GeriErtuğrul ÖZKÖK Koreli K-Pop kızlar 90 yaş rekorunu nasıl kıracak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Koreli K-Pop kızlar 90 yaş rekorunu nasıl kıracak

MASANIN etrafında 6 kişiyiz...Üç kadın, üç erkeğiz ve en yaşlıları benim.

Koreli K-Pop kızlar 90 yaş rekorunu nasıl kıracakGüney Kore’nin başkenti Seul’ün en ünlü “ocakbaşı” restoranı Bamboo House’tayız.

Ev sahibimiz Samsung şirketinin iletişim bölümü başkan yardımcısı...

Masanın üzeri Türkiye’deki gibi meze tarzı çeşitli yiyeceklerle dolu.

Böyle bir masaya oturunca hangi konu açılır?

Tabii ki kilo meselesi...

Kore seyahatim işte bu konuyla başlıyor, ama anında kilodan uzun yaşamaya geçiyor.

Koreli K-Pop kızlar 90 yaş rekorunu nasıl kıracak

BU MASADA İKİ KİŞİ 90 YAŞINI GEÇECEK

KONUYU ben açıyorum:

“Bu masadan iki kişi kesinlikle 90 yaşını geçecek. Tahmin edin bakalım hangilerimiz?”

Herkes merakla bana bakarken, masadaki iki Koreli kadını işaret ediyorum.

Kadınlardan biri, Samsung Global İletişim Bölümü Başkan Yardımcısı Holly Jee, öteki ise tercümanımız. Onlara geçen yıl okuduğum bir bilimsel araştırmanın sonuçlarını anlatıyorum.

Güney Kore kadınları şu yıllarda hızla
bir dünya rekoruna doğru gidiyor.

Londra’daki “Imperial College” ile Dünya Sağlık Örgütü tarafından 35 sanayileşmiş ülkede yapılan ve geçen yıl yayınlanan bir araştırmaya göre dünyada ortalama yaşama süresi beklentisinde 90 yılı geçen ilk insan grubu Güney Koreli kadınlar olacak.

Bu araştırmaya göre 2030 yılında doğacak Güney Koreli kadınlar, yüzde 57 şansla 90 yaşını geçecek. 86 yaşını geçme şansları ise yüzde 97 olacak.

O nedenle dünyanın yeni elektronik devi Kore’ye seyahatimi uzun yaşayan kadınlar konusuyla başlatıyorum.

Yani, bu fotoğrafta gördüğünüz Koreli K-pop grubu “2NE1”nin nesli, yaşam süresi beklentisinde, Fransa, İspanya, Japonya, İsviçre, Kanada ve Avustralya’daki akranlarını geride bırakıyor.

O akşamdan itibaren, gittiğim her yerde bu insanları uzun yaşatan şeyleri gözlemlemeye çalıştım.

Bu beş günün sonunda keşfettiğim sırlar şunlar.

Koreli K-Pop kızlar 90 yaş rekorunu nasıl kıracak

AYLA’NIN MEMLEKETİNE NASIL VE NEDEN GİTTİM

- 1950’li yıllarda Güney Koreli bir askerle, onunla aynı mevzilerde savaşan bir Türk askerinin alın yazıları aynı gibiydi.

İki ülke de fakirdi ve aşağı yukarı aynı gelir seviyesine sahipti.

İki ülkenin insanlarının hayat süreleri birbirine yakındı.

Aradan geçen 60 yıl boyunca ne olmuştu da Türk askerinin ailelerinin gelir düzeyi 10 bin doların altında kalırken, Güney Korelininki 30 bin dolara gelmişti...

Samsung’un Türkiye temsilcisi DaeHyun Kim, “Öyleyse biz sizi Kore’ye davet edelim” dedi.

Bana bu harika dost ülkeyi tanıttıkları için kendilerine çok teşekkür ediyorum.

SOKAKTA OBEZ İNSAN YOK

SEUL sokaklarında hemen hemen hiç obez insan görmedim. Samsung Dijital Şehri’nde çalışanlar arasında obez neredeyse yoktu. Uçakta giderken rastladığım Güney Koreliler arasında da obez yoktu.

Demek ki...

- Uzun yaşamak istiyorsan obez olmayacaksın.

90 YAŞ SIRRI 1: BANA OSMAN HOCA’YI HATIRLATAN TABAK

GÜNEY Koreli kadının uzun yaşama konusu açılınca, ev sahibimiz masadaki tabaklardan birini kaldırıp bana uzatıyor ve “İşte sırrı bu tabakta” diyor.

Uzattığı şeyin adı “çimçi”.

O andan itibaren Güney Kore yemek kültürünün iki değişmez kuralını öğreniyorum.

Beş gün boyunca oturduğumuz hiçbir masada ekmek yoktu.

Buna karşılık oturduğumuz her masada mutlaka “çimçi” vardı.

Çimçi bir tür lahana turşusu...

Ama marine edilme biçimi bizimkilerden biraz farklı.

Osman Müftüoğlu son yıllarda turşunun doğal bir probiyotik olduğunu yazıyor.

Haklıymış...

Böylece Kore kadınının 100 yaş sırrının ilk iki maddesi ortaya çıkıyor:

Bol bol çimçi ye...

- Ağzına ekmek koyma...

90 YAŞ SIRRI 2: DOKSAN YAŞIN İKİNCİ SIRRINI STARBUCKS’TA KEŞFEDİYORUM

SABAH Samsung kampusuna giderken köşedeki Starbucks’tan kahve alıyorum.

Dünyanın bütün Starbucks kafelerinde şeker ve
tatlandırıcıların bulunduğu sehpa aynı yerdedir.

Sehpayı buluyorum ama üzerinde ne şeker, ne tatlandırıcı ne de karıştırıcı var.

O sabahtan itibaren dikkat ediyorum.

Gittiğimiz hiçbir yerde masanın üzerinde şeker yok...

Böylece doksan yaşın üçüncü sırrını da çözüyorum.

Ağzına asla şeker koyma...

90 YAŞ SIRRI 3: BİR KORELİ NE KADAR SİGARA, NE KADAR İÇKİ İÇER

BU ülkede çok az sigara içiliyor.

Şöyle diyeyim, bir Türk sigara bakımından bir Korelinin yanında sanayi devrimindeki bir fabrika bacası gibi kalır...

Buna karşılık Güney Koreliler iyi içiciler...

Yerel bir tür rakılarını, biraya karıştırıp art arda içiyorlar.

Demek ki 90 yaş sınırını açmak istiyorsan...

- Asla sigara içme...

Mümkünse alkollü içki de içme, ama abartmadan içtiğin takdirde içki de içebilirsin.

90 YAŞ SIRRI 4: BİR KORELİNİN TV YAŞI BİR TÜRK’ÜN KAÇ YAŞIDIR

TURŞULARIMIZ birbirine benziyor, ama televizyonlarımız taban tabana zıt.

Bütün kanallarda genç ve neşeli insanların programları var.

Saçları kırmızı, sarı, mavi genç K-popçular nasıl eğleniyorlardı anlatamam.

Güney Koreliler çok gülen, kahkaha atan insanlar.

Uzun yaş dersi:

- Gırtlağına kadar siyasete gömülmüş Türk televizyonlarının asık suratından kaç...

Hiçbir nedeni olmasa bile, beyaz balina Aydın gibi kahkaha at...

Koreli K-Pop kızlar 90 yaş rekorunu nasıl kıracak

90 YAŞ SIRRI 5: 150 LİRAYA KURULAN KURU BALIK DÜKKÂNI

ŞURASI bir gerçek... Uzun yaşamanın gelir seviyesi ve teknoloji ile de yakın ilişkisi var.

Lee Byung-Chull da bunun bilincindeydi ve 1938 yılının başında kendisi için çok önemli bir karar aldı.

Kuru balık ve noodle satan bir dükkân açacaktı.

Yani bildiğimiz çiroz ve Çin usulü tel şehriye satacaktı. Kore’nin Daegu şehrindeki dükkân 1 Mart 1938 günü kapılarını açtı.

Lee Byung için önemli olan bu karar Güney Kore için çok daha önemli bir şeyin ilk adımı olacaktı.

O gün yatırdığı para 30 bin won’du.

Yani bugünün 25 doları, yani bugünün 150 Türk Lirası.

Kuru balık satan adam o gün, yarım asır sonra Kore’yi bir elektronik devi haline getirecek adımı attığının farkında değildi.

Dünya teknoloji devi Samsung’un temeli o gün işte yukarıda fotoğrafını gördüğünüz bu binada atılmıştı.

İşler iyi gidiyordu ama bir süre sonra her Korelinin hayatını altüst edecek bir olay patlayacaktı.

SÜLEYMAN ASTSUBAY KORE’YE GİDERKEN LEE BYUNG NE YAPTI

Koreli K-Pop kızlar 90 yaş rekorunu nasıl kıracak

KORE Savaşı başlamış ve ülke ikiye bölünmüştü.

“Ayla” filminin kahramanı Süleyman Astsubay Kore’de savaşırken, Lee Byung bir yandan komünizme karşı savaşıyor, bir yandan da geleceğe bakıyordu.

Artık kuru balık ve tel şehriye satarak ayakta kalmak mümkün değildi.

Annesinden bir girişimci olarak doğmuş olan Lee geleceği görmüştü.

Tekstil yükseliyordu.

1970’li yıllarda devletçi koruma duvarlarının arkasında hammadde, kimya, gemi inşaatı gibi sektörlere yönelecekti...

Ama asıl fırsat başka yerdeydi...

1970’li yıllarda, kızıllaşmaya başlamış bir tanyerinde elektronik güneş doğmaya başlamıştı.

Samsung ilk televizyon alıcısını 1969 yılında ürettiğinde Japonya arayı çoktan açmıştı.

O nedenle kuru balıkçının çok daha büyük düşünmesi gerekiyordu. O adımı 1980’lerin başında atacaktı.

ARAŞTIRMAYA GÜNDE KAÇ DOLAR HARCARSINIZ

SAMSUNG Dijital Şehri adı verilen kampus, Seul’e 45 dakika mesafedeki Suwon şehrinde çok geniş bir arazi üzerine kurulu.

Daha ilk bakışta üç dev bina dikkatinizi çekiyor. Bunlar şirketin “R and D” yani araştırma geliştirme binaları.

Biri akıllı telefonlar, ikincisi televizyon, üçüncüsü ise yapay zekâ ve öteki software, yani program geliştirme merkezi.

Bu kampusa baktığınızda Samsungun bu iki alanda da pazar lideri olmasının tesadüfi olmadığını anlıyorsunuz.

Dünyada 35 araştırma merkezi var. Şirket araştırma ve geliştirmeye yılda 15 milyar dolar para harcıyor.

Bu da demek ki şirket araştırma ve geliştirmeye her gün 40 milyon harcıyor.

SAMSUNG HER SAAT

42 BİN telefon...

- 4 BİN 900 televizyon alıcısı satıyor.

TÜRKİYE SİYAH-BEYAZ TV TÜPÜ YAPARKEN SAMSUNG NE YAPTI

TRANSİSTÖR Japon elektronik devini yaratmıştı..

Ama ufukta yine Amerika’dan bir başka devrim geliyordu.

Yarı iletkenler dönemi açılıyordu. Yani “çip devrimi” geliyordu... Lee Byung’un kurduğu şirket işte tam o yıllarda tarihinin en büyük kararını aldı.

Çip üretecek ve geliştirecek fabrikalar yapacaklardı.

1980’lerin başında alınan o karar Samsung’u bugün dünyanın en büyük çip üreticisi haline getirecekti. Ama o karar sadece çip üretme kararı değildi. Aynı zamanda dünyanın en büyük araştırma ve geliştirme yatırımlarından biri başlıyordu.

O yıllarda Türkiye ise elektronik alanda en büyük yatırımını yapmaya hazırlanıyordu.

Siyah-beyaz televizyon tüpü üretecek bir fabrikaydı bu. O fabrika daha tamamlanmadan çöpe atılacaktı.

Kore renkli televizyonu da geçmiş, yarı iletken dönemine girmişti.

YARIN

- Samsung’un kurduğu rehber köpekler okulunda neler gördüm. Emekliye ayrılan rehber köpekler ne oluyor.

- Kore pop müziğini anlatan ‘K-Pop müzesi’nde neler gördüm.

- Samsung teknoloji müzesindeki soru: Kadının özgürleşmesi ve iş hayatına atılmasında en etkili olan buluş ve uygulama neydi.

 

X

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku