Kurucu baba ikinci kuşağı işten atarsa şirket ne olur

Bir, “bu Türkler fazla oluyor” hikâyesi

1- 11 Ocak 2012 akşamı İstanbul Kanlıca’daki bir yalıdan, 112 Acil Servis’e bir telefon gelir.

Ambulans eve geldiğinde hastalanan kişi ölmek üzeredir.
Yapılan bütün müdahaleye rağmen kurtarılamaz...
Aynı anda evin aşçısı, İstanbul’da iki numarayı arayarak şu haberi verir:
“Babanızı kaybettik” der.
İki kardeş, Boğaz’daki yalının yolunu tuturken, birbirlerine şunu söylerler:
“O olayı unutmanın zamanı geldi...”

 

 

İŞİNİZE SON VERİLDİ

 

 

Babalarının ölümüne giderken iki kardeşin unutma kararı aldıkları olay 2007 yılında geçmiştir.
O gün Türkiye’nin önde gelen ilaç üreticilerinden birinin yönetim kurulu üyelerinden biri, şirketin iki genç yöneticisini çağırdı ve hiç kıvırtmadan yüzlerine şunu söyledi:
“Bugünden itibaren şirketteki işinize son verilmiştir...”
Her şirkette sıradan sayılabilecek bu olayı, Türk ekonomi tarihine geçirecek olan şey ise şuydu:
Genç insanları kovan kişi, yönetim kurulu üyesisi bir profesyoneldi.
Kovduğu iki yönetici ise şirketi kuran babanın iki öz oğluydu.
Böylece şirketi kuran ailenin ikinci kuşağı, toptan tasfiye ediliyordu.
İşten atılan büyük oğulun adı Ahmet Tokgöz’dü... İki yaş küçük kardeşi ise Zafer Tokgöz...

 

Kurucu baba ikinci kuşağı işten atarsa şirket ne olur


İki kardeş, işten atılmanın şaşkınlığı ile evlerine döndükleri zaman kendilerini bir şok daha bekliyordu.
Anneleri de evi terk etmelerini istemişti.
Evli ve çocuğu olan büyük kardeş, o gün Ankara’ya amcasının evine gider. Küçük de kendine barınacak bir yer aramaya başlar.

 

 


Despot bir Anadolu kaplanının yükselişi

 


2- KOVULMAKLA başlayan bu hikâye, 2 Mart 2016 günü, İstinye’de modern bir yönetim binasında bu iki kardeşin bana “Babam iyi ki bizi işten kovmuş” demesiyle sonuçlanacak büyük bir başarı hikâyesine dönüşecekti.
Sanovel İlaç şirketinin bu ilginç hikâyesi, 1971 yılında, Erol Toksöz adlı genç bir adamın Amasya’nın Suluova ilçesine gelişiyle başlıyordu. 

 

Kurucu baba ikinci kuşağı işten atarsa şirket ne olur

 

1967 yılında Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitiren Toksöz, Suluova’da bir eczane dükkanı açar.
Orada Sebahat isimli bir genç kızla tanışır ve o yıl evlenirler.
Ancak genç eczacının gözü büyük şehirlerdedir. Ertesi yıl Ankara’ya geçerek, Anafartalar Caddesi’nde yeni eczanesini açacaktır.
İşini bilen bir gençtir ve 1975 yılında ecza depoculuğuna başlar. Tam bir girişimcidir. Allah yürü ya kulum demiştir, o ise koşarak gitmektedir.
1982 yılında artık gözünü İstanbul’a dikmiş ve Anadolu kaplanlığından İstanbul dükalığına geçmenin yolunu aramaktadır.
O yıl, İstanbullu 3 Yahudi’nin sahibi olduğu Adilna ilaç şirketini alır.
Adilna, Fransız Dev İlaç şirketi Sanofi’nin lisanslarına sahip bir şirkettir. Erol Toksöz bu şirketi de uçurunca Fransız şirketinin gözleri ona çevrilir ve ortak olmak ister.
Görüşmeler devam ederken Sanofi, Türk şirketin rakiplerinden birini satın alarak, bütün lisanslarını bir anda yeni şirkete geçirince, Adilna işsiz kalır.
Erol Toksöz o gün, “Bir ara yabancılarla ortaklık yapmam” deyip kendi ilaç üretim şirketi Sanovel’i kurar. Böylece jenerik üretime başlar.
2006 yılında, Türkiye’den çıkan Amerikan ilaç devi Merck’e ait 60 bin metrekare kapalı alanı olan ilaç fabrikasını alırlar.
Sanovel pazara en geç giren ama en hızlı büyüyen jenerik ilaç üreticisidir artık.
2007 yılı ise aile şirketinin hayatında yepyeni bir dönemi açacaktır. Türkiye’nin ünlü markası Tadella ve Sarella’yı üreten Sagra TMSF tarafından satışa çıkarılmıştır.
Bu alım, ailenin iki genç üyesinin kendini gösterdiği ilk adım olacaktır.
Kimya eğitimi aldıkları ve ilaç sektöründe çalıştıkları için, çikolata yapımında kendileri açısından bir sinerji fırsatı görürler.
Bunu akıllarına yerleştiren ise, Amerika’da ilaç ve gıda maddelerine lisans veren “FDA” olur. “Bu kurumun adı Food and drug, yani gıda ve ilaç olduğuna göre, ikisi birlikte görülüyor” diyecekler ve ihaleye gireceklerdir.
Sagra’yı alırlar ve kafalarındaki hayali gerçekleştirmeye başlarlar.
Bu şirketi bir dünya markası haline getireceklerdir.
Onun için işe, formülleri değiştirmekle ürünü sağlığa zararlı maddelerden kurtaracak formülleri bularak başlarlar.
Ambalajlar değiştirilir. Yeni ürünler eklenir ve şirket büyümeye başlar.
Ancak aynı günler aile içindeki sorunların artık saklanamaz hale gelişine tanık olacaktır.
Baba otoritesini daha da arttırmıştır. Artık anne de çocuklarının karşısına geçmiştir.
Başarılı kurucu baba çocuklarının başarısını bir türlü kabulenememektedir.

 

 

İkiz yönetimin 3 altın kuralı

 


Geçen çarşamba günü, 1.5 milyar dolar cirolu Toksöz Holding’in, İstinye’deki modern binasında Ahmet ve Zafer Toksöz’le sohbet ediyorum. İkiz yönetim biçimlerinin üç altın kuralını şöyle anlatıyor:
-TEK OFİS KURALI: Ayrı ofisleri yok. Aynı odada, uzun bir masanın bir ucunda Ahmet, öteki ucunda Zafer çalışıyor.
-YATAY YÖNETİM: Genel müdür yok, sorun çıktığında ortak toplantı yapan birim müdürleri var.
-YAZIŞMA KURALI: Her talimat ve geri dönüşüm mutlaka e-mail yoluyla yazışarak yapılıyor.
-AYRI ÖZEL HAYAT: Aileler olarak her ikisinin de ayrı arkadaşlık grupları var. Böylece hayatlarının her saniyesinde birlikte olmuyorlar.

 

 

Çocuklarının üniversite formunu bile kendi dolduran baba

 


3- Erol Tokgöz, çok başarılı bir kurucu işadamıdır. Ancak çok otoriter, hatta despot denebilecek bir babadır. İki oğlunu küçük yaştan itibaren ezecek bir disiplin anlayışı ile büyütür.
Çocukların üniversitede seçeceği dalı, onların hiç fikrini almadan baba kendi seçer. Üniversite başvuru formlarını bizzat kendi eliyle doldurup, her ikisi için de sadece endüstriyel kimya dallarını yazar.
Eczacı ailedirler ve iki çocuk da kimya okumalıdır.
Çocuklar önce ODTÜ’ye başlarlar oradan Boğaziçi Üniversitesi’ne geçerler. Her ikisi de başarılı öğrencidir.
Ancak baba otoritesi altında boğulacak durumdadırlar.
Bu arada evlenirler, çocukları olur. Ancak baba, onların da Kanlıca’daki yalıda yaşamalarını istemektedir.
Evin salonu ortaktır ve akşamları yemekler mutlaka birlikte yenmektedir.
Baba, yaşamayı seven bir insandır. Ancak hayatının her alanında olduğu gibi yaşama alanında da çok katı kuralları vardır.
Hep aynı restoranlara gider. Yurtdışına gittiklerinde George V (Şimdiki Four Seasons) otelinde kalırlar. Baba her akşam yemeğini otelin Le Cinq adlı Michelin yıldızlı restoranında yer. Gençler ise Paris’in yeni restoranlarını keşfetmek isterler.
Hep aynı renk ve aynı kumaştan yapılmış takım elbiseleri giyer. Terziye aynı takımdan 10 tane ısmarlar.
Bu arada, torunların eğitimi konusunda da aynı otoriteyi uygular. İki oğlu çocuklarına çok düşkündür, ona göre ise “Bir baba çocuğunu ancak yatakta sever.”
Aile içinde yaşanan bütün bu sorunlar, şirketin başarılı gelişmesinin yarattığı hava içinde kaybolur.
Sonunda 2007 yılının o gününde, çocuklarını işten kovar. Üstelik bunu kendisi değil, talimat verdiği bir yönetim kurulu üyesi aracılığıyla yapar.
Ahmet ve Zafer o akşam kendilerine kalacak ev ararken kendi kendilerine söz verirler:
“Kendi işlerini kuracaklar, yurtdışında büyüyecekler ve asla birbirlerinden ayrılmayacaklardır...”
Türk ekonomi tarihinin en ilginç “Siyam ikizi yönetim biçiminin” temeli o gece atılmıştır.

 

 


Cordoba’da kastanyet sesleri arasında bir Türk başarı hikâyesi

 
Kurucu baba ikinci kuşağı işten atarsa şirket ne olur



4-
Madrid’den kalkan hızlı tren 1 saat 55 dakika sonra Cordoba tren garına giriyor. Bizi bekleyen arabaya binip, portakal bahçeleri arasında 45 dakika yolculuktan sonra dev bir fabrikanın kapısından giriyoruz.
Burası İspanya’nın ikinci büyük meyve suyu şirketi Zumasol’un yakın zamanda kurup işletemediği dev meyve suyu işleme tesisi.
Burası artık, babalarından ayrılıp kendi yollarını çizen Ahmet ve Zafer Toksöz kardeşlere aittir.
İspanya’nın en büyük süt ürünleri üreticisi olan şirketin sahibi ile 3.5 saatlik bir öğleden sonra yemeğinde anlaşıp almışlardır.
“Yemeğin ilk üç saatinde hep hayat, yemek, içki konuştuk. Son 25 dakikada da iş konuşup karar verdik” diyeceklerdir.
Bu cümle, aynı zamanda onların iş yapma biçimini de tarif etmektedir.
“Hızlı ve Öfkesiz...”
Muazzam fabrikayı gezerken kendinizi bir petrol rafinerisinde hissediyorsunuz. Uzun borular, toplam 38 milyon litre meyve suyu depolama kapasitesi olan dev soğuk hava tankları, birbiri ardına giren damperli kamyonların getirdiği tonlarca portakal...
Hiç su katkısı olmayan meyve suyu üretiyorlar.
Hedefleri California pazarı.
Yani hijyen ve saflık ölçülerine en duyarlı olan dünya pazarı...
Oradan dünyaya yepyeni bir anlayışla gelmek istiyorlar.

 

 

Hıristiyan mahallesinde çikolata satmak

 

 

5- Ondan kısa süre önce, İtalya’nın en tanınmış çikolata markalarından biri olan Pernigotti’yi satın almışlardır.156 yıllık bir şirket. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nden daha uzun bir geçmişi var.
60 milyon Euro ciro ile aldıkları şirketi bu yıl 100 milyon Euro’ya götürüyorlar.

 

 


Her kurucu baba çocuğuna batıracağı bir fon ayırmalı

 


Sohbetten aklımda kalan en çarpıcı cümle şu:

“Her kurucu baba, çocuklarına, batırarak tecrübe kazanacağı bir fon vermeli. 500 bin, 2 milyon lira. Çocuk bununla bir startup olarak girişimde bulunmalı. Batırırsa da bir şey dememeli.”

X

İlginç bir soru: Pülümür ve Fatih'te neler oluyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 2023 yılına kadarki görünümünü kökten etkileyebilecek “reform tasarısı”nı bugün açıklayacak.

Adalet, demokrasi ve insan hakları reformu...

Tabii bu reform aynı zamanda ifade ve haber alma özgürlüklerinin de çerçevesini çizecek...

İşte böyle bir günde ben de size Türkiye’nin “haber coğrafyasını” anlatan bir çalışmadan söz edeceğim.

*

Hürriyet İnternet’in eski yöneticisi Emre Kızılkaya dün ilginç bir çalışmanın sonuçlarını açıkladı.

Kızılkaya ve arkadaşları 2 hafta boyunca Türkiye’de yayınlanan 1.1 milyon haberi inceleyip analizini yapmışlar.

Türkiye’de 19 ulusal, 165 ise yerel TV kanalı var...

Devlet kontrolünde ise 13 TV kanalı bulunuyor...

Yazının Devamını Oku

67’nci dakikada Mesut’suz Fenerbahçe daha mı Mesut

Erol Bulut, Mesut Özil gibi uluslararası bir starı maçtan kulübeye aldı. Böylesine cesur ve kritik kararı alan bir teknik direktörün maçın geri kalanı için yeni bir hikayesi olmalıydı. O hikaye gol olarak geldi.

Böyle bir derbiye klasik mantıkla, rasyonel bir değerlendirme yapmak mümkün değil. O yüzden maç boyu gözlemlerimi anarşik biçimde alt alta yazıyorum...

Göreceksiniz ki, bu bir uzman yazısı değil, hepimizin maç sırasında aklımıza gelen düşüncelerden ibaret olacak bu.

BİR KERE DAHA GÖRDÜK DÖRT ÜÇTEN BÜYÜKTÜR

1- Trabzonspor yıllar önce bileğinin hakkıyla kırılmaz denilen ‘Üç Büyük takım’ zincirini en zayıf halkasından kırıp ‘Dört Büyük Kulüp’ karesini, futbolun yeni fotoğrafı olarak kafamıza yerleştirdikten sonra ‘derbilerin’ de anlamı değişti. Ben dahil kimse bir derbi sonucu hakkında önceden rahatlıkla kehanette bulunamadık. Bu maçta öyleydi.

2- Şaşırtmayan, heyecanlandırmayan derbilere alışmıştık. Bu derbi de öyle olacak derken, maçın 67’inci dakikasından sonra beklemediğimiz bir heyecan geldi.

ÖZİL’İ GÖREVDEN ALANIN YENİ BİR HİKAYESİ OLMALIYDI

3- 67’inci dakika önemliydi. Çünkü Fenerbahçe Teknik Direktörü çok az teknik direktörün yapabileceği bir şeyi yaptı. mesut Özil gibi uluslararası bir starı maçtan kulübeye aldı.

4- Böylesine cesur ve kritik kararı alan bir teknik direktörün maçın geri kalanı için yeni bir hikayesi olmalıydı. O hikaye gol olarak geldi.

Yazının Devamını Oku

İki 'kız arkadaşın' birbirine verdikleri 'çarşaf' sözü

Bir yanda Ayşe Kulin...

Çok satan kitaplara imza atmış bir yazar...

Başı açık...

Duruşu, tarzı ile kendine özgü...

*

Öteki tarafta Ayşe Böhürler...


Yazının Devamını Oku

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

Dün sabah arka arkaya önüme üç haber geldi... Üçünü alt alta yazınca, dördüncü unsur olarak yazının başlığındaki soru aklıma geldi.

Gelen haberler şunlardı:

*

SABAH HABER 1: Biden yönetiminin CIA’in başına getireceğini açıkladığı William Burns yaptığı açıklamada Çin’i “otoriter düşman” olarak niteledi.

Bu kavramı ilk defa işitiyorum... Demek ki artık dünyanın gündeminde “otoriter düşman” diye yeni bir kavram olacak.

*

SABAH HABER 2: İspanya geçmişin acımasız diktatörü Franco’nun son heykelini de indirmiş.

Franco

Yazının Devamını Oku

Elimize değmeyen, görmediğimiz para ile 190 milyar lira harcıyoruz

Son zamanlarda kendi çevremde, teknoloji çevrelerinde, bankacılık çevrelerinde, çok sık duyduğum üç kelime var.

“FinTech”, “Bitcoin” ve “Blockchain”...

İtiraf edeyim, üçünün de ne olduğunu tam olarak bilemiyorum.

Oysa bunlar giderek günlük hayatımıza şuradan buradan girmeye başladı.

Özellikle de “FinTech...”

Belki inanmayacaksınız, aramızdan 2 milyon insan bu teknoloji üzerinden alışveriş yapıyor. Pandemi sırasında online ödemelerde çok öne çıktı.

Bu ödeme sistemi hayatımızın belki de en önemli kavramlarından birini yavaş yavaş tarihe gömüyor.

Parayı...

Yani bir zamanlar cebimizde en çok gördüğümüz şeyi artık görmüyoruz.

Yazının Devamını Oku

Dönekler ve hainler yeni bir sayfa açıyor

Şerefli bir “dönek”, gururlu bir “hain” olarak yine sahalara dönüyorum.

Hem de iki yüksek yerden aldığım izinle...

Biri “devlet başkanı”ndan...

Öteki “patron”dan...

İkisi de bana “Döneklik ve hainlik artık bütün dünyada şerefli bir payedir. Çık göğsünü gere gere halkın arasına gir” dediler.

Dün gece sabaha karşı cep telefonuma Deadline Hollywood haber sitesinden bir haber düştü.

ABD’nin eski başkanı Barack Obama ile ABD’nin en büyük rock şarkıcısı Bruce Springsteen Spotify üzerinden ortak bir podcast’e başladılar

Yani yaptıkları sohbeti şarkı gibi Spotify üzerinden streaming olarak yayınlıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Cübbeli: Biri bana beleş bilet verirse ben de Mars'a giderim

1) Bu hafta sonu en büyük eğlencem Cübbeli Ahmet’in Mars “parodisiydi”...

Vallahi dinlerken yıkıldım...

Bir kere daha söylüyorum...

Cem Yılmaz pandemi dolayısıyla çekilince, stand-up sahnesi Cübbeli Ahmet Hoca’ya kaldı...

Yani kavuk ona geçti...

Allah için o da acayip bir performans sergiliyor...

Geçen hafta iki gelişme oldu.

Geçen perşembe akşamı NASA Mars’a

Yazının Devamını Oku

Dolunay ve kurt yüzyılı kapandı ekinoks ve cadı yüzyılı açılıyor

Önceki gün bir streaming platforma konan yeni “cadı” filmi “Discovery of Witches” bir “ekinoks” günü başlıyor.

Ekinoks, her yıl gündüz ile gecenin eşit olduğu güne verilen isim.

*

Yılda iki ekinoks var...

Biri 21 Mart ilkbahar ekinoksu...

Öteki ise 23 Eylül sonbahar ekinoksu...

Sözünü ettiğim cadılar dizisi bir sonbahar ekinoks günü başlıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Dikkat Kardashian'ın poposu başımıza büyük bir iş açabilir

Bugün cumartesi... O nedenle siyaseti bir yana bırakıp ciddi bir konuya giriyorum...

1. Ülke olarak başımızda büyük bir sorun patlamak üzere...

Ve bu sorunun adı “Brezilya poposu...”

Ama yavaş yavaş bu deyimin yerini “Kim Kardashian poposu” alıyor.

*

Bunun ilk işareti de dün İngiliz Guardian gazetesindeki tam sayfa bir haberle geldi...

Üstelik haberi New York Times gazetesi de duyurdu...

Diyeceğim “Kardashian’ın poposu” deyip dudak bükmeyin, konu ciddi konu.

*

Yazının Devamını Oku

Girit formülü ile yeniden 'takıma dönüş' fotoğrafı

Biliyorsunuz artık iyi bir “Savunma Bakanlığı internet sitesi” uzmanıyım.

En iyi okuduğum şey de bakanlık sitesine konan fotoğraflar...

Bu etkileyici fotoğrafı da dün Savunma Bakanlığı’nın web sitesinde gördüm.

*

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın makamını ilk defa bu kadar geniş bir kadrajla görüyoruz.

Fotoğrafta bakanın sağında Türk bayrağı, solunda ise NATO bayrağı görünüyor.

Arkada ise bir Atatürk portresi var.

Zaten sitenin sayfası da sol üste bir Atatürk fotoğrafı ile açılıyor.

Yazının Devamını Oku

'82'ncimiz gibi' bir şehir hakkında bilmediklerimiz

Türkiye’nin 81 vilayeti var...

Bir de “82’nci gibi” olanı...

Bir Türkiye şehri değil, ama bir Türk şehri gibi olmaya doğru hızla gidiyor.

Burası Suriye sınırları içindeki Afrin...

Bilmiyordum, meğer Türkiye bir süre önce bazı yabancı gazetecileri Suriye içinde Türk ordusunun kontrolündeki Afrin’e götürmüş.

Giden gazetecilerden ilk yazı dün New York Times’ta yayınlandı.

Bu şehir hakkında bilmediğimiz bazı şeyleri bu yazıdan öğrendim.

Ve öyle bir yazı ki...

Yazının Devamını Oku

Liberal arkadaş söyle bana bu 3 maddenin neyini tartışacağız

Günlerdir Ayasofya imamının sözlerini konuşuyoruz.

Nereden üzerine düştüyse durup dururken bir anayasa tartışması başlattı...

Allah’tan ne Cumhurbaşkanlığı, ne iktidar partisi ne de Diyanet bu tartışmaya girdi...

Ama baktım bugün muhalif diye bilinen bazı eski liberal yazarlar da “Anayasa’nın değişmez maddelerini tartışamazsak buna demokrasi denmez” demeye başladılar

Ben de diyorum ki:

İyi hadi gelin tartışalım... Tartışalım da neyi tartışacağız...

*

Madde 1 diyor ki: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir...

Bunu mu tartışacağız?

Yazının Devamını Oku

CHP oylarımı bölmezse gelecek seçim iktidarım

Cumartesi akşamı Muharrem İnce aradı. Yalova’da oğlu ile birlikteymiş.

Tabii ki konu, onun için yazdığım şu sözlerdi:

“Seçim gecesi üç-beş saati yönetemeyen bir siyasetçi bir partiyi 360 gün nasıl yönetecek...”

Allah için Muharrem İnce’nin rahmetli Süleyman Demirel’e benzeyen bir tarafı var.

Alınmıyor, kızmıyor, küsmüyor...

Türk siyasetinde artık unutmaya başladığımız güzel bir meziyet bu.

Neyse, hemen söze girdi:

“Seçim gecesi için bana haksızlık ediliyor”

Yazının Devamını Oku

Yeni Türkiye'nin yeni fenomeni: VIP köpek

Evet başlıktaki ifade yanlış değil. “V.I.P Köpek”...

Türkiye’de geçen hafta V.I.P köpekler dönemi açıldı.

Size bu haberin hikâyesini ve perde arkasını yazayım.

*

Son yıllarda Türkiye’de en beğendiğim yeni markalardan biri Les Benjamins...

Gümüşhane kökenli bir ailenin çocuğu olan Bünyamin Aydın’ın yarattığı bir giyim markası.

Başlarda “Ottoman Punk” tarzı deniyordu.

Lüks sokak modasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

Özellikle fesli James Dean desenleri falan bütün dünyada tutuldu.

Yazının Devamını Oku

Tam 60 yıldır hayır dediğim bir anayasal düzende yaşıyorum

Bakın şu gerçekleri alt alta yazdığımda, kendi açımdan ne kadar tuhaf bir durum ortaya çıkıyor.

- 73 yaşımdayım...

- Bugüne kadar oy verdiğim hiçbir parti iktidara gelemedi.

- Bugün “Türkiye Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi” sitesine girip TC Anayasası yazdığım zaman karşıma çıkan metnin üzerinde şu yazıyor:

“Kanun numarası: 2709

Kabul tarihi: 18/10/1982”...


Yazının Devamını Oku

İlk Türk 'Cacabey'i üzerine birkaç mütevazi tavsiye

Devlet Bahçeli “astronot” kelimesine Türkçe karşılık olarak “cacabey”i teklif etti.

Güzel isim ama itirazım var.

İngilizce veya başka Hint Avrupa dillerinde telaffuzu sorun yaratabilir.

“Kakabey” olarak söylenir ve bu da yanlış anlamalara yol açar...

Onlar eğlenir biz üzülürüz...



Yazının Devamını Oku

Ay'a sert inişe hazırlanırken her 100 Türk'ten kaçı 1969'da ABD'nin Ay'a gittiğine inanıyor

Başlık biraz spekülatif ama ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız.

Ama önce size önemli bir haber vereyim.

*

Türk “Silikon” dünyasında geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme daha oldu.

Dünyanın önde gelen dijital araştırma kuruluşlarından YouGov, Türkiye’de “Wizsight” adlı online araştırma şirketini satın aldı.

Wizsight 2017 yılında N. Özge Akçizmeci adlı genç bir girişimci tarafından kurulmuş bir startup şirket.

Böylece BluTV’nin yüzde 30 hissesinin bir dünya devi olan Discovery’ye satılmasından sonra ikinci bir Türk startup’ı daha dünya piyasasına girdi.

YouGov ilginç alanlarda online araştırmalar yapan bir şirket.

Yazının Devamını Oku

Patron bu milleti ortada bir yerde birleştirebilir mi

‘Big Lebowski’ filminin bardaki bilge adamı ne diyordu:

“Bazen bir ülkede bir adam gelir...”

Sonra birasından bir yudum alıp devam ediyordu:

“Bazen o ülkede bir adam daha gelir...”

Geçenlerde bu tiradı yazmıştım...

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir adam geldi...

Ülkeyi tam ortasından ikiye böldü...

Şimdi bir adam daha geldi....

Yazının Devamını Oku