İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

Madem ışıkları yanan Anayasa Mahkemesi tartışılıyor, ben de tarihimizin gizli kalmış bir darbe önleme hikâyesini anlatayım.

Olay 1973 yılında, yani 12 Mart ara rejiminin yıllarında Ankara’nın Çankaya semtinde bir gazetecinin evinde geçiyor...

*

O yıl cumhurbaşkanlığı seçimi var ve bu konu ordu ile siyaset arasına kara kedi gibi girmiş...

Askerler bir süre önce emekliye ayrılmış olan Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’i cumhurbaşkanı seçtirmek istiyor.

Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki partilerin büyük bölümü buna karşı.

Türkiye hâlâ 12 Mart  ara rejiminin etkisinde.

Bir askeri darbenin kara bulutları rejimin üzerinde.

*

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

İşte öyle günlerin birinde dönemin başbakanı Süleyman Demirel, bir gazetecinin evinde dönemin genelkurmay başkanı ile bir araya geliyor.

Demirel önce ortamı yumuşatması gerektiğini çok iyi bilmektedir...

Onun için gazetecinin evine önceden iki şişe Chivas Regal viski göndermiştir.

Kendisi de iyi bir viski içicisi olan Demirel Türk siyasi hayatının en gergin gecelerinden birine iki duble viski ile başlar.

Ve gergin başlayan gece yumuşak bir ortamda biter.

*

Türkiye’nin ilk viski kitabını yazan iki kişiden biri olan Mehmet Yalçın ve Teoman Hünal’ın yorumu şu: “Chivas’ın lezzetli yudumlarıyla yaşanan gevşeme, belki de bu ülkeyi yeni bir darbe macerasından korumuştur...”

*

Netice?

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

Askerlerin istediği olmadı ve Faruk Gürler cumhurbaşkanı seçilmedi.


DİPLOMASİ
SABAH 10.00’DA İÇMEYE BAŞLAYAN TİTO’NUN ODASINA NE KONDU

- “VİSKİ ve diplomasi...”

En güzel örneklerinden biri 1968 yılında eski Yugoslavya Devlet Başkanı Tito’nun Ankara’yı ziyaretinde yaşandı.

Tito o dönemde çok etkili olan “Üçüncü Dünya Ülkeleri” grubunun fiili lideriydi.

Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı koltuğunda ise İhsan Sabri Çağlayangil oturuyordu.

Çağlayangil bütün devlet insanlarının hayatlarını çok iyi bilen bir bakandı.

Kim ne yer ne yemez, kim diyet yapar araştırırdı.

Tito içkiyi çok seven bir siyasetçiydi. Söylentilere göre sabah 10.00’da içmeye başlardı.

En sevdiği içki ise Chivas Regal viskiydi.

Çağlayangil ziyaret öncesi onun odasına Chivas’ın o günlerdeki en üst ürünü olan Royal Salute’tan birkaç şişeyi koydurmuştu bile...

O şişelerin Türkiye-Yugoslavya arasında hep iyi olan ilişkileri perçinlediği söylenir.

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

ANKARA VİSKİSİ’NİN BAKIR İMBİKLERİ ŞİMDİ NEREDE

TEKEL
2004 yılında özelleştirilince Ankara Viskisi de özel sektöre geçti. Bir ara güzel değerlendirmeler de aldı.

Hatta dönemin viski yazarı Jimm Murray ona 80 puan vererek “Dikkate alınması gereken bir viski” olarak tanıttı.

Bu arada İskoçya’ya birinci sınıf imbikler ısmarlandı.

Ancak ilk Türk viskisi 2008 yılının şubat ayında tarihe karıştı.

Ankara Viskisi’nin yapımında kullanılan Anadolu meşe fıçıları Fransa’ya satıldı.

İmbikleri ise ABD’nin Virginia eyaletinde yeni kurulacak bir damıtımevi duydu ve satın aldı.

Bu imbiklerle bugünkü Virginia Highland Whiskey olarak bilinen marka yaratıldı.


‘ACİL’ KODUYLA YARATILAN YERLİ VE MİLLİ İÇKİ NEYDİ

- YIL 1956...

Ankara Üniversitesi “Fermantasyon Sanatları” öğretim üyesi Prof. Dr. Turgut Yazıcıoğlu Almanya’da akademik çalışmalar yapmaktadır.

O yıl başkentten kendisine “Derhal Ankara’ya dön” talimatı gelir.

Şu çok özel misyonla ve acil koduyla geri çağrılmıştır:

Dönemin muhafazakâr partisinin lideri Adnan Menderes kendisine “yerli ve milli” bir viski yapma emri vermiştir.

*

İlk çalışmalar Ankara Bira Fabrikası’nın bir köşesinde başlar.

Özel imbik ısmarlama zamanı bile yoktur. Onun için eski bir rakı imbiği kullanılır.

Meşe fıçıyı ise Tekel işçileri Anadolu meşesinden imal etmiştir.


İLK TADIMDA ÜÇ DE CIA AJANI VARDI 

- BU viskinin ilk tadımı 1961 yılında yapıldı.

Tadımın o günlerdeki adı “çeşni muayenesi” idi...

Tadıma, bazı bürokrat ve siyasetçiler, gazeteciler ile o sıralarda Ankara’da bulunan Amerikan Yardım Teşkilatı’nın üç mensubu da “Siz Amerikalısınız viskiden anlarsınız” diye davet edilmişti.

Bu üç kişi muhtemelen CIA Ajanıydı.

“Ankara Viskisi” 1963 yılında  piyasaya  çıktı.

KONYAK YERİNE KANYAK ADINI ATATÜRK MÜ BULDU

- 1930’lu yıllarda Tekel konyak üretirken Fransız Büyükelçiliği’nden bir mektup geldi.

“Cognac”, yani “Konyak” adının üretildiği bölgeden geldiğini, bu nedenle Türkiye’de bu ismin kullanılamayacağını bildiriyordu.

Değiştirilmezse Fransa bunu dava edecekti.

İşte tam o sırada Tekel bu içkinin adını değiştirdi ve dâhiyane bir buluşla “Kanyak” yaptı...

Ve gerekçe olarak da şunu kullandı:

“Bu kelime Türkçede insanın kanını yakan anlamına gelen bir tamlamaydı...”

Daha sonraki yıllarda bu kelimeyi bizzat Atatürk’ün bulduğu söylenecekti.

VİSKİ İÇMEYEN DE BU KİTABI SEVER

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi


BU
bölümdeki yazıları Mehmet Yalçın ile Teoman Hünal’ın yazdığı “A’dan Z’ye Viski” adlı kitabın geçen ay yayınlanan üçüncü baskısından aldım. Kitap Gusto Kitapları dizisinden çıktı. İlk baskısı 1994’te yapılmıştı. Çok keyifle okunan, viski içmeyenlerin de keyif alacağı bir kitap.

CSO MARIA CALLAS’TAN SONRAKİ EN İYİ PUCCINI SOPRANOSUYLA AÇILIYOR

YAPIMI
yıllardır süren Ankara Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası 29 Ekim akşamı müthiş bir konserle açılıyor.

Pandemi dolayısıyla bu yıl resepsiyon yapılmayacak.

O nedenle 29 Ekim’in o geceki resmi töreni bu konser ve bu açılış olacak.

*

- Konserde sahnede iki Türk piyanist olacak. 

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

Güher-Süher Pekinel...

- Orkestrayı Cem’i Can Deliorman yönetecek.

Soprano ise Angela Gheorghiu olacak.

- Ve dünyanın önde gelen klasik müzik TV kanalı Mezzo bu konseri yayınlayacak.

*

Angela Gheorghiou benim için Puccini’nin “O Mio Babbino”sunu, Maria Callas’tan sonra en iyi söyleyen soprano...


KAFAMDAKİ SORU 

- TABİİ aklınıza gelen bir soru da şu olacak.

Pandemi nedeniyle 29 Ekim resepsiyonu ertelendi...

Öyleyse bu konser nasıl yapılacak?

Aldığım bilgiye göre çok sınırlı sayıda izleyici alınacak salona...

Sosyal mesafeye aşırı dikkat edilecek.

Sanırım davetlilerden HES raporları istenecek.

Cumhuriyet Ankara’sına yakışan şahane bir 29 Ekim kutlaması olacak bu...

TÜRKİYE’NİN ‘MİŞ’Lİ GEÇMİŞİNİ KİM ÖLDÜRDÜ

GAZETECİLİĞE
başladığım ilk yıllarda haber dilinde “miş’li geçmiş” zaman kipi kullanılırdı.

Buna “Öğrenilen geçmiş zaman” denirdi ama biz hep miş’li geçmiş derdik.

Mesela şöyle bir cümle kullanılırdı:

“Başbakan Süleyman Demirel dün bir açıklama yapmıştır...”

*

Bu da bana tuhaf  gelir ve “Açıklama yaptıysa niye yaptı demiyoruz” diye sorardım.

1969 yılında TRT Haber dairesinde stajyer olarak başladığımda bu düşüncemi istihbaratın başındaki Muammer Yaşar Bostancı’ya söylemiştim.

Zaten onlar da bunu tartışıyormuş.

Ve TRT 1969 yılında miş’li geçmişten “di’li geçmişe” geçmişti.

*

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

Hürriyet’in eski başyazarı ve yaşayan Türk başyazarları kuşağının son duayeni Oktay Ekşi’nin geçen yıl sonunda yayınlanan yeni “Gazetecilikte Geçen O Yıllar-2” adlı kitabından öğreniyorum ki aynı tartışma çok daha önceleri Öncü gazetesinde yapılmış.

Oktay Ekşi de bu düşüncesini haber müdürü Altan Öymen’e açmış ve onlar da di’li geçmişe geçmişler.

*

Onlar bunu zorlanmadan yapmıştı.

Ama ben çok iyi hatırlıyorum biz bu zaman kipine geçtiğimizde epey eleştiri almıştık.

“Ne bu di, di, di, makineli tüfek tarrakası gibi” demişlerdi.

‘BEN’ DEMEK İÇİN İZİN İSTEYEN YAZAR

ESKİ
kuşak gazetecilerin ortak bir yanı vardır.

Nedense “ben” diye yazamazlar, hep “biz” diye başlarlar.

“Ben” demek istedikleri zaman da “Bu satırların yazarı” derler.

Genel yayın yönetmeniyken hep şaka yapardım.

“Oktay Bey o satırların yazarı kim?”

Şunu söylerdi:

“Bizim neslimizde ben demek ayıp sayılırdı.  O alışkanlık işte.”

Bu zarafetin Hürriyet’teki son kalelerinden biri de Sedat Ergin’dir.

Hem miş’li geçmişe devam eder hem de hep “biz” diye yazar...

Ama geçenlerde bir yazısında belki de hayatında ilk defa “ben” kelimesini kullandı.

Sağlık Bakanlığı verileri ile ilgili bir yazısına şöyle başladı:

“Zorunlu olmadıkça birinci tekil şahıs üzerinden yazmaktan kaçınan bir gazeteciyim. Bugün izninizle bu çizginin dışına çıkacağım.”

Zarafeti görüyor musunuz, “ben” demek için okuyucusundan müsaade istiyor.

AMA MİŞ’Lİ GEÇMİŞ RESMİ TARİHİMİZİN KATİLİ KİM

AMA
bana sorarsanız, “Türkiye’nin miş’li geçmişini” öldüren asıl kişi Cumhuriyet gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Hasan Cemal’dir...

Çünkü Türkiye’nin en güçlü “miş’li geçmiş kalesi” hiç şüphesiz tek parti döneminin “Başvekil Hazretleri İstanbul’a avdet etmiştir” türü haber klişelerini yaratan Cumhuriyet gazetesiydi.

Hem gazetesinin hem Türkiye’nin miş’li geçmiş tarihinin suikastçısı odur.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Dışardakini maske koruyor da kilisedeki Tanrıya mı emanet

Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi önceki gün çok kritik bir karar aldı.

New York Eyaleti özellikle Noel sırasında kiliselere gidişe de sınırlama getirmek istiyordu.

*

Ülkede “Şükran Günü”  ve Noel dolayısıyla büyük bir iç hareketlenme olacak.

Kiliseler dolacak...



Yazının Devamını Oku

Geleceği kim kazanacak 12.7 santim şortlular mı kızılelmacı Genk'ciler mi

Önümde önceki gün açıklanan bir araştırma ve Ağustos 2020’de yayınlanan bir kitap duruyor.

 Araştırma Amerika’da yapılmış, kitap ise Türkiye’de yazılmış.

 Araştırmayı Amerikalı yatırım şirketi Piper Sandler yaptırmış.

 Kitabı ise Türkiye’de Aydınlık grubuna ait Kaynak Yayınları yayınlamış.

*

Araştırma ABD’de “Z kuşağı”nın pandemi dönemindeki yeni trendlerinin insan ve çevre konusunda nasıl duyarlı bir kuşak yarattığını ortayla koyuyor.

 Türkiye’de yayınlanan kitap ise “Z kuşağı”nın “emperyalizmin dayatması”, ruhsuz, vatan duygusundan yoksun zehirli bir sarmaşık olduğunu anlatmaya çalışıyor.

 Kısaca bir tarafta K kuşağı (GENK) denilebilecek “korona öncesi” bir Kızılelma kuşağının bakış açısı...

 Öteki tarafta ise postkorona dönemin işaretini veren yeni bir Z kuşağı (GENZ) duyarlılığı...

Yazının Devamını Oku

Timur Selçuk'u seven Emine Hanım bunu da sevecektir

Son günlerde Selda Bağcan’ın 1971’de söylediği bir şarkıyı yeniden keşfettim...

Adı “O Günler...”

Hiç de alışık olmadığımız bir Selda Bağcan şarkısı...

Söylendiği yıl 1974...

12 Mart ara rejimi geride kalmış.

Türkiye Kıbrıs’a çıkmış.

Ülkenin en laik kesimi ile en muhafazakâr kesimi koalisyon hükümetinde bir araya gelmiş.

Türkiye yaralarını sarıyor...

Yazının Devamını Oku

Hakan Fidan'ın mevkidaşı bakın hangi bardan çıktı

Seçilmiş başkan Joe Biden kendine çok ilginç bir kabine oluşturuyor.

Belki de Amerika’nın ilk “X kuşağı kabinesi” olacak bu.

Dün yeni dışişleri bakanını anlatmıştım.

Aynı gün bütün Amerikan istihbaratının başına kimi getireceği de belli oldu.

Gelin şimdi onu tanımaya, hayat hikâyesinin en ilginç bölümünden başlayalım.

1) UYUŞTURUCU SATILAN BAR SONRA NE OLUYOR
HİKÂYEMİZ 90’lı yılların ortalarında, Amerika’nın Baltimore şehrinde başlıyor.

O yıl polis, şehirdeki bir bara baskın yapıyor.

Yazının Devamını Oku

Yeni başkandan sonra Dışişleri Bakanı da Maçakızı'ndan çıktı

Evet bildiğimiz Türkbükü’ndeki Maça Kızı’ndan...

Daha doğrusu Maçakızı’nın kurucu ortağı Sahir’in İstanbul’daki yalısından.

Arkasında çok güzel bir hikâye var ama önce dün gece gelen haberle başlayayım.

ABD’nin yeni başkanı Biden dün sabaha karşı Dışişleri Bakanlığı’na kimi getireceğini açıkladı.

Bakanlığa getireceği isim Antony Blinken’miş...

Şimdilik sadece şunu söyleyeyim.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bir gitarist geliyor.

Ama önce dün sabaha karşı bu haberi okuduğumda ilk aklıma gelen şeyi yazayım...

Yazının Devamını Oku

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

İngiliz sarayını anlatan “Crown” dizisinin son bölümünü, tabii yine çok severek izledim.

Bu sezonun bana en ilgi çekici gelen bölümü, sonlarda Kraliçe Elizabeth ile Başbakan Thatcher arasındaki konuşmaydı.

*

Falkland savaşını kazanan, yaptığı radikal reformlarla İngiliz ekonomisini düze çıkarmak üzere olan Thatcher, bunlara rağmen popülaritesini kaybetmiş, artık partisi içinde zayıflamıştır.



Partisi istifa etmesini istemektedir.

Yazının Devamını Oku

Yarın o haritada Ankara tuşuna basınca ne çıkacak

2019 yılında Lady Gaga’nın o harika caz konseri için Las Vegas’a gittim.

1. Dördüncü gidişimdi. Bugüne kadar bana kimse orada bir “Mob Museum” olduğunu söylememişti.

Yani bir “mafya müzesi”nin...

Bu müze 14 Şubat 2012 günü açılmış. Bina 1933 yılında yapılmış ve uzun yıllar Las Vegas posta bürosu ve mahkemesi olarak hizmet vermiş.



Yani Las Vegas mafyasının üyeleri bu binadaki mahkeme salonunda yargılanmış ve mahkûm olmuş.

Yazının Devamını Oku

WhatsApp grupları çorabı delik kareyi niye çok sevdi

Bu fotoğraf bize bir WhatsApp grubundan geldi.

İlk gören eşim Tansu’ydu...

Altında şu yazıyordu:

“En sağdaki Prof. Uğur Şahin, aşıyı bulan biliminsanı. Almanya’da çekilmiş. Kucaktaki kardeşi diş hekimi, ayakta çorabı delik olan modacı olmuş.”

*

Evde hepimiz ilk bakışta çok sevdik bu kareyi.

Tansu çok etkilendi ve Instagram hesabından paylaştı.

Ancak bir süre sonra bir izleyicisinden şu notu aldı:

“Fotoğraf 1975’de Düsseldorf’a göçmüş bir aileye ait...”

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi'nin minberindeki hayalet

Yanan Vaniköy Camisi’nin yeni yöneticisi Uğur Vanioğlu camiyi teslim alırken bir sayfalık ayrıntılı bir devir teslim belgesini imzaladı.

Belgenin adı “Mülhak Vakıflar Devir Teslim Tutanağı”...

Bu tutanağı görmedim
ama eski tutanaklardan
bildiğim bir şey var.

Bu tür vakıf devir teslimlerinde her şey madde madde yazılır.

Neler mi?

Caminin işletme defteri.

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi ne zaman kime devredildi

Dünkü yazımda Vaniköy’de yanan cami ile ilgili bir gözlemimi aktarmış ve bir eleştiride bulunmuştum.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Bölge Müdürü Musa Akdeniz bir bilgi notu gönderdi.

Arkasından Kültür Bakanı Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da aradı.

Her ikisi de ilginç bilgiler verdi.

Geçen pazar gününden beri kamuoyunun dikkatini çeken bu camiyle ilgili ilginç bilgilere yer verilmişti.

Bugün bu bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

*

Bu cami 1671 yılında Bursa’da

Yazının Devamını Oku

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku