Kahraman şilebin altıncı yolculuğu

BU yazı 13 Ekim 1941 günü İstanbul’dan hareket eden bir geminin hikâyesidir.

Ama bu aynı zamanda, dünya tarihine küçük bir parantez olarak giren büyük bir insanlık hikâyesidir.

O gün Ege Denizi’ne doğru demir alan gemide 800 ton bakliyat, 240 ton soğan, 45 ton yumurta ve balık ezmesi vardı.

Bunların yanında buğday, patates, balık ve et de vardı.

Kahraman şilebin altıncı yolculuğu

DOKTORLAR KİLİSEDEN YAKMA İZNİ İSTEMİŞTİ

Gemi sadece gündüzleri yol alıp geceleri Ege’deki adalardan birinin limanına sığınıyordu.

İkinci Dünya Savaşı’nın tam ortasıydı ve Ege Denizi Alman, İngiliz denizaltıları ile doluydu.

Geminin adı “Kurtuluş”tu...

Rotası Atina’nın Pire Limanı’ydı...

Kurtuluş’un demirleyeceği Pire ve Atina’da o gün insanların durumu şöyleydi.

Ülke Alman işgali altındaydı... Büyük bir açlık hüküm sürüyordu.

Atina’da 1.1 milyon insan yaşıyordu ve bunların yüzde 30’u, Anadolu’da hezimete uğramış terhis askerdi.

Şehirde büyük bir açlık vardı. Ölüm oranı yüzde 1500 artmıştı.

Açlıktan ölenlerin sayısı o kadar artmıştı ki, Yunan Tabipler Birliği, Ortodoks Kilisesi’ne başvurup cesetlerin yakılması için izin verilmesini istemişti.

Yeterince tabut yoktu ve bulaşıcı hastalık tehlikesi vardı.

Kahraman şilebin altıncı yolculuğu

MÜRETTEBAT KENDİ TAYININI BİLE AÇ İNSANLARA BIRAKTI

Kurtuluş işte böyle bir günde Yunanistan’a yardım götüren geminin adıydı.

Onun getirdiği yardım malzemesi ile günde 250 bin kişiye yemek verilecekti.

14 bin çocuk beslenecekti.

Kurtuluş kahraman bir gemiydi...

Taviloğlu ailesine aitti. Bugün Taviloğlu denince ilk akla gelen isim Mudo mağazalarının sahibi Mustafa Taviloğlu’dur ama onun arkasında işte böyle bir ailenin vicdan mirası vardır... Taviloğulları Karadenizli bir denizci aileydi. O günün koşularında, ekmek teknelerini böylesine büyük bir insani hizmete adeta hibe etmişlerdi.

Sadece onlar değil, gemide çalışan mürettebat da kahraman bir ekipti.

Her seferden dönüşte kendi kumanyalarını bile Yunanistan’ın işgal altında inleyen aç insanlarına bırakmış, üç-beş kuru somunla geri dönmüşlerdi.

FIRTINADA BATAN GEMİNİN SON YÜKÜ

Türkiye’den Yunanistan’a 6 sefer yaptı.

Ege’deki savaş gemilerinin ortasından geçerken insanlık tarihine büyük bir vicdan izi bırakmıştı.

Kurtuluş son seferine 19 Ocak 1942 günü çıktı. O gün ağır bir tipi ve fırtına vardı.

Çıkmayın demişlerdi ama onlar aç insanlara yetişmek için acele ediyorlardı.

Kahraman gemi 20 Ocak günü Marmara Adası’nda kayalara çarparak karaya oturdu.

Öyle bir havaydı ki kurtarma gemileri bile gelemedi...

Kurtuluş o gece battı...

Ama büyük bir şans eseri mürettebatından kimse hayatını kaybetmedi... Allah’ın o iyi insanlara bir lütfuydu bu...

Ve o gece geminin yükleri arasında, Türk gazetecilerinin ve müze çalışanlarının, Atina’daki gazeteci ve müzeci meslektaşları için gönderdiği yardım paketleri de vardı.

------------

NOT: Elçin Macar, İşte Geliyor Kurtuluş” adıyla bu geminin hikâyesini kitap haline getirdi. Kitap İzmir Ticaret Odası’nca aynı sayfalarda karşılıklı Türkçe ve Yunanca olarak bastırıldı ve yayımlandı.

 

‘ELENLER GAZANIZ MÜBAREK OLSUN’
BİR Türk gazetesinin manşetinde “Elenler (Helenler) gazanız mübarek olsun” diye bir manşeti hayal edebilir misiniz...

Edebilirsiniz, çünkü bu manşet atıldı.

Kurtuluş’un hikâyesi, aynı zamanda daha 20 yıl önce savaşan iki halkın dostluk ve dayanışmayı nasıl kurduklarını anlatan ibret dolu bir hikâyedir.

Savaşın acı hatıralarının toprağa gömülmesi 1939 yılında Erzincan depremi ile başladı.

Yunanistan halkı depremde zarar gören Türklere yardım için tarihinin en büyük yardım kampanyalarından birini başlattı.

700 bin Yunan para vererek bu kampanyaya katıldı. 2 milyon drahmi para toplandı.

Bundan bir yıl sonra bu defa Türk halkı, Yunan halkına omuz vermeye başladı. İtalya, Yunanistan’a saldırmıştı ve Türkiye, Yunanistan’ı destekliyordu.

Türk gazetesi İkdam şu manşeti bile atmıştı:

“Elenler gazanız mübarek olsun...”

Kurtuluş Savaşı Türkiye için “büyük zafer”di...

Yunanlar için ise “katastrofi”...

Yani “büyük felaket”...

Neticede iki tarafta da binlerce insanın hayatına mal olmuş bir savaştı...

Ama savaşmayı bilen bu iki halk, büyük bir hızla barışmayı da bilmişti...

Ve Taviloğlu ailesi ile kahraman gemi Kurtuluş bu büyük barışın köprüsü olmuştu...

 

BİR DAKİKA SESSİZLİK
- “Kendinizi dinleyin... O sükûnet içinde Tanrı’nın sesini duyacaksınız...”

- “Kendinize verebileceğiniz en büyük hediye affetmektir... Herkesi bağışlayın...”

- “Öğrendim ki insanlar sizin ne söylediğinizi, ne yaptığınızı unutuyor... Ama onlara ne hissettirdiğinizi unutmuyor...”

Maya Angelou

Ot dergisinden

 

İKİ DİZE
 “KAZIDIM soluğumla ömrümün aynasını

Gördüm ki yalnızım, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar.”

Ahmet Erhan

Haydar Ergülen’in Ot dergisindeki “Şair Alfabesi” sayfasından...

 

UMUT
 “Kaç kere yenilsek de yenme umudu var kaderimizde...”

Mehmet Erdem

Ot dergisi

 

BİR ZAYTUNG HABERİ
“Saksıda sivri biber ve domates yetiştirilen balkonların imara açılmasına yönelik yasa tasarısına tepkiler büyüyor...”

Zaytung 2016-2017 albümünden

 

Kahraman şilebin altıncı yolculuğu

 

Kahraman şilebin altıncı yolculuğuLAURA PAUSİNİ’DEN BİR FERZAN ÖZPETEK ŞARKISI
LAURA Pausini sevenlere bir müjdem var.

Geçen hafta çıkan “Fatti Sentire” bana göre bugüne kadar yaptığı en güzel albüm oldu.

- Özellikle ilk şarkı “Non e Detto”yu çıktığı cuma gününden beri durmadan dinliyorum.

Bu bahar hep dinleyeceğim.

- Ayrıca “La Soluzione” ve “L’ultima Cosa Che Ti Devo” da harika şarkılar...

- “La Due Finestre” ise tam bir Ferzan Özpetek filminden çıkmış gibi...

Beş yıldızlık bir albüm...

 

Kahraman şilebin altıncı yolculuğu25 YAŞINDA BİR KADIN VE BUNCA AŞK ACISI
ELİF Buse Doğan, 1993 yılında Sivas’ta doğdu.

Dedesinin bağlamasıyla müziğe başladı.

Bugün onun “Elif Zamanı” adlı yeni albümünü öveceğim.

Elif’in “Gel Sevdiğum” şarkısını çok sevmiştim.

Ama bu albümde o şarkısını bile geride bırakmış.

***

Bu genç kadını dinlerken hep iki şeyi düşünüyorum.

- BİR: Bu kadar genç yaşta bu kadar aşkı ve özellikle de bu kadar aşk acısını nasıl biriktirmiş?

- İKİ: Türküler ve özellikle Karadeniz türküleri nasıl bu kadar güzel modernleştirilebilir.

***

- Albümden tercihim ilk şarkı olan “Ağlarım”...

“Ömrüm”, 21’inci yüzyıl türküsü varsa işte budur...

- “Ben Annemi İsterim...”

Kıpır kıpır, sıcacık bir Karadeniz havası...

***

Bu da 5 yıldızlık bir albüm...

 

Kahraman şilebin altıncı yolculuğu

SESİNİ KISIP İZLERSENİZ GERİYE BİR PALYAÇO KALIR
HÜRRİYET Cumartesi’nin çok beğenerek okuduğum yazarı Uğur Vardan dün ‘Stalin’in Ölümü” filmi üzerine yazdığı yazıda “Komedi bunun neresinde” diye soruyor...

Ben söyleyeyim...

Bir diktatörün ve onun çevresindeki “evet efendimci” yalaka takımının en palyaço halini göstermesi... Sovyetler Birliği ve Stalin dönemini iyi bilen eski bir solcu olarak söyleyeyim.

Eski solcu arkadaşlarım bana yine çok kızacak ama Stalin, Gulag’ı, insanlık tarihinin en karanlık en trajik dönemlerinden biridir...

Eğer “Böyle bir trajediden komedi çıkar mı” diye sorarsanız tartışılabilir...

Ama 1900’lerin diktatörlerinin mezalimi ve yarattığı trajediler insanı öyle çaresiz bıraktı ki...

Geriye sadece acımasız bir kara mizahla anlatım imkânı kaldı...

Ben filmi çok beğendim...

Hani Hitler konuşma yaparken sesini kısarsanız, geriye tam bir palyaço kalır ya...

İşte öyle bir etki yarattı bende...

Uğur’un aksine bu filmi herkese tavsiye ederim.


 

ŞARKI ŞAHANE AMA KESİN TRT’YE TAKILIR
YAVUZ Bingöl’ün yeni albümümün ilk şarkısı “Gül-i Zar” dün sabah müzik platformlarına kondu.

Bülent Gümüş’ün bestesi çok güzel. Yavuz Bingöl harika söylüyor.

Şarkıyı çok sevdim.

Ama öyle tahmin ediyorum ki, TRT’ye takılır...

Çünkü daha ilk cümlesinde “içmek”ten söz ediyor...

Dün Yavuz’la konuştum. Albümün adı “İhsan” olacakmış...

Albümden ilk klibi ise “İstanbul” şarkısı için çekiyorlarmış.

O da harika bir şarkı...

“İşte Yavuz Bingöl budur” dedim...

 

DÜZELTME
GEÇEN hafta Stephen Hawking’in ölümü üzerine yazdığım ilk yazıda, onun Vietnam aleyhtarı bir yürüyüşte çekilmiş fotoğrafını yayınlamıştım. Rıfat Bali bir mesaj göndermiş. Meğer o fotoğrafta yürüyen kişi Hawking değil, ona benzeyen biriymiş.

Sizden özür dilerim, Bali’ye de teşekkür ederim.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

12 boş tabut ve avluda faili meçhul bir ceset

Bugünkü hikâyemiz son zamanlarda streaming platformlarda çok moda olan bir “Unsolved Mysteries...”

Yani “Çözülmemiş esrarengiz olaylar” kategorisinden...

Yaşanmış bir polisiye...




Yazının Devamını Oku

Fikri Bey kardeşim bu kareye bir de sen bak

Önceki gün çekilen bu fotoğraf karesinde ne görüyoruz...

Cumhurbaşkanı Erdoğan aşı oluyor...

*

Tamam güncel olan o...



Ama gözümüzü hafifçe sağa ve sola çevirince ne görüyoruz...

Yazının Devamını Oku

Bir selfie fotoğrafı ve üç gün önce atılan bir tweet

Önümüzdeki not defterinde iki tarih var...

Biri 11 Ocak 2021...

Yani geçen pazartesi günü...

Öteki ise bundan 3 gün öncesine ait...

Yani 8 Ocak 2021...

Önce ikincisinden başlayayım...

Gördüğünüz bu fotoğraf geçen pazartesi günü Kahire’de çekildi... Eminim MİT’in elinde de vardır, çünkü açık istihbarattan gelen bir fotoğraf...

Dikkatle bakarsanız arka planda 4 bayrak göreceksiniz...

Yazının Devamını Oku

Hangisi fazla: 'Önce Türküm' diyen mi 'Elhamdülillah Müslümanım' diyen mi

Kadir Has Üniversitesi’nin her yıl yaptığı “Türkiye’nin eğilimleri” araştırmasının sonuçları 7 Ocak günü yayınlandı.

Her yıl olduğu gibi sonuçları bir sosyolog gözüyle ilgiyle okudum.

Araştırmanın siyasi sonuçlarına hiç girmeyeceğim...

Çünkü beni hiç ilgilendirmiyor.

Ama sosyal ve kültürel sonuçlarında çok çarpıcı bazı öyle ilginç rakamlar var ki, işte onları anlatmak istiyorum.

Belki 2023 seçimleri için partilere yol gösterebilir.

En ilgincinden başlayayım.

SORU ŞU:

Yazının Devamını Oku

Klarnet: Dış politikanın yükselen yumuşak gücü

Son zamanlarda Milli Savunma Bakanlığı’nın internet sitesinin müdavimi oldum.

Çünkü Türk dış politikasının en gizli nabzı orada atıyor....

Özellikle Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın dış gezilerinde...

Bakanlık sitesi arşivine konan bu gezilere ait görüntüler, gazete ve televizyon haberlerine pek yansımayan “yeni trendleri” anlatıyor...

Şu an önümde son iki geziye ait görüntüler var...

Birincisi Libya’dan...

Savunma Bakanı geçenlerde Libya’yı ziyaret etti...

Orada düzenlenen gecenin en vurucu cümlesini gazetelerde ve internet sitelerinde okuduk.

Yazının Devamını Oku

WhatsApp kâbusu-Neee o çıplak fotoğrafları başkalarına mı vereceksin

Herkesin kulaktan kulağa sorduğu soruyu ben açıkça sorayım: Hani pandemi sırasında erkek WhatsApp gruplarında karşılıklı atılan o çıplak kadın fotoğrafları var ya...

Yapılan o erkek geyikleri...

Hani bir uçtan ötekine şifreli diye fantezi meraklılarının yaptığı o anatomik paylaşımlar...

Kadınlar, siyasetçiler hakkında o yazılıp çizilen fıkralar...

Paylaşılan siyasi karikatürler...

Normal sohbetlerimizde ağzımıza almayacağımız ifadeler, kavramlar, küfürler...


Yazının Devamını Oku

O dört saatte beni en çok şaşırtan şey

İki gündür önümdeki iki fotoğrafa bakıp bakıp soruyorum...

O iki fotoğraf şu:

Sakallı bir adam, Senato başkanının koltuğunda oturuyor...

Bir başka sakallı adam da Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin koltuğunda...



Pişmiş kelle gibi sırıtıyorlar...

Yazının Devamını Oku

Bir gün herkes o koltuktan kalkmayı tadacak ama nasıl

Amerikan Senatosu’nun seçilmiş insanları, alenen kışkırtılmış kadınların ve adamların saldırısına uğradığı sırada...

Avrupa’nın seçilmiş insanlarından birinden şu Twitter mesajı geldi:

“Şundan emin olun. Benim başbakanlıktan ayrılmam çok sıradan ve sıkıcı bir şekilde olacaktır...”

Mesajın altında, Almanya’nın seçilmiş başbakanı ve şu an dünyanın en başarılı lideri sayılan Angela Merkel’in adı vardı.  

Hesap gerçekten onun mu, yoksa birisi onun adına şaka mı yapıyor tam öğrenemedim...

Ama hepimiz biliyoruz ki, onun görevden ayrılması gerçekten çok sıradan bir şekilde olacak...

Nasıl mı?

*

Yazının Devamını Oku

Bir Big Lebowski atasözü: Bir gün bir adam gelir ve

Benim kült filmim “Big Lebowski”nin 3 bowlingci kahramanının yanında, bir de yan karakteri var...

Onun adı yok...

Sadece “The Stranger”, yani “Yabancı” diye biliyoruz...

Arada bir bowling salonunun barında tek başına otururken görürüz onu...

Genellikle de Jeffrey Lebowski’ye ettiği büyük laflarıyla hatırlarız...

Mesela aklımdan hiç çıkmayan şu lafı:

“Bir ülkede bazen bir adam gelir ve...”

“Yabancı” 

Yazının Devamını Oku

Steve Jobs'un dediği olsaydı pandemide kaç video gelirdi

Son zamanlarda başladığım “podcast sohbetler”de bugün konuğum özel sektörün en büyük enerji dağıtım şirketlerinden biri olan EnerjiSA’nın CEO’su Murat Pınar...

Epeydir aradığım bir insandı.

Çünkü elinde müthiş bir veri tabanı var.

20 milyon müşteriye hizmet götürüyor. 11 bin çalışanı var.

Dolayısıyla pandemi sırasında kim ne tüketti, ne kadar evde oturdu, ne harcadı, bugün durum ne herkesten iyi biliyor.

Karşımda uzun saçları ve hali tavrı ile klasik bir enerji şirketinden çok Silikon Vadisi’nde yükselen bir startup tipi duruyor.  


Murat Pınar

Türkiye hakkında ona sormak istediğim çok şey var.

Yazının Devamını Oku

Bu Müslüman kadın 9 Şubat'ta çok önemli bir işi başaracak

Biz Boğaziçi rektörünü tartışırken 9 Şubat günü uzayda çok ilginç bir şey olacak.

Mini Cooper araba büyüklüğünde bir araç Mars’ın yörüngesine oturacak.

Ve bu, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) uzaya gönderdiği bir araç olacak.

Aracın adı “Hope”.

Yani “Umut”.

Tarihte ilk defa Müslüman bir ülkenin uzaya attığı araç böylesine ileri bir noktaya gidiyor...

Üstelik güzel bir haber daha var. Birleşik Arap Emirlikleri’nde bu bilimsel Mars projesinin başında 33 yaşında bir kadın var.

Adı

Yazının Devamını Oku

Yatak odasında devrim yapan bir kadının 14 ve 51 numaralı sorusu

Geçtiğimiz 9 Eylül 2020 günü Londra’da bir kadın öldü...

77 yaşındaydı...

Geçen yılın sessiz ölümlerinden biriydi... Ama, bu dünyadan ayrılırken arkasında çok gürültülü bir yakın geçmiş bırakmıştı...

Simone de Beauvoir’larla başlayan “birinci dalga feminizm”in, ikinci dalga sörfçülerinden biriydi...

Ve o kadın bizim erkek neslimizin dimağına çok korkutucu iki soruyu sokmuştu...



Yazının Devamını Oku

Fikri kardeşim başörtüsü flama da, kimin flaması

Önceki gün şunu artık iyice anladım...

Bu ülkenin iyiye gitmesi için...

Şu Allah’ın belası kutuplaşmadan kurtulması için...

Allah rızası için...

Bazı tipleri televizyonda canlı yayına katiyen çıkarmamak gerekiyor...



Yazının Devamını Oku

İlk gün: 'AKP içinden destek için çok sayıda mesaj geliyor'

Şimdi anlatacağım konuşmayı 3 gün geciktirerek yayınlıyorum.

İki nedenden dolayı bilerek erteledim.

Birincisi bu sözleri söyleyen Kılıçdaroğlu’ndan yazmak için izin istedim.

İkinci ve daha önemlisi ise...

Bu konuşmayı yılın ilk günü yayınlamak istedim.

Çünkü o felaket yılından sonra 2021’e umutla girmeyi arzuladım...

Geçen salı günü...

Yer Ankara’daki Ahmet Hamdi Akseki Camisi...

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en güzel yeni yıl kartpostalı

Önceki gün arkadaşım Ahmet Acar’ın cenazesine katılmak için arabayla Ankara’ya gidip geldik...

İlk defa Kuzey Marmara otoyolunu kullandım...

İstanbul dışına çıkışı çok kolaylaştırmış...

Yolu en az 30-40 dakika kısaltıyor.

İstanbul’a dönüşte, bugüne kadar bana en çok heyecan veren duvar resimlerinden birine rastladım.

“Pasific” benzin istasyonunun market duvarına çizilmiş olağanüstü bir Türk bayrağıydı bu...

Kim çizdiyse gerçekten çok başarılı...

Bayrağın dalgalanışına o kadar güzel bir hareket vermiş ki, insan önünde durup fotoğraf çektirmeden geçemiyor....

Yazının Devamını Oku

Beluga balinası ve Amur kaplanı ile uyuyan hücrelere mesaj mı

Dün Rusya Devlet Başkanlığı’nın internet sitesinde dolaşırken çok ilginç bir şeyle karşılaştım.

Biliyorum bazılarınızın aklına hemen şu soru gelecek.

“Ne işin var senin oralarda?”

Sedat Ergin soktu kanıma bunu...

Biliyorsunuz, o, başlığında “resmi” kelimesi bulunan her devlet sitesini ziyaret eder.

Tabii ki, onun Rusya resmi internet sitesine girip dolaşması ile benimki arasında esaslı bir fark var.

Onun ilgi alanı “Diplomatik belgeler”, “Resmi heyetler arasındaki görüşmeler” ve “Dokümanlar” bölümü olur...

Ya ben Rusya Devlet Başkanı’nın sitesine girersem ne görürüm?

Yazının Devamını Oku

Kaybettiğim bir tebessüm ve en güzel komşularımız

‘Hayatın şeyleri” bazen insanı en hazırlıksız anında yakalar...

Kendinizi mütevazı ve sakin bir yılbaşına hazırlarken çalar birden kapınızı...

En hazırlıksız olanı ise yüzünüzdür öyle anlarda...

O yüz ne hissettiğini anlatamayacak kadar çaresizdir çünkü...

Pazar akşamı işte böyle oldu...

Hiç beklemediğimiz, en hazırlıksız anımızda öğrendik oda arkadaşımın ölümünü...

ODTÜ’nün eski rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar benim ilk akademik yoldaşımdı...

Aynı yıl yurtdışından dönüp, Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nde göreve başladık....

Yazının Devamını Oku

26 yaşındaki David mi 70'lik ben mi daha yakışıklı

Michelangelo, David heykelini yaptığında 26 yaşındaydı...

Tahmin ediyorum yaptığı heykel de anatomik olarak 20-30 yaşlarında bir erkektir...

Biliyorum başlıktaki soruyu okuduğunuz an, “Yine ne saçmalamış” diyeceksiniz...

Hayır ciddiyim...

O nedenle, soruyu yeniden soruyorum:

Evrensel güzellik ölçülerine vurursanız, Michelangelo’nun David heykelindeki erkek mi daha güzel ben mi...

*

Hiç kuşkusuz David de kusursuz bir erkek değildi... Başı normalden büyük, elleri de öyle...

Genital organı küçük...

Yazının Devamını Oku

Dün Metin Akpınar'ı arayıp şu soruyu sordum

Önceki gün Metin Akpınar’ın mahkeme koridorundaki fotoğrafı çok dokundu bana...

Bir bankın ucunda yapayalnız oturuyordu...

1970’lerin terör yıllarına döndüm...

Sonra 1980’li yıllara...

12 Eylül’ün o karanlığında bile siyasi hicivleri, mizahı ile bizi gülümseterek, kahkahalar attırarak dayanma gücümüzü nasıl arttırdıklarını hatırladım...



Yazının Devamını Oku