GeriErtuğrul ÖZKÖK Karadelikten bir önceki kaos
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Karadelikten bir önceki kaos

BUDA, “Ben banyan ağacıyım” demiş...

Gondar şehrinin merkezindeki bahçede, bir banyan ağacının yüzlerce kökünün arasında kaybolmuş gibi oturuyorum.
Sahne bana bir Tim Burton filmini hatırlatıyor...
“Makas elli Edward’ın” masum yüzü geliyor gözümün önüne ve o yüzde kendi çocukluğumun da portresini görüyorum.
Banyan ağacı, Budistlerin kutsal bitkisi.
Buda bu ağacın altında yaptığı meditasyondan sonra aydınlığa kavuşmuş.
Ölümsüzlüğü simgeleyen bir hayat ağacı bu.
Gılgameş ağacı da diyebilirsiniz.
Bu ağacın dibinde, inançların tuhaf bir alaşımına daha tanık oluyorum.
Ağacın köklerinin önünde, büyük bir havuz var.
Havuzu, Gondar krallarından biri yaptırmış ve hikâyesi şöyle:
Etiyopya, 4’üncü yüzyılda Ermenilerle birlikte tarihte Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul eden ilk ülke.

SİVRİSİNEKLERDEN KAÇAN KRAL KAOS ŞEHRİNİ KURDU


Karadelikten bir önceki kaos

Ortadoks inancına sahip. Portekizliler buraya geldikten sonra devlet bir ara resmi dinini Katolikliğe çevirmiş. Ancak halk buna büyük tepki gösterince kral yine Ortodoks inancına dönmüş ve dönmek isteyen herkesin vaftiz olabilmesi için bu büyük havuzu yaptırmış.
Her yıl ocak ayında burada büyük bir vaftiz töreni yapılıyor.
Kutsal sandığa doğru yolculuğumuz işte Budizmle Hıristiyanlığın buluştuğu bu avludan başlıyor.
Ama ters bir yol izleyeceğiz. Tarihin kronolojisini tersine çevirip bize yakın dönemlerden geçmişe doğru gideceğiz.
Başlangıçta kaos ve kara delik vardı...
İmparator Fasilidas, 1636 yılında yeni bir başkent kurmak üzere, Tana Gölü kenarından ayrıldı.
Daha yüksek bir yere gitmek istiyordu. Çünkü Tana Gölü kenarı malaria yuvasıydı ve düz bir yer olduğu için düşman saldırılarına açıktı.
Bizim de izlediğimiz yolu izleyerek yükseklere geldi ve 1636 yılında Etiyopya’dan bugüne kadar en görkemli şatolarının bulunduğu Gondar’ı kurdu.
Etiyopya geleneklerine göre, her kralın otoritesini temsil eden şey, kendi adına yaptırılan saraydı.
Yeni başkent bir sarayın inşaatı ile başlıyor. Sonra her gelen kral, kendine yeni bir saray yapıyor.
Böylece ortaya bir saraylar külliyesi çıkıyor.

AFRİKA DAĞLARINDA BİR AVRUPA DEREBEYİ ŞATOSU


Karadelikten bir önceki kaos


Külliyenin kapısından girdiğimizde gördüğümüz ilk saray bizi bir anda Afrika ortamından çıkarıp ortaçağ Avrupa’sına götürüyor.
Karşımızda her şeyiyle çok iyi korunmuş bir ortaçağ Avrupa şatosu duruyor.
Öğreniyoruz ki, bu binaların yapımında Hıristiyanları Müslümanlara karşı korumak için gelen Portekizlilerin büyük etkisi olmuş.
İşte Etiyopya tarihinin en kaotik dönemi bu külliyede başlıyor ve bitiyor.
Rehberimiz Bem, bizi gezdirirken anlattığı hikâyeleri bir ‘Muhteşem Yüzyıl’ heyecanı ile dinliyoruz.
Birbirinin kuyusunu kazan kardeşler, saray içi entrikalar ve bir kardeşin ötekini zehirlemesi ile biten hanedanlık.
Gondar, Etiyopya’nın en ihtişamlı dönemi. Ama aynı zamanda imparatorluğu batırmaya doğru götüren kaos döneminin başlangıcı.


KRALİÇENİN GÜZELLİK YARIŞMASINI KAZANAN KİM


Bu arada zehirlenen son kralın karısının hikâyesini dinliyoruz.
Kocası zehirlenir zehirlenmez 12 yaşındaki oğlunu tahta çıkarmak için hemen yeni kraliyet sarayını inşa etmeye başlıyor. Çünkü saray, tahta çıkmanın ve otoritenin simgesi.
Ama orada otoriteyi oğlu değil, kendisi temsil ediyor. Çok güzel bir kadınmış. Burası, tarihin tanıdığı en efsane güzel Saba Melikesi Belkıs’ın ülkesi.
Her kadının hayalinde bir Saba Melikesi yaşıyor.
Belki de dünyanın ilk güzellik yarışmasını bu kraliçe düzenlemiş. Yarışmaya kendisi de katılıyormuş.
Bilin bakalım her yarışmada kim güzellik kraliçesi seçiliyormuş?...
Tebrik ederim... Tahmin ettiniz. Kraliçenin kendisi.


YAN YANA YATMAYA MAHKÛM EDİLEN İKİ KARDEŞİN HİKÂYESİ


Böylece 1784 yılına gelindiğinde bu ihtişamlı hanedandan, feodal beylerin elinde kuklaya dönen bir imparatorluk enkazı kalmıştı... Ülke içsavaşa gitmiş, parçalanmıştı.
Oysa Gondar şehrinin adı, birlikten geliyordu. Efsaneye göre şehrin çarşısında iki kardeş kavga etmiş ve kan davası başlamış.
Bunun üzerine şehrin bilge insanları toplanıp onları barıştırmışlar ve “Bundan böyle hep yan yana uyuyacaksınız” demişler.
“Gondar”, “Yan yana yatmak” anlamına geliyor.
Bu durum 19’uncu yüzyılın ortasına kadar devam edecek ve o dönemde bir Robin Hood ortaya çıkacaktı. Zenginlerden aldığını fakirlere dağıtan bu adam Kral Teodoros’tu...
Böylece varoluşun kanunu bir kere daha işlemiş, Gondar kaosundan bir düzen doğmuştu.
Ama biliyoruz ki, her kaosun öncesinde bir karadelik vardır.
İçine giren hiçbir şeyin geri dönmediği bir hiçlik...


KARADELİĞE DOĞRU YOLA ÇIKIYORUZ


Gondar’da dört kız kardeşin işlettiği restorandan çıkıp, yeniden yola koyuluyoruz.
İstikametimiz daha geriye gidip, Etiyopya tarihinin karadeliğine ulaşmak.
Onun için 17’nci yüzyıldan kalkıp, 12’nci yüzyıla gidiyoruz.
Zagwe karadeliğine...
Kutsal sandıktan önceki bu son şehirde çok tuhaf bir şeye tanık olacağız ve çok gizemli bir soruya cevap vereceğiz.
Acaba ilahi bir güç gelerek, 133 yılı insanlık tarihinden silmiş miydi?...
Uzaydaki karadeliğin aşağıda, dünyamızda da bir izdüşümü mü vardı?...
Bu sorunun cevabını Lalibela’da arayacaktık.


Addis Ababa ne


-ETİYOPYA’da şehir isimlerinin anlamları çok ilginç.
Mesela başkent “Addis Ababa”, “Yeni Çiçek” anlamına geliyor. “Lalibela” ise “Bal yiyen” demek...

Havaalanı kapısındaki soru ve cevap


-HAVAALANININ çıkışında valizleri beklerken, bir Etiyopyalı yanıma gelip kırık bir İngilizceyle “Nerelisiniz” diye soruyor. “Türk’üz” deyince hiç beklemediğim bir şey söylüyor. ‘Turkish Airlines number one...”
Türk Hava Yolları’nın şöhretini
bu küçücük şehirde işitmek iyi
geliyor bana.

Domuz eti yemeyen, sünnet olan, kiliseye ayakkabısız giren Hıristiyanlar


-BANYAN ağacı sadece Budizmle Hıristiyanlığı birleştirmiyor. O ağacın köklerinde aynı zamanda Hıristiyanlığı Yahudiliğe ve Müslümanlığa bağlayan kökler de var.
Etiyopya’ya ait bu hakikati, rehberimiz Bem’e sorduğum şu soruyla öğreniyoruz.
“Kiliselere ayakkabınızı çıkararak girmeniz, kilisede sandalyede değil yerde oturmanız, kadın-erkek ayrı oturma düzeniniz
sanki Müslümanlardan alınmış gibi. Başka benzerlikler de var mı?...”
Soruma sakin bir soruyla cevap veriyor: “Çok daha çarpıcı bir şey var. Etiyopya Hıristiyan erkeklerinin sünnet olduğunu biliyor muydunuz?...”
Şaşırıyorum. Aklıma Saint Peter’in Hıristiyanlara “Sünnet olmayacaksınız” emri geliyor. Demek ki o emir bu ülkede geçerli değil.
Dahası var...” diyerek devam ediyor. “Etiyopya Hıristiyan’ı domuz eti de yemez.”
Şaşkınlığım daha da artıyor. Ancak bu etkileri Müslümanlığa bağlamak doğru değil. O gelenek daha çok Etiyopya’nın Yahudi kökenlerine bağlılığından kaynaklanıyor.
O an bir kere daha anlıyorum ki, çok farklı bir Hıristiyan ülkedeyiz. Burada, bir anlamda Hıristiyanlığın din olarak örgütlenmesini kuran Saint Peter’in emirleri değil, Musa’nın “On emir”i hüküm sürüyor.
Bu da peşine düştüğümüz kutsal sandığın bu ülkedeki köklerinin ne kadar derinde olduğunu anlatıyor.


Yarın


KARADELİĞİN SIRRI: İLAHİ BİR GÜÇ 133 YILI İNSANLIĞIN BELLEĞİNDEN SİLDİ Mİ

-Kilisenin arkasında gördüğümüz 10 bin mumyanın sırrı.
-Duvardaki gamalı haç ne anlama geliyor. Hitler gerçekten “Kutsal Sandık”ı getirtmek istedi mi.
-Bir dönemden neden hiç bilgi,
hatıra kalmadı.

X

Neden herkes bir zamanların en kötü adamına konuşuyor

CHP Genel Başkanı’nın eşi Selvi Kılıçdaroğlu, Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalının konuğu olmuş.

Oradan öğrendim...

Selvi Hanım’ın hayalindeki meslek gazetecilikmiş...

Çubuk’ta eşine yapılan linç girişiminin onu çok üzdüğünü söylüyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’na “Eve yemeğe gelmeyeceğini” söylemediği zaman kızıyormuş.

Çok insani bir sohbetti ve baştan sona keyifle izledim.

*

Bu yayını izlerken, Armağan Çağlayan’ın programına kimlerin çıktığını bir düşündüm...

Hiçbir yerlere çıkmayan

Yazının Devamını Oku

Bir düğün gecesinden kaç COVID-19 pozitif çıkar ‘Dört Nikâh Bir Cenaze’ mi

Amerika Birleşik Devletleri’nin Oklahoma eyaletinde bir düğünden sonra 18 kişide COVID-19 Delta varyantı görülmüş. Peki Türkiye’de bir düğünden kaç COVID-19 pozitif çıkar?

Google’da bir arama yaparsanız karşınıza 24 Ağustos 2020 tarihli bir haber çıkıyor:

Bursa’da bir düğüne katılanlar arasında 42 kişide COVID-19 vakası saptandı...

Bu soruyu sormamın nedeni şu. Türkiye’de düğün mevsimi açıldı... Geçen yıldan ertelenen 300 bin düğünle birlikte bu yıl 900 bin düğün bekleniyor... Yeni vaka sayısı önceki gün itibarıyla 10 bine yaklaştı.

Bu durumda şu soruları sormamız da normal:

- Bir düğünden...

- Bir siyasi parti toplantısından

- Bir bar gecesinden

- Bir toplu yemekten

Yazının Devamını Oku

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

Biliyorum, şu güzel bayram gününde böyle bir sorunun ne manası var diyeceksiniz...

Çok haklısınız...

Hele hele benim gibi “Hayat varsa ölüm yoktur” diye düşünen bir insanın durup dururken bu soruyu sorması ve keyfimizi kaçırması çok manasız. Ama kızmayın. Ben sadece piyanistim...

Soruyu ben sormuyorum, o nedenle bana ateş etmeyin...

Dün New York Times’ta okudum.

Pandemi bir buçuk yıl içinde Amerikan halkının ortalama ömrünü 1.5 yıl kısaltmış...

2019’da yeni doğan bir çocuğun ortalama ömür beklentisi 78.8 iken, 2020 sonunda bu rakam 77.3’e inmiş...

*

Yazının Devamını Oku

Rumeli sahilinde ceketli bir heykel ve onun ceketsiz ölen büyük şairi

Şu günlerde “memleket meselesi” yazmamanın kıymetini daha iyi anladım.

Hatta “siyaset” yazmamanın Allah’ın bana bahşettiği bir güzellik ve fırsat olduğunu düşünmeye başladım.

*

Türk dilinin en büyük şairlerinden Orhan Veli 14 Kasım 1950 günü İstanbul’da öldü...

Bugün Aşiyan Mezarlığı’nda yatıyor.

Onun Rumelihisarı sahilinde bir heykeli var...

Üzerinde ceketle otururken temsil edilmiş...

Oysa dün öğrendim ki, Orhan Veli ceketsiz ölmüş...

Bunu da dün

Yazının Devamını Oku

15’inde dünyanın en güzel çocuğu 66’sında Gandalf

Dünya sinemasının en önemli eserlerinden biri İtalyan yönetmen Visconti’nin “Venedik’te Ölüm” filmiydi...

Thomas Mann’ın çok sevdiğim aynı isimdeki novellasından çekilen film, hayatım boyunca beni en çok etkileyen sanat eserlerinden biriydi...

*

Nasıl olmasın ki...

- Yazarı Thomas Mann...

- Yönetmeni Luchino Visconti... “Leopar”ı da çeken insan...

- Baş oyuncu Dirk Bogarde...

İngiliz sinemasının büyük oyuncusu...

- Kadın oyuncu

Yazının Devamını Oku

First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu

Geçen hafta cuma günü Los Angeles’tan kalkan bir uçağın first class mevkisindeki bir koltuğa Louis Vuitton bir çanta kondu.

Pilot anons yapınca, çantanın kemerleri bağlandı.

Sivil havacılık tarihinin belki de en tuhaf yolculuğu işte böyle başladı.

Kavanozun içinde ise Türkiye’de de iyi tanınan, dünya starı bir yolcu...

Zsa Zsa Gábor...

*

Gábor, 18 Aralık 2016 günü Los Angeles’taki Ronald Reagan UCLA Medical Center Hastanesi’nde öldü.

Öldüğünde 99 yaşındaydı... Vasiyeti üzerine yakılarak külleri bir kavanoz içinde Los Angeles’taki Westwood Mezarlığı’na kondu.

Ancak

Yazının Devamını Oku

Yani erkek dediğin: Zampara ve iyi sevişen bir makarnacı mıdır

Şurası kesin...

Pandemi sırasında Marcello Mastroianni’yi yeniden keşfettik.

Bu yıl Türkiye’de ve dünyada 1960’lı yılların İtalyan filmlerini seyretme modası var...



Dino Risi, Ettore Scola, Fellini, Vittorio de Sica gibi popüler yönetmenlerin anlattığı o İtalya hepimize çok tanıdık geliyor... Seviyoruz o İtalya’yı...

*

Yazının Devamını Oku

Ben barın bu tarafında kaldım, barmenim 3 milyarlık patron oldu

Evet ben hâlâ barların bu tarafındayım, barmenim ise 3 milyarlık patron oldu.

TL değil, 3 milyar dolarlık patron...

Yanda gördüğünüz fotoğraf 3 yıl önce İstanbul Tünel’de “Soho House”da çekildi.

Barın müşteri tarafında ben varım.

Karşımdaki barmenin adı ise Nick Jones...

Gördüğünüz gibi gayet mütevazı ve sempatik bir ifadeyle bana içki servisi yapıyor.

Kendisi, Pink Floyd hayranı, rock’çı bir arkadaşımızdır.

Yazının Devamını Oku

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı 19 Temmuz Cinderella Bayramı

Bu şahane fotoğraf Andrew Lloyd Webber’in son müzikal oyunu “Cinderella”dan bir sahne...

Lloyd Webber, 20’nci yüzyılın en büyük müzikal bestecilerinden biri...

*

18-19’uncu yüzyıl ve 20’nci yüzyılın ilk çeyreği opera dönemiydi...

Yirminci yüzyıl ise müzikaller çağı oldu...

Webber geçen yüzyıla damgasını vuran “Cats” ve “Phantom of the Opera” müzikallerinin yazarı...

Şimdi de onun yeni eseri “Cinderella” sahneleniyor... Fotoğrafını gördüğünüz bu oyunun, İngiltere’nin COVID-19 tarihinde çok önemli bir yeri olacak.

İngiltere 19 Temmuz yani bu pazartesi günü normal hayata geçişini ilan edecek.

Yazının Devamını Oku

Bu duvara iyi bakın: yıkılışı Berlin Duvarı kadar önemli

Manchester şehrinin güneyindeki Withington bölgesi polisi geçen pazartesi sabahı çok sayıda vatandaştan şikâyet telefonu aldı...

Vatandaşlar, şehrin bir binasının duvarına çizilen graffitiyi şikâyet ediyordu.

Çünkü o duvar graffitisinde üç isim hakkında ırkçı ifadeler ve çizimler vardı.

Hedefteki üç isim şunlardı:

Marcus Rashford, Jadon Sancho ve Bukayo Saka...

Bu üç kişi İngiliz milli takımının beş siyah oyuncusundan üçüydü... Üçü de bir gece önce oynanan İngiltere-İtalya maçında penaltı kaçırarak, takımlarının şampiyonluğu kaçırmasına neden olmuşlardı.

O gece İngiltere’nin ırkçı trolleri bu insanların hayatını cehenneme çevirdi.

Ve sonunda iş

Yazının Devamını Oku

Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri

“OHHH Zoom konserler bitti...”

Önceki akşam Bodrum Zai’de, pandeminin başından beri fiziksel ortamda ilk konseri izledim.

Böylece sadece “dinleme” kodundan “izleme” moduna geçtim.

Özlemişim...

*

Konseri ÇEV Sanat’ın genç müzisyenleri verdi.

Solistler kemancı Bade Daştan ile çellist Jamal Aliyev’di...

Bodrum’un klasik müzikteki açılış konserini Fazıl Say şu cümleyle yaptı:

“Türkiye öyle az buz bir yer değil...”

Yazının Devamını Oku

Shakespeare penaltı kaçırınca Dante ve Caravaggio mu kazandı

Önceki gece ne seyrettiğimizi düşündünüz mü...

Evet çok güzel bir futbol seyrettik...

Maç öncesi iki takım da diz çökerek ırkçılığa karşı çok güzel bir dayanışma fotoğrafı verdiler...

İnsanlar iki yıldan beri ilk defa yan yana, omuz omuza maç seyrettiler.

Ama sahada sadece bu mu vardı?

Sahada, dünyanın en demokratik ülkelerinden ikisinin milli takımları vardı...

Biri İngiltere...

Shakespeare

Yazının Devamını Oku

Çingenepalamutu ve 'Lymantria Dispar'ın hayatında özel bir gün

“Entomological Society of America...”

Yani Türkçe deyişle “Amerikan Böcekbilimi Cemiyeti” geçen salı günü bizim bildiğimiz çingenepalamutunu da ilgilendiren bir karar aldı.

Bundan böyle “Lymantria Dispar”ın adı değişecek...

Daha doğrusu bilimsel adı “Lymantria Dispar” olan böceğin halk arasındaki adı artık başka olacak...

Bu tırtıl böceğin halk arasındaki adı “Gypsy Moth”du...

Yani “Çingene güvesi...”

Dernek geçen yıl bu isme gelen bir itirazı incelemeye aldı ve sonunda geçen salı günü bu ismin “halk dili sözlüğünden” çıkarılmasına karar verdi.

Nedeni de şu:

Yazının Devamını Oku

Cavit... Rıfat! Bırakın Forrest Gump gibi yürümeyi, 10 bin adım balonmuş

1) Bana göre dün hepimizin sağlığını ilgilendiren bir devrim oldu...

Pandemi boyunca hepimiz adım saydık...

Rekor işinsanı Cavit Çağlar’daydı.

Günde 25 bin adım.

*

Posta gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Rıfat Ababay...

Her gün 15 bin adım ata ata bitirdi kendini, o aslan gibi adam kuşa döndü, sadece bir tutam bıyık kaldı yüzünde...

Çetenin elebaşısı ve azmettiricisi tabii ki Hürriyet’in başyazarı Osman Müftüoğlu’ydu...

Her gün iWatch’unun, üzerinde 17 bin adım yazan ekranını yüzlerce insana postaladı...

Yazının Devamını Oku

Salı akşamı HALK TV’de beni şaşırtan bir ‘sayın’ hitabı

Geçen salı akşamı beni şaşırtan bir şey oldu.

Belki de “umutlandıran” demem daha doğru olur.

Halk TV’de ana haber bültenini sunan Özlem Gürses, Zülfü Livaneli’nin CHP içinde başlattığı tartışmayı anlatırken, kendisine bir mesaj gelmiş.

WhatsApp mesajını gönderen kişi MHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter...

Ama dikkat...

Mesaj ona ait değil...

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gönderiyor mesajı...

Konu da ilginç...

Yazının Devamını Oku

Aramıza giren kara kedi için ilgili herkese teşekkür ilanı

Evet bu bir teşekkür ilanı...

Aslında bütün gazetelere, internet sitelerine vermek isterdim bu ilanı...

Çünkü arkasında öylesine güzel bir Türkiye hikâyesi var ki...

İmkânlarım bu kadarına el verdi. Köşemde yayınlıyorum.

“Üç beş iyi insan” dedim...

Bu yazı iyi insanlara ve onların çalıştığı kurumlara teşekkürdür...

Ama aynı zamanda, bu ülkede hep birlikte yarattığımız bir “hayvan sevgisi ve saygısı” hikâyesidir...

***

Hikâyemiz geçen yaz haziran ayında Beykoz’daki evimizin bahçesine, kül rengi hamile bir kedinin gelmesiyle başladı.

Yazının Devamını Oku

Günün tartışması... O gece bir Sezen Aksu konseri sonrası başlayan o tartışma

Artık siyasetin günlük dar avlularında “maltalara çıkmayı” bıraktığım için bu tartışmaya girmeye hiç niyetim yoktu.

Ancak önceki gün Nişantaşı’nda Kruvasan Kafe’de otururken, Zülfü Livaneli’den gelen bir mesaj üzerine, bir haksızlığı önlemek amacıyla yazıyorum bu yazıyı.



ZÜLFÜ LİVANELİ: ‘BU TARTIŞMAYI SEN BAŞLATMIŞTIN, SEN YAZMALISIN’

Zülfü Livaneli bana 1995’te yazdığım bir yazıyı hatırlatıyor ve “Sen bunu yazmıştın” diyordu...

Evet

Yazının Devamını Oku

Bir eski Türkiye düğünü ve Beatles’tan düğün şarkısı

Cumartesi akşamı İstanbul Hilton’un bahçesinde Türk medyasındaki en eski arkadaşlarımdan Mehmet Yılmaz’ın kızı Yasemin ile Alican Sepet’in düğünü vardı.

Küçük bir arkadaş ve aile grubu davetliydi...

Bizim kuşağın bir tür pandemi sonrası açılışıydı...

*

Kapıda bizi karşılayan Işıl ve Mehmet’i görünce gerilere döndüm. Mehmet’le uzun bir yol arkadaşlığımız var...

İkimiz de akademisyen kökenliyiz...


Yazının Devamını Oku

Yaşayan en büyük erkek düşmanından mükemmel olmayan bir erkeğe dersler

Bugün yaşayan feministlerin en radikali kimdir diye sorarsanız, cevabım şu olur: “Banko... Pauline Harmange...”

Kimdir o derseniz, tanıtayım size...

*

1994 doğumlu bir Fransız...

“Erkeklerden Nefret Ediyorum” adlı kitabın yazarı...



Yazının Devamını Oku

Mızıkçı başkan babalar için yerlerinizi şimdiden ayırtın

Yirmi birinci yüzyıl otoriter popülizm tarihine Amerika’dan geçen ikinci lider olan Brezilya Devlet Başkanı Bolsonaro’yu 22 Ocak 2019 günü işte bu cümleyle tanıtmıştım.

“Yeni lider için yerlerinizi önceden ayırtın...”

*

Seçildikten hemen sonra Davos’a geliyordu ve onun yapacağı konuşma merakla bekleniyordu.

Davos popülist ve otoriter liderleri dinlemeyi çok sever...



Yazının Devamını Oku