GeriErtuğrul ÖZKÖK Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki

30 Ağustos 2012 Mekke...

1. Ağustos ayının en sıcak günlerinden biri...

İslam ülkeleri başkanları Müslüman aleminin en kutsal mekânına bakan bir otelin geniş salonunda bir araya gelmişler.

*

Ramazan ayı olduğu için toplantı iftardan sonra başlıyor. Açılış oturumunda çok ilginç bir manzara var.

Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki

Suudi Arabistan Kralı Abdullah sağına İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ı oturtmuş.

Bölgenin kanlı bıçaklı iki ülkesinin lideri yan yana ve Kral bir jest yapmış....

Çünkü ramazan ayındaki bu acil toplantının çok önemli bir konusu var.

İçsavaşın başladığı Suriye’yi ve Beşşar Esad’ın durumunu konuşmak.

Bazı ülkeler İslam ülkelerinin oluşturacağı askeri güçle müdahale ederek Esad’ı düşürmekten yana.

*

Ancak o toplantıdan müdahale kararı çıkmıyor.

Çıkan tek karar Suriye’nin üyeliğini dondurmak.

Ama bugün bizim yazımızın konusu o toplantı değil...

O akşam o salonda oturan bir adama fokus olacağız.

O adamın cebinde Amerika Birleşik Devletleri pasaportu var, bu da insanın aklına şu soruyu getiriyor:

Bir ABD vatandaşının İslam İşbirliği Konferansı’nda ne işi var... Daha önemlisi de Müslümanlar tarafından “Harem” olarak bilinen ve gayrimüslimlerin giremediği bu bölgeye nasıl girmiş...

*

İşte bu adamın adını geçtiğimiz 2 Ağustos günü çok ilginç bir yerde duyduk...

Hem de ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Blinken’in ağzından.

Mekke’nin Harem bölgesinde ve Türkiye Cumhurbaşkanı’nın masasından tanıdığımız bu adam öyle bir yere getirildi ki hepimizi yakından ilgilendiriyor.

Bu esrarengiz insanı 2 Ağustos günü Başkan Biden tarafından “inanç hürriyetleri” konusunda “Ambassador-at-Large” görevine getirildi.

Yani bundan böyle dünyanın her yerinde inanç hürriyetleri ile ilgili bir konu varsa ABD adına o izleyecek...

Şimdi gelin bu insanı tanıyalım.

2. ‘PHI BETA KAPPA’ BİRADERİ BİR HAFIZ

- ADI Rashad Hussein...

1979 yılında ABD’nin Texas eyaletinde doğmuş, Hint asıllı Amerikalı Müslüman bir ailenin çocuğu...

Annesi, kız kardeşi ve erkek kardeşi tıp doktoru.

Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki

Felsefe ve siyaset bilimi dalında okumuş.

Çok başarılı... North Üniversitesi’nde “Phi Beta Kappa” unvanı almış.

Yani Amerikan üniversite çevrelerinde bir tür “Biraderlik” locası olarak bilinen, çok prestijli bir akademik çevrenin üyesi.

Felsefe tezi ilginç:

“Big Bang Kozmolojisinin Teistik Etkileri.”

CV’sine yazılacak bilgiler burada bitmiyor.

İslam Araştırmaları Enstitüsü’nden Arapça dalında master’ı var.

Yale Hukuku dergisinin editörü.

ABD Parlamentosu’nun Adalet Komisyonu’nda görev yapmış.

3. OBAMA’NIN ATATÜRK’LE İLGİLİ MEŞHUR SÖZÜNÜ O YAZMIŞTI

CV’sindeki bir başka ilginç detay da şu: 2003 yılında Soros Fellowship çevresine girip yeni Amerikalılar için ayrılan fonlardan yararlanmış.

2009’da Başkan Obama’nın Kahire Üniversitesi’ndeki meşhur konuşmasını hazırlayan ekibin üyesi.

*

Obama’nın Ankara’da TBMM’de yaptığı o tarihi konuşmayı yazan ekibin tek Müslüman üyesi oydu.

Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki

Hatırlayın o konuşmayı: “Bugün Atatürk’ün anıtını ziyaret ettim. Atatürk’ün en büyük mirası Türkiye Cumhuriyeti’dir. Onu kurdu ve dünyanın saygınlığını kazandı” demişti.

Bir de şunu:

“Bizim de kurucu babamız Washington’dur. Biz de ona bir anıt yaptırdık ve Beyaz Saray’ın penceresinden her gün gördüğüm bir anıt...”

*

Beyaz Saray’da Müslümanlara verilen ramazan iftarını hazırlayan ekipteydi. Felsefe, hukuk, siyaset bilimi okumuş.

Ama aynı zamanda hafızlık kursları da almış ve bir hafız...

Hani yazının başlığında “Cebinde ABD pasaportu olan bir insan Harem bölgesine nasıl girebildi?” diye sormuştum ya...

İşte bu özellikleri ve Müslüman kimliği ile girebilmişti.

4. İMAMLARI AUSCHWİTZ’E GÖTÜRÜP HOLOKOSTU ANLATAN HAFIZ

NE
yapacak bu “İnanç Hürriyeti Büyükelçisi”?

Dünyanın neresinde olursa olsun, insanların inançları üzerine baskı yapılmasını, azınlıkların inanç haklarının ihlal edilmesini o izleyecek.

Yani, dünyanın bir yerinde Müslümanlara, Müslüman azınlıklara, inanç konusunda baskı mı yapıldı?
O rapor edecek.

Ama durun...

Müslümanlar da kendi ülkelerinde Hıristiyanlara, Yahudilere veya kendi içindeki mezheplere ya da ateistlere veya deistlere baskı yaparsa...

Onu da önlemeye çalışacak.

*

Bunu yapabilir mi bilmem...

Geçmişteki tutumu ve tavrı umut verici...

Mesela Çin’de Uygur Türklerine ve Müslümanlara yapılan baskılara karşı mücadele etmiş.

Keza Myanmar’da...

Ama Müslüman ülkelerde Hıristiyanlara ve Yahudilere yapılan baskıları da gidip yerinde incelemiş.

Mesela 2013 yılı mayıs ayında dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen imamlardan oluşan büyük bir imam grubunu Auschwitz’deki “Holokost Merkezi”ne götürüp o vahşeti anlatmış...

Aynı şekilde ABD’deki imamları alıp soykırım merkezlerine götürüp antisemitik mücadeleye katkıda bulunmuş.

BİR ROBOT PORTRE: TÜRKİYE’NİN MANEVİYAT SEFİRİ KİM OLABİLİR

ONUN
çok önemli bir özelliği daha var. Kendisi aynı zamanda bir “terörle mücadele” uzmanı...

Özellikle IŞİD terörü gibi inancı sömüren terör örgütlerine karşı mücadelede bir Müslüman olarak yürekli bir şekilde sesini yükseltmiş.

Çünkü bugün inanç hürriyetlerini en çok tehdit eden güçlerin başında IŞİD, El Kaide, Taliban gibi örgütler geliyor.

*

Bu atamayı neden bu kadar önemsediğime ve böyle uzun bir yazı yazdığıma gelince... Bugün dünyanın çok önemli üç sorunu var.

Siyasette inançların istismar edilmesi, bazı ülkelerde azınlıkta kalan inançların baskı altında olması... Ve arkasını güya bir inanca dayayan terör...

Hangi inançtan olursa olsun inanç hürriyetlerini ortadan kaldırmaya yönelik hareketler demokrasilerin ve huzurun en önemli sorunu haline geldi.

Her ülkede, böyle sağlam donanımlı ve vicdanlı, tarafsız bakışı olan insanlara bu tür önemli görevler verilmesi, demokrasiler açısından da çok önemli...

*

2 Ağustos günü atanan Rashad Hussein, dünyanın en etkili 500 Müslümanından biri olarak biliniyor. Türkiye’nin de inançlar arasında sağlıklı bir diyaloğun gelişmesine, inançlar üzerindeki baskılara karşı mücadeleye katkıda bulunacak böyle donanımlı “maneviyat özgürlüğü büyükelçileri”ni devreye sokması iyi olacaktır.

Yeter ki atanacak insanlar, IŞİD’e DAEŞ deyince mesele halledilecek zanneden bir zihniyete sahip olmasın.

BU FOTOĞRAFI BÜYÜTÜP YAKINDAN BAKTINIZ MI

BU
fotoğraf iki gün önce yayınlandı.

Van’ın Çaldıran ilçesinde çekilmiş.

Bir TIR içinde yakalanan 300 göçmen...

*

Şimdi bu yazıyı dijital ortamda okuyanlardan ricam... Bu fotoğrafı büyütüp bakın.

Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki

Sonra şu soruların cevabını birlikte konuşalım.

*

- Bu karede kaç kadın, kaç çocuk, kaç yaşlı insan görüyorsunuz?

- Bu karedeki 300 insanın yaş ortalaması sizce kaçtır?

*

Büyütüp baktınız mı?

Öyleyse şimdi gelin şu soruyu cevaplayalım:

“Afganistan’dan gelenlerin hepsi gerçekten genç ve çalışacak yaşta erkekler mi?”

BİR ‘HA’ AZ, BEŞ ‘HA’ ÇOK, ÜÇ ‘HA’ KARAR MI

HER gün çok sayıda arkadaşımdan fıkra, karikatür; siyasetçileri, erkekleri, kadınları tiye alan çizimler geliyor.

Bazıları çok sevdiğim ve üzmek istemediğim arkadaşlar. Mutlaka cevap vermem gerektiği duygusuna kapılıyorum.

Ama bir sorunum var...

Gülen bir emoji göndersem, sanki herkese yaptığımı yapıp, baştan savmışım gibi bir duygu geliyor. O nedenle özel bir şey olsun diye gülme sesi olan “haha” yazıyorum.

Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki

Orada da şu sorun var.

Kaç “ha” yazarsam onu da sevindiririm?

- Bir “ha” yazsam, sanki çok ciddiye almamışım gibi geliyor.

- “Haha” yazsam, okuduğum zaman sesli olarak tam anlamını vermiyor...

CEVAP
OPTİMAL ‘HA’ SAYISI ÜÇLÜ ‘HAHAHA’YMIŞ

NEW York Times’ta yazar bir arkadaş formülü bulmuş:

- Bir “ha” yetmez...

- İki “ha” yani “haha” eksik kalır...

- Beş tane yan yana koysan, inandırıcılığı kalmaz...

- Psikolojik olarak optimal “ha” üçlü olanıymış...

Yani “Hahaha...”

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku