GeriErtuğrul ÖZKÖK Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Doğrusu “Homo Deus” bana yetti...

Yuval Noah Harari’nin yeni kitabı “21’inci Yüzyıl İçin 21 Ders” kitabını okumadım...

Geçen gün tesadüfen, vallahi tamamen tesadüfen ‘Storytel’deki sesli halinden bir bölümü dinledim.

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Konu “Sevgilisinden ayrılanların yası”ydı...

*

Bilmiyordum.

Meğer sevgiliden ayrılmadan sonra bir ‘yas süreci’ varmış...

Ve bu süreç 5 aşamalıymış...

Dikkatimi asıl çeken ise şu oldu.

Harari kitabında bu yas sürecini aşmak için 5 Türkçe şarkı öneriyor.

O 5 şarkıyı kitaptan aynen aktarıyorum: 

*

“Eğer sevgiliniz sizi terk ederse algoritma yas sürenizin beş resmi aşamadan geçmesine önayak olabilir.

- Önce olan biteni inkar etmenize yardımcı olması için Nilüfer’den “Boş vermişim dünyaya...”

- Sonra öfkenizi kamçılamak için Esmeray’dan “Unutma beni

- Sizi pazarlığa teşvik etmesi için Sezen Aksu’dan “Geri dön

- Bunalımın dibine vurmanız için Gülden Karaböcek’ten “Sürünüyorum” ve Neşe Karaböcek’ten “Kemancı

- Son olarak da durumu kabullenmenize yardım için Ajda Pekkan’dan “Bambaşka biri” parçaları...

*

Demek ki Harari Türk popunu çok yakından takip ediyormuş” dedim kendi kendime...

Sonra hatırladım ki, kitaplarının her dile çevrilişinde, o ülkeden bazı mahalli eklemeler yapılıyor...

*

Ama iki sorum var...

Böyle bir yas varsa...

En iyi repertuvar bu mu...

Tabii asıl soru şu: Ya ayrılıktan sonra yas değil de, bayram yapanlar...

Hadi o repertuvarı da ben tamamlayayım...

AYRILIK SONRASI BAYRAM YAPANA BEŞ AŞAMA İÇİN 5 TÜRKÇE ŞARKI

- İlk aşamada, boşanan eşin veya sevgilinin avukatlarına silah vermemek için, fazla sevinç gösterisini engellemek, hatta üzülmüş gibi yapmak için Erol Evgin’den “Sevdan olmasa”... Özellikle “Ah bu hayat çekilmez” nakaratı...

*

- İkinci aşama; Hafiften, yani “allegro ma non troppo” ritminde, temkinli bir sevince geçiş için: Tarkan’dan “Oynama şıkıdım şıkıdım...”

*

- Üçüncü aşamada, yani avukat meselelerini falan hallettikten sonra tam bir timsah gözyaşı ile yeni normale geçiş için Sertap’tan “Güle güle şekerim...”

*

- Dördüncü aşama: Artık yeni normalin keyfini yaşama süreci... Artık nazire yaparak eğlenme zamanı... Unutmayın en iyi intikam mutlu olmaktır... İşte bu süreç için Hurşid Yenigün’den “Çiftetelli Turkiko...” “Hoppa şinanay şinanay” bölümü videoya kaydedilip eski sevgiliye WhatsApp’lanacak tabii ki...

*

- Ve beşinci  aşama... Umursamama... Nazire yapma süreci de bitmiş... Şimdi “Bak ben hemen birini buldum” demenin zamanı ...

Sezen AksuHaydi gel benimle ol...” Evet Harari’ye alternatif liste bu...

UPPER CİHANGİR DIŞINDA SEVİYELİ BİR “HASAN CEMAL” MAGAZİNCİLİĞİ

Dün
itibarıyla “Seviyeli magazincilikte” Upper Cihangir tekeli kırıldı.

Türk medya tarihinin bu önemli olayı şöyle gelişti...

*

Deniz Akkaya neden hapse girdi...

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Selin Ciğerci ile arasındaki mesele neydi...

Olay bir kadının hapse girmesine yol açacak şekilde nasıl bu seviyeye geldi...

İtiraf edeyim düne kadar pek anlamış değildim...

*

Dün Haber Türk’te Oray Eğin’in köşesinin tamamı bu olaya ayrılmıştı...

Vallahi bir sitcom gibi okudum.

Oray kendi deyimiyle tam Hasan Cemal gazeteciliği yapmış.

Yani olaya karışmış bütün kişilerle konuşmuş...

Sonunda ortaya içinde FETÖ, eski Türkiye magazincileri, güzel kadınlar, tuttuğunu koparan avukatlar, LGBT, trans kişiler, para aklama iddiaları, kapı önünde trans dövdüren translar, futbolcular, siyasetçiler, yurt dışına kaçan eski medya mensupları olan şahane bir sitcom çıkmış...

Pazar günü herkese tavsiye ederim.

*

- NOT: Oray Eğin; “İçinde FETÖ, naylon fatura, Londra, transfobi ve taşıyıcı anne geçen bir magazin kavgası...” Haber Türk.

HARİKA BİR SERTAP REMİXİ

- Sertap Erener: “Farzet-Deep Mix”

Cuma sabahı streaming platformlarına konan Türkçe şarkılar arasında en çok bu düzenleme dikkatimi çekti.

Yüksek volümde dinlendiğinde insana çok iyi geliyor.

Bir yaz sonu sürprizi...

HAFTANIN ŞARKISI
20 YIL ÖNCE BU ÜLKEDE EN ÇOK  SATILAN KİTAPLAR NELERDİ

Fikir benim değil.

Dün New York Times’da yapmışlar.

20 yıl önce en çok satan kitaplar neydi diye...

Ben de girip araştırdım ve Ekşi Sözlük’te bu listeyi buldum:

1 Ahmet Altan: “İsyan Günlerinde Aşk.”

2 J.K. Rowling: “Harry Potter ve Felsefe Taşı”

3 Attila İlhan: “Kimi Sevsem Sensin”

4 J.K. Rowling: “Harry Potter ve Sırlar Odası”

5 Frederic Beigbeder: “3900”

6 Emre Kongar: “Kızlarıma Mektuplar”

7 Buket Uzuner: “Gelibolu: Uzun Beyaz Bulut”

8 Vedat Türkali: “Komünist”

9 Amin Maalouf: “Yüzüncü Ad: Baldassare’nin Yolculuğu”

10 J.K. Rowling: “Harry Potter ve Azkaban Tutsağı”

SAMİMİ OLALIM RESTORANLARA SADECE İYİ YEMEK İÇİN Mİ GİDERİZ

Geçenlerde
bir yazar benim için şöyle bir ifade kullandı:

Bu akşam ne yesem yazarı...”

Doğru...“Bu akşam ne yesem” diye her gün düşünürüm ama her gün yazmam...

Buna karşılık “Bu akşam ne yesem” yazılarını okumayı hiç kaçırmam.

Mesela Vedat Milor...

*

Geçenlerde okuduğum bir yazar, benim çok sevdiğim ve övdüğüm bir restoran için çok ağır bir eleştiri yazısı yazdı.

O günden beri düşünüyorum...

Bu yazı beni o restorana gitmekten alıkoyar mı...

Hayır...

*

Çünkü geldiğim yaşta artık şunu çok iyi biliyorum.

İnsanlar bir restorana sadece iyi yemek yemek için gitmezler...

Hatta ondan çok, o mekanın insanda yarattığı his ve yaşattığı deneyim için giderler.

Mesela, bana göre dünyanın en yaratıcı şefi Massimo Bottura’dır...

Modena’daki restoranına bir kere gittim.

Çok acayip bir keyif aldım... Ama bir daha gider miyim?

Fırsat düşerse evet, ama o fırsatı da fazla zorlamam.

*

Buna karşılık OD Urla’ya her hafta gitsem bir sonraki hafta yine gitme duygusu yaşıyorum.

Çünkü bana her defasında bir Toscana duygusu veriyor.

Açık mutfağında çalışan genç insanlar, çevredeki zeytin ağaçları, mekanın tasarımı, öteki masalarda gördüğüm insanlar, kovaların içindeki Urla şarapları, yemeklerde hep yakın çevre ürünlerinin kullanılması...

Ve pekala da güzel bir yemek...

*

Peki bu duygumda yalnız mıyım...

Bu kadar çok insanı bu kadar süre yanıltmak mümkün mü...

Evet yemek yazılarını bir film eleştirisi gibi okumak güzeldir...

Ama neticede, mekanın ve yemeklerin güzelliğine kendimiz karar veririz...

Çünkü en büyük yemek uzmanı kendimizizdir...

HİÇ AKLIMA GELMEYEN BİR SORU: TANRI MUZİP MİDİR

Tiffany Haddish yükselen komedyenlerden biri...

2017 yılındaki “Girls Trip” filmi ile parlamıştı.

O günden beri 8 filmde oynadı.

Bunlardan biri ise “Black Mitzvah”dı...”

Dün New York Times’da onunla yapılmış bir mülakatı okudum.

*

Gazeteci şu soruyu soruyor:

“Tanrı’nın bir mizah duygusu olduğunu düşünüyor musun?”

Şu cevabı vermiş:

“Tanrı bütün zamanların en iyi oyuncusudur ve kesinlikle güçlü bir mizah duygusu vardır. Bunu görmek için hayvanlara bakmanız yeterli...”

*

Bugüne kadar aklıma böyle bir soru hiç gelmemişti.

Tanrı denince, gözümüzün önüne tabii ki önce eski Yunan Tanrıları ile ilgili çizimler geliyor.

Onlarda da daha çok hiddetli, asık yüzlü, ciddi görünümlü bir Tanrı imajı görüyoruz...

*

Sonra aklıma Türkiye’de her yılbaşında yapılan çizimler geldi.

Bulutların üzerinde oturan beyaz sakallı bir erkek...

Galiba onlardan bazılarında gülümseyen çizimleri hatırlıyorum.

*

Benim kafamdaki Tanrı muzip değil, munis... Cezalandırıcıdan çok bağışlayıcı...

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Ama Tiffany Haddish’in bu fotoğrafına bakınca şunu söyleyebilirim.

Tanrı’nın yarattığı insan muzip olabiliyor...

X

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku

Bu hödüğün hakkından vallahi Recep İvedik gelir

Fenerbahçe'nin yenilgisine üzüldüm...

Önceki akşam, Eintracht Frankfurt karşısındaki takım çıksaydı rahat 3 çekerdi bu Pire takımına...

Ama beni daha çok üzen Olympiakos’un hödük başkanının lafları oldu...

Hele hele bir de bazı Galatasaraylı dostların “Bizi bu hödüğün laflarına muhatap ettin ya Fener, helal olsun sana” yollu şakaları yok mu...

İşte o kahretti beni...

Delirdim...

*

Ama sonra herifin bu fotoğrafını gördüm...

Yazının Devamını Oku

Dünya 5'ten, Müslüman kadın Taliban'dan büyük

Bu gördüğünüz fotoğraf önceki gün Kuzey Irak’ta, Erbil’de çekildi. Fotoğrafta gördüğünüz 5 kadından üçü Türk, ikisi Fransız vatandaşı.

Beşi de aynı şirkette çalışıyor.

Dünyanın iki numaralı alkollü içki şirketi Pernod Ricard’ın üst düzey çalışanı bu kadınlar.

 

Biri hariç hepsi Müslüman. 

Yani alkollü içki sektöründe çalışıyorlar ve Erbil’de “Saha ziyareti” yapıyorlar. Yani, viski ve başka içkilerin pazar durumunu görmek için oradalar.

Ekipte görevli erkek eleman yok.

Fotoğraf, Pernod Ricard Irak distribütörü Swayish şirketinde çekildi.

Yazının Devamını Oku

O ihaleyi alan inşaatçının iktidara tahsis ettiği süper yat kaç metreydi

Dokuz gün boyunca Kalkan, Kaş, Kaleköy ve Kekova’da dolaştıktan sonra dün Göcek Limanı’na geldik ve karaya çıktık.

Göcek Limanı bana hep Amerika’nın Florida bölgesindeki veya Long Island’daki sahil kasabalarını hatırlatır.

Marinaları, kafeleri, caddeleri, Türkiye’nin başka bölgelerindeki çirkin yapılaşmadan biraz olsun kendini koruyabilmiş mimarisiyle bana iyi gelen bir belde Göcek...

Göcek Türkiye’nin gündemine 1980’li yıllarda yerleşti. Yerleştiren de rahmetli Turgut Özal ve danışmanı Can Pulak oldu...

Özal yaz aylarında hafta sonlarını Göcek’te geçirirdi. Bir yandan turizm yatırımlarını yerinde görür, kararlar alır, bir yandan da ünlü bir patronun teknesinde gezerdi.

Türkiye’nin 24 Ocak kararları ve özellikle de Özal’ın iktidara gelişi ile başlayan liberal ekonomi dönemi yeni patronlar yaratıyordu. Özellikle inşaat şirketleri hızla büyüyordu.

Yeni patronlar da Türkiye’de “yat modası”nı yaratıyordu.

*

Yazının Devamını Oku

Hazreti İsa'nın sol kolunu yontarken fark edilen arıza

Dünya sanat tarihinde hiçbir heykel sanatçısı Michelangelo’nun ulaştığı şöhrete ulaşamamıştır.

Onun “Davut” heykeli, sanatta ulaşılmazlığın sembolü olarak asırlardır yerini koruyor...

Peki bu heykeli yapan Michelangelo nasıl bir insandı...

*

Aslında hakkında epey şey biliyoruz.

Çünkü yanında hayatını yazacak Vasari adlı bir biyografi yazarı vardı.

Yani kendi hikâyesi ve efsanesini kendi yazdıran insandı.

Ama kendisi hakkında asıl somut bilgiyi meğer kendi bırakmış.

Üç boyutlu mermer bir heykel...

Yazının Devamını Oku

Fas'ın Ankara, İstanbul ve İzmir'ini, 3 kadın nasıl kazandı?

Dünyanın bir ucunda, Taliban denilen eli silahlı İslamcı hareketin, Müslüman kadınına dünyayı dar ettiği günlerde dünyanın bir başka ucunda, eli silahsız başka Müslümanlar, üç kadını başkanlık koltuğuna oturttu...

8 Eylül gününden beri dünya o üç kadını konuşuyor... Burası Fas ve ülkenin üç büyük şehrinin belediye başkanlığı koltuğuna üç kadın oturdu...

Gelin şimdi Müslüman dünyasının en karamsar günlerinde en iyimser rüzgârları estiren bu üç kadını tanıyalım.

Birincisi, Esma Ralalu...

Ekonomist ve gazeteci...

Başkent Rabat’ın, yani bir anlamda Fas’ın Ankara’sının, seçilmiş ilk kadın Belediye Başkanı...

Milli Bağımsız Birlik Hareketi’nin adayı...

Belediye Meclisi’ne seçilen 79 üyenin 58’inin oyunu alarak başkan seçildi.

Öteki iki rakibinden Sosyalist Halk Güçleri Birliği’nin adayı 7, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı da 8 oy alabildi.

Yazının Devamını Oku

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku