İlahi el 133 yılı sildi

İLAHİ bir el, bir ülkenin tarihinden 133 yılı silebilir mi...

Çift pervaneli uçağımız, 25 dakikalık uçuştan sonra Lalibela Havaalanı’na inerken kafamızda böyle bir soru yoktu. İlk hissiyatımız şu olmuştu:
1970’lerde hippilerin bir nevi hac yeri olan Katmandu’ya gelmiş gibiyiz. Hayır, görüntünün hiç alakası yok. Sadece uçaktan inenlere bakıyorum ve bu hissi alıyorum.
Etiyopya henüz büyük turizm tarafından keşfedilmemiş bir yer. Oraya sadece benim gibi sinematografik bir gizem ve duygu arayan insanlar gidiyor.
Bu duygum o akşamüzeri şehrin sokaklarında gezerken daha da güçlenecek.

İlahi el 133 yılı sildi


KOMADAKİ KRALIN EMİRLE CENNETTE KURDUĞU YER


Lalibela dağların içine yapılmış taş kiliselerle dolu bir bölge. Etiyopya’da her yerin, herkesin, her şeyin bir efsanesi var.
Bir yerde bir “saray” ve bir de kral varsa, orada mutlaka zehirlenme korkusu ve olayı da vardır.
Efsaneye göre, Kral Lalibela, başka bir anneden olma kardeşi tarafından zehirlenir ve komaya girer. Komadayken cennete gider. Bazılarına göre ise gittiği yer Kudüs’tür.
Orada Tanrı ona, geri gitmesini ve bugün Lalibela denen yerde Kudüs’ü yeniden inşa etmesini emreder. Lalibela böylece bir Tanrı buyruğu olarak kurulur. Dünyada inanç ve hac merkezi sayılan çok yer gezdim. Butan’a, Katmandu’ya, Vatikan’a, Kudüs’e, Aynaroz’a, Yemen’e gittim. Mekke ve Medine’den sonra beni en çok etkileyen yer burası oldu. Lalibela 2 bin 630 metre yükseklikte bir düzlük. Etrafı yüksek dağlarla çevrili.
İşte burada milattan sonra 1137’de başlayıp, 1270’e kadar süren bu hanedan yüzlerce kaya kilise inşa etti.

KARŞIMDA BİR METEORUN AÇTIĞI KRATER DURUYOR


Otele yerleşir yerleşmez fırladık. Yıllardır kayaların içindeki o haç şeklindeki kiliseyi merak ediyorum.
Bet Giyorgis ya da İstanbul Ortodoks diliyle Aya Yorgos Kilisesi. UNESCO tarafından koruma altına alınmış olan kaya kiliseler bölgesine, bir müze kapısından giriyoruz. O andan itibaren sanki dünyada değiliz. İlahi bir elin dizayn ettiği bir inanç âlemi burası.
Rehberimiz Bem kiliselerin nasıl inşa edildiğini anlattıkça, içimdeki şüphe sorusu büyüyor. Buralarını gerçekten insan zekâsı ve eli mi inşa etti. Büyük bir kraterin kenarındayız. Sanki dev bir uzay taşının açtığı delik gibi. Ortasında dev bir kilise duruyor. Gerçekten bir uzay vakasının karşısındayız sanki.

İlahi el 133 yılı sildi


İNSAN ZEKÂSI VE ELİ BU BİNALARI YAPABİLİR Mİ


Kiliseler inşa edilirken, önce dağın içi oyuluyormuş. Ortada dev bir taş blok bırakılıyor.
Sonra taş işçileri, ortadaki taşın kenarına bir pencere açıyor ve oradan içeri doğru oymaya başlıyormuş. Böylece en üst kattaki ilk oda ortaya çıkıyormuş. Sonra yan odalara geçiyorlar.
O kat bitince, bu defa aşağı doğru bir alt kata iniliyor.
Böylece dev bir taş yukarıdan aşağı doğru oyularak kilise inşa ediliyor. Böyle sadece zemininden yere bağlı kiliselere “monolitik” deniyor. Peki buraları kim, hangi teknolojiyle inşa ediyor.
Sadece keski ve çekiçle.
Orada iki saate yakın kalıyorum. Hayretle izliyorum. Birbirine mağaralar, dar geçitler, kaya oyukları ile bağlı onlarca kilise. Daha önce Ortodoks dünyanın başka kiliselerini gezdim. Sümela’yı, Aynaroz manastırlarını gezdim, oralarda kaldım.
Ama hiçbirinde burada içine düştüğüm gizemi bulamadım.


40 BİN İNSAN MI, UZAYDAN GELEN GÜÇ MÜ İNŞA ETTİ


Lalibela’da dolaştığım her yerde kendime hep aynı soruyu sordum.
Buraları gerçekten insan zekâsının ve elinin ürünü müdür...
Aklıma bir zamanların ünlü kitabı “Tanrıların Arabaları” geldi. Ne Mısır Piramitleri, ne Petra...Ne Kapadokya, ne Machu Picchu... Burada açıklanamayan bambaşka bir şey var. Bütün bunlar 133 yıla sığdı... Bu bölge ile ilgili çok kitap okudum, çok insanı dinledim. İnsan denilen varlık 13’ncü yüzyıl bilgi ve teknolojisiyle tabiatı nasıl böylesine işleyebildi. Eldeki bilgilere göre, 40 bine yakın insan çalışmış.
Ama Etiyopya’da çok sayıda insan, yeryüzüne inşa edilmiş bu ruhani bölgeye ilahi bir elin dokunduğuna inanıyor.
Düşünebiliyor musunuz, ortada yüzlerce kilise var ve bunlar inanılmaz ölçüde iyi korunmuş. Büyük çoğunluğu hâlâ ibadete açık.
Etiyopya, 1137 yılında Lasa Dağı’nın eteklerinde Adafa adlı yeni bir başkente kavuştu.
Bu başkentle birlikte Etiyopya tarihinin en gizemli dönemi başladı. Zagwe Hanedanı denilen bu dönem, 1270 yılına kadar sürdü.
Size anlattığım bu kiliselerin neredeyse tamamı bu dönemde inşa edildi. Kiliseler hâlâ ayakta ama hiç kimsenin açıklayamadığı bir şey var.


NE BİLGİ, NE BİR HATIRA, NE BİR YAZI


Bu kiliselerin ne duvarlarında, ne gizli bölmelerinde bu döneme ait tek kelime bilgi yok. Papirüs ve keçi derisi üzerine yazıları Mısır’la birlikte ilk kullanan halklardan biri olan Etiyopya’da, nedense bir Allah’ın kulu bu kiliselerin nasıl inşa edildiğine dair tek kelime yazılı eser bırakmamış. Krallar sikke bastırmamış. Hiçbir seyyah bu dönemi anlatan tek satır yazmamış. Hanedana ait tek kelime kayıt yok.
Öyleyse ne oldu bu 133 yıl boyunca. O kiliseler nasıl inşa edildi.
İlahi bir el, uzaydan gelen göktaşlarının açtığı kraterlere benzeyen bu çukurlara, dünyanın en esrarengiz ibadethanelerini yapmıştı.
Orada, bir kaya kilisesinin, uçuruma açılan balkonunda oturup düşünüyorum. Aklıma Göbeklitepe’deki dikili taşlar geliyor.
Kimse bana 40 tonluk o taşların oraya nasıl dikildiğini izah edememişti. İnanç hâlâ açıklayamadığımız bir şey. Lalibela’dan küçük bir uçakla Aksum’a doğru havalanırken aşağıya bakıyorum.
Yukardan hiçbir şey görünmüyor. O 133 yılı insan tarihinden silen ilahi güç, sanki, tabiatın içine gömdüğü esrarını saklamak için elinden geleni yapmış.
Lalibela kiliselerinin duvarlarında gördüğüm Svastika haçı bize kutsal sandığın izini de gösteriyor.
Yarın Etiyopya imparatorluğunun kurulduğu Aksum’da olacağız.
Kutsal sandığın saklandığı küçük şapelin kapısından bakıp, içerideki ayağı urganlı adamın sırrını çözmeye çalışacağız.
Yani Tanrı’nın hizmetkârının sırrını...

Indiana Jones gibi

-BİRÇOK kilisenin duvarında gamalı haç diye bildiğimiz desene rastlıyoruz. Aslında bir Svastika haçı. Hint geleneğinden buraya geçmiş. Böylece Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık nehirlerine Hindu nehirleri de katılıyor. Indiana Jones filmi geliyor aklıma.
Orada Hitler’in adamları da kutsal sandığın peşine düşmüştü. Bu senaryonun ortaya çıkmasında her halde Lalibela kiliselerinin duvarındaki bu Svastika haçının da etkisi olmalı. Beni hayrette bırakan ikinci şey ise, kiliselerin neredeyse tamamının hâlâ ibadete açık olması. Ortodoksların oruç döneminde gittiğimiz için bütün kiliselerde sürekli ayin vardı. İnsan Afrika ve Arap giysileri içinde Hıristiyan ayin yapan insanları görünce şaşırıyor. Etraftaki bütün görüntü sanki Müslüman, ama ayin Hıristiyan.

10 bin mumya

-GÜÇLÜ arabamız ancak bir macera filminde görülebilecek yollarda 42 kilometre tırmanıyor. Bir noktaya gelince rehberimiz Bem, “Artık yürüyeceğiz” diyor. Bir eşini Butan’da gördüğüm zorlu bir tırmanışa başlıyoruz. Daracık bir patika, küçük tabii taş basamaklar, zaman zaman daracık köprülerden geçiyoruz ve 3 bin metre yükseklikteki Yımrahane Kristos’a geliyoruz.
Burası dev bir mağaranın içine inşa edilmiş taştan bir manastır. İçeride elektrik yok. Kapıdaki papaz elimize ağaç dalından yapılmış küçük meşaleler verip yakıyor. Karanlık kilisenin içi aydınlandıkça duvarlardaki freskoları görüyoruz. Duvarlarda bir kültür hazinesi yatıyor. Sonra kiliseden çıkıp, mağaranın dibine doğru yürüyoruz. Önümüze kargacık burgacık bir tel örgü çıkıyor.
Bem içeriden aldığı küçük meşaleyi veriyor. Onu karanlığa uzattığım an, dehşetle geri çekiliyorum. Meşalenin aydınlattığı mesafede yan yana onlarca mumya bana hayret dolu ifadelerle bakıyor. Işığı geriye doğru uzatıyorum. Önümde 10 bin mumya yatıyor.
Karşımda 10 bin mumyadan oluşan bir holokost mezarlığı uzanıyor sanki. Tamam diyorum. Artık tam anlamıyla bir Indiana Jones filmindeyim. Biraz sonra Bem hikâyeye başlıyor. Kimine göre aylarca süren bir yolculuktan sonra buraya hacca gelen müminlerden ölenler mumyalanıp oraya konuyormuş. Kimine göre ise bu mumyalar, bölgede gördüğümüz kiliseleri inşa etmek için ta Kudüs’ten gelen işçilere ait.
Tarihin kronolojisini sildiği bu bölgede hiçbir şeyin tek izahı yok. Mumyalardan en öndekinin yüzünde hâlâ asılı kalan ifadeyi hayatım boyunca unutamayacağım. Edvard Munch’un “Çığlık” tablosundaki o insanın yüz ifadesinin aynısıydı. Çığlık...
Bazen bir hayretin... Bazen bir ıstırabın... Bazen de bilinmezliğin natürmortu... Lalibela’nın silinmiş 133 yılı sanki mumyanın yüzündeki ifadeye dönüşmüştü.


Yarın:

AYAĞI URGANLI ADAMIN ESRARI


-Meryem Ana Kilisesi’nin içindeki sandıkta neler var.
-Kral, Portekizli komutana sandıkta gördükleri hakkında ne dedi.
-Ahit sandığı yeni yapılan şapele nasıl taşınacak.
-MOSSAD Etiyopyalı Yahudileri kaçırırken kutsal sandığı da götürdü mü.

X

Türkiye bu işitme engelli Afgan kızına ne öğretti

Bugün size yerel kıyafetleri içinde hapishane demirlerini kıran bu genç kızın hikâyesini anlatacağım.

Bunu çizen kızın adı Sara Barakzay...

Afganistan’ın ilk kadın çizgi romancısı...

Adını ilk defa dün Guardian gazetesinde gördüm.

Ben onun hakkındaki bu haberi okurken, Türkiye’de gazetelerin, internet haber sitelerinin, haber televizyonlarının bir numaralı gündemi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı İnsan Hakları Reform Paketiydi...

İkisinin aynı güne gelmesi benim için çok anlamlı bir sürpriz oldu.

Çünkü bu çizginin Türkiye’ye uzanan bir ucu var.

Nedenini anlatayım.

Yazının Devamını Oku

Kendini Sharon Stone sanan ve kedilere bulaşan bir erkek

Bu hafta kayda geçirdiğim dizinin adı şu:

“Don’t F...k With Cats...”

“Kedilere Bulaşma: İnternette Katil Avı...”

*

Üç bölümlük dizinin girişinde ‘Buradaki kişiler hayal mahsulüdür’ diye bir yazı yok. Dizideki her kare gerçek...

Mekânlar gerçek.

Olaylar gerçek...

Ve en önemlisi...

Yaşanan bütün vahşet gerçek...

Yazının Devamını Oku

İlginç bir soru: Pülümür ve Fatih'te neler oluyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 2023 yılına kadarki görünümünü kökten etkileyebilecek “reform tasarısı”nı bugün açıklayacak.

Adalet, demokrasi ve insan hakları reformu...

Tabii bu reform aynı zamanda ifade ve haber alma özgürlüklerinin de çerçevesini çizecek...

İşte böyle bir günde ben de size Türkiye’nin “haber coğrafyasını” anlatan bir çalışmadan söz edeceğim.

*

Hürriyet İnternet’in eski yöneticisi Emre Kızılkaya dün ilginç bir çalışmanın sonuçlarını açıkladı.

Kızılkaya ve arkadaşları 2 hafta boyunca Türkiye’de yayınlanan 1.1 milyon haberi inceleyip analizini yapmışlar.

Türkiye’de 19 ulusal, 165 ise yerel TV kanalı var...

Devlet kontrolünde ise 13 TV kanalı bulunuyor...

Yazının Devamını Oku

67’nci dakikada Mesut’suz Fenerbahçe daha mı Mesut

Erol Bulut, Mesut Özil gibi uluslararası bir starı maçtan kulübeye aldı. Böylesine cesur ve kritik kararı alan bir teknik direktörün maçın geri kalanı için yeni bir hikayesi olmalıydı. O hikaye gol olarak geldi.

Böyle bir derbiye klasik mantıkla, rasyonel bir değerlendirme yapmak mümkün değil. O yüzden maç boyu gözlemlerimi anarşik biçimde alt alta yazıyorum...

Göreceksiniz ki, bu bir uzman yazısı değil, hepimizin maç sırasında aklımıza gelen düşüncelerden ibaret olacak bu.

BİR KERE DAHA GÖRDÜK DÖRT ÜÇTEN BÜYÜKTÜR

1- Trabzonspor yıllar önce bileğinin hakkıyla kırılmaz denilen ‘Üç Büyük takım’ zincirini en zayıf halkasından kırıp ‘Dört Büyük Kulüp’ karesini, futbolun yeni fotoğrafı olarak kafamıza yerleştirdikten sonra ‘derbilerin’ de anlamı değişti. Ben dahil kimse bir derbi sonucu hakkında önceden rahatlıkla kehanette bulunamadık. Bu maçta öyleydi.

2- Şaşırtmayan, heyecanlandırmayan derbilere alışmıştık. Bu derbi de öyle olacak derken, maçın 67’inci dakikasından sonra beklemediğimiz bir heyecan geldi.

ÖZİL’İ GÖREVDEN ALANIN YENİ BİR HİKAYESİ OLMALIYDI

3- 67’inci dakika önemliydi. Çünkü Fenerbahçe Teknik Direktörü çok az teknik direktörün yapabileceği bir şeyi yaptı. mesut Özil gibi uluslararası bir starı maçtan kulübeye aldı.

4- Böylesine cesur ve kritik kararı alan bir teknik direktörün maçın geri kalanı için yeni bir hikayesi olmalıydı. O hikaye gol olarak geldi.

Yazının Devamını Oku

Guy Ritchie ile o kırmızı halıda neler gördüm

Önceki akşam şahsi Beyoğlu tarihimin çok önemli bir günüydü.

Yıllarca önünden geçtiğim efsanevi Atlas Sineması yeniden açılıyordu.

*

Atlas Sineması’nın açılış tarihi 1948...

Yani benimle aynı yaşta sayılır...



Yazının Devamını Oku

İki 'kız arkadaşın' birbirine verdikleri 'çarşaf' sözü

Bir yanda Ayşe Kulin...

Çok satan kitaplara imza atmış bir yazar...

Başı açık...

Duruşu, tarzı ile kendine özgü...

*

Öteki tarafta Ayşe Böhürler...


Yazının Devamını Oku

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

Dün sabah arka arkaya önüme üç haber geldi... Üçünü alt alta yazınca, dördüncü unsur olarak yazının başlığındaki soru aklıma geldi.

Gelen haberler şunlardı:

*

SABAH HABER 1: Biden yönetiminin CIA’in başına getireceğini açıkladığı William Burns yaptığı açıklamada Çin’i “otoriter düşman” olarak niteledi.

Bu kavramı ilk defa işitiyorum... Demek ki artık dünyanın gündeminde “otoriter düşman” diye yeni bir kavram olacak.

*

SABAH HABER 2: İspanya geçmişin acımasız diktatörü Franco’nun son heykelini de indirmiş.

Franco

Yazının Devamını Oku

Elimize değmeyen, görmediğimiz para ile 190 milyar lira harcıyoruz

Son zamanlarda kendi çevremde, teknoloji çevrelerinde, bankacılık çevrelerinde, çok sık duyduğum üç kelime var.

“FinTech”, “Bitcoin” ve “Blockchain”...

İtiraf edeyim, üçünün de ne olduğunu tam olarak bilemiyorum.

Oysa bunlar giderek günlük hayatımıza şuradan buradan girmeye başladı.

Özellikle de “FinTech...”

Belki inanmayacaksınız, aramızdan 2 milyon insan bu teknoloji üzerinden alışveriş yapıyor. Pandemi sırasında online ödemelerde çok öne çıktı.

Bu ödeme sistemi hayatımızın belki de en önemli kavramlarından birini yavaş yavaş tarihe gömüyor.

Parayı...

Yani bir zamanlar cebimizde en çok gördüğümüz şeyi artık görmüyoruz.

Yazının Devamını Oku

Dönekler ve hainler yeni bir sayfa açıyor

Şerefli bir “dönek”, gururlu bir “hain” olarak yine sahalara dönüyorum.

Hem de iki yüksek yerden aldığım izinle...

Biri “devlet başkanı”ndan...

Öteki “patron”dan...

İkisi de bana “Döneklik ve hainlik artık bütün dünyada şerefli bir payedir. Çık göğsünü gere gere halkın arasına gir” dediler.

Dün gece sabaha karşı cep telefonuma Deadline Hollywood haber sitesinden bir haber düştü.

ABD’nin eski başkanı Barack Obama ile ABD’nin en büyük rock şarkıcısı Bruce Springsteen Spotify üzerinden ortak bir podcast’e başladılar

Yani yaptıkları sohbeti şarkı gibi Spotify üzerinden streaming olarak yayınlıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Cübbeli: Biri bana beleş bilet verirse ben de Mars'a giderim

1) Bu hafta sonu en büyük eğlencem Cübbeli Ahmet’in Mars “parodisiydi”...

Vallahi dinlerken yıkıldım...

Bir kere daha söylüyorum...

Cem Yılmaz pandemi dolayısıyla çekilince, stand-up sahnesi Cübbeli Ahmet Hoca’ya kaldı...

Yani kavuk ona geçti...

Allah için o da acayip bir performans sergiliyor...

Geçen hafta iki gelişme oldu.

Geçen perşembe akşamı NASA Mars’a

Yazının Devamını Oku

Dolunay ve kurt yüzyılı kapandı ekinoks ve cadı yüzyılı açılıyor

Önceki gün bir streaming platforma konan yeni “cadı” filmi “Discovery of Witches” bir “ekinoks” günü başlıyor.

Ekinoks, her yıl gündüz ile gecenin eşit olduğu güne verilen isim.

*

Yılda iki ekinoks var...

Biri 21 Mart ilkbahar ekinoksu...

Öteki ise 23 Eylül sonbahar ekinoksu...

Sözünü ettiğim cadılar dizisi bir sonbahar ekinoks günü başlıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Dikkat Kardashian'ın poposu başımıza büyük bir iş açabilir

Bugün cumartesi... O nedenle siyaseti bir yana bırakıp ciddi bir konuya giriyorum...

1. Ülke olarak başımızda büyük bir sorun patlamak üzere...

Ve bu sorunun adı “Brezilya poposu...”

Ama yavaş yavaş bu deyimin yerini “Kim Kardashian poposu” alıyor.

*

Bunun ilk işareti de dün İngiliz Guardian gazetesindeki tam sayfa bir haberle geldi...

Üstelik haberi New York Times gazetesi de duyurdu...

Diyeceğim “Kardashian’ın poposu” deyip dudak bükmeyin, konu ciddi konu.

*

Yazının Devamını Oku

Girit formülü ile yeniden 'takıma dönüş' fotoğrafı

Biliyorsunuz artık iyi bir “Savunma Bakanlığı internet sitesi” uzmanıyım.

En iyi okuduğum şey de bakanlık sitesine konan fotoğraflar...

Bu etkileyici fotoğrafı da dün Savunma Bakanlığı’nın web sitesinde gördüm.

*

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın makamını ilk defa bu kadar geniş bir kadrajla görüyoruz.

Fotoğrafta bakanın sağında Türk bayrağı, solunda ise NATO bayrağı görünüyor.

Arkada ise bir Atatürk portresi var.

Zaten sitenin sayfası da sol üste bir Atatürk fotoğrafı ile açılıyor.

Yazının Devamını Oku

'82'ncimiz gibi' bir şehir hakkında bilmediklerimiz

Türkiye’nin 81 vilayeti var...

Bir de “82’nci gibi” olanı...

Bir Türkiye şehri değil, ama bir Türk şehri gibi olmaya doğru hızla gidiyor.

Burası Suriye sınırları içindeki Afrin...

Bilmiyordum, meğer Türkiye bir süre önce bazı yabancı gazetecileri Suriye içinde Türk ordusunun kontrolündeki Afrin’e götürmüş.

Giden gazetecilerden ilk yazı dün New York Times’ta yayınlandı.

Bu şehir hakkında bilmediğimiz bazı şeyleri bu yazıdan öğrendim.

Ve öyle bir yazı ki...

Yazının Devamını Oku

Liberal arkadaş söyle bana bu 3 maddenin neyini tartışacağız

Günlerdir Ayasofya imamının sözlerini konuşuyoruz.

Nereden üzerine düştüyse durup dururken bir anayasa tartışması başlattı...

Allah’tan ne Cumhurbaşkanlığı, ne iktidar partisi ne de Diyanet bu tartışmaya girdi...

Ama baktım bugün muhalif diye bilinen bazı eski liberal yazarlar da “Anayasa’nın değişmez maddelerini tartışamazsak buna demokrasi denmez” demeye başladılar

Ben de diyorum ki:

İyi hadi gelin tartışalım... Tartışalım da neyi tartışacağız...

*

Madde 1 diyor ki: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir...

Bunu mu tartışacağız?

Yazının Devamını Oku

CHP oylarımı bölmezse gelecek seçim iktidarım

Cumartesi akşamı Muharrem İnce aradı. Yalova’da oğlu ile birlikteymiş.

Tabii ki konu, onun için yazdığım şu sözlerdi:

“Seçim gecesi üç-beş saati yönetemeyen bir siyasetçi bir partiyi 360 gün nasıl yönetecek...”

Allah için Muharrem İnce’nin rahmetli Süleyman Demirel’e benzeyen bir tarafı var.

Alınmıyor, kızmıyor, küsmüyor...

Türk siyasetinde artık unutmaya başladığımız güzel bir meziyet bu.

Neyse, hemen söze girdi:

“Seçim gecesi için bana haksızlık ediliyor”

Yazının Devamını Oku

Yeni Türkiye'nin yeni fenomeni: VIP köpek

Evet başlıktaki ifade yanlış değil. “V.I.P Köpek”...

Türkiye’de geçen hafta V.I.P köpekler dönemi açıldı.

Size bu haberin hikâyesini ve perde arkasını yazayım.

*

Son yıllarda Türkiye’de en beğendiğim yeni markalardan biri Les Benjamins...

Gümüşhane kökenli bir ailenin çocuğu olan Bünyamin Aydın’ın yarattığı bir giyim markası.

Başlarda “Ottoman Punk” tarzı deniyordu.

Lüks sokak modasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

Özellikle fesli James Dean desenleri falan bütün dünyada tutuldu.

Yazının Devamını Oku

Tam 60 yıldır hayır dediğim bir anayasal düzende yaşıyorum

Bakın şu gerçekleri alt alta yazdığımda, kendi açımdan ne kadar tuhaf bir durum ortaya çıkıyor.

- 73 yaşımdayım...

- Bugüne kadar oy verdiğim hiçbir parti iktidara gelemedi.

- Bugün “Türkiye Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi” sitesine girip TC Anayasası yazdığım zaman karşıma çıkan metnin üzerinde şu yazıyor:

“Kanun numarası: 2709

Kabul tarihi: 18/10/1982”...


Yazının Devamını Oku

İlk Türk 'Cacabey'i üzerine birkaç mütevazi tavsiye

Devlet Bahçeli “astronot” kelimesine Türkçe karşılık olarak “cacabey”i teklif etti.

Güzel isim ama itirazım var.

İngilizce veya başka Hint Avrupa dillerinde telaffuzu sorun yaratabilir.

“Kakabey” olarak söylenir ve bu da yanlış anlamalara yol açar...

Onlar eğlenir biz üzülürüz...



Yazının Devamını Oku

Ay'a sert inişe hazırlanırken her 100 Türk'ten kaçı 1969'da ABD'nin Ay'a gittiğine inanıyor

Başlık biraz spekülatif ama ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız.

Ama önce size önemli bir haber vereyim.

*

Türk “Silikon” dünyasında geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme daha oldu.

Dünyanın önde gelen dijital araştırma kuruluşlarından YouGov, Türkiye’de “Wizsight” adlı online araştırma şirketini satın aldı.

Wizsight 2017 yılında N. Özge Akçizmeci adlı genç bir girişimci tarafından kurulmuş bir startup şirket.

Böylece BluTV’nin yüzde 30 hissesinin bir dünya devi olan Discovery’ye satılmasından sonra ikinci bir Türk startup’ı daha dünya piyasasına girdi.

YouGov ilginç alanlarda online araştırmalar yapan bir şirket.

Yazının Devamını Oku