GeriErtuğrul ÖZKÖK Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Fotoğrafta dikkatimizi çeken iki şey var.

İleriye baktığımızda gördüğümüz ışık ve aydınlık...

Ve arkada kalan bir gölge...

Her siyasetçinin dikkatle, uzun uzun bakması gereken bir kare bu...

Çünkü arkasında, her siyasetçiye anlattığı bir hikâye var.

*

Helmut Kohl, dünyayı değiştiren bir olayın başkahramanıydı.

Berlin Duvarı’nın yıkılmasını ve iki Almanya’nın birleşmesini sağlayan tarihi bir şahsiyetti...

1982’den 1998’e kadar 16 yıl boyunca Almanya’yı o yönetmişti...

Bunun son 8 yılında birleşmiş bir Almanya’nın şansölyesiydi.

Hıristiyan Demokrat Parti başkanlığı ise daha da uzundu.

1973’ten 1998’e kadar 25 yıl boyunca genel başkan olarak kalmıştı.

Sadece Almanya değil, aynı zamanda dünya politikasında da çok önemli bir rol oynadı.

Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand’la birlikte Avrupa Birliği’nin temeli olan Maastricht Anlaşması’nın mimarıydı.

Soğuk Savaş’ın sıcak bir savaşa dönüşmesinin önlenmesinde etkili rol oynamıştı.

Bosna Savaşı’nın bitirilmesinde payı büyüktü.

*

Almanya ve dünya tarihine bu kadar büyük hizmetler yapan Kohl, 1998 seçiminde yenildi.

Seçimi, Sosyal Demokrat Parti-Yeşiller İttifakı kazandı.

Kohl, anında Hıristiyan Demokrat Parti liderliğinden istifa etti.

2002’ye kadar Parlamento üyesi olarak kaldı.

Sonra kendi isteği ile seçimlere girmedi, ölünceye kadar evinde yaşadı.

*

2014 yılında bu fotoğrafın çekilmesinden 7 yıl sonra, bir başka Hıristiyan Demokrat lider daha Şansölyelik koltuğunu bıraktı.

2005’te Şansölye olan Angela Merkel, 16 yıl o mevkide kaldıktan sonra, kendi isteği ile yeni seçimde aday olmadı.

Hiç şüphesiz 21’inci yüzyılın en başarılı devlet yöneticisiydi.

*

Bu fotoğraf bize şunu anlatıyor:

“Siyasetin bir estetiği var veya olmalı.”

O estetik, iktidara gelirken bir hırs, bir ihtiras olarak gösterebilir kendini.

Ama gelişteki o estetik, sonunda koltukta kalma ihtirası ve hırsı haline dönüşürse...

Siyasetin en çirkin yüzü haline dönüşüyor.

*

21’inci yüzyılın büyük siyasetçilerinin veda fotoğrafları işte bu büyük fotoğrafçının çektiği kare gibi olmalı...

Önünde devası bir ışık... Aydınlık...

Arkasında ondan küçük ama etkili bir gölge...

Ülkenizi, karşıdaki aydınlık bir geleceğe bırakabiliyorsanız, arkanızdaki gölgenin karanlığı da yavaş yavaş aydınlanır.

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge
Helmut Kohl ve Kai Diekmann Bild gazetesinde

ALMAN Z KUŞAĞI NASIL OY KULLANDI?

NEW York Times gazetesi dün, Almanya’da 25 yaş altı gençlerin nasıl oy kullandığını gösteren rakamlar verdi.

25 yaş altı gençlerin yüzde 44’ü Yeşiller ve Hür Demokratlar’a oy vermiş.

Aynı grubun merkezindeki iki klasik parti olan Sosyal Demokrat Parti ve Hıristiyan Demokrat Birlik partilerine verdiği toplam oy oranı yüzde 25’te kalmış.

*

‘Geçen parlamentoda’ milletvekili seçilenlerin 7’de biri 40 yaş altındayken...

Bu parlamentoda’ 40 yaş altında seçilenlerin oranı 3’te bire yükselmiş.

*

Türkiye’de bazı siyasi yorumcular “Z Kuşağı diye farklı bir siyasi davranış biçimi yok” diyor.

Ama Almanya seçim sonuçları öyle demiyor.

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

CUMHURİYET YAZI İŞLERİNİ BÖLEN MODACI, ŞİMDİ MÜZEDE

1980’li yıllarda yayınladığım ve o günlerde Cumhuriyet Gazetesi’nin yazı işlerinde tartışmalara yol açan kitabım “Elveda Başkaldırı”da modayla ilgili bir bölüm vardı.

Kitabımda, gelmekte olan 21’inci yüzyılı belirleyecek tasarımcıları anlatırken Thierry Mugler’den de söz etmiştim.

Aradan 50 yıl geçti...

İşte o Mugler’in tasarımları geçen haftadan beri Paris’te “Musee des Arts Decoratifs”te sergileniyor.

Alexander McQueen’in MET’deki sergisi ile fashion, sanatın en yüksek mekânlarına girdi.

Bir kere daha anladık ki:

Moda bir magazin konusu değildir. Artık sosyolojinin, felsefenin işi haline geliyor.

ÇÖP MESELESİ

YAŞLANIP BU DURUMU KABULLENEMEYEN NEDEN ‘ÇÖP’ KELİMESİNE SARILIYOR?

İlk işaret Özdemir Erdoğan’dan geldi.

Genç müzisyenlerin yaptığı her şeyi “çöp” olarak niteledi.

Şimdi Okan Bayülgen girdi devreye. Sosyal medyada yüksek sayıda takipçisi olan kişilerin yaptığına “Çöp” deyip çıktı işin içinden.

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Hadi, Özdemir Erdoğan’ı anladım. Hiçbir zaman değişim insanı olmadı. Başka bir kuşağın insanı...

Ama Okan Bayülgen televizyon sektörüne bir devrimci olarak geldi.

Tabu kırıcıydı.

O günlerde televizyon sektörünün müesses nizamı ona neler diyordu...

*

Bence gençler karşısında bu duyguya kapılacak son insan Okan Bayülgen’dir...

Üstelik tiyatroda kendisine yine yenilikçi bir yol buldu.

Gençlere düşman olmasına hiç gerek yok.

İLK DÖNEKLİK DAYAĞIMI İZMİR’DE RAY CHARLES YÜZÜNDEN YEDİM

İZMİR’de lise yıllarımda, Ray Charles’cı abilerimden epey dayak yemiştim.

Ben, ‘The Beatles’cı ve ‘Rolling Stones’cu olduğum için durmadan enseme şaplak atarlardı.

Beni, döneklikle ve Ray Charles’a ihanet etmekle suçlarlardı.

*

Sonra dayak atma sırası benim neslimin ‘Beatlas’cılarına, ‘Rolling Stones’cularına geçti. 1980’lerin, 90’ların müziğini çöp olarak gördüler.

‘Radiohead’i, ‘The Cure’u, ‘Dire Straits’i ıskaladılar.

*

Türk pop müziği 90’larda resmen bir rönesans yaşadı...

Tarkanlar, Mustafa Sandallar, Pentagramlar...

Bir önceki pop nesli onları “çöp” olarak gördü.

*

Son zamanlarda ise sık sık şunu işitiyorum.

Türk popu öldü... Yeni yapılanların hepsi çöp...

*

Hayır arkadaşlar, hayır... Hayır...

Türk popu ölmedi... Tam aksine son 2 yıldır ‘Streaming’ sayesinde muazzam bir çeşitlenme, renklenme ve küreselleşme yaşıyor... Size sadece geçen cuma günü streaming platformlarına konan 6 şarkıyı yazacağım.

Ey önüne gelene çöp diyen arkadaş...

Lütfedip üç beş dakika ayır da dinle şu şarkıları...

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge
KDG şarkısının videosundan

HER ŞEYE ÇÖP DİYEN ARKADAŞ, ŞU ALTI ŞARKIYI BİR DİNLE

Dilan Balkay: “KDG” Müthiş bir trompet intro ve harika bir şarkı. Videosu da harika. Contemporary Istanbul’da satılacak kalitede bir video eseri gibi.

*

Efgan: “Unuttuğumuz Günler” Müthiş piyano ve gitar partisyonları. Çok güzel bir beste ve sözler.

*

Brek: “Gittim Gördüm” , “Gittim, gördüm, yenildim, döndüm” diye başlayan yepyeni bir müzik. Arkadaki gitar partisyonları çok zengin... Konserde dinlendiğinde ise bütün seyirciyi alıp götürecek bir şarkı.

*

Canan Çal: “Kızıl Kahve”, Erkin Koray’ı mı özlediniz? Alın size bir “Fesüphanallah a la 2021...” Bildiğimiz oynak Türk ritmi üstüne, darbukalı falan yepyeni bir şarkı.

*

Bostancı Dayı: “Adı Unutulur” Geleneksel Türkü kalıbından modern evrenselliğe giden yolda bir şarkı. Anadolu popun 21’inci yüzyıl versiyonu.

*

Gökcan Sanlıman: “Bir Dokun Bin Aşk İşit.” Harika bir ritim. Romantizmin öldüğünün ilan edildiği bu günlerde, al sana romantizm dedirten bir şarkı.

AMAN İBO, O 3 MİLYON DOLARDAN VAZGEÇTİM, OTEL PARANI ÖDEME DE

CUMARTESİ Kelebek’ten bir haber:

“İbrahim Tatlıses, Belarus’ta vereceği 5 konser için 3 milyon dolar alacak.”

Yılbaşı programı için büyük ve ciddi bir otel zinciri ile anlaşmış.

Hesapladım...

Konser başına 600 bin dolar...

Bırakın pandemi dönemini, müziğin en parlak dönemleri için bile inanılmaz bir rakam...

Samimi söyleyeyim, bana hiç gerçekçi gelmedi.

Üstelik orası Belarus...

Muhalif gazetecilerin bulunduğu uçağı zorla indirip tutuklatan bir yönetim var. Adalet, kanun falan hak getire...

Yani diyeceğim...

Aman İbo, parayı peşin al...

Sonra “Otel paramı bile kendim ödedim” deme...

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku