Hadi biz Türkleştirildik ya sen 'Ne'leştirildin'

Adının önünde Prof. unvanı var...

ODTÜ gibi muhteşem bir üniversitede sosyoloji okumuş...

Gidip Amerikalarda eğitimine devam etmiş....

Bir de İran Araştırma Merkezi’ni kuran kişiymiş...

*

İşte bu hoca çıkıp televizyonda insanların gözüne baka baka, “Balkan göçmenleri Türk değildir, Türkleştirilmiştir” diyor...

Orada da durmuyor devam ediyor:

“Bunlar Türkçeyi bile sonradan öğrenmiştir” diyor...

Ve sonunda asıl söylemek istediği noktaya geliyor:

“Bunlar Türkiye’ye sığınmacı olarak gelmiştir...”

İşte bu noktada asıl derdinin Suriyeli göçmenleri korumak olduğunu anlıyorsunuz... Demek istiyor ki, “Suriyelilerin de Balkan göçmenlerinden farkı yoktur”...

Hadi biz Türkleştirildik ya sen Neleştirildin

Hocam...

Çıkın açık açık Suriyeli göçmenleri savunun. Hiiç itirazım olmaz...

Söz konusu insanlıksa, birlikte de yaparız onu.

Ama onu yapacağım diye, bu zırvalara sarılmaya kalkışmayın...

İşte orada itirazım var.

*

Ama sanmayın ki, “Türklüğüme” laf edildi diye söylüyorum bunu...

Öyle köken meraklısı biri de değilim...

Türk olduğum için gurur duyarım, ama Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi olsaydım da gurur duyardım.

Çünkü insan tarafım kökenimden ağır basar...

İşte o nedenle senin “Türkleştirildi” lafından çok şu laflarına takıldım:

“Bu insanlar Türk diye gelmedi. Sığınmak için geldi. İşgalden kaçtılar. Geldiklerinde Türkçe bilmiyorlardı.”

Neresini düzelteyim bu cehaletin hocam...

Ben, bugün Bulgaristan sınırlarındaki Kırcaali’de doğmuş bir anne ve babanın çocuğuyum. Ne annem ne de babam bir kelime Bulgarca bilmezdi...

Ondan önceki neslimiz...

Dedelerim, anneannelerim, babaannelerim...

Hepsinin tek dili vardı ve o da anadilleri Türkçeydi...

*

Hocam sen hiç Bakü’deki Türk şehitliğine gittin mi...

Yemen’de, Şam’da, Kahire’de bir şehitlik ziyaret ettin mi...

O taşlarda adı yazılı şehitlerimizin nerelerde doğduklarını gördün mü hiç...

Şumnu, Kırcaali, Ohri, Saraybosna, Priştine, Gümülcine, Üsküp....

Daha onlarca Balkan şehrinin çocuklarıdır.

Oralardan gelip de oralarda hayatını kaybeden insanlardır onlar...

O insanlar Mekke’yi, Medine’yi, Şam’ı kaybettikten sonra ülkelerine ne olarak döndüler hocam...

“İşgalden kaçan sığınmacılar” olarak mı...

*

Kaybedilmiş Osmanlı savaşlarının çocuklarıyız bizler hocam... Döndüğümüz yer en az sizinki kadar bizim de anavatanımızdır...

*

Bir süredir “Türkleştirildi” lafının altındaki manayı çok iyi öğrendik.

Çok ıstırabını çekti bu millet böyle ötekileştirmelerin... Artık çok iyi biliyoruz ki, bunun bir adım ötesi “Onlar bizden değildir”e çıkar...

*

Son sözüm de şu olacak:

Hadi bizler “Türkleştirildik”...

Ya siz hocam...

Evladı Fatihan’a bu etiketleri yapıştırmak için “Ne’leştirildiniz”...

Ve nerede “Ne’leştirildiniz”...

Başkanı olduğunuz Ortadoğu Araştırma Merkezi’nde mi...

Kurduğunuz İran Araştırma Merkezi’nde mi...

Durmadan demeç verdiğiniz El Cezire’de mi...

Yoksa Mursi döneminde kitap yazmaya gittiğiniz Mısır’da mı...

*

ÖNEMLİ NOT: Bu son 5 cümleyi yazdım ama hiç sevmedim...

Sırf bir ayna tutmak için yazdım buraya...

Yazdığım için de özür dilerim...

Hocam hem sizden... Hem de bu cümleleri bana yakıştırmayacak olan herkesten...

EY ESKİ TÜFEK ERKEK CHP’LİLER SİZE TAVSİYE ‘BORGEN’İ SEYREDİN

Böyle bir konuşmayı onlarca kez dinlesem aklımın ucundan bile geçmeyecek soruyu çok tanıdık biri sordu.

12 Eylül ve öncesi yıllarından beri arkadaşım Uluç Gürkan...

*

Sonra CHP’nin “eski tüfek erkek takımı” üzerine atladı...

“Konuşmanızda üç kere Mustafa Kemal dediniz bir kere bile Atatürk demediniz. Neden...”

Soruyu okuyunca kendimi linguistik bir muhasebe içinde buldum.

Ben konuşmamda ne derim?

“Gazi Mustafa Kemal...” Dedim mi sanmıyorum..

“Mustafa Kemal Paşa...” Galiba pek demedim.

“Paşa Hazretleri...” Bir kere bile telaffuz etmedim.

*

Ama “Mustafa Kemal?” Çok sevdiğim bir isim... Kim bilir kaç kere dedim.

“Atatürk?” Ortak hafızamıza en çok kazınan isim...

En sık onu dedim...

*

Amaaa...

Ona sadece “Mustafa Kemal” diyen birine bu soruyu sormak da hiç aklımdan geçmedi.

O yüzden CHP’nin sayıları giderek azalan “eski tüfek, eski erkek neslinin” bazı mensuplarının başarılı bir il başkanı kadına karşı açtıkları savaşı ne aklım, ne havsalam alıyor...

*

Canan Kaftancıoğlu’na bu tuhaf saldırıyı izleyen bütün CHP’lilere bir tavsiyem var.

Şu an streaming platformlarında gösterilen “Borgen” dizisini seyredin....

Ve lütfen çevrenizde hâlâ bu manasız tartışmayı sürdüren eski tüfek, eski kafa CHP’li varsa...

Onlara da seyretmelerini tavsiye edin.

 

‘BORGEN’ Danimarka yapımı bir televizyon dizisi...

Adı Danimarka’da parlamento, hükümet ve anayasa mahkemesinin bulunduğu binadan geliyor.

Bu binaya “Borgen” deniyor.

Dizi, Danimarka’da bir seçim öncesi başlıyor.

Anketlerde arkada görülen bir parti, kadın başkan, ortak televizyon tartışmasındaki cesur ve sıra dışı konuşmasıyla sandıktan birinci parti olarak çıkıyor.

Neticede hükümeti kurmakla bu kadın lider görevlendiriliyor.

O andan itibaren Danimarka’nın eski tüfek, eski erkek siyasetçilerinin bu kadını engellemek için yaptıklarını izliyorsunuz.

Başarıyorlar mı?

Az daha başarıyorlardı... Ama devamını anlatmayayım. Sadece şunu söylemekle yetineyim.

Bu dizi 2010 yılında yapıldı...

Onu izleyen 10 yıl içinde Kuzey Avrupa demokrasilerinde şunlar oldu.

2013: Erna Solberg Norveç’in başbakanı oldu.

2019 Haziran: Sosyal demokrat lider Mette Frederiksen Danimarka tarihinin en genç başbakanı oldu.

2019 Aralık: Sanna Marin... Finlandiya başbakanı seçildi.

Üçü de kadındı...

Hadi biz Türkleştirildik ya sen Neleştirildin

SEÇİMDEN BİRİNCİ ÇIKAN KADIN LİDERE YAPILANLAR

‘BORGEN’ Danimarka yapımı bir televizyon dizisi...

Adı Danimarka’da parlamento, hükümet ve anayasa mahkemesinin bulunduğu binadan geliyor.

Bu binaya “Borgen” deniyor.

Dizi, Danimarka’da bir seçim öncesi başlıyor.

Anketlerde arkada görülen bir parti, kadın başkan, ortak televizyon tartışmasındaki cesur ve sıra dışı konuşmasıyla sandıktan birinci parti olarak çıkıyor.

Neticede hükümeti kurmakla bu kadın lider görevlendiriliyor.

O andan itibaren Danimarka’nın eski tüfek, eski erkek siyasetçilerinin bu kadını engellemek için yaptıklarını izliyorsunuz.

Hadi biz Türkleştirildik ya sen Neleştirildin

Başarıyorlar mı?

Az daha başarıyorlardı... Ama devamını anlatmayayım. Sadece şunu söylemekle yetineyim.

Bu dizi 2010 yılında yapıldı...

Onu izleyen 10 yıl içinde Kuzey Avrupa demokrasilerinde şunlar oldu.

2013: Erna Solberg Norveç’in başbakanı oldu.

2019 Haziran: Sosyal demokrat lider Mette Frederiksen Danimarka tarihinin en genç başbakanı oldu.

2019 Aralık: Sanna Marin... Finlandiya başbakanı seçildi.

Üçü de kadındı...

YAZ DERSLERİ

MAYO ÜRETİCİSİNE: ARTIK CEPSİZ MAYO GİYECEĞİM

PANDEMİ dönemi yazı benim için çok farklı oldu.

Hayatımın en uzun yaz tatilini yaptım ve yapmaya devam ediyorum.

Bu yazdan çıkardığım ilk ders şu oldu:

Artık cepleri olan mayo almayacağım...

Çünkü mayo cepleri yüzünden bu yaz iki AirPod Pro kulaklığım gitti...

Gündüz mayo ile dolaşırken kulaklığımı cebime koyuyorum ve unutuyorum.

Denize girince de kulaklıklar ıslanıyor ve bir daha kullanılamıyor.

Birincide böyle oldu...

İkincisini aldım...

Ne yazık ki geçen hafta ikincisi de aynı akıbete uğradı. Müziğe meraklıysanız size de aynı şeyi yapmanızı tavsiye ederim.

Mayo üreticilerine de duyururum bu sıkıntımı...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Foto Editörü: Umut Veis
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Benim fikriyatım iktidarda olsaydı

Önceki akşam bir televizyon kanalının haber bölümünden aradılar.

Konu Cumhurbaşkanı’nın konuşmasıydı.

“Fikriyatımız iktidarda değil” demişti ve benim bu konudaki görüşümü soruyorlardı. “Mümkün olduğunca siyasi konulara girmiyorum artık, o nedenle sorunuza cevap veremeyeceğim” dedim.

“Peki hiç olmazsa kimin fikriyatı iktidarda, o konudaki görüşünüzü söyleyin” dediler.

“Hayır o da siyasete girer” dedim...

“Peki sizin fikriyatınız iktidarda mı” diye ısrar ettiler.

“Vallahi kimin fikriyatı iktidarda hiç fikrim yok” cevabını verdim.

Sonra da “Onu bilmem ama şunu biliyorum” dedim şu cevabı verdim:

Yazının Devamını Oku

Şam'daki Amerikalılar İdlib'de çekilen kuleler imzalanmayan bildiriler

Son 7 gün içinde okuduğum şu haberleri alt alta yazdım, bakın nasıl bir tablo çıktı:

Geçen hafta: Rusya ve Mısır Karadeniz’de ortak tatbikat yaptı.

Nedir bu? Kime karşı?

Herhalde Gürcistan’a değil...

Biz S-400’leri Sinop’ta kime karşı denediysek, bu tatbikat da onun karşılığı olmalı...

Önceki gün: Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’a çok yakın bir güvenlik ekibinin ağustos ayında gizlice Şam’a giderek Esad yönetimi ile görüştüğü ortaya çıktı.

Alın size bir gerçekçilik örneği...

İddiam şu.

Yazının Devamını Oku

Son yazlıkçı da gitti bütün patiler yasta

Pazar akşamüzeri İstanbul dışındaydım...

Tansu aradı.

Andre’yle konuşmuş...

“Bekir pek iyi değilmiş” dedi...

Artık böyle cümleleri sık sık işittiğimiz bir yaştayız...

Veda zamanı geldiğini hatırlatır sık sık bizim neslimize...

Tansu, Bekir’le de konuşmuş...

Sık sık konuşurlar...

Yazının Devamını Oku

İki kadeh viski askeri sivil darbeyi önler mi

Madem ışıkları yanan Anayasa Mahkemesi tartışılıyor, ben de tarihimizin gizli kalmış bir darbe önleme hikâyesini anlatayım.

Olay 1973 yılında, yani 12 Mart ara rejiminin yıllarında Ankara’nın Çankaya semtinde bir gazetecinin evinde geçiyor...

*

O yıl cumhurbaşkanlığı seçimi var ve bu konu ordu ile siyaset arasına kara kedi gibi girmiş...

Askerler bir süre önce emekliye ayrılmış olan Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’i cumhurbaşkanı seçtirmek istiyor.

Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki partilerin büyük bölümü buna karşı.

Türkiye hâlâ 12 Mart  ara rejiminin etkisinde.

Bir askeri darbenin kara bulutları rejimin üzerinde.

*

Yazının Devamını Oku

Dün dünya borsa tarihinde bir boy band olayı yaşandı

Üç gündür Uzakdoğu borsalarındaki bir olayı izliyorum.

Aslında olay öyle çok büyük bir şey değil...

Ama benim gözümde büyük bir sosyolojik anlamı var.

Olay şu...

Güney Kore’nin en büyük eğlence şirketi Big Hit Entertainment halka açılıyor...

Yaklaşık 4 milyar dolarlık bir değer bekleniyordu...

Yani bugünün eğlence dünyasında öyle çok büyük bir volüm değil...

Ancak dün bu açılışta çok önemli bir gelişme oldu.

Yazının Devamını Oku

Funda Arar'ın 'karartma günleri' şarkısını dinlerken

Ben doğduğumda “karartma geceleri” kötü bir hatıra olarak kalmıştı.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’na girmemiş olsa da muhtemel bir hava saldırısına karşı geceleri şehirleri karartılmıştı.

Sonra bizim nesil de tanıdı karartma gecelerini...

Yunanistan’la ne zaman savaş ihtimali çıksa, okul kitaplarını kaplamak için kullandığımız mavi kaplama kâğıtları, bu defa Yunan uçakları görmesin diye pencerelerimize yapıştırılırdı.

Sonra 60’lar, 70’ler, 80’ler geldi... Ülkenin karanlık dönemlerini yaşadık.

Bu defa “karartma günleri” lafını öğrendik...

Hani Funda Arar’ın şarkısında söylediği gibi...

“Bir zindanda koy ver beni

Yazının Devamını Oku

'Ruh hastası' denince aklıma gelen ilk isim

Var mı böyle bir isim?

Tabii ki var...

Ama yazmam...

Sadece benim mi, herkesin var.

Bir insan için kolayca “Ha o mu? Ruh hastasıdır” dediğimiz kaç kişi var...

Peki biz Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, bu ülkede yaşayanlar...

“Ruh hastalıkları”

Yazının Devamını Oku

Spotify değil, Sakaryalı bu kızın geleceği de kurtulur

Dün sabah itibarıyla RTÜK dünyanın en büyük streaming müzik platformuna 72 saat süre verdi.

Bu süre içinde RTÜK’e başvuru yapmazsa Türkiye’de Spotify’a ulaşım engellenecekti.

*

Bu yazıyı okuduğunuz sırada bunun 24 saati geçmiş olacaktı...

Bir gelişme olmasaydı Türkiye, dünyada Spotify’ı engelleyen ilk ülke olacaktı...

Tabii Kuzey Kore gibi ülkeleri saymıyorum.

Neyse ki 72 saat dolmadan bir gelişme oldu. Hükümete yakın kaynaklarda Spotify’ın başvuracağı iddia edildi.

Şu yazıyı yazdığım saatte anlaşma oldu mu olmadı mı kesin bilmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Hocam çaresi kolay ikna odaları kurdur

Çok beğenerek dinlediğim bir kadın caz piyanisti Büşra Kayıkçı...

Türk cazının ilk başörtülü piyanisti...

Ama bakın geçen hafta, İstanbul Caz Festivali genç caz kategorisinde finalist seçilince başına neler geldi.

Kendine tarih profesörü diyen biri çıktı....

Adı da Ebubekir Sofuoğlu...

Sakarya Üniversitesi’nde hocaymış...

Arkadaş muhafazakâr ya...

Başörtülü kız caz mı çalar...

Yazının Devamını Oku

Ayasofya açılışından sonra tespit edilen vaka var mı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile uçak sohbetine gitmeden önce bazı insanlarla konuşup merak ettikleri soruları aldım.

Hemen belirteyim, konuştuğum insanlar olaya ideolojik gözle bakan kimseler değildi.

Bunu bakana söylediğimde şu cevabı aldım:

“Keşke ideolojik bakanlara da sorsaydın...”

*

Bu sözlerine şaşırmadım.  Çünkü Hürriyet’in Ankara’daki sağlık muhabiri Meltem Özgenç’ten şunu öğrendim.

Sağlık Bakanı, basın toplantılarında akreditasyon uygulamıyormuş.

Yani iktidar yanlısı veya muhalif bir yayın kuruluşu olsun, isteyen her gazeteci katılıp üstelik soru da sorabiliyormuş.

Ben de gitmeden önce konuştuğum insanların en merak ettikleri sorulardan biriyle başladım.

Yazının Devamını Oku

44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

Her Türk vatandaşı gibi mart ayından beri ben de onu her akşam büyük bir ilgiyle izliyorum.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca...

COVID’le mücadelenin başkomutanı...

Nihayet geçen cuma onunla tanıştım.

Adana’ya gidiyordu, beni de davet etti.

*

Ben bakanla bu sohbeti yaparken, New York Times gazetesi çok güzel bir gazetecilikle COVID virüsünün insan hücrelerine nasıl saldırdığını anlattı.

Size onu da, yani ortak düşmanımızı da en basit cümlelerle tanıtacağım.

Tabii ki bakana da bu ortak düşmana karşı aşıyla mücadeleye ne zaman başlayacağımızı yine en basit sorularla soracağım.

Yazının Devamını Oku

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

Bu haftanın en komik haberini geçen gün Hürriyet’te Fatih Çekirge’nin köşesinde okudum.


Ankara Tuzluçayır’da hırsızın biri güvenlik kamerasını çalmış.

*

En komiği haberin fotoğrafıydı.

Hırsız, güvenlik kamerasını çalarken yüzünde en küçük bir endişe yoktu.

Üstelik ağzına bir de COVID maskesi takmıştı.

Kurallara uyan bir arkadaş yani...

Herhalde kamerayı çalınca, kendisiyle ilgili görüntüleri de alıp götürdüğünü sanıyordu.

Yazının Devamını Oku

Sünger Bob'un en iyi arkadaşı çoban sülü

Dün sabah evimin mutfağındaki masaya oturduğumda karşımdaki televizyon ekranında işte bu görüntü vardı...


Şapka aynı şapka, yanak ve dudaklar aynı yanak ve dudak...

Önce bu görüntünün nereden geldiğini anlatayım...

Torunum Sinan Ali, doğduğundan beri birçok çocuğun geçtiği evrelerden geçti.

Önce sempatik dinozor Barney... Sonra köpekbalıkları... Sonra Batman... Sonra Sünger Bob... Sonra bir ara Bruce Lee ve tabii ki bugün Marvel ve DC Comics süper kahramanları...

*

İşte bu aile geleneğinin başladığı günden beri nedense sabahları

Yazının Devamını Oku

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Şimdi yazacağım “perde arkası” bilgiler 24 saat arayla bana ulaştı.

Biri Kudüs’ten...

Öteki Riyad’dan...

Eminim bana ulaşan bu bilgiler ve bu fotoğraf şu an MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın önünde de bulunuyordur.

KUDÜS’TEN GELEN İSTİHBARAT: Önce Kudüs’ten gelen çok önemli bilgiyle başlayayım...

Konuşan kişi Majdi Khaldi...

Kudüs’ün tanınmış ailelerinden birinin mensubu...

Ancak 2006 yılından bu yana Filistin Devlet Başkanı

Yazının Devamını Oku

En tartışılan o kulede en tartışılmayacak kat

Restore edilen Galata Kulesi dün açıldı...

Ondan bir akşam önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy bir grup medya yöneticisi ve yazarı kulenin en üst katında bir yemeğe davet etti...

Davetli listesine baktım.

İktidar-muhalefet ayrımı yapılmamıştı.

Kimler vardı: Mesela davetliler arasında Sözcü gazetesinin genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz, yazarı Deniz Zeyrek, gazetenin ve sahibi Burak Akbay’ın avukatı İsmail Yılmaz...

Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, sabah haberleri sunucusu İsmail Küçükkaya da vardı.

*

Kimler yoktu: Buna karşılık Karar, Aydınlık, Birgün gibi gazetelerden, Halk TV ve Tele 1 gibi kanallardan kimse göremedim.

*

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Gazetesinde gizli edebiyat savaşını kim kazandı

Cumhuriyet gazetesinde 18 Eylül gününden beri gizli bir edebiyat savaşı yaşanıyor.

Aslında savaş gazetenin açık sayfaları üzerinde...

Ama sayfalara yansımayan bir bölümü var ki onu da ben anlatayım.

*

Savaş 18 Eylül günü eski bir büyükelçi ve çok beğendiğim bir edebiyat denemecisi olan Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanan bir yazısıyla başladı.

Yazısı, kendi payıma resim sanatı konusunda Türkiye’nin en iyi denemecisi olarak gördüğüm Mehmet Ergüven’in kitapları üzerineydi. Ancak savaş Mehmet Ergüven yüzünden değil, yazının girişinde ve ileride bir yerde kullanılan kavram yüzünden patladı.


Yazının Devamını Oku

Muhafazakâr Cihangir'in kızı ve erkeği nerede tanışır

Bundan 6-7 yıl önce muhafazakâr bir gazetenin kadın muhabiri benimle röportaj yapmak istedi.

Fotoğraf çekmek ve konuşmayı yapmak için de beni İstanbul’un At Pazarı semtine götürdü.

At Pazarı Fatih’te bir yer...

Osmanlı döneminde at satılan yermiş. Bugün “Muhafazakârların Cihangir’i” olarak tanınıyor.



*

Yazının Devamını Oku

Arap âlemi ortasında çırılçıplak bir erkek

1) AH benim karışık başım...

Memleketin bunca sorunu varken bakın nelerle uğraşıyor.

Neyse ki şu fani dünyada yalnız değilmişim.

COVID-19 belasıyla mücadele eden İtalyan hükümeti de böyle bir günde bakın neyle uğraşmaya karar vermiş.

Michelangelo’nun ünlü Davut heykelinin bire bir ölçüde 3D replikası yapılacakmış.

Bence buraya kadar pek ilginç hiçbir bir şey yok.

Davut heykelinin bugüne kadar yüzlerce replikası yapıldı.

Las Vegas’ta Caesars Palace Oteli’nde bile bire bir replikası var.

Yazının Devamını Oku

Bu masadaki tabaklarda sarma ve sigara böreği var ama iki meyve eksik

Son zamanların en renkli ve ilginç dış politika yazısını dün Hürriyet’te Sedat Ergin’in köşesinde okudum.


Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Yunanistan’a yaptığı resmi ziyaretin perde arkasını çok güzel anlattı.

Böyle bir yazının çalıştığım Hürriyet gazetesinde çıkmasından dolayı da gurur duydum.

*

Yazı büyük ölçüde bu fotoğrafta gördüğünüz Girit’in Hanya bölgesinde çekilmiş fotoğraf üzerine kurulu.

Yer Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in baba evi.

Sedat mönüde neler var onu bile yazmış.

Çok tanıdık bir mönü.

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin takipçisi neden 3.4 milyon daha az

Kulüplerin sosyal medya hesaplarının rakamlarına girdim. Girdim ve bir Fenerbahçeli olarak beni çok şaşırtan bir durumla karşılaştım.

Instagram’da Fenerbahçe’nin, Galatasaray’dan 3.4 milyon daha az takipçisi var.

Eğer “takipçi” sayısı “taraftar” sayısını yansıtıyorsa yıllardır “Türkiye’de en çok taraftarı olan kulüp Fenerbahçe’dir” inancım yerle bir olacak demektir.

Ancak iki kulübün takipçi profillerini ve davranışlarını çok dikkatle izlediğimde tuhaf bir durumla karşılaştım.

Sekiz yaşımdan beri iyi bir Fenerbahçeliyim ama önyargılı bir Fenerbahçeli olmamaya çalıştım.

O nedenle kulüplerin takipçi profillerini ve davranış biçimlerini vereceğim, yorumu sosyal medya analizcilerine bırakacağım.

GALATASARAY

Yazının Devamını Oku