyaretin perde arkasını çok güzel anlattı.

Böyle bir yazının çalıştığım Hürriyet gazetesinde çıkmasından dolayı da gurur duydum.

*

Yazı büyük ölçüde bu fotoğrafta gördüğünüz Girit’in Hanya bölgesinde çekilmiş fotoğraf üzerine kurulu.

Yer Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in baba evi.

Sedat mönüde neler var onu bile yazmış.

Çok tanıdık bir mönü.

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin takipçisi neden 3.4 milyon daha az

Kulüplerin sosyal medya hesaplarının rakamlarına girdim. Girdim ve bir Fenerbahçeli olarak beni çok şaşırtan bir durumla karşılaştım.

Instagram’da Fenerbahçe’nin, Galatasaray’dan 3.4 milyon daha az takipçisi var.

Eğer “takipçi” sayısı “taraftar” sayısını yansıtıyorsa yıllardır “Türkiye’de en çok taraftarı olan kulüp Fenerbahçe’dir” inancım yerle bir olacak demektir.

Ancak iki kulübün takipçi profillerini ve davranışlarını çok dikkatle izlediğimde tuhaf bir durumla karşılaştım.

Sekiz yaşımdan beri iyi bir Fenerbahçeliyim ama önyargılı bir Fenerbahçeli olmamaya çalıştım.

O nedenle kulüplerin takipçi profillerini ve davranış biçimlerini vereceğim, yorumu sosyal medya analizcilerine bırakacağım.

GALATASARAY

Yazının Devamını Oku

O kadın sadece bu karede gördüğümüz kadın değil

Show TV Ana Haber sunucusu Ece Üner, Azeri-Ermeni savaşında Türkiye’yi suçlayan bir demeç veren Kim Kardashian için şöyle bir cümle kullandı:

“Kim Kardashian’ın kameralara göstermeye alışık olduğu büyük bir kaynağı var, yine aynı kaynağı mı referans aldı acaba...”

Deniz Çakır da ana haber bülteni sunan bir insan için bu ifadenin güzel olmadığını söyleyip üslubunu eleştirdi.

*

Aslında iki kadın tartışıyor ve konu “cinsiyetçilik”.

Pek araya girmem böyle konularda ama burada ince bir nokta var.

Onu Ece Üner’le paylaşmak isterim.

Evet

Yazının Devamını Oku

Bugün savaş olan o bölgede 3 yılda 4 büyük olay gördüm

Komünizm duvarlarının yıkılmasından bir yıl öncesi ile 3 yıl sonrası arasında, yani 1988 ile 92 arasında Kafkasya’da 4 olayın tanığı oldum.

Hürriyet’in hem Ankara hem de Moskova temsilcisiydim.

*

Birinci olay: Sovyetler Birliği döneminde 26 Ermeni’nin öldürülmesinden sonra bütün dünyaya kapatılan Sumgait şehrine girmesine izin verilen ilk iki gazeteci rahmetli Mehmet Ali Birand ve bendim...

Sumgait olayları hâlâ karanlıktır.

*

İkinci olayı 1989’da yaşadım. Yanımda Sovyet Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili ile birlikte Bakü’deydim.

Orada Azeri Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir basın toplantısındaydım.

Bir ara gözüm yan tarafta sessizce izleyen zayıf sakallı bir adama takıldı.

Yazının Devamını Oku

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

Baştan uyarayım.

Siz de “Memleketin bunca meselesi varken sen nelerle uğraşıyorsun lobisi”ndenseniz bu yazıyı atlayın.

Çünkü bugünkü konum, 1970’ler ve sonrasının en efsane rock gruplarından birinin gitarları olacak.



*

İlgilenenler okumuştur. Geçen yıl yine bir pazar günü Pink Floyd grubunun gitaristi

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

Pandemi sırasında magazinin önemini bir kere daha anladım. Setler, sahneler, kulüpler kapanınca magazin de en büyük kaynağını yitirdi. Zaten grileşmiş hayatımızın rengi iyice kaçtı. Eve kapandığım günlerde magazinin önemini daha da iyi anladım. Oturup küçük ve şahsi bir “Magazin ansiklopedisi” yaptım. İşte magazinde Türkiye’nin enleri...

MAGAZİN ÂLEMİNİN KURUCU BABALARI

En renkli ve en eski siyasi magazinci: Müşerref Hekimoğlu... 1970’lerde Ankara yıllarımın en renkli ve güzel gazetecisiydi. Cumhuriyet gazetesinde ve ANKA Ajansı’ndaki yazılarının hastasıydım.

En korkulan magazinci: Hiç kuşkusuz rahmetli Çetin Emeç ve başında olduğu Hafta Sonu gazetesi... Magazin haberi ile bakan deviren gazeteci olarak tarihe geçti.

Magazine en sınıf atlattıran fahri magazinci: Banko Hıncal Uluç. Sanat, edebiyat, kültür ve daha birçok alanı magazin coğrafyasına o soktu.

En edebi magazinci: Selim İleri. 70’li ve 80’li yıllarda hazırladığı kültür sanat sayfalarında edebiyat, sinema ve sanat dünyasının ünlü simalarının evlerini ve dedikodularını öyle harika bir tarzla anlatırdı ki, benim magazinci olmamda çok etkisi oldu.

Cihangir fısıltı magazininin en derin babası: Sabiha Deren ve Yeni Sabah gazetesindeki köşesi “Fısıltı”... Hiç şüphesiz bugün “Düzeyli magazin” denilen Cihangir magazinciliğinin kurucu babası o. Gerçek adı da Hakkı Devrim.

Babıâli’nin en yazmayan magazincisi: Ergil Tezerdi.

Yazının Devamını Oku

Bana ve Beatles'a siyah dik yaka kazak giydiren kadın

İzmirli bir delikanlı olarak bana “varoluşçuluğun siyah dik yaka kazağını” giydiren kadındı o...

Sadece bana değil, 1963 yılında Beatles’a da siyah dik yaka kazağı giydirip “With The Beatles” kapağına bu kazaklarla poz verdiren kadın yine oydu...

Adı Juliette Greco’ydu...

Fransa’da Saint Germain semtinin egzistansiyalizmin başkenti olduğu yıllarda, o sol entelektüel mahallenin kraliçesiydi...

Onun ilk fotoğraflarını, İzmir Namık Kemal Lisesi bahçesinde, Varlık Yayınları’ndan Sartre, Camus ve Gide’i okurken görmüştüm.

Ben, egzistansiyalizmin ne olduğunu öğrenmeden önce egzistansiyalist olan bir neslin çocuğuyum...

*

Beatles

Yazının Devamını Oku