Kartpostalın üzerindeki o fotoğraf sırrı çözecek mi

Geçen çarşamba günü, yani 29 Temmuz günü sanat tarihinde çok önemli bir günün yıldönümüydü.

Bundan 130 yıl önce, 27 Temmuz 1890 sabahı Van Gogh, Paris yakınında Auvers-Sur-Oise köyündeki handa kaldığı odasından çıktı...

Kartpostalın üzerindeki o fotoğraf sırrı çözecek mi

Akşam hava kararırken otele döndüğünde ağır yaralıydı.

Karnından vurulmuştu.

Sanat tarihinin en büyük simalarından biri olan Van Gogh, iki gün sonra aldığı bu yaradan dolayı öldü.

O gün 29 Temmuz 1890 günüydü.

Ve bu ölümün sırrı hâlâ çözülemedi.

*

Ancak geçen ay, bir kartpostalın üzerindeki fotoğraf 130 yıllık bu sırrın çözülmesi için çok önemli bir delili ortaya çıkardı.

Daha doğrusu herkesin gözünün önündeki bu kartpostalın üzerindeki fotoğrafa bakıp bunun izini süren bir sanat tarihçisi...

*

Van Gogh, 27 Temmuz günü kaldığı hana ağır yaralı olarak dönerken koltuğunun altında yeni yaptığı bir tablo vardı.

Bu tablonun adı “Üç Kök”...

Van Gogh’un çizgisinden biraz farklı bir tabloydu...

Onun dünyayı görüşündeki psychedelic çizgi daha da abartılmıştı...

Tabloya adını veren 3 kök, bu olağanüstü renk dünyasında kaybolmuş gibiydi...

Tablonun üzerinde imza ve tarih yoktu...

O nedenle 130 yıl boyunca bazı sanat tarihçileri, onun son tablosunun bu değil, bir önceki “Buğday Tarlası ve Kargalar” olduğunu iddia ettiler.

Ama 27 Temmuz gününe asıl damgasını vuran olay bu tablolar değil, Van Gogh’un intihar mı ettiği, yoksa öldürüldüğü müydü...

Dünyanın önde gelen sanat dedektifleri yıllarca bununla ilgili tezler ortaya attılar.

*

O gün gerçekten ne oldu?

Bu konuyu Türkiye’nin önde gelen sanat tarihçilerinden ve küratörlerinden Hasan Bülent Kahraman’a sordum.

Şimdi sözü ona bırakıyorum.

ÖLDÜRÜLDÜ

1) LEFAUCHEUX MARKA TABANCANIN SIRRI

Bu eski bir tartışmadır. Ana mesele şudur: Van Gogh öldürüldü mü intihar mı etti. En önemli kanıt, bulunan bir tabancadır. İntihar iddiası büyük ölçüde bir tarlada bulunan silahıyla karnından çıkarılan kurşunun aynı kalibrede olması. Bu Lefaucheux marka tabanca geçen yıl bir müzayedede 162 bin 500 Euro’ya satıldı. Uzun süre Amsterdam’daki Van Gogh Müzesi’nde sergilenmişti. 

Bana sorarsan intihar şekli acayiptir. Midesine ateş etmiştir. Verilen raporlar da bu doğrultudaydı. Ancak şu var: O noktadan insanın kendisini vurması için çok yakından ateş açması gerekirdi.

Kartpostalın üzerindeki o fotoğraf sırrı çözecek mi
1905 tarihli kartpostal

O zaman da elinde ve bedeninde neredeyse hiç çıkmayacak barut izleri bulunmalıydı.

Ölümü sırasında tutulan kayıtlarda böyle bir iz yok.

İkincisi tabancanın bir tarlada bulunmasını da onu vuranların silahı ortadan kaldırmak için götürüp oralara attıklarını düşündürüyor.”

İNTİHAR ETTİ

2) ÖLÜM DÖŞEĞİNDE ON ÜÇ YAŞINDAKİ KIZA NE DEDİ

HASAN Bülent Kahraman devam ediyor:

“Bunlara bakınca öldürülmüş diyebilirsiniz. Ama bir de kaldığı hanın sahibi adamın kızı Adeline Ravoux’nun 1956 tarihli mektubu var.

O gün 13 yaşında.

*

Babası hana geç dönen ressamı merak ediyor.

Hep akşamüstleri gelirken o gece geç geliyor. Odasına çıkıyor. Babası inlemeler duyduğunu söyleyip yanına gidiyor.

‘Kendimi vurdum’ diyor. ‘Tarlada bayıldım’ diyor. ‘İşi bitirmek için silahı aradım ama bulamadım’ diyor. İki gün sonra da ölüyor.

Bu tabii, çok kuvvetli bir belge.

*

Bir de yaralarına bakan doktorun anlattıkları var.

Dr. Gachet’ye göre kendisini kurtarmaya çalıştığını görünce Van Gogh, ‘Bir daha yaparım’ diyor. Dr. Gachet cenaze için kasabaya gelen arkadaşı Emile Bernard’a aktarıyor bu sözleri.

Gachet’den aktardığına göre ressam ‘Bilerek isteyerek, açık zihinle yaptım’ demiş...”

*

İşte büyük sanatçının ölümündeki esrar böyle tartışmalarla sürüp giderken, geçen ay çok önemli yeni bir durum ortaya çıktı.

Şimdi Hasan Bülent Kahraman’dan ayrılıp sanat tarihini altüst eden bu buluşa gidiyoruz...

Çünkü pandemi sırasında evinde oturan bir adam öyle bir şey keşfediyor ki, intihar mı cinayet mi tartışması yeniden alevleniyor.

3) 1905 TARİHLİ KARTPOSTALA BAKAN UZMAN NE GÖRÜYOR

Wouter van der Veen, Fransa’daki Van Gogh Enstitüsü’nün bilimsel araştırmalar direktörüdür.

Korona karantinası günlerinde, elindeki bazı eski kartpostallara bakarken biri dikkatini çekiyor.

Bugünün çocukları kartpostal nedir belki bilemez.

İnsanların gittikleri şehirlerden, dostlarına attıkları hatıra fotoğraflarına kartpostal denir.

*

Aslında son derece sıradan bir kartpostaldır.

1905 tarihinde çekilmiştir ve üzerinde bisikletli bir adam görülmektedir.

Fotoğraf Van Gogh’un yaşadığı köyde çekilmiştir.

Van der Veen fotoğrafa bakarken, bunun Van Gogh’un her gün geçip resim çizmeye gittiği yola çok benzediğini fark eder.

Başka tablolarında da geçen bu yol onun ilgisini çeker.

*

Ancak asıl ilgisini çeken bisikletli adamın sağındaki ağaçlar olur.

Bu ağaçların yapısı da “Üç Kökler” tablosunu hatırlatmaktadır.

*

Van Gogh uzmanı bunun üzerine gidip orayı kendi gözüyle görmeye karar verir.

Ancak pandemi günleridir ve oraya gitmesi mümkün değildir.

O bölgede yaşayan, güvendiği bir arkadaşından gidip bakmasını rica eder.

Arkadaşı gider ve döndüğünde onu çok şaşırtan bir şey söyler.

4) AĞACIN ÜZERİNDEKİ SARMAŞIK KALDIRILINCA GÖRÜNEN TABLO

ARKADAŞI gidip ağaçları inceledikten sonra kendisine şu bilgiyi verir:

Buradaki bazı ağaçlar kesilmiş. Bazı kökler de gitmiştir. Ancak biraz dikkatle bakınca şunu görmüştür:

Kesilen bazı ağaçların üzerini sarmaşıklar kaplamıştır.

Bu sarmaşıkları kaldırıp altına baktığında kendisini hayretler içinde bırakan bir tablo ile karşılaşır.

*

Alttaki kökler olduğu gibi durmaktadır. Ve bu köklerin % 40-50’si olduğu gibi kalmıştır. Ayıkladıklarında ortaya çıkan kökler ise ressamın yapıtındakiyle aynıdır.

Fotoğrafta görülen yol da, buldukları kökler de Van Gogh’un o dönemde yaptığı tüm resimlere konu olan, her gün gidip geldiği tarlaların ve şatonun civarındadır...

*

Van der Veen, son tablonun, bir veda mektubu gibi okunması gerektiği kanısında.

Ona göre, “Kökler” ölümü ve “yeniden doğumu” anlatıyor. “Van Gogh’un meselesi de buydu zaten” diyor.

Çünkü daha önce yaptığı desenler ve onlarla ilgili Theo’ya yazdığı mektuplar var ve aynen bunu belirtiyor: Ağaçlar, orman yaşamını vurguluyor.

Anlaşılan ressam son günlerinde neredeyse her gün bir resim yaparken ve o resimleri yapmak için tarlalara giderken bu yoldan geçiyordu.

Son gün bunu yapmaya karar verdi.

Kartpostalın üzerindeki o fotoğraf sırrı çözecek mi
’Van gogh’un Üç Kök tablosu’’

5) SON SÖZ: TABLODAKİ IŞIK ÖLÜMÜN SIRRINI ÇÖZECEK Mİ

PEKİ bu kartpostal ve bulunan üç kök ölümündeki sırrı çözüyor mu?

Van der Veen’e göre evet... Buradaki en büyük kanıt da köklerin yolun üstünde oluşuydu. Ve en büyük delil de ışıktı...

*

Van der Veen’e göre resimdeki ışık ressamın saat 17.00-18.00’e kadar çalıştığını gösteriyor.

Eve dönüş saatiyle birlikte düşünüldüğünde iddia edildiği gibi sarhoş olup kavga edecek ve vurulacak zamanı yoktu. Ancak Van Gogh hakkında bir kitap yazan Steven Naifeh ve Gregory White Smith hiç aynı görüşte değil. Naifeh çok ısrarla Van der Veen’in iddialarının kabul edilemeyeceğini belirtiyor.

*

Ona göre resimdeki ışık fotoğraftaki gibi zamanı belirlemez.

 İkincisi o ışığı gördü mü yoksa muhayyilesinden mi türetti belirsiz.

 Üçüncüsü bu kadar canlı resimler yapan ve resimlerin yaşamı işaret ettiği iddiasındaki bir insan intihar eder mi?

Gerçekten de son dönemde yaptığı tüm resimleri çok canlıdır.

*

Son sözü yine Hasan Bülent Kahraman’a bırakıyorum: “NY Times makalesinde yer almıyor ama ben bu tartışmayı izlediğimden biliyorum.

Van Gogh hakkındaki son filmi yapan ve William Dafoe’yu oynatan kendisi de bana göre 20. yüzyılın 1980 sonrasındaki en büyük ressamlarından olan Julian Schnabel de intihar görüşüne çok karşı.

Bu iddiayı da kabul etmiyor. Bir ressam böyle bir resimden sonra hem de bu türden bir çalışma hırsı ve azmindeyken intihar etmez.  Ama şunu da unutmayalım.

Van Gogh’un ciddi depresyonu vardı. Yaşadığı bu son eve taşınmadan önce Arles’da galiba üç ay akıl hastanesinde yatmıştı.”

*

Sanat tarihi dedektifleri tarihin en ilginç ölümlerinden birini araştırmaya devam ediyor.

Kartpostalın üzerindeki bu fotoğraf gerçekten büyük bir buluş ve delil mi...

Geçen hafta bu konuda uzun bir yazı yayınlayan New York Times önemli bir buluş olduğu görüşünde.

Bize bu yazıda gönüllü danışmanlık yapan Hasan Bülent Kahraman da öyle diyor... Ama görünen o ki, dedektiflerin gideceği epey yol var.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yeni başkandan sonra Dışişleri Bakanı da Maçakızı'ndan çıktı

Evet bildiğimiz Türkbükü’ndeki Maça Kızı’ndan...

Daha doğrusu Maçakızı’nın kurucu ortağı Sahir’in İstanbul’daki yalısından.

Arkasında çok güzel bir hikâye var ama önce dün gece gelen haberle başlayayım.

ABD’nin yeni başkanı Biden dün sabaha karşı Dışişleri Bakanlığı’na kimi getireceğini açıkladı.

Bakanlığa getireceği isim Antony Blinken’miş...

Şimdilik sadece şunu söyleyeyim.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bir gitarist geliyor.

Ama önce dün sabaha karşı bu haberi okuduğumda ilk aklıma gelen şeyi yazayım...

Yazının Devamını Oku

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

İngiliz sarayını anlatan “Crown” dizisinin son bölümünü, tabii yine çok severek izledim.

Bu sezonun bana en ilgi çekici gelen bölümü, sonlarda Kraliçe Elizabeth ile Başbakan Thatcher arasındaki konuşmaydı.

*

Falkland savaşını kazanan, yaptığı radikal reformlarla İngiliz ekonomisini düze çıkarmak üzere olan Thatcher, bunlara rağmen popülaritesini kaybetmiş, artık partisi içinde zayıflamıştır.



Partisi istifa etmesini istemektedir.

Yazının Devamını Oku

WhatsApp grupları çorabı delik kareyi niye çok sevdi

Bu fotoğraf bize bir WhatsApp grubundan geldi.

İlk gören eşim Tansu’ydu...

Altında şu yazıyordu:

“En sağdaki Prof. Uğur Şahin, aşıyı bulan biliminsanı. Almanya’da çekilmiş. Kucaktaki kardeşi diş hekimi, ayakta çorabı delik olan modacı olmuş.”

*

Evde hepimiz ilk bakışta çok sevdik bu kareyi.

Tansu çok etkilendi ve Instagram hesabından paylaştı.

Ancak bir süre sonra bir izleyicisinden şu notu aldı:

“Fotoğraf 1975’de Düsseldorf’a göçmüş bir aileye ait...”

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi'nin minberindeki hayalet

Yanan Vaniköy Camisi’nin yeni yöneticisi Uğur Vanioğlu camiyi teslim alırken bir sayfalık ayrıntılı bir devir teslim belgesini imzaladı.

Belgenin adı “Mülhak Vakıflar Devir Teslim Tutanağı”...

Bu tutanağı görmedim
ama eski tutanaklardan
bildiğim bir şey var.

Bu tür vakıf devir teslimlerinde her şey madde madde yazılır.

Neler mi?

Caminin işletme defteri.

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi ne zaman kime devredildi

Dünkü yazımda Vaniköy’de yanan cami ile ilgili bir gözlemimi aktarmış ve bir eleştiride bulunmuştum.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Bölge Müdürü Musa Akdeniz bir bilgi notu gönderdi.

Arkasından Kültür Bakanı Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da aradı.

Her ikisi de ilginç bilgiler verdi.

Geçen pazar gününden beri kamuoyunun dikkatini çeken bu camiyle ilgili ilginç bilgilere yer verilmişti.

Bugün bu bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

*

Bu cami 1671 yılında Bursa’da

Yazının Devamını Oku

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Aşının ilk etkisi yaşayan millet üzerinde, ikincisi ise

Ne şu ne bu...

Ne şunun gidişi ne bunun gelişi...

Bugünün en büyük haberi COVID-19 virüsüne karşı yüzde 90 etkili aşının bulunması...

Buluşun arkasında bir Türk kadını ile bir Türk erkeğinin bulunması da milletçe bonusumuz...

Aşı bulundu ve herkes gözünü piyasalara, borsalara dikti...

Tabii ki yükseldi...

Ama bana göre hayata dönüşün ilk harika işareti başka yerden geldi....

Live Nation’dan...

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku