GeriErtuğrul ÖZKÖK Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

*

Sadece milli mahremiyetimizi çalmadılar...

Bunu yaparken, ordumuzun en kahraman subayları için suçlar uydurdular...

Çoğu hapse atıldı...

Dünyanın hiçbir ülkesinde böylesine aşağılık bir operasyon yapılmadı.

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

*

O gün o bilgileri kopyalayan kişilerin hiçbir resmi görevi yoktu...

Gönüllü olarak işlediler bu suçu... Yani aşağılık bir çetenin gönüllü militanı, resmi çete üyesi olarak...

*

Dün Hürriyet’te Toygun Atilla’nın haberinden öğrendik.

Devletin en siber güvenlikle korunan bilgilerini çalıp kopyalayan ve yurtdışına taşıyan bu adam, şimdi bir Amerikan üniversitesinde ders veriyormuş. Verdiği dersin adı ne biliyor musunuz?

“Siber güvenlik...”

Yani siber güvenlik hırsızı, siber güvenlik dersi veriyor.

*

Diyor ki...

“Bakın ben Türkiye’nin siber güvenlikle korunan kozmik bilgilerini böyle çaldım. Sizinkiler çalınmasın istiyorsanız şöyle şöyle yapın...”

Herhalde örnek olay olarak da ordumuzun kozmik kasalarından çaldığı bilgileri kullanıyordur.

*

Bu adamlar yıllarca ülkenin en vatansever insanlarına darbeci dediler...

“Hain” dediler...

Şu dediler, bu dediler...

Hapislerde süründürdüler... İntiharlara sürüklediler...

Kanserden üç gram kalmış bedenlerini bile hücrelerde çürüttüler.

Şimdi bakın...

Bir, o gün hain diye damgaladıkları ordumuzun, Suriye’de, Azerbaycan’da, Irak dağlarında yazdığı destanlara bakın...

Bir de bu süfli heriflerin sığındıkları yere...

*

Hep diyorum ya...

“Hain” çok nankör bir kelimedir...


KOPYALAYIP FETÖ’YE GÖTÜRDÜ


Ünal Tatar, FETÖ’cülerin el koyduğu çok gizli belgeleri 1.5 TB’lık bir harddiske kopyaladı. Daha sonra bu kopyayı ABD’ye elebaşı Gülen’e götürdü.

KOZMİK ODA’YA BÖYLE GİRDİLER

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak


FETÖ’cüler,  Bülent Arınç’a suikast kumpasıyla 27 Aralık 2009’da ‘Kozmik Oda’ya girmişti.

 

İLGİNÇ TEORİ: ‘ÇOKEŞLİLİK’ DEĞİL AMA ‘ÇOK AŞKLILIK’

BU
hafta seyrettiğim en tuhaf film, Lore adlı dizinin ikinci sezonunun 6’ncı bölümüydü.

Aaron Mahrike’nin podcast olarak yayınlanan podcast hikâyelerinden yapılan bir dizi.

Özelliği geçmişte yaşanmış gerçek olayları televizyon draması haline getiriyorlar ve şu sıralar bu tür diziler çok moda.

Bu bölümde Amerikan roket endüstrisinin kurucularından Jack Parsons’un hayatını anlatan tuhaf bir film...

Adı, “The Devil and the Divine”.

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

Adam tuhaf mı tuhaf...

Hem roket sanayinin dâhilerinden biri, hem de keskin bir tarikatın lideri...

Tarikatın en büyük ideallerinden biri de “Kızıl kadın”a ulaşmak.

“Kızıl kadın”, Bizans ve Türk mitolojisindeki “Kızıl elma” gibi bir şey...

Sonunda kızıl saçlı bir kadın geliyor ve onda bu idealini buluyor.

Tarikatın kadın-erkek ilişkisi konusundaki teorisi de şu:

“Çokeşlilik değil, çok aşklılık...”

O da tuhaf bir fikir...


BU ADAM OĞLUNA NEDEN ATATÜRK’ÜN ADINI KOYDU

AMERİKALI
roket dâhisi Jack Parsons’un hayranı olduğu bir İngiliz tarikat lideri var.

Aleister Crowley...

*

“Altın Şafak Hermetik Cemiyeti” başkanı.

Trinity Kolej mezunu...

Hıristiyanlığa karşı büyük bir şüphesi var.

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

Günah denilen şeyin aslında hayatın en büyük hazzı olduğuna inanıyor.

Tarihin en tartışılan ve en nefret edilen kişilerinden biri bu...

*

Jack Parsons ona “Babam” diyor...

O da ona “Oğlum” diye sesleniyor.

Aralarında müthiş bir bağ var...

Bu kadar pozitif bir bilim içindeki insan, nasıl olup da böylesine manyakça bir tarikatın mensubu olur anlamak mümkün değil.

*

Bu arada Aleister Crowley’in hayatını araştırırken ilginç bir şeye rastladım.

İşte bu adam ikinci oğluna Atatürk ismini vermiş.

Sırrı hâlâ çözülmeyen bir tuhaflık...


PANTOLON MU MODA MUHALİF GAZETECİ Mİ

AMERİKA
Birleşik Devletleri’nde son günlerde ilginç bir ticari olay yaşanıyor.

MSNBC televizyonunun seçim gecesi haberlerini sunan gazetecisin giydiği khaki pantolon acayip moda oldu.

GAP marka khaki pantolonun satışı bir gecede yüzde 90 artmış.

*

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

Pantolona baktım...

Sıradan mı sıradan, klasik mi klasik bir khaki pantolon...

Gazetecinin üzerinde öyle “Uff” dedirtecek bir duruşu da yok...

Nedir öyleyse bu...

*

MSNBC Trump’a muhalif duran bir kanal.

Seçim gecesi yayınları Trump muhalifleri tarafından çok tutuldu.

Özellikle o gece sürekli anchor olarak ekranda kalan gazeteci ve yorumcu Steve Kornacki çok puan topladı.

*

Kornacki, gece boyunca, ertesi gün ekranda hep bu khaki pantolon gömlek ve özensizce bağlanmış kravatla kaldı.

O nedenle soruyorum...

Sizce moda olan pantolon mu...

Yoksa muhalif gazeteci mi...

*

Bir de yakın plan çekimlerde bugünlerde çok moda olan “Undoing” filmi oyuncusu Hugh Grandt’ı andırması mı...


BİR İÇKİ YÖNETİCİSİNİN İLGİNÇ PODCAST’İNDEN

SON
zamanlarda “podcast” denilen sosyal paylaşım mecraları çok hızla yükseliyor.

Bu sayede, çeşitli sektörlerdeki yaratıcı insanların görüşlerini de izleme imkânımız oluyor.

Geçen gün dünyadaki en büyük içki grubu Mey-Diageo’nun Türkiye Genel Müdürü Levent Kömür’ün Ayça Budak’ın podcast’ındaki sohbetini izledim.

Çok ilginç şeyler anlattı.

Size kısa bir özetini vereyim.

RAKI VE ŞARAP HANGİ SINIFLARIN İÇKİSİDİR

LEVENT Kömür
anlatıyor:

- Osmanlı döneminin meyhanelerdeki yaygın içkisi şarapmış. Rakı ise daha kolay ulaşılabilen bir içkiymiş ve daha çok liman kesiminde işçilerin içkisiymiş.

- Rakı Cumhuriyet dönemi ile daha çok yaygınlaşmaya başlamış ve meyhaneye girmiş.

- Şarap ve içkinin Osmanlı dönemindeki sınıfsal ayrımı, Cumhuriyet’le birlikte yavaş yavaş silinmiş.

- Bugün içki tüketiminin sosyal sınıf analizleri değişti. Hangi insanın hangi içkiyi içtiğini ait olduğu sınıf değil, hayata bakış tarzı belirliyormuş. O nedenle bir patronla işçi aynı meyhanede içebiliyormuş.

- Cumhuriyet döneminde kadının ilk kamusal alanlarından biri de meyhaneler olmuş. Kadın-erkek birlikte gidilen meyhaneler açılmış.


EDEBİ BİR KÖŞE YAZARINI ÇOK ERKEN KAYBETTİK

AHMET Kekeç
Türk basınının edebiyatla en iç içe yazarlarından biriydi.

Üslupçuydu...

Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ndendi.

Mavera, Yöneliş gibi edebiyat tarihimizin önemli dergilerinde yazıları çıkıyordu.

Enis Batur’la birlikte çıkardığımız Yazı dergisinin en iyi okuyucularından biriydi.

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

Siyasi konularda görüşlerimiz çok farklıydı.

Ama bu Bebek Oteli’nin altındaki restoranda buluşup güzel sohbetler yapmamıza hiç mani olmadı.

En güçlü muhaliflerimden birini kaybettim.

Çok erken ayrıldı aramızdan...

Allah gani gani rahmet eylesin sevgili dostuma...

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku