GeriErtuğrul ÖZKÖK Kim kimi tasfiye edecek: Soldaki ‘Nike’lı mı, sağdaki sandaletli mi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kim kimi tasfiye edecek: Soldaki ‘Nike’lı mı, sağdaki sandaletli mi

Taliban Afganistan’ından gelen bir fotoğraf...

İkisi yan yana duruyor ama ne kılık, ne bakış, ne duruş ne de ayaktaki ayakkabı aynı...

*

Birinin elinde moda bir saat...

Kim bilir belki çakma bir Rolex...

Ön cebinde dolmakalem...

Yelek sanki eski burjuva başkan Karzai’nin gardrobundan çıkmış gibi...

Ayakta ucu kıvrık bayağı yeni trend spor ayakkabı...

Hiç öyle dağlarda savaşırken giyilmiş hali yok... Birazdan salonda kardiyo yapmaya başlayacakmış gibi bir hali var.

Elinde silah da görünmüyor.

Tam bir “Monşer Beyaz Taliban”...

Kim kimi tasfiye edecek: Soldaki ‘Nike’lı mı, sağdaki sandaletli mi

Öteki ise tipik mi tipik gariban bir Afgan köylüsü...

Ayakta sandalet, elindeki silah da ilginç...

Bölgenin isyan silahı olan Kalaşnikof değil... Silah uzmanı olmadığım için anlamadım, ya G3 ya M16...

*

Fotoğrafa uzun uzun baktım... Demokrasi olsa mutlaka “Bunun oyu ile onun oyu bir olur mu?” diyen çıkar.

Orada dense dense, “Onun silahı ile bunun dolmakalemi bir olur mu?” denir.

Benim bildiğim, böyle radikal yapılanmalarda bunlardan biri ötekini ortadan kaldırır...

Genellikle de elinde silah olan, silah olmayanı ilk fırsatta tasfiye eder...

*

Şimdilik beraber yürüdüler bu yollarda ama...

Yol bir yerde mutlaka ikiye ayrılacak...

UPPER CİHANGİR AHALİSİNE MESAJ: ATIN ŞU DEMODE ŞORTLARI ARTIK

İNSANLAR pandemi sırasında Sweatpant’ten ve şorttan fena sıkıldı ama Upper Cihangir ahalisi şortu daha yeni keşfediyor.

Pandemi sonrası mahalleden gelen fotoğraflara bakıyorum... Bol cepli kargo şort pantolonlara fena sarmışlar.

Tanıdığım, tanımadığım ne kadar eski solcu, eski Radikal yazarı, tiyatrocu, sinemacı, dizici varsa maşallah hepsinin üzerinde bu demode şortlar...

Arkadaşlar yükselen “Exercise Dress” modasına yatay geçiş yapma zamanı geldi...

Atın şu Vintage pantolonları...

Vallahi haşema gibi duruyor üzerinizde...

Kim kimi tasfiye edecek: Soldaki ‘Nike’lı mı, sağdaki sandaletli mi

ERCİYES’İN 4 BİN METRESİNDE DEFİLE Mİ, GERÇEK SPOR MU

TÜRKİYE’nin önde gelen maraton koşucularından Seda Nur Çelik, 4 gün önce Erciyes’in 3.917 metresinde çekilen bu fotoğrafı paylaştı...

Defilede mi çekilmiş, yoksa gerçekten sporda mı diyebilirsiniz...

Kesin o gün tırmanışta çekilmiş bir fotoğraf bu.

Daha önce de yazdım, maratoncumuz epey bir süredir böyle kıyafetlerle koşuyor.

Onun bu fotoğrafı paylaşmasından 72 saat sonra dün New York Times gazetesinde “Egzersiz giysileri zirvede” başlıklı bir yazı yayınlandı.

İnsanların sporda artık eşofman diye bildiğimiz Sweatpant ve bisikletçi şortlarından bıktığını, spor sırasında da günlük elbiseye benzer elbiselerin hızla yayıldığını anlatıyordu. Nike, Girlfriend Collective, Halara gibi sportif giysi üreten markalar giderek bu pazara giriyormuş.

Ve “Exercise Dress” denilen bu giysilerin satışı bu yıl ikiye katlanmış.

Erkeklerde durum ne, henüz onu bilmiyorum.

BİZİM TAKIMLAR SAHAYA ÇIKARKEN UEFA’DAN SIZAN 7 MİLYARLIK HABER

BAŞLIK bir fantezi, ama muhtemel bir geleceğin ifadesi...

Üç Türk takımı dün gece Avrupa maçları için sahaya çıkarken, UEFA’nın gizlice yürüttüğü çok önemli bir süreç açığa çıktı.

Kim kimi tasfiye edecek: Soldaki ‘Nike’lı mı, sağdaki sandaletli mi

Avrupa’nın futbol düzenleyicisi, kulüpler için 7 milyar dolarlık bir “Pandemi Fonu” oluşturmak için düğmeye basmış.

Bunun için Avrupa’da 200 futbol kulübünü temsil eden Avrupa Kulüpler Birliği ile görüşmelere başlamış.

*

Avrupa’nın birçok büyük kulübü finansal olarak zorda.

Peki kim yararlanacak bu 7 milyar dolarlık fondan?

Şimdilik üç Avrupa liginde oynamaya hak kazanan kulüpler.

Yani UEFA Şampiyonlar Ligi, UEFA Avrupa Ligi ve yeni Avrupa Konferansı Ligi’nde oynamaya hak kazanan takımlar yararlanabilecek.

*

O nedenle artık Avrupa’daki başarılar Türk takımlarının finansal gelecekleri açısından çok önemli hale gelecek.

HÜRRİYET VE TOYGUN ATİLLA’YA ALKIŞLAR

HÜRRİYET’in dünkü birinci sayfası çok etkileyiciydi.

Hürriyet muhabiri Toygun Atilla dün, dünya çapında bir gazetecilik başarısına imza attı.

Kabil’den gelen THY uçağında, Afganistan yönetiminin en üst düzey, çok kritik üyeleri de getirilmiş.

Cumhurbaşkanı İkinci Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, İstihbarat Başkanı, Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü, üç eski bakan ve üç milletvekili de uçaktaymış.

Kurumsal gazeteciliğin hâlâ önemli ve mümkün olduğunu hepimize gösterdiler.

FENERBAHÇE ARTIK MESSİ’Yİ ALABİLİR AMA LÜKS VERGİSİ ÖDEMEK KOŞULUYLA

AVRUPA’da durum şöyle:

Barcelona kulübünün borcu 1.5 milyar dolar.

Sadece bu yıl beklenen zarar 570 milyon dolar.

Premier League, kurulduğu 1992 yılından beri bu yıl ilk defa gelirlerinde düşüş yaşıyor.

İspanya Futbol Federasyonu, La Liga’nın yayın haklarının yüzde 11’ini 50 yıllığına bir yatırım ortaklığına satmaya hazırlanıyor.

Alacağı para 3 milyar dolar.

İtalya ligi Serie A da benzer bir anlaşmaya gidiyor.

*

En büyük sorun futbolcu alım satımlarında meydana gelen büyük borçlar.

Futbolcu alım satım piyasası pandemi öncesi 7 milyar dolar civarındaydı.

Burada en büyük sorun “finansal fairplay” kurallarını uygulayabilmek.

Bunun çözümü için UEFA yeni modeller arıyor. Bunlardan biri Amerikan Beyzbol Ligi’nin uyguladığı kural.

Buna göre isteyen kulüp, fairplay ölçüleri üstünde futbolcu harcaması yapabilecek. Ama bunun için önemli bir “lüks vergisi” ödeyecek.

Bu parayla da pahalı futbolcu alamayan kulüplere karşı adaletsizlik giderilecek.

*

Yani ilerde Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş; Messi’yi, Ronaldo’yu alabilir.

Ama bu zenginler kulübüne girmek istiyorsa, o zenginlerin ödeyeceği lüks vergisini de ödeyecek.

Kim kimi tasfiye edecek: Soldaki ‘Nike’lı mı, sağdaki sandaletli mi

BAŞKAN, BU RACON VE ÜSLUP FATİH HOCA’DA DURUYOR AMA SENDE...

GALATASARAY’ın yeni başkanı Burak Elmas’ın dün Marcao ile ilgili konuşmasına baktım, şöyle diyor:

“Kimse Galatasaray kulübü üzerinden racon kesmeye, reyting kasmaya kalkmasın...”

Voavvv...

Tam mahalle lisanı...

Burak Elmas’ı tanırım...

Terbiyeli Nişantaşı çocuğudur...

Bu üslup tam bir “01 Adana” çocuğu olan Fatih Hoca’ya gidiyor ama, okumuş çocukların ağzına pek oturmuyor.

BİR DE ŞÖYLE BİR CÜMLE VAR Kİ PEK ANLAMADIM

GALATASARAY Başkanı, Marcao ile ilgili şöyle diyor:

“Bu bir aile meselesidir. Yaşanan bu olayda tek sıkıntı naklen yayında meydana gelmesidir...”

Yanlış mı anlıyorum...

Yani Marcao soyunma odasında sille yumruk girişseydi, kırılan burun yenin içinde mi kalacaktı?

Tamam kırılan kolu formanın yeni içinde saklardınız da, mesela burun kırılsaydı nereye saklanırdı...

Kim kimi tasfiye edecek: Soldaki ‘Nike’lı mı, sağdaki sandaletli mi

YANİ EZHEL’E KIYAK MI ÇEKİLİYOR DİYORSUNUZ

KELEBEK’in ilgiyle izlediğim yazarı Sinem Vural, Spotify’ın Türkiye’den sorumlu Güneydoğu Avrupa Müzik Direktörü Melanie Parejo’ya soruyor:

“Spotify’ın sürekli olarak aynı sanatçıları desteklediği yönünde bir algı var. Mesela Ezhel çok tekrarlanıyor...”

Bu algı kimde var bilmiyorum ama niye böyle bir algı var anlamadım. Çünkü ispatı çok basit.

Girin Spotify’a, şarkıları kaç defa indirilmiş bir bakın...

Mesela “Devam” şarkısı sadece Spotify’da 60 milyon kere dinlenmiş.

Reynmen’in “Leila”sı 48 milyon, Şanışer başkanlığındaki grubun geçen yıl büyük olaylar yaratan “Susamam” şarkısı bile 22 milyon kere dinlenmişti...

Sezen Aksu’nun “Ben de Yoluma Giderim”i 36 milyon kere... Bu platformlar algoritma üzerine çalışan kurumlar.

Spotify algoritmalarına göre Ezhel son 3 yıldır üst üste Türkiye’nin en çok dinlenilen şarkıcısı çıkmış.

Geçen yıl ve bu yılın ilk 4 ayının dünya listelerinde 600 milyondan fazla dinlenilen “Astronot in the Ocean” şarkısını söyleyen Masked Wolf, bir remiks’ini Ezhel’le yaptı.

Ezhel dünyanın en büyük müzik şirketi Universal ile çalışıyor...

Yani Spotify’ın özel kıyağına hiç mi hiç ihtiyacı yok...

SPOTIFY NİYE EN BASİT SORULARA BİLE CEVAP VERMEKTEN KAÇIYOR

SPOTIFY yöneticileri ile ben de defalarca konuştum. Sinem de aynı soruları sormuş.

Spotify’ın Türkiye’de aktif kaç kullanıcısı var... Kaçı paralı Premium hizmetinden yararlanıyor, kaçı parasız abone... Bu kadar basit bir soruya her defasında aynı cevabı veriyorlar:

“Ne yazık ki ülkeler bazında bu tarz bilgileri açıklayamıyoruz.”

Kozmik bilgi mi bunlar, neden açıklayamıyorlar?

Ama mesela ABD’de aynı şeyi yapamıyorlar.

Her üç ayda bir dünya genelindeki sayıları, gelirleri, Premium abonelerini, müzisyenlere ödenen paraları açıklıyor da ülkeler genelinde niye sır olarak saklıyor?

Bir algoritma şirketine hiç yakışmıyor bu tarz “kozmik gizlilik” politikası.

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Nagehan Keleş
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku