Kartpostalın üzerindeki o fotoğraf sırrı çözecek mi

Geçen çarşamba günü, yani 29 Temmuz günü sanat tarihinde çok önemli bir günün yıldönümüydü.

Bundan 130 yıl önce, 27 Temmuz 1890 sabahı Van Gogh, Paris yakınında Auvers-Sur-Oise köyündeki handa kaldığı odasından çıktı...

Kartpostalın üzerindeki o fotoğraf sırrı çözecek mi

Akşam hava kararırken otele döndüğünde ağır yaralıydı.

Karnından vurulmuştu.

Sanat tarihinin en büyük simalarından biri olan Van Gogh, iki gün sonra aldığı bu yaradan dolayı öldü.

O gün 29 Temmuz 1890 günüydü.

Ve bu ölümün sırrı hâlâ çözülemedi.

*

Ancak geçen ay, bir kartpostalın üzerindeki fotoğraf 130 yıllık bu sırrın çözülmesi için çok önemli bir delili ortaya çıkardı.

Daha doğrusu herkesin gözünün önündeki bu kartpostalın üzerindeki fotoğrafa bakıp bunun izini süren bir sanat tarihçisi...

*

Van Gogh, 27 Temmuz günü kaldığı hana ağır yaralı olarak dönerken koltuğunun altında yeni yaptığı bir tablo vardı.

Bu tablonun adı “Üç Kök”...

Van Gogh’un çizgisinden biraz farklı bir tabloydu...

Onun dünyayı görüşündeki psychedelic çizgi daha da abartılmıştı...

Tabloya adını veren 3 kök, bu olağanüstü renk dünyasında kaybolmuş gibiydi...

Tablonun üzerinde imza ve tarih yoktu...

O nedenle 130 yıl boyunca bazı sanat tarihçileri, onun son tablosunun bu değil, bir önceki “Buğday Tarlası ve Kargalar” olduğunu iddia ettiler.

Ama 27 Temmuz gününe asıl damgasını vuran olay bu tablolar değil, Van Gogh’un intihar mı ettiği, yoksa öldürüldüğü müydü...

Dünyanın önde gelen sanat dedektifleri yıllarca bununla ilgili tezler ortaya attılar.

*

O gün gerçekten ne oldu?

Bu konuyu Türkiye’nin önde gelen sanat tarihçilerinden ve küratörlerinden Hasan Bülent Kahraman’a sordum.

Şimdi sözü ona bırakıyorum.

ÖLDÜRÜLDÜ

1) LEFAUCHEUX MARKA TABANCANIN SIRRI

Bu eski bir tartışmadır. Ana mesele şudur: Van Gogh öldürüldü mü intihar mı etti. En önemli kanıt, bulunan bir tabancadır. İntihar iddiası büyük ölçüde bir tarlada bulunan silahıyla karnından çıkarılan kurşunun aynı kalibrede olması. Bu Lefaucheux marka tabanca geçen yıl bir müzayedede 162 bin 500 Euro’ya satıldı. Uzun süre Amsterdam’daki Van Gogh Müzesi’nde sergilenmişti. 

Bana sorarsan intihar şekli acayiptir. Midesine ateş etmiştir. Verilen raporlar da bu doğrultudaydı. Ancak şu var: O noktadan insanın kendisini vurması için çok yakından ateş açması gerekirdi.

Kartpostalın üzerindeki o fotoğraf sırrı çözecek mi
1905 tarihli kartpostal

O zaman da elinde ve bedeninde neredeyse hiç çıkmayacak barut izleri bulunmalıydı.

Ölümü sırasında tutulan kayıtlarda böyle bir iz yok.

İkincisi tabancanın bir tarlada bulunmasını da onu vuranların silahı ortadan kaldırmak için götürüp oralara attıklarını düşündürüyor.”

İNTİHAR ETTİ

2) ÖLÜM DÖŞEĞİNDE ON ÜÇ YAŞINDAKİ KIZA NE DEDİ

HASAN Bülent Kahraman devam ediyor:

“Bunlara bakınca öldürülmüş diyebilirsiniz. Ama bir de kaldığı hanın sahibi adamın kızı Adeline Ravoux’nun 1956 tarihli mektubu var.

O gün 13 yaşında.

*

Babası hana geç dönen ressamı merak ediyor.

Hep akşamüstleri gelirken o gece geç geliyor. Odasına çıkıyor. Babası inlemeler duyduğunu söyleyip yanına gidiyor.

‘Kendimi vurdum’ diyor. ‘Tarlada bayıldım’ diyor. ‘İşi bitirmek için silahı aradım ama bulamadım’ diyor. İki gün sonra da ölüyor.

Bu tabii, çok kuvvetli bir belge.

*

Bir de yaralarına bakan doktorun anlattıkları var.

Dr. Gachet’ye göre kendisini kurtarmaya çalıştığını görünce Van Gogh, ‘Bir daha yaparım’ diyor. Dr. Gachet cenaze için kasabaya gelen arkadaşı Emile Bernard’a aktarıyor bu sözleri.

Gachet’den aktardığına göre ressam ‘Bilerek isteyerek, açık zihinle yaptım’ demiş...”

*

İşte büyük sanatçının ölümündeki esrar böyle tartışmalarla sürüp giderken, geçen ay çok önemli yeni bir durum ortaya çıktı.

Şimdi Hasan Bülent Kahraman’dan ayrılıp sanat tarihini altüst eden bu buluşa gidiyoruz...

Çünkü pandemi sırasında evinde oturan bir adam öyle bir şey keşfediyor ki, intihar mı cinayet mi tartışması yeniden alevleniyor.

3) 1905 TARİHLİ KARTPOSTALA BAKAN UZMAN NE GÖRÜYOR

Wouter van der Veen, Fransa’daki Van Gogh Enstitüsü’nün bilimsel araştırmalar direktörüdür.

Korona karantinası günlerinde, elindeki bazı eski kartpostallara bakarken biri dikkatini çekiyor.

Bugünün çocukları kartpostal nedir belki bilemez.

İnsanların gittikleri şehirlerden, dostlarına attıkları hatıra fotoğraflarına kartpostal denir.

*

Aslında son derece sıradan bir kartpostaldır.

1905 tarihinde çekilmiştir ve üzerinde bisikletli bir adam görülmektedir.

Fotoğraf Van Gogh’un yaşadığı köyde çekilmiştir.

Van der Veen fotoğrafa bakarken, bunun Van Gogh’un her gün geçip resim çizmeye gittiği yola çok benzediğini fark eder.

Başka tablolarında da geçen bu yol onun ilgisini çeker.

*

Ancak asıl ilgisini çeken bisikletli adamın sağındaki ağaçlar olur.

Bu ağaçların yapısı da “Üç Kökler” tablosunu hatırlatmaktadır.

*

Van Gogh uzmanı bunun üzerine gidip orayı kendi gözüyle görmeye karar verir.

Ancak pandemi günleridir ve oraya gitmesi mümkün değildir.

O bölgede yaşayan, güvendiği bir arkadaşından gidip bakmasını rica eder.

Arkadaşı gider ve döndüğünde onu çok şaşırtan bir şey söyler.

4) AĞACIN ÜZERİNDEKİ SARMAŞIK KALDIRILINCA GÖRÜNEN TABLO

ARKADAŞI gidip ağaçları inceledikten sonra kendisine şu bilgiyi verir:

Buradaki bazı ağaçlar kesilmiş. Bazı kökler de gitmiştir. Ancak biraz dikkatle bakınca şunu görmüştür:

Kesilen bazı ağaçların üzerini sarmaşıklar kaplamıştır.

Bu sarmaşıkları kaldırıp altına baktığında kendisini hayretler içinde bırakan bir tablo ile karşılaşır.

*

Alttaki kökler olduğu gibi durmaktadır. Ve bu köklerin % 40-50’si olduğu gibi kalmıştır. Ayıkladıklarında ortaya çıkan kökler ise ressamın yapıtındakiyle aynıdır.

Fotoğrafta görülen yol da, buldukları kökler de Van Gogh’un o dönemde yaptığı tüm resimlere konu olan, her gün gidip geldiği tarlaların ve şatonun civarındadır...

*

Van der Veen, son tablonun, bir veda mektubu gibi okunması gerektiği kanısında.

Ona göre, “Kökler” ölümü ve “yeniden doğumu” anlatıyor. “Van Gogh’un meselesi de buydu zaten” diyor.

Çünkü daha önce yaptığı desenler ve onlarla ilgili Theo’ya yazdığı mektuplar var ve aynen bunu belirtiyor: Ağaçlar, orman yaşamını vurguluyor.

Anlaşılan ressam son günlerinde neredeyse her gün bir resim yaparken ve o resimleri yapmak için tarlalara giderken bu yoldan geçiyordu.

Son gün bunu yapmaya karar verdi.

Kartpostalın üzerindeki o fotoğraf sırrı çözecek mi
’Van gogh’un Üç Kök tablosu’’

5) SON SÖZ: TABLODAKİ IŞIK ÖLÜMÜN SIRRINI ÇÖZECEK Mİ

PEKİ bu kartpostal ve bulunan üç kök ölümündeki sırrı çözüyor mu?

Van der Veen’e göre evet... Buradaki en büyük kanıt da köklerin yolun üstünde oluşuydu. Ve en büyük delil de ışıktı...

*

Van der Veen’e göre resimdeki ışık ressamın saat 17.00-18.00’e kadar çalıştığını gösteriyor.

Eve dönüş saatiyle birlikte düşünüldüğünde iddia edildiği gibi sarhoş olup kavga edecek ve vurulacak zamanı yoktu. Ancak Van Gogh hakkında bir kitap yazan Steven Naifeh ve Gregory White Smith hiç aynı görüşte değil. Naifeh çok ısrarla Van der Veen’in iddialarının kabul edilemeyeceğini belirtiyor.

*

Ona göre resimdeki ışık fotoğraftaki gibi zamanı belirlemez.

 İkincisi o ışığı gördü mü yoksa muhayyilesinden mi türetti belirsiz.

 Üçüncüsü bu kadar canlı resimler yapan ve resimlerin yaşamı işaret ettiği iddiasındaki bir insan intihar eder mi?

Gerçekten de son dönemde yaptığı tüm resimleri çok canlıdır.

*

Son sözü yine Hasan Bülent Kahraman’a bırakıyorum: “NY Times makalesinde yer almıyor ama ben bu tartışmayı izlediğimden biliyorum.

Van Gogh hakkındaki son filmi yapan ve William Dafoe’yu oynatan kendisi de bana göre 20. yüzyılın 1980 sonrasındaki en büyük ressamlarından olan Julian Schnabel de intihar görüşüne çok karşı.

Bu iddiayı da kabul etmiyor. Bir ressam böyle bir resimden sonra hem de bu türden bir çalışma hırsı ve azmindeyken intihar etmez.  Ama şunu da unutmayalım.

Van Gogh’un ciddi depresyonu vardı. Yaşadığı bu son eve taşınmadan önce Arles’da galiba üç ay akıl hastanesinde yatmıştı.”

*

Sanat tarihi dedektifleri tarihin en ilginç ölümlerinden birini araştırmaya devam ediyor.

Kartpostalın üzerindeki bu fotoğraf gerçekten büyük bir buluş ve delil mi...

Geçen hafta bu konuda uzun bir yazı yayınlayan New York Times önemli bir buluş olduğu görüşünde.

Bize bu yazıda gönüllü danışmanlık yapan Hasan Bülent Kahraman da öyle diyor... Ama görünen o ki, dedektiflerin gideceği epey yol var.

X

Kendini Sharon Stone sanan ve kedilere bulaşan bir erkek

Bu hafta kayda geçirdiğim dizinin adı şu:

“Don’t F...k With Cats...”

“Kedilere Bulaşma: İnternette Katil Avı...”

*

Üç bölümlük dizinin girişinde ‘Buradaki kişiler hayal mahsulüdür’ diye bir yazı yok. Dizideki her kare gerçek...

Mekânlar gerçek.

Olaylar gerçek...

Ve en önemlisi...

Yaşanan bütün vahşet gerçek...

Yazının Devamını Oku

67’nci dakikada Mesut’suz Fenerbahçe daha mı Mesut

Erol Bulut, Mesut Özil gibi uluslararası bir starı maçtan kulübeye aldı. Böylesine cesur ve kritik kararı alan bir teknik direktörün maçın geri kalanı için yeni bir hikayesi olmalıydı. O hikaye gol olarak geldi.

Böyle bir derbiye klasik mantıkla, rasyonel bir değerlendirme yapmak mümkün değil. O yüzden maç boyu gözlemlerimi anarşik biçimde alt alta yazıyorum...

Göreceksiniz ki, bu bir uzman yazısı değil, hepimizin maç sırasında aklımıza gelen düşüncelerden ibaret olacak bu.

BİR KERE DAHA GÖRDÜK DÖRT ÜÇTEN BÜYÜKTÜR

1- Trabzonspor yıllar önce bileğinin hakkıyla kırılmaz denilen ‘Üç Büyük takım’ zincirini en zayıf halkasından kırıp ‘Dört Büyük Kulüp’ karesini, futbolun yeni fotoğrafı olarak kafamıza yerleştirdikten sonra ‘derbilerin’ de anlamı değişti. Ben dahil kimse bir derbi sonucu hakkında önceden rahatlıkla kehanette bulunamadık. Bu maçta öyleydi.

2- Şaşırtmayan, heyecanlandırmayan derbilere alışmıştık. Bu derbi de öyle olacak derken, maçın 67’inci dakikasından sonra beklemediğimiz bir heyecan geldi.

ÖZİL’İ GÖREVDEN ALANIN YENİ BİR HİKAYESİ OLMALIYDI

3- 67’inci dakika önemliydi. Çünkü Fenerbahçe Teknik Direktörü çok az teknik direktörün yapabileceği bir şeyi yaptı. mesut Özil gibi uluslararası bir starı maçtan kulübeye aldı.

4- Böylesine cesur ve kritik kararı alan bir teknik direktörün maçın geri kalanı için yeni bir hikayesi olmalıydı. O hikaye gol olarak geldi.

Yazının Devamını Oku

Guy Ritchie ile o kırmızı halıda neler gördüm

Önceki akşam şahsi Beyoğlu tarihimin çok önemli bir günüydü.

Yıllarca önünden geçtiğim efsanevi Atlas Sineması yeniden açılıyordu.

*

Atlas Sineması’nın açılış tarihi 1948...

Yani benimle aynı yaşta sayılır...



Yazının Devamını Oku

İki 'kız arkadaşın' birbirine verdikleri 'çarşaf' sözü

Bir yanda Ayşe Kulin...

Çok satan kitaplara imza atmış bir yazar...

Başı açık...

Duruşu, tarzı ile kendine özgü...

*

Öteki tarafta Ayşe Böhürler...


Yazının Devamını Oku

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

Dün sabah arka arkaya önüme üç haber geldi... Üçünü alt alta yazınca, dördüncü unsur olarak yazının başlığındaki soru aklıma geldi.

Gelen haberler şunlardı:

*

SABAH HABER 1: Biden yönetiminin CIA’in başına getireceğini açıkladığı William Burns yaptığı açıklamada Çin’i “otoriter düşman” olarak niteledi.

Bu kavramı ilk defa işitiyorum... Demek ki artık dünyanın gündeminde “otoriter düşman” diye yeni bir kavram olacak.

*

SABAH HABER 2: İspanya geçmişin acımasız diktatörü Franco’nun son heykelini de indirmiş.

Franco

Yazının Devamını Oku

Elimize değmeyen, görmediğimiz para ile 190 milyar lira harcıyoruz

Son zamanlarda kendi çevremde, teknoloji çevrelerinde, bankacılık çevrelerinde, çok sık duyduğum üç kelime var.

“FinTech”, “Bitcoin” ve “Blockchain”...

İtiraf edeyim, üçünün de ne olduğunu tam olarak bilemiyorum.

Oysa bunlar giderek günlük hayatımıza şuradan buradan girmeye başladı.

Özellikle de “FinTech...”

Belki inanmayacaksınız, aramızdan 2 milyon insan bu teknoloji üzerinden alışveriş yapıyor. Pandemi sırasında online ödemelerde çok öne çıktı.

Bu ödeme sistemi hayatımızın belki de en önemli kavramlarından birini yavaş yavaş tarihe gömüyor.

Parayı...

Yani bir zamanlar cebimizde en çok gördüğümüz şeyi artık görmüyoruz.

Yazının Devamını Oku

Dönekler ve hainler yeni bir sayfa açıyor

Şerefli bir “dönek”, gururlu bir “hain” olarak yine sahalara dönüyorum.

Hem de iki yüksek yerden aldığım izinle...

Biri “devlet başkanı”ndan...

Öteki “patron”dan...

İkisi de bana “Döneklik ve hainlik artık bütün dünyada şerefli bir payedir. Çık göğsünü gere gere halkın arasına gir” dediler.

Dün gece sabaha karşı cep telefonuma Deadline Hollywood haber sitesinden bir haber düştü.

ABD’nin eski başkanı Barack Obama ile ABD’nin en büyük rock şarkıcısı Bruce Springsteen Spotify üzerinden ortak bir podcast’e başladılar

Yani yaptıkları sohbeti şarkı gibi Spotify üzerinden streaming olarak yayınlıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Cübbeli: Biri bana beleş bilet verirse ben de Mars'a giderim

1) Bu hafta sonu en büyük eğlencem Cübbeli Ahmet’in Mars “parodisiydi”...

Vallahi dinlerken yıkıldım...

Bir kere daha söylüyorum...

Cem Yılmaz pandemi dolayısıyla çekilince, stand-up sahnesi Cübbeli Ahmet Hoca’ya kaldı...

Yani kavuk ona geçti...

Allah için o da acayip bir performans sergiliyor...

Geçen hafta iki gelişme oldu.

Geçen perşembe akşamı NASA Mars’a

Yazının Devamını Oku

Dolunay ve kurt yüzyılı kapandı ekinoks ve cadı yüzyılı açılıyor

Önceki gün bir streaming platforma konan yeni “cadı” filmi “Discovery of Witches” bir “ekinoks” günü başlıyor.

Ekinoks, her yıl gündüz ile gecenin eşit olduğu güne verilen isim.

*

Yılda iki ekinoks var...

Biri 21 Mart ilkbahar ekinoksu...

Öteki ise 23 Eylül sonbahar ekinoksu...

Sözünü ettiğim cadılar dizisi bir sonbahar ekinoks günü başlıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Dikkat Kardashian'ın poposu başımıza büyük bir iş açabilir

Bugün cumartesi... O nedenle siyaseti bir yana bırakıp ciddi bir konuya giriyorum...

1. Ülke olarak başımızda büyük bir sorun patlamak üzere...

Ve bu sorunun adı “Brezilya poposu...”

Ama yavaş yavaş bu deyimin yerini “Kim Kardashian poposu” alıyor.

*

Bunun ilk işareti de dün İngiliz Guardian gazetesindeki tam sayfa bir haberle geldi...

Üstelik haberi New York Times gazetesi de duyurdu...

Diyeceğim “Kardashian’ın poposu” deyip dudak bükmeyin, konu ciddi konu.

*

Yazının Devamını Oku

Girit formülü ile yeniden 'takıma dönüş' fotoğrafı

Biliyorsunuz artık iyi bir “Savunma Bakanlığı internet sitesi” uzmanıyım.

En iyi okuduğum şey de bakanlık sitesine konan fotoğraflar...

Bu etkileyici fotoğrafı da dün Savunma Bakanlığı’nın web sitesinde gördüm.

*

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın makamını ilk defa bu kadar geniş bir kadrajla görüyoruz.

Fotoğrafta bakanın sağında Türk bayrağı, solunda ise NATO bayrağı görünüyor.

Arkada ise bir Atatürk portresi var.

Zaten sitenin sayfası da sol üste bir Atatürk fotoğrafı ile açılıyor.

Yazının Devamını Oku

'82'ncimiz gibi' bir şehir hakkında bilmediklerimiz

Türkiye’nin 81 vilayeti var...

Bir de “82’nci gibi” olanı...

Bir Türkiye şehri değil, ama bir Türk şehri gibi olmaya doğru hızla gidiyor.

Burası Suriye sınırları içindeki Afrin...

Bilmiyordum, meğer Türkiye bir süre önce bazı yabancı gazetecileri Suriye içinde Türk ordusunun kontrolündeki Afrin’e götürmüş.

Giden gazetecilerden ilk yazı dün New York Times’ta yayınlandı.

Bu şehir hakkında bilmediğimiz bazı şeyleri bu yazıdan öğrendim.

Ve öyle bir yazı ki...

Yazının Devamını Oku

Liberal arkadaş söyle bana bu 3 maddenin neyini tartışacağız

Günlerdir Ayasofya imamının sözlerini konuşuyoruz.

Nereden üzerine düştüyse durup dururken bir anayasa tartışması başlattı...

Allah’tan ne Cumhurbaşkanlığı, ne iktidar partisi ne de Diyanet bu tartışmaya girdi...

Ama baktım bugün muhalif diye bilinen bazı eski liberal yazarlar da “Anayasa’nın değişmez maddelerini tartışamazsak buna demokrasi denmez” demeye başladılar

Ben de diyorum ki:

İyi hadi gelin tartışalım... Tartışalım da neyi tartışacağız...

*

Madde 1 diyor ki: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir...

Bunu mu tartışacağız?

Yazının Devamını Oku

CHP oylarımı bölmezse gelecek seçim iktidarım

Cumartesi akşamı Muharrem İnce aradı. Yalova’da oğlu ile birlikteymiş.

Tabii ki konu, onun için yazdığım şu sözlerdi:

“Seçim gecesi üç-beş saati yönetemeyen bir siyasetçi bir partiyi 360 gün nasıl yönetecek...”

Allah için Muharrem İnce’nin rahmetli Süleyman Demirel’e benzeyen bir tarafı var.

Alınmıyor, kızmıyor, küsmüyor...

Türk siyasetinde artık unutmaya başladığımız güzel bir meziyet bu.

Neyse, hemen söze girdi:

“Seçim gecesi için bana haksızlık ediliyor”

Yazının Devamını Oku

Yeni Türkiye'nin yeni fenomeni: VIP köpek

Evet başlıktaki ifade yanlış değil. “V.I.P Köpek”...

Türkiye’de geçen hafta V.I.P köpekler dönemi açıldı.

Size bu haberin hikâyesini ve perde arkasını yazayım.

*

Son yıllarda Türkiye’de en beğendiğim yeni markalardan biri Les Benjamins...

Gümüşhane kökenli bir ailenin çocuğu olan Bünyamin Aydın’ın yarattığı bir giyim markası.

Başlarda “Ottoman Punk” tarzı deniyordu.

Lüks sokak modasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

Özellikle fesli James Dean desenleri falan bütün dünyada tutuldu.

Yazının Devamını Oku

Tam 60 yıldır hayır dediğim bir anayasal düzende yaşıyorum

Bakın şu gerçekleri alt alta yazdığımda, kendi açımdan ne kadar tuhaf bir durum ortaya çıkıyor.

- 73 yaşımdayım...

- Bugüne kadar oy verdiğim hiçbir parti iktidara gelemedi.

- Bugün “Türkiye Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi” sitesine girip TC Anayasası yazdığım zaman karşıma çıkan metnin üzerinde şu yazıyor:

“Kanun numarası: 2709

Kabul tarihi: 18/10/1982”...


Yazının Devamını Oku

İlk Türk 'Cacabey'i üzerine birkaç mütevazi tavsiye

Devlet Bahçeli “astronot” kelimesine Türkçe karşılık olarak “cacabey”i teklif etti.

Güzel isim ama itirazım var.

İngilizce veya başka Hint Avrupa dillerinde telaffuzu sorun yaratabilir.

“Kakabey” olarak söylenir ve bu da yanlış anlamalara yol açar...

Onlar eğlenir biz üzülürüz...



Yazının Devamını Oku

Ay'a sert inişe hazırlanırken her 100 Türk'ten kaçı 1969'da ABD'nin Ay'a gittiğine inanıyor

Başlık biraz spekülatif ama ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız.

Ama önce size önemli bir haber vereyim.

*

Türk “Silikon” dünyasında geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme daha oldu.

Dünyanın önde gelen dijital araştırma kuruluşlarından YouGov, Türkiye’de “Wizsight” adlı online araştırma şirketini satın aldı.

Wizsight 2017 yılında N. Özge Akçizmeci adlı genç bir girişimci tarafından kurulmuş bir startup şirket.

Böylece BluTV’nin yüzde 30 hissesinin bir dünya devi olan Discovery’ye satılmasından sonra ikinci bir Türk startup’ı daha dünya piyasasına girdi.

YouGov ilginç alanlarda online araştırmalar yapan bir şirket.

Yazının Devamını Oku

Patron bu milleti ortada bir yerde birleştirebilir mi

‘Big Lebowski’ filminin bardaki bilge adamı ne diyordu:

“Bazen bir ülkede bir adam gelir...”

Sonra birasından bir yudum alıp devam ediyordu:

“Bazen o ülkede bir adam daha gelir...”

Geçenlerde bu tiradı yazmıştım...

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir adam geldi...

Ülkeyi tam ortasından ikiye böldü...

Şimdi bir adam daha geldi....

Yazının Devamını Oku