Meğer erkek seyirci neden tribünün o tarafındaymış

OKUDUĞUM kitap, bir avuç kahraman kızın bu ülkede nasıl bir mücadele verdiğinin hikâyesi...

Türkiye’nin ilk kadın voleybolcularının hikâyesi...

Meğer erkek seyirci neden tribünün o tarafındaymışBugün “Filenin sultanları” sayılan kızların bir zamanlar nasıl köhne ve soğuk salonların garibanları olarak işe başladığını anlatıyor.

***

Adı Selcan Çağlar...

Türkiye’nin ilk kadın milli voleybolcularından.

1953 yılında İstanbul’da doğmuş...

Annesi de Çamlıca Kız Lisesi’nden voleybolcu... Şair Behçet Kemal Çağlar’ın erkek kardeşinin kızı...

***

Okuldan sonra otobüsler, tüneller geçilerek antrenman yapmaya giden voleybolcular neslinden onlar. Çok başarılılar ama milli voleybolcu olamıyorlar.

Çünkü 1970’li yıllarda Türkiye voleybolda o kadar kötü sonuçlar almış ki, artık milli maç yapmaya bile gerek duyulmuyor.

Sonunda Ankara Gençler Balkan Şampiyonası’na katılıyorlar da onlar da milli olabiliyor.

Yokluk yılları...

Kulüpler sadece eşofman ve maça çıkarken giydikleri formaları veriyor.

Onları da sezon sonunda topluyorlar.

Ayakkabıları kendileri alıyor.

Antrenmanda giyecekleri tişörtleri yok...

Allah’tan o yıllarda Mudo vizyonu başlamış.

Onun merdiven altı atölyelerde beyaz fanilalar üzerine baskı yaptığı tişörtler antrenman formaları oluyor.

Ve ilk maçlar...

İlk erkek seyirciler..Sadece erkek seyirciler.

Meğer erkek seyirci neden tribünün o tarafındaymışSelcan Çağlar o günleri şöyle anlatıyor:

“Gelen çoğu erkek seyircimiz ilk olarak eşofmanları çıkardığımız bankların arkasını kapardı mayolu halimizi daha iyi görebilmek için...”

***

Başta bir avuç kızdı onlar... Bir avuç kahraman kız.

“İyi aile kızlarının” pek bulaşmadığı, oynayanlara “baldırı çıplak” gözüyle bakılan voleybolu işte onlar başlattılar...

Bugün artık köşelerine çekildiler. Devrettikleri filenin etrafındaki kızlara şimdi “Filenin sultanları” deniyorsa... Bilin ki arkasında onların cesareti, direnişi ve azmi vardı.

 

KADIN VOLEYBOLUNDA TÜRKAN SULTAN VE TARIK AKAN ETKİSİ
SELCAN Çağlar hatıralarında iki sinema sanatçısına, iki işinsanına özel bir yer ayırmış.

İşte o bölümler:

- TÜRKAN SULTAN: “Türkan Şoray bizi bir antrenmanımızda ziyarete geldi ve bir filminde voleybolcu kızlar da yer aldı.”

- TARIK AKAN: “Tarık Akan milli takım kampında bizi ziyaret etti ve mizansen gereği kalecilik yaptı, bizden de Deniz Dosdoğru kaleye gol attı.”

- ECZACIBAŞI AİLESİ: Evet Türk voleybolunun gelişmesinde Şakir ve Nejat Eczacıbaşı’nın katkılarını, desteğini, yüreklendirmesini unutmuyor.

 

Meğer erkek seyirci neden tribünün o tarafındaymışBUNLAR FATİMA MI OKUDU ‘SİYAHLI KADIN’ MI SEYRETTİ
BÜTÜN Türkiye Çorum’da “mezarlıkta ağlayan siyahlı kız”ın hikâyesini dinliyor.

Bir hikâye anlatıcısı olarak ben daha da merakla izliyorum.

Güya siyah elbiseli bir kız beş geceden beri Fatma Ç. adlı bir kadının mezarının başına gelip ağlıyormuş.

Kimdir, neyin nesidir kimse bilmiyor.

***

Mezarlıkta meraklı bir kalabalık oluşmuş.

Sonunda geçen akşam kızın fotoğrafını çekmek için 300 kişi mezarın başına toplanmış.

***

Diyorum ki iyi bir “karanlık turizmi” çıkar bundan. “Dark Visit” hikâyesi yani.

- Mesela Portekiz’deki Fatima olayı...

Fatima 10 bin nüfuslu küçük bir belde.

Anlatılanlara göre Meryem Ana burada 1917 yılında üç çocuğa görünmüş, daha sonra başka birçok kişi de görmüştür.

Burası her yıl on binlerce kişinin gittiği bir tür hac yeri haline geldi.

***

- Daniel Radcliffe’in oynadığı 2012 yapımı “Woman in Black” (Siyahlı Kadın) filmini de hatırladım.
Kasabada hor görülen bir kadın öldükten sonra siyah elbise içinde sık sık görülüyor ve kasaba için lanetli bir kadına dönüşüyordu.

***

İnşallah akıllı bir turizmci çıkar da bu hikâyeyi iyi bir pazarlama ile Çorum’u “Dark Visit”e açar.

Bence Meksika’nın Ölüler Bayramı da incelenebilir.

 

AĞA HAN ÖDÜLÜNÜN NE OLDUĞUNU YİNE ANLADIM
BİR mimar Ağa Han mimarlık ödülünü niye kazanır ilk defa Akyaka’da Nail Çakırhan’ın yaptığı evleri görünce anlamıştım.

Geçen hafta da Bodrum’da bir koyda Amanruya Oteli’ni görünce bir kere daha anladım. Buradaki Demirköy evleri de aynı ödülü almış.

Vallahi hiç çekinmeden, hiç saklamadan yazacağım.

Mimar Emine Öğün’ü bütün kalbimle kutluyorum.

Hayatımda bunca otel, bunca tatil köyü, bunca bölge gezdim...

Tabiata bu kadar saygılı bir mimari ya çok az gördüm ya da hiç görmedim.

***

Amanruya Oteli’ni gezerken iki şey beni çok etkiledi.

Bodrum’daki oteller genellikle birbirinin yanına sıralanmış evler, odalar şeklinde yapılır.

Kooperatif site zihniyetinin dışına çıkamayan yapılaşmalardır bunlar.

Eski Demirköy, yeni Amanruya ise tam anlamıyla bir köy dokusuna sahip.

Yani dar sokakları, küçük meydanları ile bir köydesiniz.

***

İkincisi köy yolları harika taş döşemeler şeklinde. Köyü plaja bağlayan yollar, en tabii halinde bırakılmış. Tam bir Akdeniz tabiat dokusu olduğu gibi korunmuş.

Ne denizden baktığınızda, ne karadan baktığınızda tek ev görmüyorsunuz.

Öyle tabii ki, yabandomuzları ve tilkiler evlerin bahçesine kadar geliyor.

***

O nedenle teşekkürler Emine Öğün...

Babası büyük mimar Turgut Cansever’in aile kültürüne tamamen sadık kalmış.

***

Tabii bu arada ilk defa gittiğim Aman otellerinin kültürünü de anlatmam lazım.

 

ÇOK TUHAF KENDİMİ KRUGER PARK’TA GİBİ HİSSETTİM
- Hilton kaliteli kitle otelciliğini keşfetti...

- Club Med tatil köyü kavramını buldu.

- Four Seasons gerçek 5 yıldız kalitesini yarattı.

- Banyan Uzakdoğu kültürünü otelciliğe transfer etti...

- Dünyada bir de Aman tarzı ve kültürü var.

Tarifi güç bir tarz bu...

Bir yere gidip kalma duygusunu, bir tür kültürel aidiyet duygusuna çeviren anlayış.

Nedense insana bir Umberto Eco duygusu veren dört katlı kütüphanesinin en üst katında kendinizi bir ortaçağ cemaatinin münzevi bir keşişi gibi hissediyorsunuz.

Dışarıda dört bir tarafta ormandan başka hiçbir şey görünmüyor.

Orada çok tuhaf bir duyguya kapıldım. Kendimi Güney Afrika’da Kruger Park’taki bir lodge’da gibi hissettim.

İnsan Türkbükü’nün iki adım ötesinde böylesine etkileyici bir sessiz dünya görünce şaşırıyor.

Bu tatil köyünde kalmak gibi bir şey değil. Bir deneyim, bir kültürel expedition...

Tabiat burada yaşıyor...

 

Meğer erkek seyirci neden tribünün o tarafındaymışÇOK HATAM OLDU AMA BİRİ VAR Kİ ONU HİÇ YAPMADIM
HAFTA içinde Bodrum’da tatilde Four Seasons otellerinin kurucusu Isadore Sharp’ın hatıra kitabını okudum.

Kitabının altbaşlığını “Bir iş felsefesinin hikâyesi” koymuş.

Sharp büyük ve çok takdir ettiğim bir vizyonerdir.

“Ben sadece bir müteahhittim” diye başlıyor. Yani gayrimenkul alanında çalışan ve inşaat yapan bir insanmış. İlk otelini kurmaya karar verdiği zaman düşünmüş.

“Ben bir otele gittiğimde ne beklerim?”

Önce “müşteri” kelimesini kaldırmış.

Meğer erkek seyirci neden tribünün o tarafındaymış“Ben ev sahibi, müşteri de misafir olmalıydı” diyor ve devam ediyor:

“Bir işinsanı olarak hayatta çok hata yaptım. Ama bir hata var ki işte onu hiç yapmadım. Şirketin kârını müşterinin önüne geçirmedim...”

Doğu geleneğinde “Müşteri velinimettir” ama onu bu şekilde ifade etmek, zamanın ruhuna daha uygun gibi geliyor.

 

SON 24 SAATTE OLUP BİTENİN ANLAMI ŞU MU
- Meral Akşener’in 7 saatte 125 bin imza toplaması.

İyi Parti hareketinin tabanda tuttuğu anlamına mı geliyor?

- Muharrem İnce’nin parti rozetini çıkarıp ay-yıldız rozeti takması, partili başkanlık sisteminin zor yürüyeceğinin ilk işareti mi...

- Kemal Kılıçdaroğlu’nun son ana kadar HDP’yi içine alacak “sıfır baraj” formülünde ısrar etmesi, “Kürt sorunu”nun çözümü için yeni bir umut mu...

 

24 HAZİRAN’A KADAR UNUTMAYIN SONRASINDA DA HATIRLATIN
- Cumhurbaşkanı Erdoğan “Daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok ve tam bağımsız adalet olacak” dedi.

- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Yargı tam bağımsız olacak, ifade ve basın özgürlüğü tam olacak, OHAL kalkacak” dedi.

- İYİ Parti cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener “Türkiye iyi olacak” dedi.

- SP cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu “İnşallah 24 Haziran bayramların bayram gibi kutlandığı, çalışana insanca yaşam koşullarının sağlandığı, yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır” dedi.

- HDP cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş ise cezaevinde olduğu için bir şey demedi.

 

SİYASET YAZMAMAK BANA NASIL BİR DUYGU VERİYOR
- İçimden geleni yazmamak duygusu bana...

İçimden gelmeyeni de yazmamak özgürlüğü veriyor...

- Siyaset yazmayınca...

Hayatın ıskaladığım başka alanları üzerinde düşünme zamanı veriyor...

- Hayatın başka alanlarını düşününce...

Yediğim yemekten, içtiğim içkiden, dinlediğim müzikten daha çok keyif alıyorum.

Allah razı olsun...

İyiyim yani...

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Son 24 saatte ne oldu? (06.05.2018) - 2
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yeni başkandan sonra Dışişleri Bakanı da Maçakızı'ndan çıktı

Evet bildiğimiz Türkbükü’ndeki Maça Kızı’ndan...

Daha doğrusu Maçakızı’nın kurucu ortağı Sahir’in İstanbul’daki yalısından.

Arkasında çok güzel bir hikâye var ama önce dün gece gelen haberle başlayayım.

ABD’nin yeni başkanı Biden dün sabaha karşı Dışişleri Bakanlığı’na kimi getireceğini açıkladı.

Bakanlığa getireceği isim Antony Blinken’miş...

Şimdilik sadece şunu söyleyeyim.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bir gitarist geliyor.

Ama önce dün sabaha karşı bu haberi okuduğumda ilk aklıma gelen şeyi yazayım...

Yazının Devamını Oku

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

İngiliz sarayını anlatan “Crown” dizisinin son bölümünü, tabii yine çok severek izledim.

Bu sezonun bana en ilgi çekici gelen bölümü, sonlarda Kraliçe Elizabeth ile Başbakan Thatcher arasındaki konuşmaydı.

*

Falkland savaşını kazanan, yaptığı radikal reformlarla İngiliz ekonomisini düze çıkarmak üzere olan Thatcher, bunlara rağmen popülaritesini kaybetmiş, artık partisi içinde zayıflamıştır.



Partisi istifa etmesini istemektedir.

Yazının Devamını Oku

Yarın o haritada Ankara tuşuna basınca ne çıkacak

2019 yılında Lady Gaga’nın o harika caz konseri için Las Vegas’a gittim.

1. Dördüncü gidişimdi. Bugüne kadar bana kimse orada bir “Mob Museum” olduğunu söylememişti.

Yani bir “mafya müzesi”nin...

Bu müze 14 Şubat 2012 günü açılmış. Bina 1933 yılında yapılmış ve uzun yıllar Las Vegas posta bürosu ve mahkemesi olarak hizmet vermiş.



Yani Las Vegas mafyasının üyeleri bu binadaki mahkeme salonunda yargılanmış ve mahkûm olmuş.

Yazının Devamını Oku

WhatsApp grupları çorabı delik kareyi niye çok sevdi

Bu fotoğraf bize bir WhatsApp grubundan geldi.

İlk gören eşim Tansu’ydu...

Altında şu yazıyordu:

“En sağdaki Prof. Uğur Şahin, aşıyı bulan biliminsanı. Almanya’da çekilmiş. Kucaktaki kardeşi diş hekimi, ayakta çorabı delik olan modacı olmuş.”

*

Evde hepimiz ilk bakışta çok sevdik bu kareyi.

Tansu çok etkilendi ve Instagram hesabından paylaştı.

Ancak bir süre sonra bir izleyicisinden şu notu aldı:

“Fotoğraf 1975’de Düsseldorf’a göçmüş bir aileye ait...”

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi'nin minberindeki hayalet

Yanan Vaniköy Camisi’nin yeni yöneticisi Uğur Vanioğlu camiyi teslim alırken bir sayfalık ayrıntılı bir devir teslim belgesini imzaladı.

Belgenin adı “Mülhak Vakıflar Devir Teslim Tutanağı”...

Bu tutanağı görmedim
ama eski tutanaklardan
bildiğim bir şey var.

Bu tür vakıf devir teslimlerinde her şey madde madde yazılır.

Neler mi?

Caminin işletme defteri.

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi ne zaman kime devredildi

Dünkü yazımda Vaniköy’de yanan cami ile ilgili bir gözlemimi aktarmış ve bir eleştiride bulunmuştum.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Bölge Müdürü Musa Akdeniz bir bilgi notu gönderdi.

Arkasından Kültür Bakanı Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da aradı.

Her ikisi de ilginç bilgiler verdi.

Geçen pazar gününden beri kamuoyunun dikkatini çeken bu camiyle ilgili ilginç bilgilere yer verilmişti.

Bugün bu bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

*

Bu cami 1671 yılında Bursa’da

Yazının Devamını Oku

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Aşının ilk etkisi yaşayan millet üzerinde, ikincisi ise

Ne şu ne bu...

Ne şunun gidişi ne bunun gelişi...

Bugünün en büyük haberi COVID-19 virüsüne karşı yüzde 90 etkili aşının bulunması...

Buluşun arkasında bir Türk kadını ile bir Türk erkeğinin bulunması da milletçe bonusumuz...

Aşı bulundu ve herkes gözünü piyasalara, borsalara dikti...

Tabii ki yükseldi...

Ama bana göre hayata dönüşün ilk harika işareti başka yerden geldi....

Live Nation’dan...

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku