Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir 'masum yıllar' potpurisi

Hani günümüzde “Kim yerli ve milli, kim ecnebi” tartışması var ya...

Şöyle 40 yıl öncesine gidilse... Bu ülke tarihinin 70’li yıllarının popüler kültür tarihine bir bakılsa...

Sonra bir “Kim kimdir ansiklopedisi” hazırlansa...

Kesinlikle bugün, neyin yanlış neyin doğru olduğunu daha iyi anlarız.

Neyse size angarya yüklemeyeyim.

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

Derya Bengi bunu yapmış.

Aralık ayında yayınlanan harika kitabı* bize Türkiye’nin 70’li yıllarını öylesine harika hikâyelerle anlatıyor ki...

Size bugün işte o masum yılların, kimimizin unuttuğu, kimimizin hatırlamak istemediği, kimimizin unutturmak istediği, kimimizin ise bilmediği hikâyelerini aktaracağım bu kitaptan.

...............

(+) Derya Bengi: “70’li Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük”, YKY Yayınları, Aralık 2018

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

BİRİNCİ HİKAYE
TARIK BIRAK ARTIK BU ŞOVEN MİLLİYETÇİLİĞİ

Yüzel Çakmaklı 1974 yılında “Memleketim” adlı filmi yapar. Türkiye’nin Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yaptığı yıldır. Filmde başrolleri Tarık Akan ve Filiz Akın oynamaktadır. 

Filmin ortadan ikiye bölünmüş afişi her şeyi anlatmaktadır. Bir tarafta, İstanbul’da cami önünde poz veren Tarık Akan...

Öteki tarafta Paris’te Notre Dame Kilisesi önünde poz veren Filiz Akın...

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

Afişten anlayacağınız gibi Tarık Akan milliyetçi ve muhafazakâr bir Türk gencidir. Filiz Akın ise hippiler arasında özgür yaşamak isteyen Batı hayranı hoppa bir kız.

Filmin başında ikisi el ele Mozart’ın memleketi Salzburg’da 40’ıncı senfoniyi dinlerler. Sonra Tarık Akan, “Seni Budapeşte’ye götüreceğim” der...

Filiz Akın “Ay ne güzel orada da çigan müziği dinleriz” diye tamamlar...

Ama Tarık Akan’ın cevabı şudur:“Biliyor musun orada 217 camimiz var. Tuna bizim Tuna. Nice akıncılarımızın atlarını suladığı, hayatımızın adına nice türküler yaktığı efsane nehirdir”.

Batı hayranı Filiz Akın’ın cevabı ise şu olur: “Bırak şu şoven milliyetçiliği...”

Bu film bugün çekilseydi...

Acaba Tarık Akan’ı düşman gibi gören bazı insanlar onun hakkında ne düşünürdü?

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

İKİNCİ HİKAYE
1.74’LÜK SANATÇI, APARTMAN TOPUKLA 1.69’LUK BAŞKANIN HUZURUNA ÇIKARSA NE OLUR

14 Şubat 1978 günü...

Türkiye’de henüz “Sevgililer Günü” furyası başlamamış olmalı ki, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk Köşk’te bir resepsiyon veriyor.

Ama o ne... Zeki Müren ayağında kadın ayakkabısı stiletto, daha popüler deyişle apartman ayakkabı ile Cumhurbaşkanı’nın huzuruna çıkmış. Üzerinde smokin takım vardır ama ayağına ilk defa aynı yıl Bebek Belediye Gazinosu’nda giydiği ayakkabıları giymiştir. Gelen fotoğraflar çok çarpıcıdır. Fahri Korutürk’ün boyu 1.69’dur. Boyu 1.74 olan Zeki Müren onun yanında NBA pivotu gibi kalmıştır. Tabii ki Hürriyet’in çıkardığı Hafta Sonu gazetesi bunun üzerine atılır ve başlığı atar: “Cumhurbaşkanının huzuruna böyle çıkılmaz”...

Sanat Güneşimiz, Çetin Emeç kokan bir üslupla şöyle eleştirilmektedir: “O Zeki Müren ki, ekleme topukla boyunu uzatırken, bu orantısızlıktaki kollarının pelikan kuşunun güdük kanatları gibi kaldığını görmemiş...”

Bence tam Çetin Emeç üslubu... Aynı günlerde Oğuz Aral’ın Gırgır dergisi ise Hafta Sonu gazetesini “Hafta Donu” diye tiye alıyordu.

ÜÇÜNCÜ HİKÂYE
‘DAMAT FERİT’İN SESSİZ GEMİ YORUMU

1975 ülkemizde “Sessiz Gemi” yılıdır.

O yıl “Hababam Sınıfı” filminde edebiyat hocası Damat Ferit’e (Tarık Akan) “Oku Yahya Kemal’in ‘Sessiz Gemi’sini” der...

Sınıfın Damat Ferit’inin cevabı şudur:

“Yanlışın var hocam. Sessiz Gemi’yi Hümeyra okuyor. Yahya Kemal diye bir şarkıcı yok.”

Sınıfın Damat Ferit’i ne yapsın.

O yıl Türkiye Hümeyra’dan “Sessiz Gemi”yi dinliyor.

Şarkının orijinali Fransız  Christian Delagrange’ın “Sans Toi Je Suis Seul” adlı şarkısıdır.

“Yeşil Giresunlu”nun dehası onu
“Sessiz Gemi” haline getirmiştir.

DÖRDÜNCÜ HİKÂYE
70’LERİN TÜRK MEDYASINA GÖRE DAVİD BOWİE KİMDİ

OKEY gazetesine göre: “Hötöröf taklidi yaparak mangır kazanan bir şarkıcı”.

HÜRRİYET gazetesine göre: “Kadın erkek karışık şarkıcı. ‘Karım müsaade ederse cinsiyet değiştirip kadın olacağım’ diyen adamdır.”

HEY dergisine göre: “Yüzde elli erkek. Boyalı bebek. Nüfus kâğıdında erkek yazılı sanatçı.”

 

BEŞİNCİ HİKÂYE
‘BODRUM BODRUM’U İLK MANDOLİNLE ÇALAN KİMDİ

KİTABA göre Mazhar Alanson, “Bodrum Bodrum”un ilk satırlarını 1975 yılında Bodrum’da Bardakçı Koyu’ndaki Apple adlı diskoteğin iskelesinin üzerinde yazmış. Kayıt Moğollar’ın ünlü gitaristi Taner Öngür’ün mandolininin eşliğinde yapılmış.
Provaları ise Cem Karaca’nın en sol eğilimli günlerinde, Ankara Maltepe’de
küçük bir otel odasında yapılmış.

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

ALTINCI HİKÂYE
40 YIL ÖNCE LADY GAGA’NIN ROLÜNÜ SEZEN OYNAMIŞTI 

SEZEN Aksu’yu “Minik Serçe” yapan şey, 1979 yılında Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Minik Serçe” filmiydi.

Minik Serçe adını herkes bilir ama filmin aslında “A Star is Born” filminin bir kopyası olduğunu çok az insan bilir. Bugün Lady Gaga’nın üçüncü versiyonunda oynadığı rolü 40 yıl önce, hem de Barbra Streisand’ınkinden bile 3 yıl önce oynamıştı... Filmde Bradley Cooper’ın oynadığı rolde ise Bulut Aras vardı.

YEDİNCİ HİKÂYE
İLK TRT REKLAMLARINDAN BUGÜNE KAÇ ŞİRKET KALDI

TRT Televizyonu ilk reklamları 1972 yılında almaya başlamış. Reklam veren ilk markalar da şunlarmış:

Pepsi, Fruko, Osmanlı Bankası, Tamek, 7 Gün, Akbank, Pereja, Herko, Komili, Yudum, Fay, Pop ve Puro... Bugün bunlar arasından hâlâ reklam veren sadece üçü kaldı.

SEKİZİNCİ HİKÂYE
TÜRK MÜZİK TARİHİNİN EN FENOMEN ŞARKISI

TÜRK müzik tarihinde belki de hiçbir şarkı “O Ağacın Altı” kadar fenomen olmadı. Şarkının sözleri ve bestesi İzmirli bir sanatçı olan Yusuf Nalkesen’e aitti.
Ama şarkıyı İstanbul’a geldiğinde Boğaziçi Üniversitesi sırtlarında bir yerde yazmıştı. 23 Temmuz 1972 tarihli Milliyet Magazin’in müzik listesinde ilk 3 sırada, 3 ayrı kişiden bu şarkı vardı.
Behiye Aksoy,
Neşe Karaböcek ve Zeki Müren...
Ağustos 1972’de yayınlanan Hey dergisi listesinin ise ilk 5 sırasında 5 farklı sanatçıdan yine bu şarkı vardı. Ondan sonra gelen ilk şarkı ise Orhan Gencebay’ın “Aşk Pınarı”’ydı.

DOKUZUNCU HİKÂYE
ŞARKIDAKİ ALEVİ DİZELERİ SÖYLEYEBİLEN TEK ŞARKICI
KİTABIN en ilginç anekdotlarından biri de Âşık Mahzuni’nin “Nem Kaldı” şarkısıyla ilgili. Şarkının, “Çok Aliler gördüm Osman çıktılar” diye bir dizesi var. Âşık Mahzuni, Alevi geleneğini yansıtan bu dizeler yüzünden mezhepçilikle suçlanmış. Cem Karaca, Selda ve Seyhan Karabay şarkıyı söylerken bu dizeyi atlıyormuş. Bu dizeyi atlamadan söyleyen tek şarkıcı ise Gülden Karaböcek olmuş.

 

ONUNCU HİKÂYE
ANADOLU POP MÜZİĞİNİN TARİHİ MANİFESTOSU

YIL 1972... Cem Karaca ve Moğollar grubu başarılarının doruğunda... Ancak o yıl aralarında bir kriz patlıyor. Grubun gitaristi Taner Öngür ve bateristi Ayzer Danga gruptan ayrılıyor. Ayrılan iki müzisyen Türk pop tarihinin ilk manifestosunu yayınlıyor. Evet Anadolu popunu sevmektedirler, kültürel kökenlerine bağlıdırlar ama “yüzyıllar önce yazılmış sözleri tekrarlamaktan bıkmışlardır”.

Şöyle diyorlardı: “Pop star olunca, gazinolara çıkınca, bir de çok para kazanınca sanatçılarımız işin rahatına kaçtılar. Bu sözlerimiz sadece Cem için değil Barış Manço’su da, Fikret Kızılok’u da, kim varsa hepsi böyle...”

Peki Cem Karaca’nın buna cevabı ne olur? Bunu da öteki yazıda anlatayım.
 

ON BİRİNCİ HİKÂYE
KARACA: İNSAF, SİZİ ZEKİ MÜREN’Lİ KADROYA SOKTUM

CEM Karaca radikal kanadın bu manifestosuna şu cevabı verir: “Ticari müzik lafı komik. Pek az grup elemanına nasip olacak şekilde altı ay gazino işi garantiye alıp iki defa Zeki Müren’li kadrolara girdik. Gecede enstrümanist başına 500 kazanarak çalışmak ticaretse evet biz tüccarız. Yoksa günde 24 saat yabancı grupları dinleyip Batı’ya öykünerek esrarengiz müzikler peşinde koşmak sanatsa, 30 yaşımdan sonra benim bunalmaya hiç niyetim yok”.

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

ON İKİNCİ HİKÂYE
TAM 43 YIL SONRA NETFLİX’TE İZLEDİĞİMİZ BİR DRAM SAHNESİ

14 Kasım 1976... O gece İstanbul’da Spor ve Sergi Sarayı’nda “Şili Halkıyla Dayanışma Gecesi” düzenleniyor.

Sahnede Şili askeri darbesinden kaçan üç büyük sanatçı Isabel ve Angel Parra ile Patricio Castillo da var... Türkiye tarafından ise Türkiye İşçi Partisi Korosu ve Rahmi Saltuk sahnede... Geceyi Genco Erkal ve Meral Taygun sunuyor.

Aziz Nesin, Adalet Ağaoğlu, Tan Oral ve Onat Kutlar mesajlar okuyor. Önce Victor Jara’nın “Te Recuerdo Amanda”sı geliyor... Bütün salon hep bir ağızdan “Venceremos”u söylüyor. Yani “Kazanacağız”... “El pueblo unido, jamas sera vencido” diye haykırıyor.

Yani “Kenetlenmiş halk asla yenilmez...”

İstanbul 30 bin afişle donatılmış. Bu konserin ilki ise bir gün önce İzmir’de Kültür Park’ta yapılmış. İşte öyle yıllardı 70’ler... Ve şimdi 43 yıl sonra biz İstanbul’da dayanışma gecesi yapılan Victor Jara’yı Netflix belgeselinde izliyoruz.

Ne diyeyim... Şehrazat’ın yazdığı, Sezen’in söylediği o harika şarkıdaki gibi “Su gibi geldi geçti yıllar”... Alın evinizde, elinizin altında bulunsun bu kitap... Çok hikâye var o yıllara ait... Ortak hafızalarımıza kazınmış şarkıların, filmlerin, kitapların, spor olaylarının hikâyeleri... Türkiye’nin masum yıllarının harika bir potpurisi...

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

FAZIL SAY’A GÜZEL BİR DÜĞÜN HEDİYESİ OLDU

CUMHURBAŞKANI önceki gece konserine gittiğinde acaba Fazıl Say’ın bugünlerde evleneceğini biliyor muydu? Haberi ben vereyim.

Fazıl Say bir süredir beraber olduğu kız arkadaşı Ece Dağıstan’la evleniyor.
Kesin nikâh tarihini bilmiyorum ama çok yakın olduğunu söyleyebilirim.

Ece Dağıstan tanıyan her insanın çok sempatik bulduğu bir kız.

Fazıl Say’la mutlu bir beraberlikleri var.

Karakteri ile ilgili şu bilgiyi de vereyim. Geçen yıl böbrek hastası olan kız kardeşine bir böbreğini verdi.

Konsere gelince... Bence her şey çok şık oldu.

Televizyon ekranlarına yansımayan bir ayrıntıyı da vereyim.

Cumhurbaşkanı sadece konserin sonunda ayağa kalkıp alkışlamadı. Her parçadan sonra aynı şekilde ayağa kalkıp alkışladı.

Salonu da onun bu hareketi harekete geçirdi.

Kısaca Türkiye açısından çok şık bir olay oldu bu.

Böyle küçük gibi görünen jestlerin ülkenin bu kutuplaşmış halinden çıkması için çok büyük etkiler yapacağına inanıyorum.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yeni başkandan sonra Dışişleri Bakanı da Maçakızı'ndan çıktı

Evet bildiğimiz Türkbükü’ndeki Maça Kızı’ndan...

Daha doğrusu Maçakızı’nın kurucu ortağı Sahir’in İstanbul’daki yalısından.

Arkasında çok güzel bir hikâye var ama önce dün gece gelen haberle başlayayım.

ABD’nin yeni başkanı Biden dün sabaha karşı Dışişleri Bakanlığı’na kimi getireceğini açıkladı.

Bakanlığa getireceği isim Antony Blinken’miş...

Şimdilik sadece şunu söyleyeyim.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bir gitarist geliyor.

Ama önce dün sabaha karşı bu haberi okuduğumda ilk aklıma gelen şeyi yazayım...

Yazının Devamını Oku

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

İngiliz sarayını anlatan “Crown” dizisinin son bölümünü, tabii yine çok severek izledim.

Bu sezonun bana en ilgi çekici gelen bölümü, sonlarda Kraliçe Elizabeth ile Başbakan Thatcher arasındaki konuşmaydı.

*

Falkland savaşını kazanan, yaptığı radikal reformlarla İngiliz ekonomisini düze çıkarmak üzere olan Thatcher, bunlara rağmen popülaritesini kaybetmiş, artık partisi içinde zayıflamıştır.



Partisi istifa etmesini istemektedir.

Yazının Devamını Oku

Yarın o haritada Ankara tuşuna basınca ne çıkacak

2019 yılında Lady Gaga’nın o harika caz konseri için Las Vegas’a gittim.

1. Dördüncü gidişimdi. Bugüne kadar bana kimse orada bir “Mob Museum” olduğunu söylememişti.

Yani bir “mafya müzesi”nin...

Bu müze 14 Şubat 2012 günü açılmış. Bina 1933 yılında yapılmış ve uzun yıllar Las Vegas posta bürosu ve mahkemesi olarak hizmet vermiş.



Yani Las Vegas mafyasının üyeleri bu binadaki mahkeme salonunda yargılanmış ve mahkûm olmuş.

Yazının Devamını Oku

WhatsApp grupları çorabı delik kareyi niye çok sevdi

Bu fotoğraf bize bir WhatsApp grubundan geldi.

İlk gören eşim Tansu’ydu...

Altında şu yazıyordu:

“En sağdaki Prof. Uğur Şahin, aşıyı bulan biliminsanı. Almanya’da çekilmiş. Kucaktaki kardeşi diş hekimi, ayakta çorabı delik olan modacı olmuş.”

*

Evde hepimiz ilk bakışta çok sevdik bu kareyi.

Tansu çok etkilendi ve Instagram hesabından paylaştı.

Ancak bir süre sonra bir izleyicisinden şu notu aldı:

“Fotoğraf 1975’de Düsseldorf’a göçmüş bir aileye ait...”

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi'nin minberindeki hayalet

Yanan Vaniköy Camisi’nin yeni yöneticisi Uğur Vanioğlu camiyi teslim alırken bir sayfalık ayrıntılı bir devir teslim belgesini imzaladı.

Belgenin adı “Mülhak Vakıflar Devir Teslim Tutanağı”...

Bu tutanağı görmedim
ama eski tutanaklardan
bildiğim bir şey var.

Bu tür vakıf devir teslimlerinde her şey madde madde yazılır.

Neler mi?

Caminin işletme defteri.

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi ne zaman kime devredildi

Dünkü yazımda Vaniköy’de yanan cami ile ilgili bir gözlemimi aktarmış ve bir eleştiride bulunmuştum.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Bölge Müdürü Musa Akdeniz bir bilgi notu gönderdi.

Arkasından Kültür Bakanı Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da aradı.

Her ikisi de ilginç bilgiler verdi.

Geçen pazar gününden beri kamuoyunun dikkatini çeken bu camiyle ilgili ilginç bilgilere yer verilmişti.

Bugün bu bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

*

Bu cami 1671 yılında Bursa’da

Yazının Devamını Oku

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Aşının ilk etkisi yaşayan millet üzerinde, ikincisi ise

Ne şu ne bu...

Ne şunun gidişi ne bunun gelişi...

Bugünün en büyük haberi COVID-19 virüsüne karşı yüzde 90 etkili aşının bulunması...

Buluşun arkasında bir Türk kadını ile bir Türk erkeğinin bulunması da milletçe bonusumuz...

Aşı bulundu ve herkes gözünü piyasalara, borsalara dikti...

Tabii ki yükseldi...

Ama bana göre hayata dönüşün ilk harika işareti başka yerden geldi....

Live Nation’dan...

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku