GeriErtuğrul ÖZKÖK İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra “Büyükelçilik” olarak, büyükelçilik Ankara’ya taşınınca ise İsveç’in İstanbul Başkonsolosluğu binası olarak misyonuna devam etti...

*

Bu yıl işte o binanın yapılışının 150’nci yılı...

Ve İsveç bunu İstanbul’da kutlamaya hazırlanıyor. Gösteriyi İsveç’in en önemli ses ve ışık sanatçısı ve aynı zamanda bestecilerinden biri olan Carl Michael von Hausswolff tasarladı.

*

Von Hausswollf bu gösteriyi bir Türk sanatçısı Cevdet Erek’le birlikte hazırlıyor.

Bildiğim kadarı ile Türkiye’de bir büyükelçilik binası ilk defa bu kadar büyük bir şovla kutlanacak.

1) BU KIPKIRMIZI RÜYA KİME İTHAF EDİLİYOR

BU gösterinin adı “Kırmızı Rüya” olacak...

Ancak yanında bir isim daha var. Bu üç günlük gösteri bir şaire ithaf ediliyor.

Gunnar Ekelöf’e..

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Ekelöf İsveç’in en ünlü ve en sevilen şairlerinden biri. Rimbaud’nun şiirlerini İsveççeye çeviren ilk şair.

İşte o Ekelöf 1965 yılında İstanbul’a gelip bütün tarihi mekânları gezmiş. Dönüşte “Prens Emgiort Divanı” adlı bir şiir kitabı yayınlamış.

Bu kitap, İsveç şiirinin klasikleri arasına girmiş.

Ekelöf “Bu kitap ben değil, içine vahiy gibi gelmiş biri tarafından yazıldı. Ben sadece tercüme ettim” demiş.

150’nci yıl gösterisi bu “Divan”ı nedeniyle ona ithaf edilmiş.

2) BİR İSVEÇLİ’YE ABBA’NIN YENİ ŞARKISINI BEN HABER VERİYORUM

BUNU öğrenince, İsveç’in İstanbul Başkonsolosu Peter Ericson’la konuştum.

Beni Tünel’deki Başkonsolosluk binasına davet etti...

O ve Kültür Ateşesi Mike Bode ile birlikte çok güzel bir öğle yemeği yedik ve bu bina hakkında sohbet ettik.

Sohbetimiz tabii ki ABBA ile başladı.

Geçen cuma günü onların yeni şarkısı “I Still Have Faith in You” streaming platformlarına konmuştu.

Grubun ayrıldıktan 40 yıl sonra yaptıkları ilk şarkıydı ve ben çok sevmiştim.

Başkonsolos şarkının çıktığını benden öğrendi.

Tabii ki bir İsveçliye bu haberi ben verdiğim için sevindim...

Müzikseverler böyledir.

Hep ilk haberi vermek isterler.

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

3) MOSKOVA’DAKİ BÜYÜKELÇİ ‘KIZIL RÜYA’ İÇİN İSTANBUL’DA

PETER Ericson çok sempatik bir diplomat...

Soğuk bir ülkeden geliyor ama sohbeti çok sıcak...

Türkiye’den önce 4 yıl İsveç’in Moskova büyükelçisiydi.

Yorumum şu. İsveç bu kutlamaya önem veriyor ki, daha önce Moskova gibi çok önemli görevi yapan büyükelçisini, bu 150’nci yıl kutlaması için başkonsolos olarak İstanbul’a göndermiş...

Ama bu benim yorumum...

Bana binayı gezdirdi ve tarihini anlattı.

Önce salonda bir divana oturup, Kral Oscar II’nin tablosu önünde bu pozu verdik.

Çünkü başkonsolosun anlatacağı hikayede bu tablodaki kralın da çok önemli bir rolü vardı.

Hatta “Kırmızı Rüya” adıyla da ilişkisi olabilirdi.

Şimdi hikâyemize başlayalım.

4) İSVEÇ DEVLETİ’NİN DIŞARIDA ALDIĞI İLK MÜLKÜ BU BİNA

“İSVEÇ Sarayı” adı verilen bu bina 1757 yılında alınmış.

İsveç Devleti’nin bir dış ülkede satın aldığı ilk mülkmüş....

Bir özelliği de bu binanın İsveç tarafından bir dış ülkede inşa ettirilmiş ilk bina oluşu.

Başkonsolos Ericson, “Ülkelerimiz arasındaki ilişkinin özel ve biricik bir karakteri var” diyor.

5) ORDUSUYLA BİRLİKTE OSMANLI’YA SIĞINAN KRALIN 5 YILLIK HİKÂYESİ

İSVEÇ’le Osmanlı Devleti arasındaki ilk diplomatik ilişki 17’nci yüzyılda Charles XII’nin Türkiye’de kaldığı 1709-1714 yılları arasında kurulmuş.

Biz, Charles XII’yi “Demirbaş Şarl” olarak tanıyoruz. 1697-1718 yılları arasında İsveç kralıydı.

Poltava Savaşı’nda kendisininkinden iki kat büyük Rus Ordusu’na yenildikten sonra ordusuyla birlikte Osmanlı Devleti’nin payitahtı İstanbul’a sığınmış ve 5 yıl boyunca burada yaşamıştı.

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

İlişkilerin temeli işte Kral’ın bu ikameti sırasında atılmış...

Ama daimi temsilcilik 1735 yılında açılmış.

Başkonsolos, “Bu binayı bir kralın hatırası yaptırmıştı. Ama ziyaret etmek bir başka krala nasip olmuştu” diyor ve beni salona götürüp duvardaki üç fotoğraftan ortadakini göstererek anlatmaya devam ediyor.

6) KIRMIZI RÜYA ADINI BU KAREDEKİ KRAL MI VERDİ

OSMANLI İmparatorluğu bir Hıristiyan ülkesi ile ilk askeri ve siyasi işbirliği anlaşmasını 1739’da İsveç’le yapmış...

İnsan bazen İsveç’le Türkiye’nin birbirine çok uzak iki ülke olduğunu sanıyor...

Oysa geçmişimizde işte böylesine ilginç ve derin bir ilişki var...

İsveç’in genç prensi Carl, 1885 yılında Suriye ve Filistin’i ziyaret için giderken tifo mikrobu kapıyor ve İstanbul’da tedavi altına alınıyor.

Bunun üzerine babası Kral Oscar II ailesi ile birlikte oğlunu görmeye İstanbul’a geliyor.

Sultan Abdülhamid kralı karşılamak üzere Varna’ya resmi bir heyet gönderiyor.

Ayrıca Kraliçe Sofia için bir vapur tahsis ediyor.

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Duvardaki fotoğraf Kral Oscar II’nin İstanbul’a gelişinde bu binada çekilmiş.

Yanındaki ise Nusret Paşa.

Başkonsolos Ericson, kralın bu gezisi sırasında İstanbul için söylediği şu sözleri hatırlatıyor:

“İnsan gözü benim az önce görmüş olduğumdan daha güzel bir şey görebilir mi, yoksa hepsi bir rüya mıydı?”

Bunu işitince aklıma şu soru takıldı:

Acaba sonbahardaki “Kırmızı Rüya” adı buradan mı geliyor?

*

Son bir not...

İsveç Veliaht Prensi Gustav Adolf da 1934 yılında Türkiye’yi ziyaret için gelip 16 gün kalmıştı...

Bu defa Atatürk onu Cumhuriyet’in başkenti Ankara’da kabul etmişti...

7) BENİM RÜYAM: BU RÜYAYA KEŞKE ABBA DA GİREBİLSEYDİ

150 yaşını dolduracak olan binadaki saatlerim burada sona eriyor.

Çıkarken şunu düşünüyordum.

Belki bizim Kültür ve Turizm Bakanlığımız ile öteki sivil kültür kuruluşlarımız, İKSV de bu güzel rüyaya katılır.

Neticede tarih boyunca birbirine büyük düşmanlıklar yaşamamış iki Avrupa ülkesiyiz.

150 yılı barış içinde geçirmenin kutlamaya değer bir yanı var...

Mesela bir ABBA konseri de bu kırmızı rüyanın güzel bir parçası olmaz mıydı...

Benim “Kıpkırmızı rüyam da buydu” işte...

X

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku