GeriErtuğrul ÖZKÖK ‘Kimsesizlerin kimsesi' Joker onu kime söyledi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Kimsesizlerin kimsesi' Joker onu kime söyledi

Çocukluğumdan beri ‘Joker’ hayranıyım.

İnsanın karanlık yüzüdür ama kesinlikle bir Darth Vader değildir.

Çünkü ezik bir tarafı vardır. O nedenle en iyi oyuncu ödülünün ‘Joker’in bugüne kadar hiç görmediğimiz ezik ve haksızlığa uğramış tarafını anlatan filmde o rolü oynayan Joaquin Phoenix’e verilmesine çok sevindim.

Dünkü Oscar töreni için sabaha kadar uykusuz kalmama değen dört şeyden biri buydu.

Öteki üçünü de anlatacağım.

‘Kimsesizlerin kimsesi Joker onu kime söyledi

Joaquin Phoenix’in konuşması, belki de bu törenin tek yarı siyasi konuşmasıydı.

Ama öyle bir konuşma yaptı ki...

O sözlerin Joker’in ağzından çıkması beni çok etkiledi.

*

Özetle dedi ki Joker:

“Ben hayatta çok yanlış yaptım. Çekilmez herifin tekiydim. Ama bu insanlar bana ikinci bir şans tanıdı. O sayede sessizlerin sesi olabildik...”

İşte bu cümle, bütün hayatım boyunca çevreme anlatmak istediğim ama asla başaramadığım bir şeyin özetiydi.

*

Ne yazık ki çevremde öyle acımasız bir iklim var ki... Herkes parmağını herkesin gözüne sokarak, boğazına sarılarak haykırıyor:

“Ama sen geçmişte böyle yapmıştın...”

Hata yapan bir insana ikinci şansı vermek, kendi hatasını düzeltme imkânını sağlamak yerine...

“Dava” diye korkunç bir kavramın taşlaştırdığı yüreklerinde o insanı sonsuza kadar mezarlara gömmeye, hapishanelerde çürütmeye çalışmak...

İntikamdan intikam, kandan kan, rövanştan rövanş çıkarmaya ant içmek... İşte bu duvarları aşmak neredeyse imkânsız...

*

Joker bunları söylerken, “İnşallah Türkiye’de de dinleyen olmuştur” dedim.

*

Phoenix bir de kaybettiği kardeşi River Phoenix’in 17 yaşındayken yazdığı şu dizeyi okudu:

“Sevgiyle koşarsan, barış da peşinden gelir...”

Umarım bu cümleyi de Ortadoğu’nun taş yürekleri işitir.

‘Kimsesizlerin kimsesi Joker onu kime söyledi

KIRMIZI HALI 1

BELLİ Kİ EŞİ EL KOYMUŞ AMA O DA YETMEMİŞ

TABİİ ki yine Salma Hayek’i özel olarak izledim.

Altın Küre ödüllerinde kıyafeti feci ötesiydi.

Sormuştum...

“Kim derdi ki bu kadının kocası Gucci’nin sahibi...”

Dünkü törende iki önemli fark vardı.

BİR: Kırmızı halıda geçerken verilen altyazıdan gördük ki soyadına eşinin soyadını da eklemiş.

Salma Hayek-Pinault...

İKİ: Belli ki bu defa eşinin tasarımcıları işe el koymuş. Tek omuz beyaz ve sade bir elbise giymişti.

Ehh daha iyi olmuş diyebilirim.

Ama sadece o kadar...

‘Kimsesizlerin kimsesi Joker onu kime söyledi

KIRMIZI HALI 2

ONA ALTI MADONNA ÜSTÜ TRUVALI HELEN DEMİŞTİM YA

EVET Altın Küre ödülleri kırmızı halısındaki hali için aynen böyle yazmıştım.

Bu defaki Charlize Theron için ise “İşte budur” diyeceğim.

Davos’ta kaldığım Schatzalp Oteli’nde beş gün boyunca sabah kahvaltısında hayranlıkla seyrettiğim cool kadın dönmüş.

Bu defa hayatımda gördüğüm en güzel tek omuz elbiseyi giymişti...

Ve onu muhteşem şekilde dolduran bir beden ve duruş...

Ten points...

‘Kimsesizlerin kimsesi Joker onu kime söyledi

KIRMIZI HALI 3

İTİRAF EDEYİM İLK SAHNEDE ONU LEZBİYEN SANMIŞTIM

DÜN Bein 1 kanalında töreni yorumlayan Mehmet Açar, “Laura Dern göründüğü ilk sahnede filmin akışını değiştirdi” dedi. Katılıyorum.

O sahnede beni de çok etkiledi. Ama itiraf edeyim, o sahnede Scarlett Johansson’un yanına öyle bir oturdu ve çok yakından öyle şeyler söyledi ki, oradaki rolü için önce “Bu kadın lezbiyen” diye düşündüm.

Ama değilmiş...

‘Kimsesizlerin kimsesi Joker onu kime söyledi

KIRMIZI HALI 4

BİR SİYAH GÖMLEK VE KRUVAZE FARKI

ALTIN Küre’de Rami Malek için de şöyle demiştim: “İnsan Freddie Mercury bekleyince düş kırıklığına uğruyor...”

Bu defa öyle demeyeceğim.

İki şey ve bir bakış her şeyi değiştirmiş.

Siyah gömlek...

Kruvaze smokin...

Ve duruş.

Bu defa Freddie Mercury’yi beklemedim. Çok iyi olmuş.

“Cehennem ayrıntıda saklıdır” denir. Cennet de öyleymiş galiba...

‘Kimsesizlerin kimsesi Joker onu kime söyledi

KIRMIZI HALI 5

GÖĞÜSLERİNE BAKARDIM, ARTIK YÜZÜNE BAKIYORUM

ALTIN Küre’de Scarlett Johansson için de fena konuşmuştum.

O günkü elbisesini ve duruşunu görünce, “Kendini kırmızı halının tepesinden atmış” demiştim.

Bu defa o da iyiydi.

Aramızda kalması şartıyla bir itirafta bulunacağım.

Bir erkek olarak önceleri Scarlett Johansson’un büstüne (göğüslerine dememek için), sonra genel olarak hatlarına bakardım.

“Evlilik Hikâyesi”nde o yüzüyle öyle bir performans çıkarıyor ki... O sanat beni artık çok daha fazla cezbediyor.

Kim bilir belki de yaşımdandır...

DEĞERDİ 1

‘DÖVÜŞ KULÜBÜ’ KURALLARINI UNUTAN ADAMIN YAŞI KAÇTIR

BRAD Pitt geçtiğimiz haftalarda SAG ödülünü alırken esprili harika bir konuşma yapmıştı:

“Artık yaşlıyım. Gece çekimleri bana zor gelmeye başladı. Zor sahneleri dublörlere bırakıyorum. Ve ‘Dövüş Kulübü’nün ilk kurallarını bile unuttum...”

Ama Oscar’da öyle harika bir konuşma yaptı ki... Olağanüstü güzel bir şekilde yaş alan sanatçı bazı çok önemli şeyleri hiç unutmamış.

Neler mi...

Vefa... Minnet... Kibirsizlik... Tevazu... Saygı... Siyaseti tam dozunda bırakmak...

45 saniyeye sığdırılmış en harika konuşmaydı...

Ve kesinlikle sabaha kadar uykusuz kalmama değen ikinci şeydi.

‘Kimsesizlerin kimsesi Joker onu kime söyledi

DEĞERDİ 2

BUGÜNE KADAR GÖRDÜĞÜM EN HARİKA BAŞLANGIÇ ŞOVU

JANELLE Monae’ye burada çok özel bir yer vermek istiyorum.

Kansas City’li bu harika kız törenin başında öyle bir şov yaptı ki...

Böylesi bugüne kadar görülmedi...

Törenin elektriğini bir anda zirveye çıkardı.

İlk defa bir Oscar seyircisi bir şovu ayakta alkışladı.

Allahım o ne enerji... Ne şarkı söyleme tekniği... Ne koreografi... Ne dans...

Ne sempatiklik...

Sırf bunun için uykusuz kalmaya değerdi.

Kaçırdıysanız mutlaka YouTube’dan bulup seyredin...

DEĞERDİ 3

BİR ‘PARAZİT’ 4 OSCAR’LA DEVLER LİGİNE GİRDİ

BU yılki Oscar’ın en hoşuma giden sonucu Güney Kore filmi “Parazit”in 4 Oscar almasıydı.

Ama bir öteki kazanan da “Parazit” filminin dağıtımını yapan Neon şirketi oldu.

Daha 2017 yılında kurulan şirket bu Oscar’larla devlere yetişti.

Bu sonucu görmek için de sabaha kadar uykusuz kalmaya değerdi.

KİM, KAÇ OSCAR ALDI

Neon: 4

Sony: 4

Disney: 4

Amblin, Universal: 3

Netflix: 2

Warner Bros: 2

AE: 1

Lionsgate: 1

Marshall Curry: 1

Paramount: 1

Roadside: 1

GÖZLEM

SAÇINI BOYAYAN YAŞLI ERKEKLERE ROL MODELİ

ROBERT De Niro’yu bugüne kadar hiç bu kadar beyaz saçlı ve ak sakallı görmedim.

Herhalde artık boyamayı tamamen bıraktı. Bence harika olmuş.

Martin Scorsese de öyleydi...

‘Goodfellas’, yine sıkı dostlar olarak birlikte çok güzel yaşlanıyorlar.

GÖZLEM

HİÇ ŞÜPHESİZ GECENİN EN İYİ 2 ESPRİSİ ŞUYDU

Açılış sunumunu yapan Chris Rock, salonda bulunan Amazon’un sahibi Jeff Bezos’u göstererek şöyle dedi:

“Öyle bir adam ki çek kestiği zaman banka karşılıksız çıkıyor...”

Arkasından da ikinci espriyi patlattı:

“Öyle zengin bir adam ki karısından boşandığı halde yine dünyanın en zengin insanı olarak kalıyor.”

GÖZLEM

STREAMİNG’CİLERDEN İKİSİ VARDI, İKİSİ YOKTU

TABİİ ki bu Oscar aynı zamanda sinema âleminin yeni kralları “streaming platformları”nın da yarışıydı.

Prime Video’nun sahibi Jeff Bezos törendeydi.

Çok hızlı bir çıkış yapan Disney Plus’ın başkanı Bob Iger da törendeydi.

Ama Netflix’in başkanı Reed Hastings’le Apple Plus’ın büyük patronu Tim Cook’u görmedim veya göremedim.

Belki de şirket yöneticileri oradaydı.

X

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku

Emel bebekler kimden kaçıp kimlere sığınıyor

Siz de izlemişsinizdir... Suriye sınırını geçen bir kız çocuğu, 27 Temmuz günü Gaziantep’ten uzun bir yürüyüşe başladı.

Adı “Küçük Emel”...

Ama 3 metre 66 santim boyunda dev bir kız çocuğu...

Suriyeli..

*

Arapça adı “Amal”... “Umut” anlamına geliyor...

Türkiye’yi baştan sona geçti ve şu sıralar Yunanistan’a girdi ve orada da yürümeye devam ediyor.

8 bin kilometre yol yürüyecek.

Amacı İngiltere’de Manchester’a gitmek...

Yazının Devamını Oku