GeriErtuğrul ÖZKÖK İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim” demiş...

Hepsini anladım da o “Maalesef”i anlamadım.

Mehdiliği bir yük olarak mı görüyor acaba...

*

Neticede millet olarak
artık elinde Glock silahla gezen bir Mehdi Polat Alemdar’ımız var...

Tam anlamıyla yerli ve
milli bir Mehdi... Günün esprisine tam uygun.

*

Peki Polat Alemdar nasıl “Mehdi” oldu?

Din kitapları mehdiliği şöyle yazıyor:

Allah tarafından yol gösterilmiş.

Hususi ve şahsi bir tarzda Allah’ın hidayetine nail olmuş...

Yani böyle “Maalesef bir Mehdi” olmuş...

*

Gelelim asıl meseleye...

Bizim eli Glock’lu yerli ve milli Mehdimiz ne yapmak için gelmiş?

Gelin bunu da Ulema’ya soralım... Mehdi’nin anlamı şöyle veriliyor:

“İslam’da ahir zamanda geleceğine ve İslam’ın dünya hâkimiyetini geçekleştireceğine inanılan kurtarıcı kişi...”

*

Anlayacağınız Polat Alemdar “Maalesef” bizi ve İslam’ı kurtaracak...

Hepsi tamam...

İtirazımız yok.

Tek mesele şu.

Glock’lu Mehdimiz, Glock’uyla bizi kimden kurtaracak...

Şu an için Afganistan’da, Suriye’de Müslüman Müslüman’ı kestiğine göre...

Acaba o da Müslüman’ı Müslüman’dan kurtarmak göreviyle mi “Maalesef” seçildi...

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

BU FOTOĞRAFTAN SONRA BEN DE KADROLU MÜRİT MİYİM

BU fotoğraf 5 Eylül 2014 günü İstanbul’da çekildi...

Fotoğrafta ön sırada Amerikalı bir aktör var...

Andy Garcia...

Sağındaki yerli ve milli Mehdimiz Necati Şaşmaz...

Solda ise ben duruyorum...

Bu durumda “Maalesef Mehdi”nin kurtarıcı heyetinde biz de yer alıyor muyuz?

“Deist” kadrosundan ben...

“Misyoner” kadrosundan Andy Garcia...

BİR BLUCİN KIZI NASIL CHANEL YÜZÜ OLDU

BU şahane fotoğraf geçen hafta Venedik Film Festivali’nde çekildi.

Gördüğünüz kız Kristen Stewart...

Hani “Alacakaranlık” filminden tanıdığımız kız...

Şimdi Lady Diana’yı oynadığı “Spencer” filmi için Venedik’e gitti.

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Fotoğrafa ilk bakışta çok güzel bir çift bacak görüyorsunuz.

Üzerinde de sanki sıradan gibi bir şort takım...

Ama biraz dikkatle bakınca onun bir “Chanel” takım olduğunu görüyorsunuz.

Hem de çok tipik, bütün dünyaca tanınan en klasik Chanel takım...

*

Kristen Stewart aslında tam anlamıyla bir “blucin” ve Sneaker kadını...

Cool...

Başına buyruk...

Yani Chanel imajıyla neredeyse taban tabana zıt...

Ama 2013’ten beri Chanel’in yüzü...

Ondan önceki yüzleri de hep çok özel kişiliklerdi...

Marilyn Monroe, Nicole Kidman, Keira Knightley, Margot Robbie...

*

Chanel döpiyesi bugüne kadar hep devrimlerle yaşadı.

Ve hepimize şunu ispatladı.

Bir marka, bir şahsiyet, bir siyaset ancak cesur ve yaratıcı dönüşüm ve değişimlerle başarısını sürdürebilir.

Chanel bugün Kristen Stewart’ın modernitesini ve güzel bacaklarını teşhir ederek aslında 1920’lerdeki aslına dönüyor...

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Bence bu yıl Venedik Film Festivali’ne damgasını vuran iki giysi bu ve Zendaya’nınki oldu.

İkisi de o elbiseleri, renkli, baş eğmeyen iki şahsiyetin üzerine giydiler.

O DÖPİYESİ BUGÜNE KADAR KİMLER GİYDİ KİMLER

MODA tarihinin en ünlü döpiyes takımı 1925 yılında, Chanel’in Paris’te Cambon sokağındaki küçük salonunda sergilendi.

Yaratılış fikri, maskulen ve feminen karakteri bir giysi üzerinde birleştirmekti.

Bu çizgi 2019’da ölen Karl Lagerfeld’e kadar sürdürüldü.

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Moda tarihinde hiçbir “haute couture” ürün bu kadar uzun süre aynı çizgiyi sürdürerek bugüne gelemedi. Yüksek sosyetenin giysisi gibi görünür ama aslında özgür kadının, çalışan kadının üniforması gibidir.

*

Bu giysi özellikle 1992 ve 1995 kreasyonlarında büyük bir devrim yaşayarak seksileşti...

Özellikle 95’te Claudia Schiffer’in giydiği, önü açık, direk sutyen üzerine giyilmiş pembe ceket ve mini etek hâlâ hafızamdadır.

*

Bu olağanüstü tasarımı bugüne kadar bakın kimler giydi...

Pardon taşıdı...

Jackie Kennedy, Prenses Diana, Brigitte Bardot, Barbara Walters...

YAHU MEĞER BİZİM KURTLA ONLARIN KURT AYNI KURTMUŞ

ARTIK farklı düşünme zamanı geldi...

Türkiye’nin en geniş kapsamlı, en bilimsel genetik köken araştırması tamamlandı.

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Önce araştırmanın arkasındaki şu kuruluşlara bakın:

Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nün önderliğinde:

Koç Üniversitesi SNA -İnan Kıraç Vakfı...

Sağlık Bilimleri

Rockefeller, Yale, Cardiff Üniversitesi ve Icahn School of Medicine ile Mont Sinai’nin katılımı ile...

Türkiye’nin 81 ilinden 4 bin kişinin DNA’sı incelenerek yapılan bir araştırma...

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

İşte sonuçları...

Biz Türkiye vatandaşları Balkan, Kafkas ve Ortadoğu toplumlarıyla akrabayız.

Batı Avrupa ile sandığımızdan çok daha fazla akrabalığımız var.

En çok da İtalya’nın Toskana bölümü ve İspanya’da yaşayanlarla akrabayız...

*

Eee öyleyse nerede o “Dört nala gelip Uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan” o mazi...

O Ergenekon...

İşte bilimin son sözü...

Hepimiz göçmeniz...

Hepimiz karmakarışığız...

Hepimiz akrabayız...

Hepimiz kardeşiz...

*

Oysa hepimizin, Türk’ün, Kürt’ün, Ermeni’nin, Yunan’ın, Çerkes’in kendine göre bir “Kuruluş” filmi var...

Ama bir bakıyorsunuz bütün o “Kuruluş”lar aynı mahalleye çıkıyor...

*

Eee arkadaş...

Artık masalları, menkıbeleri bir kenara bırakıp gerçekçi olma zamanı gelmedi mi...

Bak bizim Ergenekon kuruluş kurduyla, onların Roma kuruluş kurdu aynı kurtmuş.

*

Eğer Kuruluş birse...

Bil ki “Kurtuluş” filmi de bir olacak...

BENİ DÜŞ KIRIKLIĞINA UĞRATAN BİR DİZİ

EPEYDİR büyük bir merakla bekleyip, dördüncü bölümünde “Yeter artık” deyip bıraktığım bir dizi var.

“Nine Perfect Strangers...”

Nicole Kidman’lı tanıtımlarından yeni bir “Undoing” geliyor sandım.

O heyecanla oturdum.

İlk bölüm sadece karakterlerin tanıtımı şeklinde geçti...

İkinci bölüm ağır manasız ve yapmacık bölümler...

Android bir Nicole Kidman...

Üçüncü bölümde sinir bozucu, bomboş sahneler...

Dördüncüde “Tamam yeter artık” deyip bıraktım...

Hem de o bölümün yarısında...

MEĞER ASLINDA TOSKANA İTALYA’NIN URLA’SIYMIŞ

NE diyorum yıllardır...

Urla Türkiye’nin Toskana’sıdır...

Şimdi anlaşılıyor ki:

Toskana da İtalya’nın Urla’sıymış...

Zaten Urla bağları arasında ne zaman aylaklık yapsam hep aynı tabloyu görürüm...

Burası Toskana gibi...

Coğrafya aynı... Meğer DNA’lar da aynıymış...

Hani “Coğrafya kaderdir” deniyordu ya...

DNA’larımızla o makus talihimizi yenme zamanı geldi demektir.

X

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku

Bu hödüğün hakkından vallahi Recep İvedik gelir

Fenerbahçe'nin yenilgisine üzüldüm...

Önceki akşam, Eintracht Frankfurt karşısındaki takım çıksaydı rahat 3 çekerdi bu Pire takımına...

Ama beni daha çok üzen Olympiakos’un hödük başkanının lafları oldu...

Hele hele bir de bazı Galatasaraylı dostların “Bizi bu hödüğün laflarına muhatap ettin ya Fener, helal olsun sana” yollu şakaları yok mu...

İşte o kahretti beni...

Delirdim...

*

Ama sonra herifin bu fotoğrafını gördüm...

Yazının Devamını Oku

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Bu gördüğünüz fotoğraf önceki gün Kuzey Irak’ta, Erbil’de çekildi. Fotoğrafta gördüğünüz 5 kadından üçü Türk, ikisi Fransız vatandaşı.

Beşi de aynı şirkette çalışıyor.

Dünyanın iki numaralı alkollü içki şirketi Pernod Ricard’ın üst düzey çalışanı bu kadınlar.

 

Biri hariç hepsi Müslüman. 

Yani alkollü içki sektöründe çalışıyorlar ve Erbil’de “Saha ziyareti” yapıyorlar. Yani, viski ve başka içkilerin pazar durumunu görmek için oradalar.

Ekipte görevli erkek eleman yok.

Fotoğraf, Pernod Ricard Irak distribütörü Swayish şirketinde çekildi.

Yazının Devamını Oku

O ihaleyi alan inşaatçının iktidara tahsis ettiği süper yat kaç metreydi

Dokuz gün boyunca Kalkan, Kaş, Kaleköy ve Kekova’da dolaştıktan sonra dün Göcek Limanı’na geldik ve karaya çıktık.

Göcek Limanı bana hep Amerika’nın Florida bölgesindeki veya Long Island’daki sahil kasabalarını hatırlatır.

Marinaları, kafeleri, caddeleri, Türkiye’nin başka bölgelerindeki çirkin yapılaşmadan biraz olsun kendini koruyabilmiş mimarisiyle bana iyi gelen bir belde Göcek...

Göcek Türkiye’nin gündemine 1980’li yıllarda yerleşti. Yerleştiren de rahmetli Turgut Özal ve danışmanı Can Pulak oldu...

Özal yaz aylarında hafta sonlarını Göcek’te geçirirdi. Bir yandan turizm yatırımlarını yerinde görür, kararlar alır, bir yandan da ünlü bir patronun teknesinde gezerdi.

Türkiye’nin 24 Ocak kararları ve özellikle de Özal’ın iktidara gelişi ile başlayan liberal ekonomi dönemi yeni patronlar yaratıyordu. Özellikle inşaat şirketleri hızla büyüyordu.

Yeni patronlar da Türkiye’de “yat modası”nı yaratıyordu.

*

Yazının Devamını Oku

Hazreti İsa'nın sol kolunu yontarken fark edilen arıza

Dünya sanat tarihinde hiçbir heykel sanatçısı Michelangelo’nun ulaştığı şöhrete ulaşamamıştır.

Onun “Davut” heykeli, sanatta ulaşılmazlığın sembolü olarak asırlardır yerini koruyor...

Peki bu heykeli yapan Michelangelo nasıl bir insandı...

*

Aslında hakkında epey şey biliyoruz.

Çünkü yanında hayatını yazacak Vasari adlı bir biyografi yazarı vardı.

Yani kendi hikâyesi ve efsanesini kendi yazdıran insandı.

Ama kendisi hakkında asıl somut bilgiyi meğer kendi bırakmış.

Üç boyutlu mermer bir heykel...

Yazının Devamını Oku

Fas'ın Ankara, İstanbul ve İzmir'ini, 3 kadın nasıl kazandı?

Dünyanın bir ucunda, Taliban denilen eli silahlı İslamcı hareketin, Müslüman kadınına dünyayı dar ettiği günlerde dünyanın bir başka ucunda, eli silahsız başka Müslümanlar, üç kadını başkanlık koltuğuna oturttu...

8 Eylül gününden beri dünya o üç kadını konuşuyor... Burası Fas ve ülkenin üç büyük şehrinin belediye başkanlığı koltuğuna üç kadın oturdu...

Gelin şimdi Müslüman dünyasının en karamsar günlerinde en iyimser rüzgârları estiren bu üç kadını tanıyalım.

Birincisi, Esma Ralalu...

Ekonomist ve gazeteci...

Başkent Rabat’ın, yani bir anlamda Fas’ın Ankara’sının, seçilmiş ilk kadın Belediye Başkanı...

Milli Bağımsız Birlik Hareketi’nin adayı...

Belediye Meclisi’ne seçilen 79 üyenin 58’inin oyunu alarak başkan seçildi.

Öteki iki rakibinden Sosyalist Halk Güçleri Birliği’nin adayı 7, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı da 8 oy alabildi.

Yazının Devamını Oku

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku