GeriErtuğrul ÖZKÖK ‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Ivica Puljak ilginç bir kişilik...

Fransa’da kuantum fiziği okumuş.

27 yıl İsviçre’de CERN’de çalışmış.

Yani bu yüzyıl fiziğine damgasını vuran “Higgs Bozonu” olayı ve “Hadron Çarpıştırıcısı” deneylerinde görev almış biri.

27 yıl sonunda bu görevi bırakıp, Split şehrinde belediye başkanı adayı olmuş ve seçimi kazanmış....

Kim bilir belki de Hırvatistan Cumhurbaşkanlığı’na giden yolun ilk adımını atmış.

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Kazanmasında yolsuzluğa karşı mücadelesinin etkisi büyük olmuş.

İngilizce ve Fransızcayı çok iyi konuşuyor.

Çok mütevazı bir insan, kibir denen şeyin zerresi yok... Esprili...

Protokol diye bir kurala sahip değil.

Eşi de liberal partiden milletvekili...

Haftanın üç gününü Zagreb’de meclis çalışmalarında geçiriyormuş.

*

Yemekten sonra onları geçirmek için restoranın kapısına çıktık...

Ben resmi araç gelip alacak diye etrafa bakarken, karı koca yolun karşısına geçtiler.

Orada park etmiş Opel marka sıradan bir halk arabasına bindiler.

Ne arkada ne önde bir protokol aracı yoktu...

Tek polis, tek koruma görmedik...

Direksiyona eşi geçti...

Sessizce ayrılıp gittiler...

*

Tabii bir Türkiye vatandaşı olarak bir şey daha dikkatimi çekti.

Arabanın üzerinde ne bir çakar ne de bir siren vardı..

O an kendimi, kendi kendime konuşurken buldum:

“Demek ki tevazu ve Higgs Bozonu arabaya binince kibir ve çakar arabadan iniyormuş...”

TAVŞAN KARDEŞ DÖRDÜNCÜ MATRİX’E HANGİ DELİKTEN SIZDI

TABİİ ki benim için sinemada bu haftanın konusu dördüncüsü gelecek olan yeni Matrix filmi.

“Matrix Resurrection”ın tanıtım filmi sosyal medyada paylaşıldı....

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

İlk Matrix’i iki erkek yapmıştı...

Wachowski kardeşler...

Bu defa, ameliyatla cinsiyet değiştiren bir kadın olarak Lana Wachowski tek başına yaptı.

*

Önceki gece kızım Gülümsün, “Baba bak, yeni filmde hangi müziği kullanmışlar” dedi.

Jefferson Airplane’in “White Rabbit” adlı şarkısı filmin ana tema müziği olmuş.

“White Rabbit” (Beyaz Tavşan) Amerikan “Karşı Kültür” hareketinin en kült şarkılarından biri...

1967 yılında grubun “Surrealistic Pillow” adlı albümü için kaydedilmişti.

Pop müzik tarihinin en önemli 500 şarkısından biri olarak kabul edilir...

*

Peki bu şarkının Matrix’te işi ne diye sorabilirsiniz...

Onu da anlatayım...

KIRMIZI HAPI ALIP TAVŞAN DELİĞİNE GİRMENİN SIRRI

MATRIX filmlerinde “Alis Harikalar Diyarında” romanının çok önemli yeri vardır. Öyle anlaşılıyor ki bu etki aralık ayında çıkacak olan “Matrix Resurrection”da daha belirgin hale gelecek.

Matrix filmlerinin ilkinde, kahramanlardan biri olan Morpheus’la öteki kahraman Neo arasında sinema ve felsefe tarihine geçen muhteşem bir diyalog vardır. Morpheus, Neo’ya iki hap sunar ve şunu söyler:

“Mavi hapı alırsan bu hikâye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın...

Kırmızı hapı alırsan Harikalar Diyarı’nda kalırsın, ben de sana tavşan deliğinin gittiği yeri gösteririm.

Unutma...

Sana vadettiğim tek şey gerçek... Fazlası değil...”

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

İşte bu repliği hatırladım ve kabul ettim.

“White Rabbit” 54 yıl önce işte bu film için yazılmış...

ARKA KAPI

MİLLET İTTİFAKI’NDA NEREDEN ÇIKTI BU ‘BİZ’ OLARAK KONUŞMA MESELESİ

BİLİYORSUNUZ ağır siyaset köşe yazarları beni siyasete ön kapıdan almıyorlar.

O lonca için ben, “Bu akşam ne yesem” yazarıyım.

O yüzden bir zamanlar çaldıkları kulüplere bile ön kapıdan gidemeyen siyah caz müzisyenleri gibi bazen ben de siyasete arka kapıdan sızıyorum.

*

Son günlerin konularından biri Millet İttifakı içindeki “tekil” konuşma meselesi...

İyi Parti sözcüleri CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu “biz” yerine “ben” diye konuşması nedeniyle eleştirdi.

“Madem ittifakız, öyleyse ‘biz’ olarak konuşalım” diyorlar.

*

Günlük siyaset yazmadığım için ben bu kelimenin tarihine gireceğim...

“Biz” ne zaman icat edilmiştir...

Millet İttifakı’ndan önce mi, sonra mı...

Bunun izini sürerken, çok ilginç bir şeye rastladım...

Bir sonraki yazıda size bunu anlatacağım.

‘BİZ’İN KISA TARİHİ
‘BİZ’ KELİMESİNİ KİM İCAT ETTİ ADEM Mİ, YOKSA HAVVA MI

CAN Yayınları’nın çok sevdiğim bir dizisi var.

“Kısa Klasikler” adını taşıyor... Bazı klasikleri kısaltarak ve çok ilginç parçalarını seçerek küçücük kitaplar halinde yayınlıyorlar.

Hafta sonu Hırvatistan’daydım... Bunlardan ikisini okudum.

Biri Nietzsche’nin “Neden Bu kadar Akıllıyım” kitabı... “Ecce Homo”dan bir bölüm.

Öteki ise Mark Twain’in “Adem ile Havva’nın Güncesi”...

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

“Adem ile Havva’nın Güncesi”, Cem Yılmaz’ın rahatlıkla oynayabileceği bir “yaradılış standup’ı” gibi... Girişte Adem’in Havva’yla ilk karşılaşması var...

“Biz” kelimesine işte orada rastladım ve aktarıyorum:

*

Adem güncesinde şöyle yazıyor:

“Bu uzun saçlı yeni yaratık da amma çok ayak altında dolaşıyor... Bugün hava bulutlu, bir güzel ıslanacağız anlaşılan... Biz mi? Bu “biz” lafını da nereden çıkardım? Sahi, bu yeni yaratık “biz” deyip duruyor...”

*

Demek ki “biz” lafını ilk kadın keşfetmiş...

Okurken farkına vardım. Doğru ya... “Biz” olmak için en az iki kişi gerekiyor...

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Mesele şu:

İki kişi aynı anda konuşursa, buna üçüncü ve dördüncü de eklenirse...

Bir Yunan tiyatrosu gibi koro halinde aynı şeyi, aynı anda söylemek nasıl bir şey olur...

ÖNCE ‘BEN’ Mİ VARDI YOKSA ‘BİZ’ Mİ VARDIK

ÖNCE “Adem” yaratıldığına göre, demek ki önce “ben” vardı... Ama kitapta yazılana bakılırsa, ilk olarak ‘ben’in değil, ‘biz’in farkına varmışız. “Ben” ise Rönesans’ta perspektifin keşfedilmesi ile bulundu...

İnsanlık da “biz”in değil, “ben”in sırtında gelişti...

Siz hiç, ellerini ve yumruklarını aynı anda ileri, yukarı uzatan “biz”lerden oluşan kitlelerden dünyaya hayır geldiğini gördünüz mü...

Ben görmedim...

“Biz fetişizmi”, ister ideoloji, ister inanç ve din adı altında gelsin...

İnsanlığa hayır getirmedi...

Faşizm, totaliter komünizm ve Talibanizm yeterli bir delil değil mi...

O nedenle bırakalım herkes “ben” diye konuşsun; mutabakat bu çeşitlilikten doğsun...

O zaman onun adı gerçek demokrasi olur.

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Nagehan Keleş
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku

Emel bebekler kimden kaçıp kimlere sığınıyor

Siz de izlemişsinizdir... Suriye sınırını geçen bir kız çocuğu, 27 Temmuz günü Gaziantep’ten uzun bir yürüyüşe başladı.

Adı “Küçük Emel”...

Ama 3 metre 66 santim boyunda dev bir kız çocuğu...

Suriyeli..

*

Arapça adı “Amal”... “Umut” anlamına geliyor...

Türkiye’yi baştan sona geçti ve şu sıralar Yunanistan’a girdi ve orada da yürümeye devam ediyor.

8 bin kilometre yol yürüyecek.

Amacı İngiltere’de Manchester’a gitmek...

Yazının Devamını Oku