GeriErtuğrul ÖZKÖK Kim sıvazlıyor bunların sırtını
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kim sıvazlıyor bunların sırtını

EVET kim sıvazlıyorsa çıksın mertçe söylesin...

***

- Sen misin benim ülkücü kardeşim... Sen misin MHP’li kardeşim...

Yoksa sen mi, Muhsin Yazıcığoğlu’nun miras bıraktığı ilkelerin partisi...

***

Bak, adam kendine “Alperen” diyor...

Sözlükte “yiğit” yazıyor karşısında...

***

Bu mudur yiğitlik yani...

Ülkede zaten beş-on bin kalmış Yahudi vatandaşlarımızın ibadethanesine dayanıp, kapısını tekmelemek mi yani...

- Sen misin benim “muhafazakâr” kardeşim...

Bak, adam kendine “Alperen” diyor...

Sözlükte karşısında “derviş” yazıyor... “Mücahit” de yazıyor...

***

Bu mu yani senin bildiğin dervişlik, senin bildiğin mücahitlik...

Elde sopa sokaktan geçene saldırmak...

Bu mudur yani...

Demiyor musun bu adama, “Git, İsrail’in temsilciliğinin önünde yap demokratik yoldan ne yapacaksan...”

Yoksa sen de mi korkuyorsun onun şirretinden...

***

- Yoksa sen misin ey iktidardaki arkadaş...

Adam alenen “Bu âlemin kralı benim, bu mahallede, senin devletinin değil, benim sözüm geçer” diyor...

***

Hiç düşündün mü... Kaçıncı vakası bu...

Tiyatro basıyor, miting basıyor...

Şimdi de ibadethane basıyor...

***

Ve sen ey Ankara...

Güya devleti temsil eden Ankara...

Hiç mi görmüyorsun, elinde sopa sokağa fırlamış bu adamların, kendisi gibi düşünmeyene, kendisi gibi olmayana yaptığı bu zulümü...

Gıkını çıkarmıyorsun, sokakların bu yeni Bekçi Murtazalarına...

***

Ama bil ki...

Senin sessizliğinden, sizin hepinizin sessizliğinden yüz buluyor bu adam...

Yüz buldukça adım adım gidiyor hedefine...

İKİ CÜMLE DE İSRAİL‘E

Sen ey İsrailli vatandaş...

Sen de sessiz kalma devletinin yaptığı bu zulüme.

Yetti artık, Filistinlilere yapılan bu zulüm... İsrail devletinin yaptıkları yüzünden 500 yıldır başka ülkelerde yaşayan Yahudiler de büyük haksızlıklara, saldırılara uğruyor.

Siz de iki laf edin devletinize, siyasilerinize...

Susmayın...

Barış, huzur istiyorsanız, çocuk-larınız güvenli bir dünyada yaşasın istiyorsanız, siz de sahip çıkın Filistin’in çocuklarına. Artık hepimiz biliyoruz ki, Filistin’e barış gelmedikçe, Ortadoğu denilen bu bataklığa da huzur gelmeyecek.

ETHEM BEY GAZETENİZDEKİ BU HABERİ GÖRDÜNÜZ MÜ

ETHEM Sancak Bey...              

Sahibi olduğunuz gazete Güneş’in cuma günkü haberini gördünüz mü...

İçerideki arkadaşımız Enis Berberoğlu’nun kızı Dilara Berberoğlu’na attığı iftirayı, uydurduğu yalanı okudunuz mu...

***

Neymiş “Mülteci Hakları Derneği”nde çalışıyormuş...

Neymiş o derneğin de bir başka mülteci derneği ile ilişkisi varmış.

Neymiş o dernek de Avrupa Birliği fonları tarafından fonlanıyormuş...

***

Neresinden baksanız, “Kızını da içeri atın” kampanyası...

Nedir bu yahu...

Nedir bu kin, bu nefret...

***

Dilara’yı çocukluğundan beri tanıyorum...

Galatasaray Üniversitesi mezunu, idealleri olan bir çocuktur.

İçi insan sevgisi ile doludur. Kendini mülteci dramına, insan haklarına adadı.

***

Şimdi öğrendiği hukuk bilgisini, babası hakkında verilen o insafsız kararı düzelttirmek için kullanıyor.

Babası hakkında yazılan ve ileride hukuk tarihine bir “felaket vakası” olarak geçecek o gerekçeli kararı düzeltmek için uğraşıyor...

***

Nedir bu Allah aşkına...

Babasına verilen o müebbet yetmedi, şimdi çocuklarını, ailesinin tümünü de mi yok etmek istiyorsunuz...

***

Yazık değil mi daha hayatının başındaki, içi zor durumdaki zavallı insanlara yardım duygusu ile dolu bu genç kıza reva görülen bu iftira...

***

Sizin de çocuğunuz var... Lütfen bu yazıyı bir de o duyguyla okuyun.

Kim sıvazlıyor bunların sırtınıGÜNÜN TESTİ

BU FOTOĞRAFTA SAKLAMAYA ÇALIŞTIĞIM 5 ŞEYİ BULUN

BU fotoğrafımı Barcelona’da Ahmet Güneştekin çekti...

Çok beğendiğim için Instagram’a koydum...

***

Sonra bu fotoğraf üzerine düşündüm.

Instagram hepimizi biraz narsist yaptı.

Kendimizi beğeniyoruz.

Bu iyi bir şey.

***

Sadece beğenmekle kalmıyoruz, beğendirmeye de çalışıyoruz.

O da iyi bir şey.

***

Ama şunu da biliyoruz.

Her beğendirme çabası, aynı zamanda beğenmediğimiz yanımızı saklama çabasıdır.

***

Mesela benim bu fotoğrafım.

Sizce sakladığım kaç yanım var...

***

- DİK YÜRÜYÜŞ: Hem sırtımda çocukluğumdan kalan deformasyonu, hem de vücudun gerçek yaşını saklayan en etkili hareket.

***

- ŞAPKA: Azalan saçlarımı ve yüzümün yuvarlaklığını saklıyor.

***

- GÖZLÜK: Düşen gözkapaklarımı ve göz altı torbalarımı gizliyor.

***

- GÖMLEK: Yaz başından beri aldığım 3 kilonun belimin etrafına toplanan kısımlarını örtüyor.

***

- SPOR AYAKKABILAR: Hem trendleri takip ettiğimi gösteriyor, hem de spor olarak beden ve ruh yaşıma botoks etkisi yapıyor.

***

Ama bütün bunların asla saklayamadığı bir yanım var.

***

Onu da günün sorusu olarak size soruyor ve bir sonraki yazıda cevabını veriyorum.

MODERN HAYAT

İNSANLARIN ARTIK İYİCE BIKMAYA BAŞLADIKLARI YANI

"HER şeyi organize etme tutkusu...”

“Psychologies” dergisine göre insanlar artık bu tutkularından çok yorulmuşlar.

Düşünün...

-  Evlisiniz... Çocuklarınız var. Onların okul aile birliği toplantıları, üniversite, okul sınavları...

Eve gelen hocaları organize etmek durumundasınız.

***

- Kocanız veya karınız var...

Onunla ve kaprisleriyle uğraşmak organize etmek durumundasınız.

- İşiniz var...

Patronsunuz... İşiniz, yanınızda çalışanlar, kârlılık, yönetim kurulları vs...

***

- Veya çalışansınız... Patronunuz var. Onun istekleri, kaprisleri...

Onun empoze ettiği zamanlama, her an saati değişen toplantılar...

***

- Evlisiniz, ama bir de sevgiliniz var...

Onunla buluşma planlamaları, gizleme saklama çabaları...

Yalanlar... Yalanları başka yalanlarla sürdürme gayretleri...

***

Uff... Hayat çok zor...

İnsanlar artık işte bundan bıkmış, usanmış...

Kim sıvazlıyor bunların sırtınıNEW AGE İNANÇ

SUFİLİK, MEDİTASYON, REİKİ, ŞAMANLIK MODASI GEÇİYOR MU

GALİBA “kopma”, “sığınma”, “detachment” çağının sonuna geliyoruz...

Son zamanlarda insan davranışı ve sosyoloji ile ilgili dergilerde, kitaplarda bu temaya sık sık rastlamaya başladım.

- Meditasyon, Sufilik, Kabala yeni bir inanç olamadı, sadece 2000’lerin ilk 15 yılının “New Age modası” olarak kaldı.

- Şamanlık ve onun kusma seansları, insanı geçmişinle buluşturmayı bırakın, kendinden bile uzaklaştırdı.

- Reiki, yarı uykulu bir sayıklamadan ileri gidemedi.

Ve sonunda insan yine kendinle ve kendi realitesi ile baş başa kaldı.

Modası geçmeyen şey yine de psikologlar...

Allah’tan onlar var ve bizi dinliyorlar...

GÜNÜN SORUSU

ESTETİSYENLERİN SAKLAYAMAYACAĞI TEK YANINIZ NEDİR

CORNELL Üniversitesi araştırmacıları şunu ortaya çıkardı:

Gözler gerçekten ruhun aynasıymış.

Oysa bazıları, yüzdeki bütün ifadenin ruhu yansıttığı görüşündeydi.

Meğer mimikler yalan söyleyebilirmiş ama gözler asla...

“Kırk7” adlı kitabımda yazmıştım.

İnsanın yaşını saklayamadığı tek organı belki de gözler.

Yüzünüze istediğiniz kadar estetik yaptırın, botoks veya başka yeni yöntemler uygulayın...

Bakışlar var ya...

O alçak bakışlar... Nankör bakışlar...

Yalanınızı hemen ele verir...

Özellikle yaşınızla ilgili yalanınızı...

Onu hemen anlatır.

Yukarıdaki fotoğrafımdaki gözlük, işte o yalanı saklıyor...

FAYDALI BİLGİ

SELFIE YAPARKEN SOL TARAFINIZDAN BAKIN

NE zaman poz versem kameraya sol yanağımı hafifçe dönerek bakıyorum.

Neden bilmem, o açıdan daha iyi görünüyorum duygusu var.

Fransız “Psychologies” dergisinin temmuz sayısında okudum. Meğer bunun bilimsel bir izahı varmış.

Adına “Sol yanak etkisi” deniyormuş.

Avustralyalı bilim insanı Annuka Lindell’in araştırması şunu ortaya koymuş:

Yüzün sol tarafı, insanın karakterini en iyi yansıtan yanıymış.

Çünkü yüzün sol tarafındaki mimikleri kontrol eden sinirler, beynin sağ tarafına bağlıymış.

Bu da beynin duygularımızı kontrol eden tarafıymış.

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR



X

Fas'ın Ankara, İstanbul ve İzmir'ini, 3 kadın nasıl kazandı?

Dünyanın bir ucunda, Taliban denilen eli silahlı İslamcı hareketin, Müslüman kadınına dünyayı dar ettiği günlerde dünyanın bir başka ucunda, eli silahsız başka Müslümanlar, üç kadını başkanlık koltuğuna oturttu...

8 Eylül gününden beri dünya o üç kadını konuşuyor... Burası Fas ve ülkenin üç büyük şehrinin belediye başkanlığı koltuğuna üç kadın oturdu...

Gelin şimdi Müslüman dünyasının en karamsar günlerinde en iyimser rüzgârları estiren bu üç kadını tanıyalım.

Birincisi, Esma Ralalu...

Ekonomist ve gazeteci...

Başkent Rabat’ın, yani bir anlamda Fas’ın Ankara’sının, seçilmiş ilk kadın Belediye Başkanı...

Milli Bağımsız Birlik Hareketi’nin adayı...

Belediye Meclisi’ne seçilen 79 üyenin 58’inin oyunu alarak başkan seçildi.

Öteki iki rakibinden Sosyalist Halk Güçleri Birliği’nin adayı 7, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı da 8 oy alabildi.

Yazının Devamını Oku

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku