Kaybettiğim bir tebessüm ve en güzel komşularımız

‘Hayatın şeyleri” bazen insanı en hazırlıksız anında yakalar...

Kendinizi mütevazı ve sakin bir yılbaşına hazırlarken çalar birden kapınızı...

En hazırlıksız olanı ise yüzünüzdür öyle anlarda...

O yüz ne hissettiğini anlatamayacak kadar çaresizdir çünkü...

Pazar akşamı işte böyle oldu...

Hiç beklemediğimiz, en hazırlıksız anımızda öğrendik oda arkadaşımın ölümünü...

Kaybettiğim bir tebessüm ve en güzel komşularımız

ODTÜ’nün eski rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar benim ilk akademik yoldaşımdı...

Aynı yıl yurtdışından dönüp, Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nde göreve başladık....

O Amerika Birleşik Devletleri’nden dönmüştü...

Amerikan modeli akademisyendi...

Ben 68 Mayıs ertesi Fransa’sından, aklı biraz değil bayağı havada dönmüş bir pop sosyolog.

O Apollonyen bir rasyonaliteyi, akılcılığı temsil ediyordu...

Bense Diyonizyak bir duygusallığı, coşkuyu...

*

Çok farklı iki karakterdik, aynı odayı paylaştık...

Birlikte o odada yaşadık yakın Türkiye tarihini...

Ben siyasetin merkezindeydim, o ise çemberin dışında...

Kaybettiğim bir tebessüm ve en güzel komşularımız

Terör yıllarıydı...

Odamızı bir gün Dev-Yolcusu, TİKKO’cusu basıyordu, ertesi gün ise Ülkücüsü...

İki taraf da bıyıklıydı, parkalıydı... İki tarafın da hedefindeydik...

En yakın arkadaşlarımızdan Bedrettin Cömert’i işte öyle günlerin birinde kaybettik...

Evlerimize 500 metre ötede arabasının içinde kalleş bir pusuda katledildi...

*

Bir de yokluk yıllarıydı...

Ülkenin kaloriferleri yakacak parası kalmamıştı...  

Basit elektrik sobalarıyla ısınmaya çalışırdık o odada bizi doçentliğe götürecek ilk makalelerimizi yazarken...

Bir 12 Eylül günü, Beytepe’nin aşağı yol ayrımından gelen tankların palet sesinde öğrendik darbenin ne olduğunu... O ürkütücü zincir homurtusunu, bedenimizde birlikte hissettik...

Kaybettiğim bir tebessüm ve en güzel komşularımız

Bir üst katımızda ise Türkiye felsefesinin nabzı atıyordu...


Kaybettiğim bir tebessüm ve en güzel komşularımız

Yaşayan en büyük felsefecimiz Ioanna Kuçuradi, kaybettiğimiz büyük yazar Bilge Karasu, kaybettiğimiz büyük felsefeci Oruç Aruoba, önce Sivas katliamında şair eşi Metin Altıok’u sonra da kendisini kaybettiğimiz edebiyat kuramcısı ve eleştirmen Füsun Akatlı (Altıok)...

Kaybettiğim bir tebessüm ve en güzel komşularımız

Sosyolojinin yükselen star ismi Emre Kongar hemen yanı başımızdaki binadaydı.

Sanat tarihinin büyükleri... Filiz Yenişehirlioğlu... Günsel Renda...

Hepsi aynı binadaydı...

Kaybettiğim bir tebessüm ve en güzel komşularımız

Aramızdan Abdülkadir Ateş gibi milletvekilleri çıkmıştı...

12 Eylül gibi karanlık bir dönemde bizi koruyan aydınlık meleklerimiz vardı...

Hem de kadınlar...

Prof. Emel Doğramacı... Prof. Gülay Coşkun...

O küçük oda ve komşuları küçük bir Türkiye tarihiydi....

Hepimiz sığışmıştık Beytepe’nin o yıllarına...

Sonra hayat hem bizi hem Türkiye’yi savurdu oradan oraya...

Kaybettiğim bir tebessüm ve en güzel komşularımız
Füsun Akatlı (Altıok), eşi Sivas katliamında kaybettiğimiz şair Metin Altıok ve kızları Zeynep

Sonra yollarımız ayrıldı...

Ahmet ODTÜ’ye gitti...

Ben gazeteciliğe...

Dostluğumuz ise hep o odada kaldı...

Kızım Gülümsün evlenirken Ahmet’le Feride yanımızdaydı...

Ben genel yayın yönetmenliğinden ayrılırken yapılan törende de yalnız bırakmamışlardı bizi...

Yıllar böyle gelip geçti ve şimdi karagünlerde beraber olma vakti de geldi çattı...

Ahmet Acar’ı bugün uğurluyoruz....

*

Tansu ve ben büyük bir arkadaşımızı kaybettik...

ODTÜ camiası kendilerine gurur denen duyguyu miras bırakan bir hocasını...

Ama hepimiz ne kaybettik derseniz...

Ülkemizde epeydir göremediğimiz, “makuliyet” denilen duruşun kitabını yazmış bir insanı...

İşte o rol modelini kaybettik.

*

Onun en çok bu fotoğrafını sevmiştim...

ODTÜ tarihinin en kritik dönemlerinden biriydi...

Çatışma kapıdaydı...

Bir kere daha canlar yanabilir, genç hayatlar kayabilirdi...

Ama işte bu fotoğraf vardı...

Önde onun tarzı...

Sükûneti...

Kavga değil barış isteyen, savaş değil çözüm isteyen tarzı...

Arkada öğrencisinin, öğretim üyelerinin ve ODTÜ camiasının desteği, sevgisi...

Sipere eldeki taşlar değil, onun sükûneti, serinkanlılığı girmişti....

*

Siperdeki adam bütün Türkiye’ye, “sükûnet” ve “kararlılığın” Habil’le Kabil olmadığını öğretmişti...

Sihirli anahtarın, “uzlaştırıcı bir sükûnet” ve “barışçı bir çözüm arayışı” olduğunu anlatmıştı ısrarla...

Ve başardı...

*

Öğrencilerini korudu...

İktidara direndi ama onları düşman diye görmedi, ilişkiyi hiç kesmedi...

Okulun sorununu hem iktidara, hem Türkiye’ye makuliyetin en temiz Türkçesiyle anlattı.

Duruşu kararlıydı, ama o kararlılığı uzlaşmaz bir kahramanlık gösterisine çevirmemişti.

Gerçek kahramanların, kahramanlık taslamadan sorun çözen insanlar olduğunu mükemmel bir hocalık becerisiyle göstermişti hepimize...

Bu tarzı, bu haliyle, siyasilere de güven verici bir yöneticiliğin erdemlerini anlatmıştı tek tek...

Gürültünün, bağırış çağırışın, desibelin, yumruk sıkmanın, parmak sallamanın, hoyratlığın “zamanın demir yumruklu ruhu” zannedildiği bir dünyada, sessizliğin, uzlaştırıcılığın, sükûnetin, makuliyetin, serinkanlılığın ne kadar güzel ve etkili bir kadife eldiven olduğunu hiç parmak sallamadan izah etmişti...  

*

Ahmet, bir tebessüm insanıydı...

Duygularını mizahla hafif hüzün arasındaki incecik bir tebessüm parseline çiçek gibi ekmeyi bilen bir ifade simyacısıydı...   

İnsan yüzünde en zarif duran ifadenin sahici bir tebessüm olduğunu ondan öğrenmiştik.

Gerçek kararlılığın kendini en güçlü şekilde, kontrolsüz bir belagat ve takallüs etmiş bir suratta değil, böylesine yumuşak bir tebessümde ispatlayabileceğini de o anlatmıştı.

*

Bana gelince...

O, ODTÜ’de hem akademik başarısı hem de yöneticilik zarafeti ve tutarlılığı ile...

Eşi Feride ise Birleşmiş Milletler’de kadın haklarının en üst kuruluşlarından birinin başında verdiği mücadele ile....

Bana arkadaş gururu taşımanın dayanılmaz keyfini verdiler....

*

Güle güle benim sevgili oda arkadaşım...

Bugün toprağa verilirken cesaretim olsa ve yüzünü açabilseydim eğer...

Eminim...

Yine o tebessümü görecektim...

Ve ben seni o tüy gibi son tebessümünle uğurlayacaktım...

*

Ne yazık ki o cesaretim yok...

O yüzden, sadece “O üniversite odasında en kötü günlerimde beni hep yatıştıran tebessümünü hiç unutmayacağım” diyerek uğurluyorum seni...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Bir selfie fotoğrafı ve üç gün önce atılan bir tweet

Önümüzdeki not defterinde iki tarih var...

Biri 11 Ocak 2021...

Yani geçen pazartesi günü...

Öteki ise bundan 3 gün öncesine ait...

Yani 8 Ocak 2021...

Önce ikincisinden başlayayım...

Gördüğünüz bu fotoğraf geçen pazartesi günü Kahire’de çekildi... Eminim MİT’in elinde de vardır, çünkü açık istihbarattan gelen bir fotoğraf...

Dikkatle bakarsanız arka planda 4 bayrak göreceksiniz...

Yazının Devamını Oku

Hangisi fazla: 'Önce Türküm' diyen mi 'Elhamdülillah Müslümanım' diyen mi

Kadir Has Üniversitesi’nin her yıl yaptığı “Türkiye’nin eğilimleri” araştırmasının sonuçları 7 Ocak günü yayınlandı.

Her yıl olduğu gibi sonuçları bir sosyolog gözüyle ilgiyle okudum.

Araştırmanın siyasi sonuçlarına hiç girmeyeceğim...

Çünkü beni hiç ilgilendirmiyor.

Ama sosyal ve kültürel sonuçlarında çok çarpıcı bazı öyle ilginç rakamlar var ki, işte onları anlatmak istiyorum.

Belki 2023 seçimleri için partilere yol gösterebilir.

En ilgincinden başlayayım.

SORU ŞU:

Yazının Devamını Oku

WhatsApp kâbusu-Neee o çıplak fotoğrafları başkalarına mı vereceksin

Herkesin kulaktan kulağa sorduğu soruyu ben açıkça sorayım: Hani pandemi sırasında erkek WhatsApp gruplarında karşılıklı atılan o çıplak kadın fotoğrafları var ya...

Yapılan o erkek geyikleri...

Hani bir uçtan ötekine şifreli diye fantezi meraklılarının yaptığı o anatomik paylaşımlar...

Kadınlar, siyasetçiler hakkında o yazılıp çizilen fıkralar...

Paylaşılan siyasi karikatürler...

Normal sohbetlerimizde ağzımıza almayacağımız ifadeler, kavramlar, küfürler...


Yazının Devamını Oku

O dört saatte beni en çok şaşırtan şey

İki gündür önümdeki iki fotoğrafa bakıp bakıp soruyorum...

O iki fotoğraf şu:

Sakallı bir adam, Senato başkanının koltuğunda oturuyor...

Bir başka sakallı adam da Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin koltuğunda...



Pişmiş kelle gibi sırıtıyorlar...

Yazının Devamını Oku

Bir gün herkes o koltuktan kalkmayı tadacak ama nasıl

Amerikan Senatosu’nun seçilmiş insanları, alenen kışkırtılmış kadınların ve adamların saldırısına uğradığı sırada...

Avrupa’nın seçilmiş insanlarından birinden şu Twitter mesajı geldi:

“Şundan emin olun. Benim başbakanlıktan ayrılmam çok sıradan ve sıkıcı bir şekilde olacaktır...”

Mesajın altında, Almanya’nın seçilmiş başbakanı ve şu an dünyanın en başarılı lideri sayılan Angela Merkel’in adı vardı.  

Hesap gerçekten onun mu, yoksa birisi onun adına şaka mı yapıyor tam öğrenemedim...

Ama hepimiz biliyoruz ki, onun görevden ayrılması gerçekten çok sıradan bir şekilde olacak...

Nasıl mı?

*

Yazının Devamını Oku

Bir Big Lebowski atasözü: Bir gün bir adam gelir ve

Benim kült filmim “Big Lebowski”nin 3 bowlingci kahramanının yanında, bir de yan karakteri var...

Onun adı yok...

Sadece “The Stranger”, yani “Yabancı” diye biliyoruz...

Arada bir bowling salonunun barında tek başına otururken görürüz onu...

Genellikle de Jeffrey Lebowski’ye ettiği büyük laflarıyla hatırlarız...

Mesela aklımdan hiç çıkmayan şu lafı:

“Bir ülkede bazen bir adam gelir ve...”

“Yabancı” 

Yazının Devamını Oku

Steve Jobs'un dediği olsaydı pandemide kaç video gelirdi

Son zamanlarda başladığım “podcast sohbetler”de bugün konuğum özel sektörün en büyük enerji dağıtım şirketlerinden biri olan EnerjiSA’nın CEO’su Murat Pınar...

Epeydir aradığım bir insandı.

Çünkü elinde müthiş bir veri tabanı var.

20 milyon müşteriye hizmet götürüyor. 11 bin çalışanı var.

Dolayısıyla pandemi sırasında kim ne tüketti, ne kadar evde oturdu, ne harcadı, bugün durum ne herkesten iyi biliyor.

Karşımda uzun saçları ve hali tavrı ile klasik bir enerji şirketinden çok Silikon Vadisi’nde yükselen bir startup tipi duruyor.  


Murat Pınar

Türkiye hakkında ona sormak istediğim çok şey var.

Yazının Devamını Oku

Bu Müslüman kadın 9 Şubat'ta çok önemli bir işi başaracak

Biz Boğaziçi rektörünü tartışırken 9 Şubat günü uzayda çok ilginç bir şey olacak.

Mini Cooper araba büyüklüğünde bir araç Mars’ın yörüngesine oturacak.

Ve bu, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) uzaya gönderdiği bir araç olacak.

Aracın adı “Hope”.

Yani “Umut”.

Tarihte ilk defa Müslüman bir ülkenin uzaya attığı araç böylesine ileri bir noktaya gidiyor...

Üstelik güzel bir haber daha var. Birleşik Arap Emirlikleri’nde bu bilimsel Mars projesinin başında 33 yaşında bir kadın var.

Adı

Yazının Devamını Oku

Yatak odasında devrim yapan bir kadının 14 ve 51 numaralı sorusu

Geçtiğimiz 9 Eylül 2020 günü Londra’da bir kadın öldü...

77 yaşındaydı...

Geçen yılın sessiz ölümlerinden biriydi... Ama, bu dünyadan ayrılırken arkasında çok gürültülü bir yakın geçmiş bırakmıştı...

Simone de Beauvoir’larla başlayan “birinci dalga feminizm”in, ikinci dalga sörfçülerinden biriydi...

Ve o kadın bizim erkek neslimizin dimağına çok korkutucu iki soruyu sokmuştu...



Yazının Devamını Oku

Fikri kardeşim başörtüsü flama da, kimin flaması

Önceki gün şunu artık iyice anladım...

Bu ülkenin iyiye gitmesi için...

Şu Allah’ın belası kutuplaşmadan kurtulması için...

Allah rızası için...

Bazı tipleri televizyonda canlı yayına katiyen çıkarmamak gerekiyor...



Yazının Devamını Oku

İlk gün: 'AKP içinden destek için çok sayıda mesaj geliyor'

Şimdi anlatacağım konuşmayı 3 gün geciktirerek yayınlıyorum.

İki nedenden dolayı bilerek erteledim.

Birincisi bu sözleri söyleyen Kılıçdaroğlu’ndan yazmak için izin istedim.

İkinci ve daha önemlisi ise...

Bu konuşmayı yılın ilk günü yayınlamak istedim.

Çünkü o felaket yılından sonra 2021’e umutla girmeyi arzuladım...

Geçen salı günü...

Yer Ankara’daki Ahmet Hamdi Akseki Camisi...

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en güzel yeni yıl kartpostalı

Önceki gün arkadaşım Ahmet Acar’ın cenazesine katılmak için arabayla Ankara’ya gidip geldik...

İlk defa Kuzey Marmara otoyolunu kullandım...

İstanbul dışına çıkışı çok kolaylaştırmış...

Yolu en az 30-40 dakika kısaltıyor.

İstanbul’a dönüşte, bugüne kadar bana en çok heyecan veren duvar resimlerinden birine rastladım.

“Pasific” benzin istasyonunun market duvarına çizilmiş olağanüstü bir Türk bayrağıydı bu...

Kim çizdiyse gerçekten çok başarılı...

Bayrağın dalgalanışına o kadar güzel bir hareket vermiş ki, insan önünde durup fotoğraf çektirmeden geçemiyor....

Yazının Devamını Oku

Beluga balinası ve Amur kaplanı ile uyuyan hücrelere mesaj mı

Dün Rusya Devlet Başkanlığı’nın internet sitesinde dolaşırken çok ilginç bir şeyle karşılaştım.

Biliyorum bazılarınızın aklına hemen şu soru gelecek.

“Ne işin var senin oralarda?”

Sedat Ergin soktu kanıma bunu...

Biliyorsunuz, o, başlığında “resmi” kelimesi bulunan her devlet sitesini ziyaret eder.

Tabii ki, onun Rusya resmi internet sitesine girip dolaşması ile benimki arasında esaslı bir fark var.

Onun ilgi alanı “Diplomatik belgeler”, “Resmi heyetler arasındaki görüşmeler” ve “Dokümanlar” bölümü olur...

Ya ben Rusya Devlet Başkanı’nın sitesine girersem ne görürüm?

Yazının Devamını Oku

26 yaşındaki David mi 70'lik ben mi daha yakışıklı

Michelangelo, David heykelini yaptığında 26 yaşındaydı...

Tahmin ediyorum yaptığı heykel de anatomik olarak 20-30 yaşlarında bir erkektir...

Biliyorum başlıktaki soruyu okuduğunuz an, “Yine ne saçmalamış” diyeceksiniz...

Hayır ciddiyim...

O nedenle, soruyu yeniden soruyorum:

Evrensel güzellik ölçülerine vurursanız, Michelangelo’nun David heykelindeki erkek mi daha güzel ben mi...

*

Hiç kuşkusuz David de kusursuz bir erkek değildi... Başı normalden büyük, elleri de öyle...

Genital organı küçük...

Yazının Devamını Oku

Dün Metin Akpınar'ı arayıp şu soruyu sordum

Önceki gün Metin Akpınar’ın mahkeme koridorundaki fotoğrafı çok dokundu bana...

Bir bankın ucunda yapayalnız oturuyordu...

1970’lerin terör yıllarına döndüm...

Sonra 1980’li yıllara...

12 Eylül’ün o karanlığında bile siyasi hicivleri, mizahı ile bizi gülümseterek, kahkahalar attırarak dayanma gücümüzü nasıl arttırdıklarını hatırladım...



Yazının Devamını Oku

Müslüman bir ülkede kadın içmeyi mi içki yapıp satmayı mı daha çok sever

Sizce Türkiye’nin en büyük içki gruplarından birinin CEO’su hangi şehirden bir insandır?

İzmir? İstanbul... Antalya... Edirne...

Yanıldınız...

Dünyanın en büyük iki içki grubundan biri olan “Pernod-Ricard”ın Türkiye, Afrika ve Ortadoğu (MENAT) bölgesinden sorumlu CEO’su Selçuk Tümay, Karaman doğumlu...

Yani eskiden Konya Karaman diye bildiğimiz şehirden...

O zaman geleyim ikinci soruya...

Pernod-Ricard grubunun, daha çok Müslüman ülkeleri kapsayan “Ortadoğu, Afrika ve Türkiye” bölümünün yönetim kurulunda sizce kimler vardır?

Sakın “İçmeyi seven erkekler” demeyin...

Yazının Devamını Oku

En sempatik paparazzi o kareyi gerçekten çekti mi

Yazının ilk başlığını şöyle atmıştım.

“Dünyanın en sempatik tabutçu paparazzisi...”

Ve yazıya şöyle başlamıştım:

“Sakın ola başlıktaki ‘tabutçu’ lafına takılmayın.”

*

Bugün çok üzgünüm...

Çünkü bir magazinci olarak, Türkiye’nin en sempatik en renkli magazincilerinden birini kaybettik...

Adı Zozo Toledo’ydu...

Ama aslında ne adı Zozo’ydu...

Yazının Devamını Oku