GeriErtuğrul ÖZKÖK Kızıl Frankenstein'ın üç maymunu ne oldu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kızıl Frankenstein'ın üç maymunu ne oldu

1927 yılının bahar aylarında bir gün...

1. Batı Afrika’nın en Batı ucundaki Dakar şehrinden Fransa’nın Marsilya limanına giden bir gemide, yıllar sonra ortaya çıkacak esrarengiz bir ölüm olayı yaşanır.

Geminin yük taşınan bölümlerinde kafeslerin içinde bulunan üç maymundan ikisi ölmüştür.

Kızıl Frankensteinın üç maymunu ne oldu

*

Görevli personel bunu kaptana haber verir.

Kaptan da aynı gemide seyahat eden bir kişiye bunu haber verir.

Haber verdiği kişi bir doktordur...

Doktor hemen aşağı iner ve hayatta olan üçüncü maymunun daha havalı bir yere alınmasını söyler.

Sonra da personelin şaşkın bakışları altında ölen iki hayvanı masaya yatırır, çantasını açar ve ameliyat aletlerine benzeyen bir şeyler çıkarır...

Biraz sonra bilim tarihinin en karanlık operasyonlarından biri başlar...

Daha doğrusu tıp tarihinin karanlık sayfalarında kalmış bir otopsi...

*

Gemideki doktorun bilmek istediği şey, maymunların ölüm nedeni değil şuydu:

İki maymun da hamile miydi...

Çünkü iki maymun da aynı spermi taşıyordu ve spermler çok ilginç bir canlıya aitti...

*

Ertesi gün üçüncü maymun da öldü...

Ve doktorun o maymunlarla ilgili otopsi raporu, çok gizli kaydı ile Paris’e gönderildi...

Çünkü orada bu raporu merakla bekleyen iki kişi vardı.

İşte bugün 1990’lı yıllara kadar karanlıkta kalan bu üç maymunun hikâyesini okuyacağız...

2. STALİN, ‘KIZIL FRANKENSTEIN’A ‘İNSAYMUN YAP’ EMRİ VERİYOR

MARSİLYA
yolunda ölen üç maymunun hikâyesi 1925 yılında Stalin’in verdiği bir emirle başlıyor.

Kızıl diktatör dönemin ünlü bilim insanlarından Prof. İlya İvanoviç Ivanov’u çağırıp şu talimatı veriyor:

Kızıl Frankensteinın üç maymunu ne oldu

“Yenilmez bir insan türü istiyorum. Acıdan etkilenmeyen, ne bulursa yiyebilen bir insan türü...”

Canlı bir savaş makinesi istemektedir Stalin... Ve bu iş için 200 bin dolarlık bir de fon sağlamıştır.

*

Profesör İvanov uzun süreden beri evrim teorileri üzerinde çalışan bir bilim insanıdır.

Dolayısıyla aldığı emrin ne anlama geldiğini çok iyi bilmektedir.

İnsanla maymunun melezleştirilmesinden oluşacak bir “insaymun” yaratması istenmektedir...

*

Ancak bir sorun vardır. Rusya’da maymun bulmak o kadar kolay değildir. Derhal Fransa’daki Pasteur Enstitüsü ile ilişkiye geçer.

Gine’nin Conakry şehrinde bir araştırma merkezi kurarlar.

İşte insanlık tarihinin en tartışmalı deneyi bu merkezde yapılır.

Üç dişi maymuna suni döllenme yoluyla erkek insan spermi aşılanır..

*

Dakar’dan Marsilya’ya giden gemideki üç dişi maymun, rahimlerinde işte bu erkek spermlerini taşıyorlardı...

Ve gemideki doktor otopside şunu öğrenmek istiyordu:

Maymunlar bu erkek insanlardan hamile kalmış mıydı?

Bu sorunun cevabını üçüncü yazıda ele alacağız.

3. İŞTE ÖLEN ÜÇ DİŞİ MAYMUNUN HAMİLELİK OTOPSİSİ SONUCU

GEMİDE
otopsi yapan doktorun raporuna yazdığı sonuç şuydu:

Maymunların üçü de hamile değildir...

Yani Afrikalı üç erkekten alınıp bu maymunlara aşılanan insan spermi ile hamile kalmamışlardı.

Çok gizli tutulan bu raporun bir kopyası Paris’e Pasteur Enstitüsü’ne, öteki ise “Krasnaya Frankenstein”, yani “Kızıl Frankenstein” lakabı takılan ve o sırada Fransa’da bulunan Prof. İvanov’a gönderilir.

Raporu alan İvanov düş kırıklığı ile Moskova’ya döner...

Artık önünde yapacak tek şey kalmıştır...

“G” kod adlı projeyi başlatmak... Bunu da dördüncü yazıda okuyacağız.

4. ‘G’ KOD ADLI KADIN OPERASYONU BAŞLIYOR

İNSAN
spermi ile maymunu dölleyemeyen İvanov bu defa tersini yapma kararı alıyor.

Bu da Rusya’da bir sürü maymunu yaşatmaya çalışmak yerine bir erkek maymun bulup bunu kadın insanla melezleştirme fikridir.

Bunun için bir de kadın bulunuyor.

Kızıl Frankensteinın üç maymunu ne oldu

Kadına “G” kod adı veriliyor...

Bunun kadındaki “G” noktası ile bir ilişkisi var mı diye sorarsanız verebileceğim cevap şu olabilir:

G noktası 1944 yılında Amerikalı jinekolog Ernst Grafenberg tarafından tarif edildi...

Oysa biz 1927 yılındayız... Yani bu G ancak tesadüf olabilir.

Peki kimdi bu “esrarengiz G...”

Ve ona spermini verecek olan maymun...

Onun hikâyesi de beşinci yazıda...

5. ESRARENGİZ KADIN KİM, O ORANGUTANIN ADI NE

ÖNCE
erkekten başlayalım.

G kod adlı kadını döllemek için bir orangutan bulundu.

Onun da adı ilginçti:

Tarzan...

Sıra artık bu deney için gönüllü olacak uygun bir kadını bulmaya gelmişti...

Prof. İvanov’un aklına Gürcistan’daki bir araştırma kuruluşu geliyor...

İklimi dolayısıyla maymunların da yaşamasına müsait olan bu bölgede çalışacaktır.

Bu iş için bir de Kübalı kadın gönüllü bulunuyor...

Araştırmalarında “G” kod adı altında geçen bu Kübalı kadının gerçek adı Rosalia Abreu’dür...

Her şey hazırdır ancak son anda iki pürüz çıkar...

Bu deneyi haber alan Ku Klux Klan kadını tehdit etmeye başlar...

Ve korkutmayı da başarır...

Tam o sırada bulunan erkek orangutan Tarzan da ölür...

Deneyler de rafa kaldırılır...

6. KIZIL FRANKENSTEIN’LARIN ÖTEKİ HİKÂYELERİ BU KİTAPTA

BU
başarısızlıklar İvanov’un kariyerine mal olur.

Stalin tarafından azledilir ve kısa süre sonra ölür..

Bu deneyler de bilim tarihinin efsanesi olarak gizli dosyalarda kalır...

Peki bu deneyler biter mi?

İnsan ve maymun ilişkileri, bunun gibi yüzlerce hikâye ile devam eder...

Hem de çok ilginç hikâyeler ve deneylerle...

Bu hikâyeyi geçen ay yayınlanan bir kitaptan aktardım.

Ben sadece birini yazdım.

İlginizi çekerse öteki hikâyeleri bu harika yaz sonu kitabından okuyabilirsiniz.

Bana göre bu yazın en ilginç kitabı...

Kızıl Frankensteinın üç maymunu ne oldu

..........................

- Halit Kakınç: “İnsaymun”, Destek Yayınları, Ağustos 2020

BİZİM UŞŞAKİ DUYMASIN ANINDA ORAYA SIĞINIR

CALIFORNIA
Eyalet Meclisi “çocuk olmayanlarla seks” suçlarını hafifleten bir kanun çıkarmış...

Okuyunca inanamadım... California’lı demokratlar herhalde kafayı yedi dedim.

Ama doğruymuş...

*

Buna göre “ergen biri 10 yaştan fazla fark olmayan bir çocukla” cinsel ilişkiye girerse “seks suçlusu” sayılmayacak.

Yani 24 yaşında bir genç, 15 yaşında bir kızla ilişki kurarsa ceza almayacak.

Bir başka örneğe gidelim.

Bu durumda, 19 yaşında bir genç de 10 yaşında bir çocukla ilişki kurarsa o da suç olmayacak...

Aklım hafızam almıyor böyle bir şeyi...

*

NOT: Bu arada bizim Uşşaki duymasın anında California’ya iltica eder diye endişelendim... Ama bu iğrenç kanun bile onu kurtarmaz.

10 yaş fark kuralı var...

YENİ MÜZİK
BEN BÖYLE DAMARDAN ARABESK BİR ANADOLU ROCK’I DİNLEMEDİM

HAFTANIN
sürpriz şarkılarından biri de Kahadirbartal’ın “Babaya Selam Damara Devam” adlı parçası...

Son zamanlarda dinlediğim en sıkı Anadolu arabesk rock’ı...

Yüksek volümde ve kulaklıkla dinlediğinizde uçuruyor yani...

Kızıl Frankensteinın üç maymunu ne oldu

Kapaktaki kağnı arabalı desen de tam oturmuş...

Parça enstrümantal olduğu için sözlerinin ne anlama geldiğini anlayamadım.

Ekşi Sözlük’te şöyle bir açıklama okudum:

“Vakti zamanında Kral FM’de DJ’lik yapan Nöbetçi Erdem’in sıklıkla tekrarladığı slogan. Bir iki Müslüm Gürses şarkısından sonra sıradaki şarkının da Müslüm Gürses’ten olduğu anlamına gelir.”

BİR SÜRPRİZ DE ARABESK HİP HOP

- HAFTANIN öteki sürprizi de Diyar Pala’nın “Uzak Ol” adlı şarkısı...

Bu da damardan arabesk bir hip hop...

Sözler muhalif, müzik hip hop ritminin üzerine çok başarılı şekilde oturtulmuş yaylılar ve Orhan Gencebay çizgisi...

Çok sevdim...

ŞAHANE FİKİR
OTEL LOBİSİNDE GIRGIR CİLTLERİ

SAFFET Emre Tonguç’
u bu hafta ikinci defa öveceğim.

Geçen gün Instagram’da Alaçatı’daki “Rumevi” adlı 5 odalı bir butik evi tanıttı.

Kızıl Frankensteinın üç maymunu ne oldu

Gerçekten çok güzel bir mekân.

Ama en hoşuma giden, lobiye yaptıkları küçük kitaplık ve oraya koydukları üç cilt...

“Gırgır” dergisinin eski sayılarından 3 cilt koymuşlar...

Helal olsun...

Harika bir fikir...

Sırf Oğuz Aral’ın hatırasına gidip o ciltleri göreceğim...

X

Türk siyasetinde ‘enkaz’ edebiyatının ömrü 2 yıldır

Yıllarca “rekabet psikolojisi” kitapları okudum.

Kendim rekabet içinde yaşadım...

Hürriyet içinde ilk büyük yöneticilik mücadelemi, dönemin fiili Hürriyet CEO’sunun bir mülakatı üzerine verdim.

*

Sabah gazetesi ile büyük bir tiraj savaşı içindeydik.

O yönetici bir mülakatında “Biz ikinciliği kabul ettik. Fark 50 bini geçmediği sürece bizim için mesele olmaz” dedi...

O sabahı hiç unutmuyorum...

Sinirimden duvarları tekmelemiştim...

Çok iyi biliyorum ki büyük bir gazeteyi yönetiyorsanız, ikinciliği kabul etmek havlu atmak anlamına gelirdi...

Yazının Devamını Oku

Seninle cehenneme bile gelirim başkan

“Yıldırım, “Obradovic’i getiririm” dedi. Toplantıdan sonra yanındakilere, ‘Koç biliyor muydu, yoksa bir tahmin mi?’ diye sordum. Obradovic, ‘Seninle cehenneme bile gelirim’ demiş.”

Benim açımdan dünkü basın toplantısının en büyük sürprizi, Aziz Yıldırım’ın basketbol takımı ile ilgili önerisiydi. Sürpriz ötesi bir şok oldu benim için... Ama iyi bir şok...

OBRA BİLİYOR MUYDU?

Yıldırım, “Obradovic’i getiririm” dedi. Peki Obradovic bunu biliyor muydu? Büyük koç, Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra Barcelona’ya falan gider diye düşünüyordum. Ama nedense basketbola başladığı Partizan’la anlaştı. Bu beni şaşırtmıştı açıkçası. Bunu “Mustafa Denizli’nin futbola başladığı Altay’a teknik direktör olması gibi duygusal bir nedene bağlamıştım. Dün basın toplantısından sonra yanında bulunan yöneticilerle konuştum. Onlara “Koç biliyor muydu, yoksa bir tahmin mi” diye sordum. Yıldırım önceki gün Obradovic’le telefonda konuşmuş. “Koç gelir misin” deyince, aldığı cevap şu olmuş: “Seninle cehenneme bile gelirim başkan.”

ALİ KOÇ BU TEKLİFE NASIL BAKAR?

Ali Koç bu teklife ne der bilmiyorum... Bir başkan için böyle bir yetki paylaşımını kabul etmek kolay bir şey değildir. Kabul eder ve bir başarı hikayesi yazılırsa, bunun taraftar üzerindeki etkisi ne olur onu da düşünebilir. Şunu düşünmek de yararlı olabilir. Böyle bir başarının yolunu açacak teklifi kabul etme büyüklüğü de bir başkan için zaferdir. Hele hele bu teklifi yapan insan “Bir daha başkanlığa aday olmayacağım” diyorsa...

Yazının Devamını Oku

Verilen bir söz her zaman sadece bir söz değildir

Aydın Doğan Vakfı bu yılki ödülünü BioNTech aşısını bulan Özlem Türeci ve Uğur Şahin’e vermiş.

Çok doğru bir seçim...

Ben bu yıl Nobel ödülünün de onlara verilmesini bekliyorum...

*

Bu haberi okurken aklıma geçen ay televizyonda seyrettiğimiz bir ortak basın toplantısının görüntüleri geldi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Prof. Uğur Şahin birlikte Türk halkının önüne çıktılar.

Biri Türkiye’den, öteki Almanya’dan katıldı...

Sağlık Bakanı o gece Türk halkına BioNTech ile yapılan anlaşmayı açıkladı.

50 milyon doz aşı gelecekti...

Yazının Devamını Oku

Başkanlar anketi kaybetti ama sandığı da kaybetti mi

Dünyanın en azgın iki popülisti seçimle gitti.

Önce Trump...

Sonra Netanyahu...

Önceki gün de Fransa’daki yerel seçimlerde Avrupa aşırı muhafazakâr sağ popülizminin en güçlü figürlerinden biri olan Marine Le Pen’in partisi beklediğini bulamadı...

O nedenle dünden itibaren Avrupa’da şu soru sorulmaya başlandı:

Son 15 yıldır Avrupa’da yükselen “Sağ muhafazakâr popülizm artık geriliyor mu?”

Evet bunun işaretleri var.

EN AZILI POPÜLİSTİN KORKTUĞU OLDU KARŞISINDAKİ MUHALEFET CEPHESİ BİRLEŞTİ

Yazının Devamını Oku

24 saat kala: ‘Dün’ tamam ama ‘bugün’ ve ‘yarın’ ne

Galatasaray’ın yeni başkanı konuşulurken dün futbol dünyasına bir başka bomba düştü.

Üç yıldır sessizliğe gömülmüş bulunan Fenerbahçe’nin eski başkanı Aziz Yıldırım bu perşembe günü bir basın toplantısı düzenleyecekti.

Basın toplantısının yapılacağı tarih ilginç: 24 Haziran Perşembe...

Yani Fenerbahçe’de başkanlık seçimi yapılacak kongreye 24 saat kala yapıyor bunu Aziz Yıldırım...

Üç yıl önce başkanlık yarışını kaybettiği günden beri sessizliğe büründü.

O günden beri Şükrü Saracoğlu Stadı’na adımını atmadı.

Şimdi perşembe günü, hem de Çırağan Oteli’nde, niye böyle bir basın toplantısı yapıyor?

Her Fenerbahçeli gibi benim de kafamda bazı sorular vardı.

Dün bunların cevabını aradım.

Yazının Devamını Oku

Sokaktaki bu yürüyüş teşhir midir yoksa narsist bir cazibe dansı mı

Bu fotoğraf 1954 yılında Napoli’nin bir caddesinde çekildi...

Yürüyen kadın Sophia Loren...

Önceki akşam streaming platformlarda İtalya’nın efsane kadın oyuncusu Sophia Loren’in hayatını anlatan “Cercando Sophia” adlı belgeseli seyrettim.



Belgeselde Sophia’nın Napoli’de çekilen “İtalyan Usulü Evlilik” filminde şahane bir elbiseyle caddedeki yürüyüşünü gösteren bu sahne var...

*

Yazının Devamını Oku

Bu surata karşı ne mi bekliyorum: Diz çöken futbolcunun duyarlılığını

Bu adama iyi bakın...

Suratına tükürmeden önce iyice bakın ki gerçek yüzünü iyi görebilin.



İster AKP’li olun, ister CHP’li...

İster İyi Partili olun, ister MHP’li...

İster Deva Partili, Gelecek Partili, İP’li olun...

Yazının Devamını Oku

Yenilmiş bir Hıristiyan, yenmiş iki Müslümanla dans edebilir mi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün Azerbaycan Meclisi önünde yaptığı konuşmanın şu bölümünü bir kere daha dikkatle okuyalım:

“Gelin 6 ülke bir platform oluşturalım. Rusya, Türkiye, Azerbaycan, İran, Ermenistan ve Gürcistan.”

*

“Bu platformla birlikte artık bölgede bir sükûnet meydana gelsin, düşmanlıklar kalksın.”

*

“Gürcistan’ın bazı kendine has sualleri vardı. Son Türkiye ziyaretinde tekrar konuştuk. Bu Gürcistan’ın da lehine olacaktır.”

*

“Bu bölgenin barışa ihtiyacı var, bunu başarmamız lazım. Ermenistan, Azerbaycan’la problemlerini çözdükçe Türkiye olarak gereken adımları atacağız.”

*

Yazının Devamını Oku

Bu mektuplar sadece platonik bir aşkın mı ürünüydü... Yoksa

Yoksa... Aralarında fiziki ilişki de var mıydı...

Upper Cihangir toplu halde “Villegiatura” (Sayfiye) mevsimi için Bodrum Gümüşlük’e gittiği için edebiyat dedektifliği görevi yine bana düştü.

Dünün en güzel haberi Hürriyet’te kültür yazarımız İhsan Yılmaz’ın köşesindeydi.

Şiirde “İkinci Yeni” akımının en sevdiğim dört şairinden biri olan Edip Cansever’in, seramik sanatçısı Alev Ebüzziya’ya yazdığı 123 aşk mektubu yayınlanmış.

Edip Cansever bugün artık hayatta olmayan büyük bir şair...

Alev Ebüzziya büyük bir seramik sanatçısı ve hâlâ hayatta... Aynı zamanda o kuşağın en güzel ve çekici kadınlarından biri...

Edebiyat aleminde bu tür mektuplaşmalar her iki taraf da hayattan ayrıldıktan sonra yayınlanır...

Öyleyse bu mektuplar nasıl yayınlandı?

Yazının Devamını Oku

Dirsek dirseğe, kol kola, yüz yüze, baş başa Avrasyacılığın sonu mu

 Zirve yazıları çok sıkıcıdır... Bildim bileli de klasik formatlarla yazılır...

Ancak bu NATO Zirvesi bence son yılların en önemlisiydi...

O nedenle, sıkıcılığı göze alarak bu zirve ile ilgili görüşlerimi yazmak istiyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO Zirvesi’ndeki temasları bence Türkiye açısından son derece önemli oldu.

Bunu hangi somut bilgiye dayanarak söylüyorsun diye sorarsanız, cevabım şu...

Kimsenin bilmediği ve benim bildiğim şeylerden biliyordum demeyeceğim. Çünkü kimsenin bilmediği şeyleri şu an itibarıyla ben de bilmiyorum...

Ama yıllardır bu tür olayları izleyen bir gazeteci olarak, yapılan açıklamalardan, gördüğüm fotoğraflardan, vücut dillerinden çıkardığım bazı sonuçlar var.

Kaynaklarım, liderlerin karşılaşma anlarındaki vücut dilleri, dokunuşları, yüz ifadeleri...

Yazının Devamını Oku

Sadece o gitmedi o da birlikte gitti

Evet İsrail’de 12 yıllık Netanyahu başbakanlığı dönemi sona erdi.

Ortadoğu’nun en tehlikeli “popülisti” iktidar koltuğunu kaybetti...

Yerine bir koalisyon geldi...

Hem İsrail “Oh” dedi...

Hem dünya...

Gelin olanları alt alta yazalım ve biraz geri çekilip bakalım:

İsrail halkı ve parlamentosu, Netanyahu’nun “Ben gidersem İsrail batar” şantajına kulak asmadı.

İsrail halkı ve parlamentosu,

Yazının Devamını Oku

Maskesiz plaj fotosunda kimler Blues Brothers, kim tiki, slim fit

Türk iş dünyasının VIP’i pandemi sonrası açılışı geçen hafta İstanbul’da Lucca’da yaptı.

Dünyanın en güçlü 7 ekonomisinin lideri ise önceki gün İngiltere’de Cornwall Plajı’nda bir araya gelip geleneksel aile fotoğrafını çektirdi.

Yüzlerinde maske yoktu ama aralarına sosyal mesafe koymuşlardı.

Böyle olunca da hepsinin duruşu ve kıyafeti daha çok ortaya çıkıyordu.

Ben de bu dünyanın en gelişmiş 7 ülkesini yöneten liderlerin kıyafet ve vücut dili analizini yaptım.

Yanıma danışman olarak da eski Radikal gazetesinin moda yazarı ve erkek giyim markası Milimetric’in kurucu ortağı Kağan Gökalp’i aldım.

İşte bizim gözümüzden dünyayı yöneten “maskesiz yedili”....

Yazının Devamını Oku

Son fotoğraf ve ibretlik bir ‘Yeni Türkiye’ hikâyesi

15 Temmuz 2016 gecesi, saat 22.14’te internet siteleri küçük bir haber geçti.

Eski milletvekili Nevzat Yalçıntaş Çatalca İlyas Çokay Devlet Hastanesi’nde ölmüştü.

83 yaşındaydı ve ölüm nedeni kalp kriziydi...

*

Prof. Yalçıntaş, eğitimini Fransa ve İngiltere’de yapmış, parlak bir öğretim üyesiydi.

TRT’nin eski genel müdürlerinden biriydi.

İki dönem milletvekilliği yapmıştı.

Muhafazakâr kesimin en demokrat insanlarından biriydi...

İktisat fakültesinde eski Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Kâinatın en büyük sırrının fotoğrafını kim, nasıl çekti

Dün Kuzey yarıküre çok ilginç bir güneş tutulması izledi.

Birçok yerden, “Halkalı tutulma” denen bu olayı gösteren harika fotoğraflar geldi.

Bana göre en güzeli de manşete koyduğum bu fotoğraf oldu...

Halkalı tutulma gözümüzü yine uzaya çevirdi.

Bundan istifade ederek ben de son yıllarda size kâinatla ilgili en ilginç olaylardan birini anlatayım.

12 Nisan 2019 günkü yazımda, insanoğlunun yıllardır konuştuğu “karadelik” denilen “şey”in fotoğrafının çekilmesinin hikâyesini yazmıştım.

Karadelik için, “öteki dünyanın kapısı” da diyebiliriz.

Kâinatın en az bilinen boşluklarıdır karadelikler.

Yazının Devamını Oku

Yarın Roma'da sahaya ilk defa Z kuşağı çıkıyor

Türkiye Milli Takımı yarın Roma’da İtalya’nın karşısına çıkıyor.

Geçen yıl yapılamayan Avrupa Futbol Şampiyonası bu maçla başlıyor.

Hürriyet Avrupa baskısı bugün şampiyona için hazırladığı 28 sayfalık güzel bir ek veriyor.

O ek için benden de bir yazı istediler.

O yazıyı hazırlarken farkına vardım şimdi yazacaklarımın.

Yarın sahaya belki de tarihimizin en genç milli takımı ile çıkacağız.

Gelin şu rakamlara bakalım.

*

Takımızın yaş ortalaması 25 ve şampiyonaya katılan 24 takım arasında en genci...

Yazının Devamını Oku

Bu yıllar geçecek, Ezgi Mola kalacak... Ya siz

Ezgi Mola’yı son defa Alice müzikalinin kulisinde görmüştüm.

Harika Kırmızı Kraliçe oyununu sevmemize çocuk gibi sevinmişti...

O gece üzerinde bu fotoğrafta gördüğünüz “Kırmızı Kraliçe” kıyafeti vardı.

“Bu rolü Türkiye’de en iyi oynayacak isim” demiştim.

*

Dün milletçe öğrendik ki Ezgi Mola hakkında 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış.

Nedeni de tecavüze uğrayıp intihar eden genç kızı savunmak için attığı tweet’miş.

İddiaya göre intihar eden kıza tecavüz iddiasıyla yargılanan kişiye hakaret etmiş.

Ne kadar da onuruna düşkün bir arkadaşmış meğer...

Yazının Devamını Oku

Biz Türkler nikâh şekerini Lükres Borjiya'nın kına gecesinde mi öğrendik

Dün Hürriyet ve New York Times’ın manşetinde benzer bir haber vardı. Pandemi sırasında yasaklanan düğünlerin yeniden başlaması.

Hürriyet’in haberine göre Türkiye’de bu yıl düğün patlaması yaşanacakmış.

Normal yıllarda 500 bin olan düğün sayısının bu yıl 750 bine çıkması bekleniyormuş.

New York Times’ın haberine göre de İtalya da 17 Mayıs’tan itibaren düğünleri serbest bırakmış.

Düğünlerin serbest bırakılması bu iki ülkenin iki şehrinde özel bir sevince yol açtı.

Türkiye’de İzmir...

Çünkü İzmir gelinlik üretiminde belki de dünyanın en büyük şehri...

Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın gelinlik ve damatlık kıyafetleri oradan gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Özel telefon, Whatsapp mesajı yayınlayan, yayan fena yandı

O meşum 3 Temmuz gününü hayatım boyunca unutmayacağım.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın evinden alınıp götürülüşü hâlâ gözümün önünde...

Saracoğlu Stadı’nda FETÖ’cü polislerin provokasyonunu hiç unutmayacağım... Orada yediğim biber gazı hâlâ genzimde...

*

Neler yaptılar bu kulübe...

Sırf Atatürkçü diye... Sırf herkes FETÖ yalakalığı yaparken onlar yapmadı diye...


Yazının Devamını Oku

Erdoğan, Biden'a fesli bir boksörü anlatacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden’la yapacağı görüşmenin tarihi kesinleşti.

Önceki gün aldığım bir bilgiye göre Erdoğan bu görüşmede ABD Başkanı’na bir boksörden söz edecek.

Bir de kitap hediye edecek.

Kitabın adı da şu: “A Golden Heart Mitten...”

Yani “Altın Kalpli Eldiven...”

*

Önceki gün AKP’li bir başkanla ringe çıktım.

Beyoğlu’nun göbeğine kurulmuş bir ringin kenarındaki halatları kaldırıp birlikte içine girdik ve bu fotoğrafı çektirdik.

Ringe çıkma daveti Beyoğlu Belediye Başkanı

Yazının Devamını Oku

Spor yazarları artık maç sonu kültürünü köklüce değiştirmeli

Osaka, aldığı ceza sonrasında Fransa Açık’tan çekilirken, Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

Bu hafta başında spor dünyasını çok yakından etkileyen çok önemli bir tartışma başladı... Tartışmayı başlatan kadın bir sporcuydu ve şu anda spor medyasında toz duman. Olay şu:

KADIN SPORCU MAÇ SONU TOPLANTISINI REDDEDİNCE

Paris'te yapılan Fransa Açık Tenis turnuvasında Naomi Osaka maç sonunda yapması gereken basın toplantısına çıkmayı reddetti... Böylece tenis tarihinde bir ilke imza attı. Nedenini de şöyle açıkladı: “Bu basın toplantılarında sorulan negatif ve öfkeli sorular psikolojimi bozuyor ve benim mücadele azmimi kırıyor...”

KIZGIN ORGANİZATÖRLER PARA CEZASI VERDİ, İHRAÇLA TEHDİT ETTİ

Tabii organizatörler Naomi Osaka’ya hemen 15 bin dolar para cezası verdiler. Onunla da kalmadılar, turnuvadan ihraç edebileceklerini ve disiplin soruşturması başlatılabileceklerini ifade ettiler.

Naomi Osaka da ceza almasından 1 gün sonra turnuvadan çekildiğini açıkladı. Spor dünyasında büyük bir tartışma başladı ve çok sayıda sporcu Naomi Osaka’ya destek verdi. Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

BAZI GAZETECİLER SORU SORMUYOR KENDİNİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku