GeriErtuğrul ÖZKÖK Hasan Minhaj kardeşim bu terbiyesizin haddini sen bildir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hasan Minhaj kardeşim bu terbiyesizin haddini sen bildir

WASHINGTON’da Oval Ofis’te yapılan görüşmenin Beyaz Saray tarafından yayınlanan zabıtlarını dikkatle okudum.

Cumhuriyetçi senatör Graham’in lafına takıldım.

*

Oval Ofis’te şöyle bir laf etmiş:

“Bizi buraya davet etmeniz iyi oldu. Türk dostlarımız için iyi bir Amerikan vatandaşlık hakları dersi olacak...”

Laf sokuşturuyor...

Belki de “Amerikan sistemi” dersi demek istiyor.

*

Bunu okurken aklıma Hint asıllı Amerikalı Hasan Minhaj’ın Netflix’teki “Patriot Act: 101” programı geldi...

Türkçesi “Vatandaşlık Yasası”...

Amerikalılara vatandaşlık yasasını anlatıyor.

En çok yüklendiği kişi de Başkan Trump...

Yani vatandaşlık yasasını ona anlatıyor.

*

Diyeceğim o terbiyesiz senatör gidip önce kendisi bu Müslüman çocuğun verdiği vatandaşlık dersini alsın.

Sonra onu yanı başında, partisinden seçilen Trump’a anlatsın...

Kendisi öğrendikten sonra zamanı ve yüzü kalırsa gelip bize anlatır...

Biz de “Anlat anlat iyi oluyor” deriz...

Hasan Minhaj kardeşim bu terbiyesizin haddini sen bildir

TERBİYESİZ ADAMIN 2’NCİ CÜMLESİNİ ANLAMADIM

KONUŞMASININ bir de ikinci cümlesi var ki onu anlamadım.

İngilizcesi şöyle:

“And there is a pony in there somewhere if I can find it...”

Türkçesi şöyle:

“Eğer bulabilirsem orada bir yerde bir midilli (at) var...”

*

Bana manasız bir laf gibi göründü. Hiçbir anlam veremedim.

İyi İngilizce bilen birkaç kişiye sordum.

Böyle bir deyimi hiç duymamışlar.

Biri “Bir Güney Carolina yerel deyişi olabilir” dedi...

*

Şüpheye düştüm...

Acaba bu cümle o an nasıl Türkçeye çevrildi?

Dışişleri Bakanlığı Türkçe zapta nasıl geçti...

Bu herif terbiyesiz ve çok kaba...

Bence Washington Büyükelçimizin bunun ne anlama geldiğini öğrenmesinde yarar var.

*

İyi bir anlamı varsa mesele değil...

Ama bir pislik yaptıysa....

Cevabı aynı düzeyde verilmeli...

WERTHER SENDROMU MU BASBAYAĞI UMUTSUZLUK MU

İSTANBUL’da intihar eden ailenin fotoğrafına bakıyorum...

Genç ve modern bir karıkoca...

Belli ki tek çocuklarının üzerinde titriyorlar...

*

Yaş günü pastasının üzerinde bir Beşiktaş amblemi var.

Demek ki futbola düşkün...

Bu da demek ki hayata bağlı insanlar...

Öyleyse nedir bu?

*

Fotoğrafa bakarken “Genç Werther’in Acıları” romanı aklıma geldi.

Goethe bu romanı 1774’de iki hafta içinde yazmıştı...

Henüz 25 yaşındaydı...

Sonu intiharla biten bir aşk hikâyesi ve acısını anlatıyordu.

Hasan Minhaj kardeşim bu terbiyesizin haddini sen bildir

Bu roman yayınlandıktan sonra Almanya’da bir intihar salgınına yol açmıştı.

Etraf Genç Werther gibi mavi ceket-sarı pantolon giyen duygulu ve romantik insanlarla dolmuştu.

İntiharı romantikleştiren bu duyguya “Werther sendromu” deniyor...

*

Bu, son iki hafta içinde üçüncü benzer olay...

Fotoğraflara baktığımda gördüğüm şey şu... Üçü de birbirine benzer insanlar...

Tahmin ediyorum farklı biçimde de olsa üçünün de ekonomik sorunları var...

Ama bu bir Werther sendromu değil...

Sanki büyük bir umutsuzluk var gibi duruyor.

*

Hepimizin çok dikkatli olması, yazdığımıza çok dikkat etmemiz gereken bir durumla karşı karşıyayız...

Umutsuzluğun salgına dönüştüğü bir toplum ekonomik krizden bile ağır bir durumla karşı karşıya demektir.

RESTORANA 11 AYDA 40 BİN ZİYARETÇİ GELMİŞ

ÜÇ gündür İzmir ve Urla’daydım...

Dün sabah Od Urla Restoran’ın sahibi Osman Sezener ve Urla Şarapçılık’ın ortağı Can Ortabaş’la sohbet ettim.

Hasan Minhaj kardeşim bu terbiyesizin haddini sen bildir

Bu iki isim Urla’nın uluslararası bir marka haline gelişine çok büyük katkıda bulunuyorlar.

Bana çok ilginç rakamlar verdiler.

- Urla Şarapçılık bağlarını geçen yıl 90 bine yakın insan ziyaret etmiş.

- Od Urla Restoran’a ise 11 ayda 40 bin ziyaretçi gelmiş.

- Restoranın ziyaretçi profilinin yüzde 80’i İzmir dışından...

- Bu arada Türkiye dışından gelen ziyaretçi sayısı hızla artıyormuş.

Dünyanın her yerinden gusto yazarları geliyormuş.

- Urla’ya gelen bir turistin bıraktığı para Antalya’ya gelen turistinkinin 20 katıymış.

*

Hep diyorum ya...

Urla Türkiye’nin San Sebastian’ı, Toskana’sı olma yolunda hızla ilerliyor.

AJDA PEKKAN ÜNLÜ BİR RESTORANA NASIL GİDER

OD Restoran’ın sahibi Osman Sezener anlattı...

Geçenlerde restoranın görevlilerinden biri “Ajda Pekkan geldi” demiş...

“Baktım salonda göremedim. Yanlış görmüş olmayasın dedim” diyor...

Gidip bir daha bakmış ve dönüp “Evet o” demiş...

“Dışarı çıkıp baktım, oradaki barda oturmuş bir şeyler içiyordu” diye devam etti.

“Hiç haber vermeden mi geldi” dedim...

“Hayır haber vermedi” dedi...

Ajda’yı daha da sevdim...

Şöhreti güzel taşımak işte böyle bir şeydir...

Bu arada Osman’ın Ajda ile ilgili gözlemini aktarayım.

“Gerçekten çok fit ve zinde” dedi...

MUSTAFA, ZEYNEP VE BİR MASUM YILLAR ŞARKISI

MUSTAFA Sandal düetler dizisine bir yenisini ekledi. Bu defa Zeynep Bastık’la söylüyor...

Hasan Minhaj kardeşim bu terbiyesizin haddini sen bildir

Şarkının adı “Mod”...

Mustafa son dönem 90’lardaki o harika tarzına döndü.

Tarkan’ların, Burak Kut’ların, Harun Kolçak’ların parladığı yılların sound’u...

“Aya Benzer”li yıllar...

Yani Türkiye’nin masum yıllarının şarkıları...

Benim için çok güzel bir yıl sonu hediyesi oldu...

Özellikle arabada acayip iyi gidiyor.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NIN KADERİNİ ETKİLEYEN HAP

- Öyle bir hap ki, Fransız Majino hattının üç günde düşmesine neden oldu. Bu hapı kim yapıyordu, kim veriyordu, kim içiyordu.

- Hitler son döneminde herkesten şüphelenirken doktoru ona ne veriyordu. YARIN BU KÖŞEDE

İKİ ÜNLÜ YAZARIN TATLI DEDİKODULARI

- İkisi de çok ünlü yazar. Biri hayatta, öteki öldü. Biri Paris’teydi, öteki İstanbul’da.

- Yıllar boyunca mektuplaştılar, birbirlerine çevrelerinden tatlı dedikodu haberleri yazdılar.

- Mesela Türkiye İşçi Partisi’ne katılan bir ünlü yazar hakkında çok komik şeyler aktardılar. YARIN BU KÖŞEDE

 

X

Yarın Roma'da sahaya ilk defa Z kuşağı çıkıyor

Türkiye Milli Takımı yarın Roma’da İtalya’nın karşısına çıkıyor.

Geçen yıl yapılamayan Avrupa Futbol Şampiyonası bu maçla başlıyor.

Hürriyet Avrupa baskısı bugün şampiyona için hazırladığı 28 sayfalık güzel bir ek veriyor.

O ek için benden de bir yazı istediler.

O yazıyı hazırlarken farkına vardım şimdi yazacaklarımın.

Yarın sahaya belki de tarihimizin en genç milli takımı ile çıkacağız.

Gelin şu rakamlara bakalım.

*

Takımızın yaş ortalaması 25 ve şampiyonaya katılan 24 takım arasında en genci...

Yazının Devamını Oku

Bu yıllar geçecek, Ezgi Mola kalacak... Ya siz

Ezgi Mola’yı son defa Alice müzikalinin kulisinde görmüştüm.

Harika Kırmızı Kraliçe oyununu sevmemize çocuk gibi sevinmişti...

O gece üzerinde bu fotoğrafta gördüğünüz “Kırmızı Kraliçe” kıyafeti vardı.

“Bu rolü Türkiye’de en iyi oynayacak isim” demiştim.

*

Dün milletçe öğrendik ki Ezgi Mola hakkında 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış.

Nedeni de tecavüze uğrayıp intihar eden genç kızı savunmak için attığı tweet’miş.

İddiaya göre intihar eden kıza tecavüz iddiasıyla yargılanan kişiye hakaret etmiş.

Ne kadar da onuruna düşkün bir arkadaşmış meğer...

Yazının Devamını Oku

Biz Türkler nikâh şekerini Lükres Borjiya'nın kına gecesinde mi öğrendik

Dün Hürriyet ve New York Times’ın manşetinde benzer bir haber vardı. Pandemi sırasında yasaklanan düğünlerin yeniden başlaması.

Hürriyet’in haberine göre Türkiye’de bu yıl düğün patlaması yaşanacakmış.

Normal yıllarda 500 bin olan düğün sayısının bu yıl 750 bine çıkması bekleniyormuş.

New York Times’ın haberine göre de İtalya da 17 Mayıs’tan itibaren düğünleri serbest bırakmış.

Düğünlerin serbest bırakılması bu iki ülkenin iki şehrinde özel bir sevince yol açtı.

Türkiye’de İzmir...

Çünkü İzmir gelinlik üretiminde belki de dünyanın en büyük şehri...

Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın gelinlik ve damatlık kıyafetleri oradan gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Spor yazarları artık maç sonu kültürünü köklüce değiştirmeli

Osaka, aldığı ceza sonrasında Fransa Açık’tan çekilirken, Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

Bu hafta başında spor dünyasını çok yakından etkileyen çok önemli bir tartışma başladı... Tartışmayı başlatan kadın bir sporcuydu ve şu anda spor medyasında toz duman. Olay şu:

KADIN SPORCU MAÇ SONU TOPLANTISINI REDDEDİNCE

Paris'te yapılan Fransa Açık Tenis turnuvasında Naomi Osaka maç sonunda yapması gereken basın toplantısına çıkmayı reddetti... Böylece tenis tarihinde bir ilke imza attı. Nedenini de şöyle açıkladı: “Bu basın toplantılarında sorulan negatif ve öfkeli sorular psikolojimi bozuyor ve benim mücadele azmimi kırıyor...”

KIZGIN ORGANİZATÖRLER PARA CEZASI VERDİ, İHRAÇLA TEHDİT ETTİ

Tabii organizatörler Naomi Osaka’ya hemen 15 bin dolar para cezası verdiler. Onunla da kalmadılar, turnuvadan ihraç edebileceklerini ve disiplin soruşturması başlatılabileceklerini ifade ettiler.

Naomi Osaka da ceza almasından 1 gün sonra turnuvadan çekildiğini açıkladı. Spor dünyasında büyük bir tartışma başladı ve çok sayıda sporcu Naomi Osaka’ya destek verdi. Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

BAZI GAZETECİLER SORU SORMUYOR KENDİNİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un gayriresmi VIP açılışının yıldızları

Bana göre İstanbul pandemi sonrası açılışını önceki gün yaptı.

İlk açılış “Perakende Günleri” toplantısıydı.

Toplantı sonunda, “Perakende Güneşi Ödülleri” verildi.

Birincisi pandemi sırasında başarılı olan şirketler ödüllendirildi.

Bir de “Yirminci Yıl Özel Ödülü” vardı.

Buna “Ödüllerin Ödülü” deniyordu....

Perakende sektörünü temsil eden 15 dernek ve iki ana sponsordan oluşan büyük jüri belirledi.

Ödülü Mudo mağazalarının kurucusu Mustafa Taviloğlu’na verdiler.

Ve onu, kendisinin yıllar önce söylediği şu cümleyle tanıttılar:

Yazının Devamını Oku

Bir sivil darbe mağduruna postmortem iade-i itibar

Önceki gün Türkiye’de bir “milli mutabakat” olayı yaşadık. Yakın tarihimizin, şimdi hayatta olmayan bir “sivil darbe mağdurunun” ayaklar altına alınmış onurunu iade ettik. Şimdi sizi bu “postmortem” yani ölümü sonrası gerçekleşen iade-i itibar olayının ilk gününe götüreceğim.

O meşum sabaha...

19 Aralık 2009 sabahı Beylerbeyi’ndeki bir askeri lojmanda silah sesi duyuldu.

Türk ordusunun bir subayı, o sabah tabancasını şakağına dayadı ve tetiği çekti. Arkasında da şu mektubu bıraktı:

“Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu, ne yaşayacak bir Cumhuriyet, bir ülke bulamayacaksınız.

Şunu bilin ki en küçük suçu ve günahı olmayan ben bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum.”

*

Yarbayın adı

Yazının Devamını Oku

Bu fotoğraf bana niye Cem Karaca'yı hatırlattı

Bu fotoğraf cep telefonuma geçen pazar günü, Porto şehrinde nehir kenarında dolaşırken saat 14.03’te geldi.

Gönderen Ahmet Özal’dı...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’ı İstanbul’daki evinde ziyareti sırasında çekilmişti.

Hemen söyleyeyim...

Tarihi bir fotoğraftır bu...

Büyük bir barışın fotoğrafı...

Cumhuriyet’i kuran partinin, Cumhuriyet’in liberal devrimini yapan insanı ile vefa buluşmasıdır...

Yeni CHP’nin temellerini atan bir karedir...

Yazının Devamını Oku

Nöbetçi genel yayın yönetmeninin manşeti

Her eski genel yayın yönetmeninin içinde mutlaka bir “nöbetçi genel yayın yönetmeni” vardır.

Benim gibi artık ne ruhen, ne de fiziken öyle bir beklentisi kalmamış eski genel yayın yönetmeninin de içinde vardır o nöbetçi...

Öyle bir gün gelir ki...

“Keşke bu gazeteyi bugün ben yapsaydım” derdi...

Veya benim gibi onu demez de şunu yapar.

İçindeki gazeteyi içinden yapar...

Pazar gecesi öyle bir geceydi işte...

İçimdeki nöbetçi, o gece kendi gazetesini yaptı...

Yaptı da ne yaptı...

Yazının Devamını Oku

O statta sadece final oynanmadı, futbolun geleceği değişti 

Futbolun geleceği adına önemli ipuçlarına tanık olduk.

Bu maç Avrupa’nın seyircili futbola dönüşüydü. 16 bin taraftar sahada 60 binlik bir atmosfer yarattı. Şurası kesin; seyircisiz bir maç baharatsız bir yemek gibiydi. Futbol önceki gece aromasını ve baharatına kavuştu. Stattaki seyirci yerleşiminde sosyal mesafe ve hijyen şartlarına uygun bir oturum planlaması yapıldı. Ama daha maç başlamadan önce bütün sosyal mesafe kuralları bir yana bırakıldı. Maskeler tamamen atıldı.

Önceki gece her futbolsevere nasip olmayacak bir olayı yaşadım.

Tabii ki bu bir UEFA Şampiyonlar Ligi finaliydi. Tabii ki o maçı seyretmek bir şanstı.

Ancak bir sosyolog olarak benim için en az onun kadar güzel bir fırsat daha vardı.

Bütün dünyada 1.5 yıllık aradan sonra seyircili ilk futbol finalini seyredecektim.

Gerçekten çok zengin gözlemlerle dolu bir gece geçirdim.

Cumartesi gecesi Porto’nun Drago Stadı’nda sadece bir UEFA finali oynanmadı.

Futbolun geleceği açısından çok başka şeyler de oldu.

Yazının Devamını Oku

Bir milyon kişi beni karıma şikâyet etti

Geçen hafta “Hergele eşek” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Twitter’da TT olmuştu.

Bu defa 10 saniyelik yarım kalmış bir cümle ile yine TT oldum.

Üstelik bu defa bir gece ve bir gün TT kaldım...

*

Olay perşembe akşamı bir arkadaşımdan gelen telefonla başladı:

“Sen gerçekten Tayyip Erdoğan büyük lider mi dedin?”

“Evet” dedim...

Şaşırdı... Herhalde

Yazının Devamını Oku

Bu bir final değil, seyircili sezonun açılışı

İngilizler dün itibariyla Avrupa’da duvarları yıktı ve pandemi sonrası futbol dönemini açtı.

İstanbul’dan neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilen final maçına içim buruk geldim. Ama iyi ki gelmişim. İnsanlar saha içindeki futbola susamış. Ama sokaklardaki heyecanına da susamış. Ve bilin ki sahaya dönen seyirci aynı seyirci olmayacak. Daha mı iyi olur daha mı kötü bilmiyorum ama, daha agresif bir seyirci görürsek kimse şaşırmasın.

Dün UEFA Şampiyonlar Ligi final maçı için Portekiz’in Porto şehrindeydim. Aslında İstanbul’da seyredeceğimiz bir final bizden neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilmişti. O nedenle biraz içim buruk geldim buraya. Ama iyi ki gelmişim... Maçın sahadaki ayrıntılarını yarın yazacağım. Bugün saha dışını yazayım.

MAÇA CHELSEA KULÜBÜ BiLETiYLE GiREBiLDiM

Portekiz’e gelişim kolay olmadı. Bilet bulmak hiç kolay değildi. Çünkü stada 16 bin 500 kişi alınacaktı. Son anda maça gitmekten vazgeçen bir Chelsea Kulübü üyesi arkadaşım sayesinde bilet bulabildim.

OTEL FiYATLARI FÜZE GiBi FIRLAMIŞ

İkincisi Portekiz’e giriş koşulları. Kimi, “karantina var” diyordu, kimi “Yok” diyordu. Ama hemen herkese göre Portekiz’e girmek için bir davet lazımdı. Onları da hallettik... Ama en zoru otel bulmaktı... Epeydir kapalı olan oteller, restoranlar sanki bir yılın parasını bir günde çıkarmak ister gibiydi. Sadece 3 metrekare otel odasının fiyatı 600 Euro’dan başlıyordu.

BEŞ UÇAK iNiNCE COViD DUVARI YIKILDI

Yazının Devamını Oku

Erdoğan telefonu kaldırıyor ve karşısında Beşar Esad var

Bugün size 2007 yılında bir gece, Türkiye Başbakanı’nın odasında yaşanan öyle bir olayı anlatacağım ki...

Şaşırıp kalacaksınız...

Ama önce dün dikkatimi çeken bir gelişme ile başlayayım.

*

Dün beni en şaşırtan haber İsrail’den geldi...



Yazının Devamını Oku

Biz 27 Mayıs'ı anarken hayırlı bir darbe oldu

Dün 27 Mayıs askeri darbesinin 61’inci yıl dönümüydü.

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde toplantılar yapılıyordu.

En sembolik olan ise tabii ki, yargılamaların yapıldığı Yassıada’daydı.

Olay oradan Türkiye’yi sarsan YouTube videolarına geliyordu.

İşte tam o saatlerde dünyada herkesi şaşırtan bir başka darbe yaşandı.

Bir şirket içi darbe...

Ama darbe yapılan yer öyle bir şirketti ve darbeyi yapanlar da öyle kişilerdi ki...

Dünya ekonomisinde yeni bir çağ başlıyordu.

Yazının Devamını Oku

Kalbi Ege'de kalanlar ve İzmir artık tam kadro sahada

Önceki gece Olimpiyat Stadı’ndaki maç bittiğinde, Kahramanlar’da doğmuş bir İzmirli olarak hissiyatım şöyleydi

Bir tarafta Altınordu... Mahalleme yakın bir başka mahallenin takımı. Küçükken okul dönüşü hep top oynadığım halk sahasının ilk sahibi. Metin Oktay olmak isteyen çocukların hayal arenası. Büyük Altınordu... 1923’te kurulmuş, Süper Lig kurulduğunda ilk 16 takımdan biri olmuş, Cumhuriyet’le yaşıt bir kulüp. İzmir’in ‘Kırmızı Şeytanlar’ı.

Öteki ise Altay... İlkokulu okuduğum Gazi İlkokulu’nun, orta ve liseyi okuduğum Namık Kemal Lisesi’nin mahallesinin takımı. Ben İzmirsporluyum ama öte yanım İzmirli.

Ve maç bitti. Altay Süper Lig’de... Kazanan İzmir... Ama asıl kazanan Süper Lig. İzmir’siz bir Süper Lig hep eksikti. Göztepe geldi... Zenginleşti. Şimdi Altay geldi. Yani Alsancak. Ege modernitesi. Ve İzmir artık tam kadro sahada...

Tebrikler Büyük Altay. Tebrikler Mustafa Denizli. Altay’dan aldığın parayı Şehit Aileleri’ne bağışladığın için de ayrıca teşekkürler, benim sevgili arkadaşım. Tebrikler Alsancak, Birinci, İkinci Kordon, Mustafa Bey Caddesi, Gül Sokak. Sana da tebrikler Büyük Altınordu. Tebrikler İzmir. Tabii ki tebrikler Mustafa Hocamın Çeşmesi, Alaçatı’sı. Tabii basketboldaki başarısı ile tebrikler Karşıyaka...

Önümüzdeki sezon her takım iki defa İzmir’e gidecek... Emin olun ki Süper Lig bu sezon çok daha renkli olacak.

Yazının Devamını Oku

Bir gazeteci gözüyle dört başka gazeteci

1) Dün Sözcü gazetesinde yayınlanan iki yazı beni çok düşündürdü.

Konu Habertürk kanalında yayınlanan İçişleri Bakanı söyleşisiydi.

İki yazar kendi üsluplarıyla programa katılan gazetecileri eleştirmiş.

Emin Çölaşan neredeyse yerden yere vurmuş.

Deniz Zeyrek ise ılımlı bir üslupla eleştirmiş.

Bense farklı bakıyorum.

Önce bir risk analizi yapayım.

Habertürk’te gazetecilerin karşısına çıkmak İçişleri Bakanı

Yazının Devamını Oku

Bir başka YouTube videosu ve arkasındaki afişin anlattığı...

Dün tuhaf bir gündü...

Çok tuhaf bir gün...

Gündem çok kalabalıktı...

Siyasette izdiham vardı...

Lakin benim için çok tenhaydı... Issızdı...

*

Bir gece önce bütün Türkiye o malum televizyon tartışmasını izliyor, konuşuyordu...

Dört gazeteci soruyor, İçişleri Bakanı da konuşuyordu...

Her taraftan mesaj akıyordu cep telefonuma...

Yazının Devamını Oku