Hayat tek erkekle geçer mi

ÇOK alımlı, erkeklerin hemen dikkatini çeken çok güzel bir genç kızdı.
Büyük bir sinema yapım şirketi tarafından aktrist adayı olarak seçilmişti.
Ancak babası izin vermediği için artist olamayınca, bir gece valizini toplayıp evinden kaçmış, filmlerin çekildiği büyük şehre gitmişti.


* * *


Kısa süre sonra, bir akşam yakışıklı bir erkekle tanışmıştı.
Adam soylu bir aileden geliyordu ama parası azdı. Aile, genç kadını kabul etmeyince, evlenmeleri de mümkün olmamıştı. Küçük bir otel odasına yerleşmişlerdi.
Bir süre sonra hamile olduğunu öğrenmiş ve bir kız çocuğu doğurmuştu.
Ancak yakışıklı adam bir süre sonra uzaklaşmaya başlamış ve otel odasında onu tek başına bırakmıştı.
Öyle günlerden birinde çocuğu hastalanınca, bütün umutları kaybolan genç kadın, bebeğini kucağına alıp anne ve babasının küçük kasabadaki evinin kapısını çalmıştır.
Bir zamanlar onun artistliğe giden yolunu kapatan babası onu nasıl karşılayacaktır, tahmin edemez. Endişelidir.

Hayat tek erkekle geçer mi


Ancak kapı açıldığında karşısında ona sevgiyle kucaklarını açan bir anne bulur. Baba da mesafeli ama sıcak bir sevgi verir kızına.
Kucağında bebeği ile baba evine dönen kadının adı Romilda Villani’dir...
Kucağındaki bebek ise büyüyecek ve ileride dünyanın en ünlü kadın sinema oyuncularından biri olacaktır.


* * *


20 Eylül 1934 günü Roma’da Santa Margarita Kliniği’nin nikâhsız anneler bölümünde cılız ve çirkin bir bebek olarak dünyaya gelen o kızın adı Sophia Loren’dir...
Savaş yıllarında büyük acılarla yaşayacaklardır. Annesi ona bakmak için dilencilik yapmak zorunda bile kalacaktır.


* * *


Dünya ve İtalyan sinemasının büyük divası Sophia Loren hatıralarını yazdı.*
Bugün size bu kadının bu ay çıkan hatıratından ilginç bölümler aktaracağım.
(*) SOPHIA LOREN: “Dün, Bugün, Yarın: Bütün Hayatım”, Çeviren: Eren Yücesan Cendey, Kırmızıkedi Yay.,
Temmuz 2015.

Grant yüzünden kıskançlık tokadı

-SOPHIA Loren, bir türlü evlenemediği
Carlo Ponti’yle Los Angeles’a gitmek
üzere uçağa bindikten hemen sonra bir espri
yapıyor:“Yola çıkmadan önce Cary (Grant) bana bir buket sarı gül yolladı. Kıskançlık sarısı mı acaba... Ne şeker...”
Büyük Carlo Ponti, ansızın dönüyor, herkesin bakışları altında Sophia’nın yüzüne okkalı bir tokat atıyor.
Sophia’nın yorumu:
“Öleceğimi sandım ama içimden bunu bir şekilde hak ettiğimi düşünüyordum.”
“O tokadı bugün anlaması zor ama, başka bir erkek tarafından tehdit edilen, sevdiğini kaybetme riskiyle yüzleşen, korkudan, mutsuzluktan ancak sıyrılabilen bir erkeğin hareketi olduğunu sezinlemiştim.”
Ya bu tokattan çıkardığı kıssadan hisse:
“Bir süredir beklediğim onay gelmişti. Carlo beni seviyordu, ben seçimimi yapmıştım ve bu iyi bir seçimdi...”
Bugün anlaşılması gerçekten çok zor...

İTİRAF:


MARCELLO İLE ARAMDA SEKSİ BİR UYUM VAR


Hayat tek erkekle geçer mi


-TANIŞTIKLARINDA Sophia 20, Marcello 30 yaşındadır.
Birlikte 12 film çeviriyorlar.
Biri İtalya’nın en güzel kadını, öteki ise en çekici erkeği...
-Sophia onunla ilişkisini şöyle anlatıyor:
“Simyamız bize hiç ihanet etmedi. Bizi bağlayan, seksi, neşeli, hüzünlü, alaycı ama daima insancıl uyum öylesine doğaldı ki, çoğu kişi aramızda başka bir ilişki olup olmadığını sorardı.”
-Marcello ise, “Hayatımdaki en uzun ilişkiyi Sophia ile yaşadım” diyor...
Peki gerçekten bir ilişki oldu mu...
-Sophia, “Hiçbir şey yok. Bunlar sinemanın ve hayatın mucizeleri” diyor.
-Marcello ise şöyle anlatıyor:
“Aramızda bir şey olmadı. Ona karşı derin bir sevgim var. Kardeşçe demek sıkıcı olabilir, ama bizimki gerçekten başka bir şey...”
-Sophia, “Dedikodulara asla prim vermedik. Onun ruhunun inceliği her hareketinden belli olurdu. Belki de bu nedenle, ‘Latin âşık’ lafını hiçbir zaman sevmedi.”
Söylemek istedikleri şu: Aşk var ama ilişki yok...


Yakılan hatıra defterinin sırrı

-SOPHIA, cezaevinde yattığı günlerde günlük tutmaya başlıyor.
Hayatına ait her şeyi yazıyor.
Ancak bir ilkbahar sabahı aynada kendini incelerken, içine aniden bir korku giriyor.
“Ben burada olmadığımda bu günlüğüm ne olacak” sorusu takılıyor aklına.
Evdeki görevlilere, “Kim ararsa arasın, yokum” diyor ve siyah, sert kapaklı defterini alıp banyoya giriyor.
Yanında bir kutu kibrit...
Ve hatıra defterini yakıyor.
Sonraki yıllarda da güncesini yazıyor ama her senenin sonunda yakıyor. Duygusunu da şu cümleyle özetliyor:
“Hepimizin, paylaşmak, açıklamak istemediği sırları vardır.” Sophia, olağanüstü güzel bir kadın. Kadınlığı çok güçlü.
Filmlerini gören bir insan olarak, kitabın son sayfasına kadar hep şu şüpheyle okudum.
Bu kadının bütün hayatında erkek olarak sadece Carlo Ponti’nin olması mümkün mü...
Cary Grant’la baş başa yediği yemekler, mum ışığındaki geceler, Marcello Mastroianni ile olan arkadaşlık...
Hiçbir şey geçmemiş midir aralarında...
Sophia, hatıra defterini yaktığı için bu sorunun gerçek cevabını belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
Veya o sır defterinin yakılması bu sorunun cevabıydı.

‘Hınzır’ bir erkek bu kitabı okursa aklına şu soru takılır


Hayat tek erkekle geçer mi

-BUGÜNE kadar okuduğum en güzel hatıra kitabı budur diyebilirim.
İnanılmaz bir sevgi, alçakgönüllülükle yazmış.
Anneliğin ve büyükanneliğin keyfini sonuna kadar yaşayan bir kadın var artık karşımızda.
Hayatı boyunca kendisine yardım eden herkesi büyük ve çok içten bir minnet duygusuyla anlatıyor.
Çevirisi çok güzel, dili çok akıcı. Anlattığına bakılırsa, hayatına tek erkek girmiş.
O da sonradan kocası olan Carlo Ponti...
Ama her hınzır erkek gibi, bütün kitap boyunca hınzır bir şüpheyle ve biraz da ahlaksızca şu sorunun cevabını aradım.
Bu kadar güzel ve seksi bir kadın...
Çevresi yakışıklı, çekici, karizmatik bir erkek sürüsüyle çevrili...
Böyle bir kadının bütün hayatı tek erkekle geçmiş olabilir mi.
Anlattığı her şeyi ince bir teğetle geçiyor ve cevabını kitabın sonunda veriyor.
Ama öylesine zeki ve ince bir anlatımla ki...

Cary Grant’la yatmamış olmaları ihtimali var mı


Hayat tek erkekle geçer mi


-BEN hep “Mutlaka Marcello’dur” diye düşünüyordum ama kitabı okuyunca anlıyorum ki, Carlo Ponti dışında Sophia Loren’in yatağına girmiş tek erkek varsa, o büyük bir ihtimalle Cary Grant olmalıydı.
“Gurur ve İhtiras” filminin çekimi sırasında, 6 ay birlikte oluyorlar.
Birbirlerini çok seviyorlar. Uzun sohbetler yapıyorlar.
Geceleri mum ışığında baş başa yemek yiyorlar, flamenko dinlemeye gidiyorlar.
Cary Grant ona durmadan ateşli mektuplar yazıyor.
Loren, onun için, “Hangi kadının kalbini fethedemezdi ki” diyor.
Cary Grant ona evlenme teklif ediyor.
-Sophia, “Cary sevgilim, zamana ihtiyacım var, düşünmeliyim” diyor.
-Cary, “Sevgilim neden önce evlenip, sonra düşünmüyoruz” diye şaka yapıyor.
-Sophia Loren, onun için, “Davranışları ve yaşama sevinciyle, beni gerçekten benden aldı” diyor.
Peki yattılar mı...
Çıt yok...
Cevabını, kitabın son bölümünde alıyoruz.

Seni o kadar çok çırılçıplak hayal ettim ki bu striptiz beni şaşırtmadı

Hayat tek erkekle geçer mi

-YAŞDAŞIM birçok erkek gibi ben de onun “Dün, Bugün, Yarın” filmini unutamamışımdır.
Filmin unutulmaz sahnesi Marcello’nun karşısında yaptığı striptizdir. Ömer Şerif, yıllar sonra o sahne için Sophia Loren’e şunu söyleyecektir:
“O striptiz bana hiç de sürpriz olmadı. Seni o kadar çok açık saçık hayal ettim ki, filmi seyrettiğimde daha önceden gördüğüm bir sahne sandım.”

Tanıdığı erkeklerle ilgili duyguları

Hayat tek erkekle geçer mi


PAUL NEWMAN Güneş gibi parlayan bir yakışıklı, perdeyi delen masmavi bakışlar, kusurlarını saklama gereği duymayan şahane bir erkek.

Hayat tek erkekle geçer mi

PETER SELLERS Olağanüstü zekâsı olan, bizi sürekli şaşırtmayı başaran, albenisiyle altüst eden bir erkek.

Hayat tek erkekle geçer mi

RICHARD BURTON Alkolü bırakmaya ve menekşe yüzlü Kleopatra’sını (Elizabeth Taylor) unutmaya çalışıyordu. Sevimliydi, ışıl ışıldı, düşünceler ve söylemler yanardağ gibiydi.

Hayat tek erkekle geçer mi


MARLON BRANDO Mutsuz, düşüncelerine gömülmüş, kendini nereye konumlandıracağını, bu üstün yeteneğini ve yakışıklı bedenini ne yapacağını bilemeyen bir erkek.

X

67’nci dakikada Mesut’suz Fenerbahçe daha mı Mesut

Erol Bulut, Mesut Özil gibi uluslararası bir starı maçtan kulübeye aldı. Böylesine cesur ve kritik kararı alan bir teknik direktörün maçın geri kalanı için yeni bir hikayesi olmalıydı. O hikaye gol olarak geldi.

Böyle bir derbiye klasik mantıkla, rasyonel bir değerlendirme yapmak mümkün değil. O yüzden maç boyu gözlemlerimi anarşik biçimde alt alta yazıyorum...

Göreceksiniz ki, bu bir uzman yazısı değil, hepimizin maç sırasında aklımıza gelen düşüncelerden ibaret olacak bu.

BİR KERE DAHA GÖRDÜK DÖRT ÜÇTEN BÜYÜKTÜR

1- Trabzonspor yıllar önce bileğinin hakkıyla kırılmaz denilen ‘Üç Büyük takım’ zincirini en zayıf halkasından kırıp ‘Dört Büyük Kulüp’ karesini, futbolun yeni fotoğrafı olarak kafamıza yerleştirdikten sonra ‘derbilerin’ de anlamı değişti. Ben dahil kimse bir derbi sonucu hakkında önceden rahatlıkla kehanette bulunamadık. Bu maçta öyleydi.

2- Şaşırtmayan, heyecanlandırmayan derbilere alışmıştık. Bu derbi de öyle olacak derken, maçın 67’inci dakikasından sonra beklemediğimiz bir heyecan geldi.

ÖZİL’İ GÖREVDEN ALANIN YENİ BİR HİKAYESİ OLMALIYDI

3- 67’inci dakika önemliydi. Çünkü Fenerbahçe Teknik Direktörü çok az teknik direktörün yapabileceği bir şeyi yaptı. mesut Özil gibi uluslararası bir starı maçtan kulübeye aldı.

4- Böylesine cesur ve kritik kararı alan bir teknik direktörün maçın geri kalanı için yeni bir hikayesi olmalıydı. O hikaye gol olarak geldi.

Yazının Devamını Oku

Guy Ritchie ile o kırmızı halıda neler gördüm

Önceki akşam şahsi Beyoğlu tarihimin çok önemli bir günüydü.

Yıllarca önünden geçtiğim efsanevi Atlas Sineması yeniden açılıyordu.

*

Atlas Sineması’nın açılış tarihi 1948...

Yani benimle aynı yaşta sayılır...



Yazının Devamını Oku

İki 'kız arkadaşın' birbirine verdikleri 'çarşaf' sözü

Bir yanda Ayşe Kulin...

Çok satan kitaplara imza atmış bir yazar...

Başı açık...

Duruşu, tarzı ile kendine özgü...

*

Öteki tarafta Ayşe Böhürler...


Yazının Devamını Oku

Reform için küçük adalet için çok büyük bir cümle

Dün sabah arka arkaya önüme üç haber geldi... Üçünü alt alta yazınca, dördüncü unsur olarak yazının başlığındaki soru aklıma geldi.

Gelen haberler şunlardı:

*

SABAH HABER 1: Biden yönetiminin CIA’in başına getireceğini açıkladığı William Burns yaptığı açıklamada Çin’i “otoriter düşman” olarak niteledi.

Bu kavramı ilk defa işitiyorum... Demek ki artık dünyanın gündeminde “otoriter düşman” diye yeni bir kavram olacak.

*

SABAH HABER 2: İspanya geçmişin acımasız diktatörü Franco’nun son heykelini de indirmiş.

Franco

Yazının Devamını Oku

Elimize değmeyen, görmediğimiz para ile 190 milyar lira harcıyoruz

Son zamanlarda kendi çevremde, teknoloji çevrelerinde, bankacılık çevrelerinde, çok sık duyduğum üç kelime var.

“FinTech”, “Bitcoin” ve “Blockchain”...

İtiraf edeyim, üçünün de ne olduğunu tam olarak bilemiyorum.

Oysa bunlar giderek günlük hayatımıza şuradan buradan girmeye başladı.

Özellikle de “FinTech...”

Belki inanmayacaksınız, aramızdan 2 milyon insan bu teknoloji üzerinden alışveriş yapıyor. Pandemi sırasında online ödemelerde çok öne çıktı.

Bu ödeme sistemi hayatımızın belki de en önemli kavramlarından birini yavaş yavaş tarihe gömüyor.

Parayı...

Yani bir zamanlar cebimizde en çok gördüğümüz şeyi artık görmüyoruz.

Yazının Devamını Oku

Dönekler ve hainler yeni bir sayfa açıyor

Şerefli bir “dönek”, gururlu bir “hain” olarak yine sahalara dönüyorum.

Hem de iki yüksek yerden aldığım izinle...

Biri “devlet başkanı”ndan...

Öteki “patron”dan...

İkisi de bana “Döneklik ve hainlik artık bütün dünyada şerefli bir payedir. Çık göğsünü gere gere halkın arasına gir” dediler.

Dün gece sabaha karşı cep telefonuma Deadline Hollywood haber sitesinden bir haber düştü.

ABD’nin eski başkanı Barack Obama ile ABD’nin en büyük rock şarkıcısı Bruce Springsteen Spotify üzerinden ortak bir podcast’e başladılar

Yani yaptıkları sohbeti şarkı gibi Spotify üzerinden streaming olarak yayınlıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Cübbeli: Biri bana beleş bilet verirse ben de Mars'a giderim

1) Bu hafta sonu en büyük eğlencem Cübbeli Ahmet’in Mars “parodisiydi”...

Vallahi dinlerken yıkıldım...

Bir kere daha söylüyorum...

Cem Yılmaz pandemi dolayısıyla çekilince, stand-up sahnesi Cübbeli Ahmet Hoca’ya kaldı...

Yani kavuk ona geçti...

Allah için o da acayip bir performans sergiliyor...

Geçen hafta iki gelişme oldu.

Geçen perşembe akşamı NASA Mars’a

Yazının Devamını Oku

Dolunay ve kurt yüzyılı kapandı ekinoks ve cadı yüzyılı açılıyor

Önceki gün bir streaming platforma konan yeni “cadı” filmi “Discovery of Witches” bir “ekinoks” günü başlıyor.

Ekinoks, her yıl gündüz ile gecenin eşit olduğu güne verilen isim.

*

Yılda iki ekinoks var...

Biri 21 Mart ilkbahar ekinoksu...

Öteki ise 23 Eylül sonbahar ekinoksu...

Sözünü ettiğim cadılar dizisi bir sonbahar ekinoks günü başlıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Dikkat Kardashian'ın poposu başımıza büyük bir iş açabilir

Bugün cumartesi... O nedenle siyaseti bir yana bırakıp ciddi bir konuya giriyorum...

1. Ülke olarak başımızda büyük bir sorun patlamak üzere...

Ve bu sorunun adı “Brezilya poposu...”

Ama yavaş yavaş bu deyimin yerini “Kim Kardashian poposu” alıyor.

*

Bunun ilk işareti de dün İngiliz Guardian gazetesindeki tam sayfa bir haberle geldi...

Üstelik haberi New York Times gazetesi de duyurdu...

Diyeceğim “Kardashian’ın poposu” deyip dudak bükmeyin, konu ciddi konu.

*

Yazının Devamını Oku

Girit formülü ile yeniden 'takıma dönüş' fotoğrafı

Biliyorsunuz artık iyi bir “Savunma Bakanlığı internet sitesi” uzmanıyım.

En iyi okuduğum şey de bakanlık sitesine konan fotoğraflar...

Bu etkileyici fotoğrafı da dün Savunma Bakanlığı’nın web sitesinde gördüm.

*

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın makamını ilk defa bu kadar geniş bir kadrajla görüyoruz.

Fotoğrafta bakanın sağında Türk bayrağı, solunda ise NATO bayrağı görünüyor.

Arkada ise bir Atatürk portresi var.

Zaten sitenin sayfası da sol üste bir Atatürk fotoğrafı ile açılıyor.

Yazının Devamını Oku

'82'ncimiz gibi' bir şehir hakkında bilmediklerimiz

Türkiye’nin 81 vilayeti var...

Bir de “82’nci gibi” olanı...

Bir Türkiye şehri değil, ama bir Türk şehri gibi olmaya doğru hızla gidiyor.

Burası Suriye sınırları içindeki Afrin...

Bilmiyordum, meğer Türkiye bir süre önce bazı yabancı gazetecileri Suriye içinde Türk ordusunun kontrolündeki Afrin’e götürmüş.

Giden gazetecilerden ilk yazı dün New York Times’ta yayınlandı.

Bu şehir hakkında bilmediğimiz bazı şeyleri bu yazıdan öğrendim.

Ve öyle bir yazı ki...

Yazının Devamını Oku

Liberal arkadaş söyle bana bu 3 maddenin neyini tartışacağız

Günlerdir Ayasofya imamının sözlerini konuşuyoruz.

Nereden üzerine düştüyse durup dururken bir anayasa tartışması başlattı...

Allah’tan ne Cumhurbaşkanlığı, ne iktidar partisi ne de Diyanet bu tartışmaya girdi...

Ama baktım bugün muhalif diye bilinen bazı eski liberal yazarlar da “Anayasa’nın değişmez maddelerini tartışamazsak buna demokrasi denmez” demeye başladılar

Ben de diyorum ki:

İyi hadi gelin tartışalım... Tartışalım da neyi tartışacağız...

*

Madde 1 diyor ki: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir...

Bunu mu tartışacağız?

Yazının Devamını Oku

CHP oylarımı bölmezse gelecek seçim iktidarım

Cumartesi akşamı Muharrem İnce aradı. Yalova’da oğlu ile birlikteymiş.

Tabii ki konu, onun için yazdığım şu sözlerdi:

“Seçim gecesi üç-beş saati yönetemeyen bir siyasetçi bir partiyi 360 gün nasıl yönetecek...”

Allah için Muharrem İnce’nin rahmetli Süleyman Demirel’e benzeyen bir tarafı var.

Alınmıyor, kızmıyor, küsmüyor...

Türk siyasetinde artık unutmaya başladığımız güzel bir meziyet bu.

Neyse, hemen söze girdi:

“Seçim gecesi için bana haksızlık ediliyor”

Yazının Devamını Oku

Yeni Türkiye'nin yeni fenomeni: VIP köpek

Evet başlıktaki ifade yanlış değil. “V.I.P Köpek”...

Türkiye’de geçen hafta V.I.P köpekler dönemi açıldı.

Size bu haberin hikâyesini ve perde arkasını yazayım.

*

Son yıllarda Türkiye’de en beğendiğim yeni markalardan biri Les Benjamins...

Gümüşhane kökenli bir ailenin çocuğu olan Bünyamin Aydın’ın yarattığı bir giyim markası.

Başlarda “Ottoman Punk” tarzı deniyordu.

Lüks sokak modasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

Özellikle fesli James Dean desenleri falan bütün dünyada tutuldu.

Yazının Devamını Oku

Tam 60 yıldır hayır dediğim bir anayasal düzende yaşıyorum

Bakın şu gerçekleri alt alta yazdığımda, kendi açımdan ne kadar tuhaf bir durum ortaya çıkıyor.

- 73 yaşımdayım...

- Bugüne kadar oy verdiğim hiçbir parti iktidara gelemedi.

- Bugün “Türkiye Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi” sitesine girip TC Anayasası yazdığım zaman karşıma çıkan metnin üzerinde şu yazıyor:

“Kanun numarası: 2709

Kabul tarihi: 18/10/1982”...


Yazının Devamını Oku

İlk Türk 'Cacabey'i üzerine birkaç mütevazi tavsiye

Devlet Bahçeli “astronot” kelimesine Türkçe karşılık olarak “cacabey”i teklif etti.

Güzel isim ama itirazım var.

İngilizce veya başka Hint Avrupa dillerinde telaffuzu sorun yaratabilir.

“Kakabey” olarak söylenir ve bu da yanlış anlamalara yol açar...

Onlar eğlenir biz üzülürüz...



Yazının Devamını Oku

Ay'a sert inişe hazırlanırken her 100 Türk'ten kaçı 1969'da ABD'nin Ay'a gittiğine inanıyor

Başlık biraz spekülatif ama ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız.

Ama önce size önemli bir haber vereyim.

*

Türk “Silikon” dünyasında geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme daha oldu.

Dünyanın önde gelen dijital araştırma kuruluşlarından YouGov, Türkiye’de “Wizsight” adlı online araştırma şirketini satın aldı.

Wizsight 2017 yılında N. Özge Akçizmeci adlı genç bir girişimci tarafından kurulmuş bir startup şirket.

Böylece BluTV’nin yüzde 30 hissesinin bir dünya devi olan Discovery’ye satılmasından sonra ikinci bir Türk startup’ı daha dünya piyasasına girdi.

YouGov ilginç alanlarda online araştırmalar yapan bir şirket.

Yazının Devamını Oku

Patron bu milleti ortada bir yerde birleştirebilir mi

‘Big Lebowski’ filminin bardaki bilge adamı ne diyordu:

“Bazen bir ülkede bir adam gelir...”

Sonra birasından bir yudum alıp devam ediyordu:

“Bazen o ülkede bir adam daha gelir...”

Geçenlerde bu tiradı yazmıştım...

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir adam geldi...

Ülkeyi tam ortasından ikiye böldü...

Şimdi bir adam daha geldi....

Yazının Devamını Oku

Vay canına benim burnum da soldan sağa doğru çarpıkmış

“‘Ne yapıyorsun’ diye sordu karım, aynanın önünde alışılmadık biçimde oyalandığımı görünce...

‘Hiç’ diye karşılık verdim. ‘Kendimce bakıyorum, burnuma, şu burun deliğimin içine basınca biraz acıyor da’...

Karım gülümsedi...

‘Ben de ne yana doğru çarpık diye bakıyorsun sandım’ dedi.

Kuyruğuna basılmış köpek gibi döndüm:

‘Çarpık mı? Benim burnum mu?’

Karım dingince:

‘Elbette canım, İyi bak: Sağa doğru çarpık...”

*

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin Hitler destekli ilk Afrodit tartışması: Kim ne dedi

Türkiye bundan 81 yıl önce tarihinin en ilginç müstehcenlik tartışmasını yaşadı.

Tartışmanın konusu “Afrodit” adlı bir kitaptı...

Yani Yunan mitolojisinin “Aşk ve güzellik tanrıçası” üzerine...

Daha doğrusu Fransız yazar Pierre Louys’un 1896 yılında yayınlanmış “Afrodit” adlı kitabı üzerine patlayan tartışmaydı bu.



*

Yazının Devamını Oku