GeriErtuğrul ÖZKÖK İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

Madem ışıkları yanan Anayasa Mahkemesi tartışılıyor, ben de tarihimizin gizli kalmış bir darbe önleme hikâyesini anlatayım.

Olay 1973 yılında, yani 12 Mart ara rejiminin yıllarında Ankara’nın Çankaya semtinde bir gazetecinin evinde geçiyor...

*

O yıl cumhurbaşkanlığı seçimi var ve bu konu ordu ile siyaset arasına kara kedi gibi girmiş...

Askerler bir süre önce emekliye ayrılmış olan Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’i cumhurbaşkanı seçtirmek istiyor.

Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki partilerin büyük bölümü buna karşı.

Türkiye hâlâ 12 Mart  ara rejiminin etkisinde.

Bir askeri darbenin kara bulutları rejimin üzerinde.

*

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

İşte öyle günlerin birinde dönemin başbakanı Süleyman Demirel, bir gazetecinin evinde dönemin genelkurmay başkanı ile bir araya geliyor.

Demirel önce ortamı yumuşatması gerektiğini çok iyi bilmektedir...

Onun için gazetecinin evine önceden iki şişe Chivas Regal viski göndermiştir.

Kendisi de iyi bir viski içicisi olan Demirel Türk siyasi hayatının en gergin gecelerinden birine iki duble viski ile başlar.

Ve gergin başlayan gece yumuşak bir ortamda biter.

*

Türkiye’nin ilk viski kitabını yazan iki kişiden biri olan Mehmet Yalçın ve Teoman Hünal’ın yorumu şu: “Chivas’ın lezzetli yudumlarıyla yaşanan gevşeme, belki de bu ülkeyi yeni bir darbe macerasından korumuştur...”

*

Netice?

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

Askerlerin istediği olmadı ve Faruk Gürler cumhurbaşkanı seçilmedi.


DİPLOMASİ
SABAH 10.00’DA İÇMEYE BAŞLAYAN TİTO’NUN ODASINA NE KONDU

- “VİSKİ ve diplomasi...”

En güzel örneklerinden biri 1968 yılında eski Yugoslavya Devlet Başkanı Tito’nun Ankara’yı ziyaretinde yaşandı.

Tito o dönemde çok etkili olan “Üçüncü Dünya Ülkeleri” grubunun fiili lideriydi.

Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı koltuğunda ise İhsan Sabri Çağlayangil oturuyordu.

Çağlayangil bütün devlet insanlarının hayatlarını çok iyi bilen bir bakandı.

Kim ne yer ne yemez, kim diyet yapar araştırırdı.

Tito içkiyi çok seven bir siyasetçiydi. Söylentilere göre sabah 10.00’da içmeye başlardı.

En sevdiği içki ise Chivas Regal viskiydi.

Çağlayangil ziyaret öncesi onun odasına Chivas’ın o günlerdeki en üst ürünü olan Royal Salute’tan birkaç şişeyi koydurmuştu bile...

O şişelerin Türkiye-Yugoslavya arasında hep iyi olan ilişkileri perçinlediği söylenir.

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

ANKARA VİSKİSİ’NİN BAKIR İMBİKLERİ ŞİMDİ NEREDE

TEKEL
2004 yılında özelleştirilince Ankara Viskisi de özel sektöre geçti. Bir ara güzel değerlendirmeler de aldı.

Hatta dönemin viski yazarı Jimm Murray ona 80 puan vererek “Dikkate alınması gereken bir viski” olarak tanıttı.

Bu arada İskoçya’ya birinci sınıf imbikler ısmarlandı.

Ancak ilk Türk viskisi 2008 yılının şubat ayında tarihe karıştı.

Ankara Viskisi’nin yapımında kullanılan Anadolu meşe fıçıları Fransa’ya satıldı.

İmbikleri ise ABD’nin Virginia eyaletinde yeni kurulacak bir damıtımevi duydu ve satın aldı.

Bu imbiklerle bugünkü Virginia Highland Whiskey olarak bilinen marka yaratıldı.


‘ACİL’ KODUYLA YARATILAN YERLİ VE MİLLİ İÇKİ NEYDİ

- YIL 1956...

Ankara Üniversitesi “Fermantasyon Sanatları” öğretim üyesi Prof. Dr. Turgut Yazıcıoğlu Almanya’da akademik çalışmalar yapmaktadır.

O yıl başkentten kendisine “Derhal Ankara’ya dön” talimatı gelir.

Şu çok özel misyonla ve acil koduyla geri çağrılmıştır:

Dönemin muhafazakâr partisinin lideri Adnan Menderes kendisine “yerli ve milli” bir viski yapma emri vermiştir.

*

İlk çalışmalar Ankara Bira Fabrikası’nın bir köşesinde başlar.

Özel imbik ısmarlama zamanı bile yoktur. Onun için eski bir rakı imbiği kullanılır.

Meşe fıçıyı ise Tekel işçileri Anadolu meşesinden imal etmiştir.


İLK TADIMDA ÜÇ DE CIA AJANI VARDI 

- BU viskinin ilk tadımı 1961 yılında yapıldı.

Tadımın o günlerdeki adı “çeşni muayenesi” idi...

Tadıma, bazı bürokrat ve siyasetçiler, gazeteciler ile o sıralarda Ankara’da bulunan Amerikan Yardım Teşkilatı’nın üç mensubu da “Siz Amerikalısınız viskiden anlarsınız” diye davet edilmişti.

Bu üç kişi muhtemelen CIA Ajanıydı.

“Ankara Viskisi” 1963 yılında  piyasaya  çıktı.

KONYAK YERİNE KANYAK ADINI ATATÜRK MÜ BULDU

- 1930’lu yıllarda Tekel konyak üretirken Fransız Büyükelçiliği’nden bir mektup geldi.

“Cognac”, yani “Konyak” adının üretildiği bölgeden geldiğini, bu nedenle Türkiye’de bu ismin kullanılamayacağını bildiriyordu.

Değiştirilmezse Fransa bunu dava edecekti.

İşte tam o sırada Tekel bu içkinin adını değiştirdi ve dâhiyane bir buluşla “Kanyak” yaptı...

Ve gerekçe olarak da şunu kullandı:

“Bu kelime Türkçede insanın kanını yakan anlamına gelen bir tamlamaydı...”

Daha sonraki yıllarda bu kelimeyi bizzat Atatürk’ün bulduğu söylenecekti.

VİSKİ İÇMEYEN DE BU KİTABI SEVER

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi


BU
bölümdeki yazıları Mehmet Yalçın ile Teoman Hünal’ın yazdığı “A’dan Z’ye Viski” adlı kitabın geçen ay yayınlanan üçüncü baskısından aldım. Kitap Gusto Kitapları dizisinden çıktı. İlk baskısı 1994’te yapılmıştı. Çok keyifle okunan, viski içmeyenlerin de keyif alacağı bir kitap.

CSO MARIA CALLAS’TAN SONRAKİ EN İYİ PUCCINI SOPRANOSUYLA AÇILIYOR

YAPIMI
yıllardır süren Ankara Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası 29 Ekim akşamı müthiş bir konserle açılıyor.

Pandemi dolayısıyla bu yıl resepsiyon yapılmayacak.

O nedenle 29 Ekim’in o geceki resmi töreni bu konser ve bu açılış olacak.

*

- Konserde sahnede iki Türk piyanist olacak. 

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

Güher-Süher Pekinel...

- Orkestrayı Cem’i Can Deliorman yönetecek.

Soprano ise Angela Gheorghiu olacak.

- Ve dünyanın önde gelen klasik müzik TV kanalı Mezzo bu konseri yayınlayacak.

*

Angela Gheorghiou benim için Puccini’nin “O Mio Babbino”sunu, Maria Callas’tan sonra en iyi söyleyen soprano...


KAFAMDAKİ SORU 

- TABİİ aklınıza gelen bir soru da şu olacak.

Pandemi nedeniyle 29 Ekim resepsiyonu ertelendi...

Öyleyse bu konser nasıl yapılacak?

Aldığım bilgiye göre çok sınırlı sayıda izleyici alınacak salona...

Sosyal mesafeye aşırı dikkat edilecek.

Sanırım davetlilerden HES raporları istenecek.

Cumhuriyet Ankara’sına yakışan şahane bir 29 Ekim kutlaması olacak bu...

TÜRKİYE’NİN ‘MİŞ’Lİ GEÇMİŞİNİ KİM ÖLDÜRDÜ

GAZETECİLİĞE
başladığım ilk yıllarda haber dilinde “miş’li geçmiş” zaman kipi kullanılırdı.

Buna “Öğrenilen geçmiş zaman” denirdi ama biz hep miş’li geçmiş derdik.

Mesela şöyle bir cümle kullanılırdı:

“Başbakan Süleyman Demirel dün bir açıklama yapmıştır...”

*

Bu da bana tuhaf  gelir ve “Açıklama yaptıysa niye yaptı demiyoruz” diye sorardım.

1969 yılında TRT Haber dairesinde stajyer olarak başladığımda bu düşüncemi istihbaratın başındaki Muammer Yaşar Bostancı’ya söylemiştim.

Zaten onlar da bunu tartışıyormuş.

Ve TRT 1969 yılında miş’li geçmişten “di’li geçmişe” geçmişti.

*

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

Hürriyet’in eski başyazarı ve yaşayan Türk başyazarları kuşağının son duayeni Oktay Ekşi’nin geçen yıl sonunda yayınlanan yeni “Gazetecilikte Geçen O Yıllar-2” adlı kitabından öğreniyorum ki aynı tartışma çok daha önceleri Öncü gazetesinde yapılmış.

Oktay Ekşi de bu düşüncesini haber müdürü Altan Öymen’e açmış ve onlar da di’li geçmişe geçmişler.

*

Onlar bunu zorlanmadan yapmıştı.

Ama ben çok iyi hatırlıyorum biz bu zaman kipine geçtiğimizde epey eleştiri almıştık.

“Ne bu di, di, di, makineli tüfek tarrakası gibi” demişlerdi.

‘BEN’ DEMEK İÇİN İZİN İSTEYEN YAZAR

ESKİ
kuşak gazetecilerin ortak bir yanı vardır.

Nedense “ben” diye yazamazlar, hep “biz” diye başlarlar.

“Ben” demek istedikleri zaman da “Bu satırların yazarı” derler.

Genel yayın yönetmeniyken hep şaka yapardım.

“Oktay Bey o satırların yazarı kim?”

Şunu söylerdi:

“Bizim neslimizde ben demek ayıp sayılırdı.  O alışkanlık işte.”

Bu zarafetin Hürriyet’teki son kalelerinden biri de Sedat Ergin’dir.

Hem miş’li geçmişe devam eder hem de hep “biz” diye yazar...

Ama geçenlerde bir yazısında belki de hayatında ilk defa “ben” kelimesini kullandı.

Sağlık Bakanlığı verileri ile ilgili bir yazısına şöyle başladı:

“Zorunlu olmadıkça birinci tekil şahıs üzerinden yazmaktan kaçınan bir gazeteciyim. Bugün izninizle bu çizginin dışına çıkacağım.”

Zarafeti görüyor musunuz, “ben” demek için okuyucusundan müsaade istiyor.

AMA MİŞ’Lİ GEÇMİŞ RESMİ TARİHİMİZİN KATİLİ KİM

AMA
bana sorarsanız, “Türkiye’nin miş’li geçmişini” öldüren asıl kişi Cumhuriyet gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Hasan Cemal’dir...

Çünkü Türkiye’nin en güçlü “miş’li geçmiş kalesi” hiç şüphesiz tek parti döneminin “Başvekil Hazretleri İstanbul’a avdet etmiştir” türü haber klişelerini yaratan Cumhuriyet gazetesiydi.

Hem gazetesinin hem Türkiye’nin miş’li geçmiş tarihinin suikastçısı odur.

 

X

Son fotoğraf ve ibretlik bir ‘Yeni Türkiye’ hikâyesi

15 Temmuz 2016 gecesi, saat 22.14’te internet siteleri küçük bir haber geçti.

Eski milletvekili Nevzat Yalçıntaş Çatalca İlyas Çokay Devlet Hastanesi’nde ölmüştü.

83 yaşındaydı ve ölüm nedeni kalp kriziydi...

*

Prof. Yalçıntaş, eğitimini Fransa ve İngiltere’de yapmış, parlak bir öğretim üyesiydi.

TRT’nin eski genel müdürlerinden biriydi.

İki dönem milletvekilliği yapmıştı.

Muhafazakâr kesimin en demokrat insanlarından biriydi...

İktisat fakültesinde eski Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Kâinatın en büyük sırrının fotoğrafını kim, nasıl çekti

Dün Kuzey yarıküre çok ilginç bir güneş tutulması izledi.

Birçok yerden, “Halkalı tutulma” denen bu olayı gösteren harika fotoğraflar geldi.

Bana göre en güzeli de manşete koyduğum bu fotoğraf oldu...

Halkalı tutulma gözümüzü yine uzaya çevirdi.

Bundan istifade ederek ben de son yıllarda size kâinatla ilgili en ilginç olaylardan birini anlatayım.

12 Nisan 2019 günkü yazımda, insanoğlunun yıllardır konuştuğu “karadelik” denilen “şey”in fotoğrafının çekilmesinin hikâyesini yazmıştım.

Karadelik için, “öteki dünyanın kapısı” da diyebiliriz.

Kâinatın en az bilinen boşluklarıdır karadelikler.

Yazının Devamını Oku

Yarın Roma'da sahaya ilk defa Z kuşağı çıkıyor

Türkiye Milli Takımı yarın Roma’da İtalya’nın karşısına çıkıyor.

Geçen yıl yapılamayan Avrupa Futbol Şampiyonası bu maçla başlıyor.

Hürriyet Avrupa baskısı bugün şampiyona için hazırladığı 28 sayfalık güzel bir ek veriyor.

O ek için benden de bir yazı istediler.

O yazıyı hazırlarken farkına vardım şimdi yazacaklarımın.

Yarın sahaya belki de tarihimizin en genç milli takımı ile çıkacağız.

Gelin şu rakamlara bakalım.

*

Takımızın yaş ortalaması 25 ve şampiyonaya katılan 24 takım arasında en genci...

Yazının Devamını Oku

Bu yıllar geçecek, Ezgi Mola kalacak... Ya siz

Ezgi Mola’yı son defa Alice müzikalinin kulisinde görmüştüm.

Harika Kırmızı Kraliçe oyununu sevmemize çocuk gibi sevinmişti...

O gece üzerinde bu fotoğrafta gördüğünüz “Kırmızı Kraliçe” kıyafeti vardı.

“Bu rolü Türkiye’de en iyi oynayacak isim” demiştim.

*

Dün milletçe öğrendik ki Ezgi Mola hakkında 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış.

Nedeni de tecavüze uğrayıp intihar eden genç kızı savunmak için attığı tweet’miş.

İddiaya göre intihar eden kıza tecavüz iddiasıyla yargılanan kişiye hakaret etmiş.

Ne kadar da onuruna düşkün bir arkadaşmış meğer...

Yazının Devamını Oku

Biz Türkler nikâh şekerini Lükres Borjiya'nın kına gecesinde mi öğrendik

Dün Hürriyet ve New York Times’ın manşetinde benzer bir haber vardı. Pandemi sırasında yasaklanan düğünlerin yeniden başlaması.

Hürriyet’in haberine göre Türkiye’de bu yıl düğün patlaması yaşanacakmış.

Normal yıllarda 500 bin olan düğün sayısının bu yıl 750 bine çıkması bekleniyormuş.

New York Times’ın haberine göre de İtalya da 17 Mayıs’tan itibaren düğünleri serbest bırakmış.

Düğünlerin serbest bırakılması bu iki ülkenin iki şehrinde özel bir sevince yol açtı.

Türkiye’de İzmir...

Çünkü İzmir gelinlik üretiminde belki de dünyanın en büyük şehri...

Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın gelinlik ve damatlık kıyafetleri oradan gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Özel telefon, Whatsapp mesajı yayınlayan, yayan fena yandı

O meşum 3 Temmuz gününü hayatım boyunca unutmayacağım.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın evinden alınıp götürülüşü hâlâ gözümün önünde...

Saracoğlu Stadı’nda FETÖ’cü polislerin provokasyonunu hiç unutmayacağım... Orada yediğim biber gazı hâlâ genzimde...

*

Neler yaptılar bu kulübe...

Sırf Atatürkçü diye... Sırf herkes FETÖ yalakalığı yaparken onlar yapmadı diye...


Yazının Devamını Oku

Erdoğan, Biden'a fesli bir boksörü anlatacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden’la yapacağı görüşmenin tarihi kesinleşti.

Önceki gün aldığım bir bilgiye göre Erdoğan bu görüşmede ABD Başkanı’na bir boksörden söz edecek.

Bir de kitap hediye edecek.

Kitabın adı da şu: “A Golden Heart Mitten...”

Yani “Altın Kalpli Eldiven...”

*

Önceki gün AKP’li bir başkanla ringe çıktım.

Beyoğlu’nun göbeğine kurulmuş bir ringin kenarındaki halatları kaldırıp birlikte içine girdik ve bu fotoğrafı çektirdik.

Ringe çıkma daveti Beyoğlu Belediye Başkanı

Yazının Devamını Oku

Spor yazarları artık maç sonu kültürünü köklüce değiştirmeli

Osaka, aldığı ceza sonrasında Fransa Açık’tan çekilirken, Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

Bu hafta başında spor dünyasını çok yakından etkileyen çok önemli bir tartışma başladı... Tartışmayı başlatan kadın bir sporcuydu ve şu anda spor medyasında toz duman. Olay şu:

KADIN SPORCU MAÇ SONU TOPLANTISINI REDDEDİNCE

Paris'te yapılan Fransa Açık Tenis turnuvasında Naomi Osaka maç sonunda yapması gereken basın toplantısına çıkmayı reddetti... Böylece tenis tarihinde bir ilke imza attı. Nedenini de şöyle açıkladı: “Bu basın toplantılarında sorulan negatif ve öfkeli sorular psikolojimi bozuyor ve benim mücadele azmimi kırıyor...”

KIZGIN ORGANİZATÖRLER PARA CEZASI VERDİ, İHRAÇLA TEHDİT ETTİ

Tabii organizatörler Naomi Osaka’ya hemen 15 bin dolar para cezası verdiler. Onunla da kalmadılar, turnuvadan ihraç edebileceklerini ve disiplin soruşturması başlatılabileceklerini ifade ettiler.

Naomi Osaka da ceza almasından 1 gün sonra turnuvadan çekildiğini açıkladı. Spor dünyasında büyük bir tartışma başladı ve çok sayıda sporcu Naomi Osaka’ya destek verdi. Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

BAZI GAZETECİLER SORU SORMUYOR KENDİNİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un gayriresmi VIP açılışının yıldızları

Bana göre İstanbul pandemi sonrası açılışını önceki gün yaptı.

İlk açılış “Perakende Günleri” toplantısıydı.

Toplantı sonunda, “Perakende Güneşi Ödülleri” verildi.

Birincisi pandemi sırasında başarılı olan şirketler ödüllendirildi.

Bir de “Yirminci Yıl Özel Ödülü” vardı.

Buna “Ödüllerin Ödülü” deniyordu....

Perakende sektörünü temsil eden 15 dernek ve iki ana sponsordan oluşan büyük jüri belirledi.

Ödülü Mudo mağazalarının kurucusu Mustafa Taviloğlu’na verdiler.

Ve onu, kendisinin yıllar önce söylediği şu cümleyle tanıttılar:

Yazının Devamını Oku

Bu fotoğraf bana niye Cem Karaca'yı hatırlattı

Bu fotoğraf cep telefonuma geçen pazar günü, Porto şehrinde nehir kenarında dolaşırken saat 14.03’te geldi.

Gönderen Ahmet Özal’dı...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’ı İstanbul’daki evinde ziyareti sırasında çekilmişti.

Hemen söyleyeyim...

Tarihi bir fotoğraftır bu...

Büyük bir barışın fotoğrafı...

Cumhuriyet’i kuran partinin, Cumhuriyet’in liberal devrimini yapan insanı ile vefa buluşmasıdır...

Yeni CHP’nin temellerini atan bir karedir...

Yazının Devamını Oku

Nöbetçi genel yayın yönetmeninin manşeti

Her eski genel yayın yönetmeninin içinde mutlaka bir “nöbetçi genel yayın yönetmeni” vardır.

Benim gibi artık ne ruhen, ne de fiziken öyle bir beklentisi kalmamış eski genel yayın yönetmeninin de içinde vardır o nöbetçi...

Öyle bir gün gelir ki...

“Keşke bu gazeteyi bugün ben yapsaydım” derdi...

Veya benim gibi onu demez de şunu yapar.

İçindeki gazeteyi içinden yapar...

Pazar gecesi öyle bir geceydi işte...

İçimdeki nöbetçi, o gece kendi gazetesini yaptı...

Yaptı da ne yaptı...

Yazının Devamını Oku

O statta sadece final oynanmadı, futbolun geleceği değişti 

Futbolun geleceği adına önemli ipuçlarına tanık olduk.

Bu maç Avrupa’nın seyircili futbola dönüşüydü. 16 bin taraftar sahada 60 binlik bir atmosfer yarattı. Şurası kesin; seyircisiz bir maç baharatsız bir yemek gibiydi. Futbol önceki gece aromasını ve baharatına kavuştu. Stattaki seyirci yerleşiminde sosyal mesafe ve hijyen şartlarına uygun bir oturum planlaması yapıldı. Ama daha maç başlamadan önce bütün sosyal mesafe kuralları bir yana bırakıldı. Maskeler tamamen atıldı.

Önceki gece her futbolsevere nasip olmayacak bir olayı yaşadım.

Tabii ki bu bir UEFA Şampiyonlar Ligi finaliydi. Tabii ki o maçı seyretmek bir şanstı.

Ancak bir sosyolog olarak benim için en az onun kadar güzel bir fırsat daha vardı.

Bütün dünyada 1.5 yıllık aradan sonra seyircili ilk futbol finalini seyredecektim.

Gerçekten çok zengin gözlemlerle dolu bir gece geçirdim.

Cumartesi gecesi Porto’nun Drago Stadı’nda sadece bir UEFA finali oynanmadı.

Futbolun geleceği açısından çok başka şeyler de oldu.

Yazının Devamını Oku

Bir milyon kişi beni karıma şikâyet etti

Geçen hafta “Hergele eşek” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Twitter’da TT olmuştu.

Bu defa 10 saniyelik yarım kalmış bir cümle ile yine TT oldum.

Üstelik bu defa bir gece ve bir gün TT kaldım...

*

Olay perşembe akşamı bir arkadaşımdan gelen telefonla başladı:

“Sen gerçekten Tayyip Erdoğan büyük lider mi dedin?”

“Evet” dedim...

Şaşırdı... Herhalde

Yazının Devamını Oku

Bu bir final değil, seyircili sezonun açılışı

İngilizler dün itibariyla Avrupa’da duvarları yıktı ve pandemi sonrası futbol dönemini açtı.

İstanbul’dan neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilen final maçına içim buruk geldim. Ama iyi ki gelmişim. İnsanlar saha içindeki futbola susamış. Ama sokaklardaki heyecanına da susamış. Ve bilin ki sahaya dönen seyirci aynı seyirci olmayacak. Daha mı iyi olur daha mı kötü bilmiyorum ama, daha agresif bir seyirci görürsek kimse şaşırmasın.

Dün UEFA Şampiyonlar Ligi final maçı için Portekiz’in Porto şehrindeydim. Aslında İstanbul’da seyredeceğimiz bir final bizden neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilmişti. O nedenle biraz içim buruk geldim buraya. Ama iyi ki gelmişim... Maçın sahadaki ayrıntılarını yarın yazacağım. Bugün saha dışını yazayım.

MAÇA CHELSEA KULÜBÜ BiLETiYLE GiREBiLDiM

Portekiz’e gelişim kolay olmadı. Bilet bulmak hiç kolay değildi. Çünkü stada 16 bin 500 kişi alınacaktı. Son anda maça gitmekten vazgeçen bir Chelsea Kulübü üyesi arkadaşım sayesinde bilet bulabildim.

OTEL FiYATLARI FÜZE GiBi FIRLAMIŞ

İkincisi Portekiz’e giriş koşulları. Kimi, “karantina var” diyordu, kimi “Yok” diyordu. Ama hemen herkese göre Portekiz’e girmek için bir davet lazımdı. Onları da hallettik... Ama en zoru otel bulmaktı... Epeydir kapalı olan oteller, restoranlar sanki bir yılın parasını bir günde çıkarmak ister gibiydi. Sadece 3 metrekare otel odasının fiyatı 600 Euro’dan başlıyordu.

BEŞ UÇAK iNiNCE COViD DUVARI YIKILDI

Yazının Devamını Oku

Erdoğan telefonu kaldırıyor ve karşısında Beşar Esad var

Bugün size 2007 yılında bir gece, Türkiye Başbakanı’nın odasında yaşanan öyle bir olayı anlatacağım ki...

Şaşırıp kalacaksınız...

Ama önce dün dikkatimi çeken bir gelişme ile başlayayım.

*

Dün beni en şaşırtan haber İsrail’den geldi...



Yazının Devamını Oku

Biz 27 Mayıs'ı anarken hayırlı bir darbe oldu

Dün 27 Mayıs askeri darbesinin 61’inci yıl dönümüydü.

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde toplantılar yapılıyordu.

En sembolik olan ise tabii ki, yargılamaların yapıldığı Yassıada’daydı.

Olay oradan Türkiye’yi sarsan YouTube videolarına geliyordu.

İşte tam o saatlerde dünyada herkesi şaşırtan bir başka darbe yaşandı.

Bir şirket içi darbe...

Ama darbe yapılan yer öyle bir şirketti ve darbeyi yapanlar da öyle kişilerdi ki...

Dünya ekonomisinde yeni bir çağ başlıyordu.

Yazının Devamını Oku

Kalbi Ege'de kalanlar ve İzmir artık tam kadro sahada

Önceki gece Olimpiyat Stadı’ndaki maç bittiğinde, Kahramanlar’da doğmuş bir İzmirli olarak hissiyatım şöyleydi

Bir tarafta Altınordu... Mahalleme yakın bir başka mahallenin takımı. Küçükken okul dönüşü hep top oynadığım halk sahasının ilk sahibi. Metin Oktay olmak isteyen çocukların hayal arenası. Büyük Altınordu... 1923’te kurulmuş, Süper Lig kurulduğunda ilk 16 takımdan biri olmuş, Cumhuriyet’le yaşıt bir kulüp. İzmir’in ‘Kırmızı Şeytanlar’ı.

Öteki ise Altay... İlkokulu okuduğum Gazi İlkokulu’nun, orta ve liseyi okuduğum Namık Kemal Lisesi’nin mahallesinin takımı. Ben İzmirsporluyum ama öte yanım İzmirli.

Ve maç bitti. Altay Süper Lig’de... Kazanan İzmir... Ama asıl kazanan Süper Lig. İzmir’siz bir Süper Lig hep eksikti. Göztepe geldi... Zenginleşti. Şimdi Altay geldi. Yani Alsancak. Ege modernitesi. Ve İzmir artık tam kadro sahada...

Tebrikler Büyük Altay. Tebrikler Mustafa Denizli. Altay’dan aldığın parayı Şehit Aileleri’ne bağışladığın için de ayrıca teşekkürler, benim sevgili arkadaşım. Tebrikler Alsancak, Birinci, İkinci Kordon, Mustafa Bey Caddesi, Gül Sokak. Sana da tebrikler Büyük Altınordu. Tebrikler İzmir. Tabii ki tebrikler Mustafa Hocamın Çeşmesi, Alaçatı’sı. Tabii basketboldaki başarısı ile tebrikler Karşıyaka...

Önümüzdeki sezon her takım iki defa İzmir’e gidecek... Emin olun ki Süper Lig bu sezon çok daha renkli olacak.

Yazının Devamını Oku