GeriErtuğrul ÖZKÖK Günün tartışması... O gece bir Sezen Aksu konseri sonrası başlayan o tartışma
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Günün tartışması... O gece bir Sezen Aksu konseri sonrası başlayan o tartışma

Artık siyasetin günlük dar avlularında “maltalara çıkmayı” bıraktığım için bu tartışmaya girmeye hiç niyetim yoktu.

Ancak önceki gün Nişantaşı’nda Kruvasan Kafe’de otururken, Zülfü Livaneli’den gelen bir mesaj üzerine, bir haksızlığı önlemek amacıyla yazıyorum bu yazıyı.

Günün tartışması... O gece bir Sezen Aksu konseri sonrası başlayan o tartışma

ZÜLFÜ LİVANELİ: ‘BU TARTIŞMAYI SEN BAŞLATMIŞTIN, SEN YAZMALISIN’

Zülfü Livaneli bana 1995’te yazdığım bir yazıyı hatırlatıyor ve “Sen bunu yazmıştın” diyordu...

Evet Deniz Baykal’ın “Alevilik-Sünnilik” konusu, bundan 26 yıl önce, 25 Ağustos 1995 günü bu köşede yazdığım “CHP’de Etnik ve Dini Politikanın Sonu mu” başlıklı bir yazı ile başladı.

23 Ağustos 1995 akşamıydı...

CHP kurultaya hazırlanıyordu.

Deniz Baykal o gece Rumelihisarı’nda Sezen Aksu konserini dinlemiş, oradan da caz dinlemek üzere Cafe Keyif’e gelmişti.

26 yıl sonra Zülfü Livaneli’nin bir mülakatı ile yeniden alevlenen tartışma işte orada Deniz Baykal’ın bana söylediği şu sözlerle başladı:

HEPİNİZ ATLADINIZ, KONGREYİ KAZANAN ARKADAŞIMIZ KETENCİ BİR SÜNNİ VE TÜRK

“İstanbul kongresinde bir şey gözünüzden kaçtı. Kongreyi kazanan arkadaşımız Ahmet Güryüz Ketenci, Sünni ve Türk kökenli. Onun başkanlığa seçilmesi, CHP’de etnik, yerel ve mezhebe dayalı politikanın aşılmakta olduğunu gösteriyor...”

Siyasette etnik ve mezhepsel takıntılara, üniversite yıllarımda öğrenci dernekleri seçiminde gördüğüm “hemşerilik takıntılarına” karşı bir insan olarak Baykal’ın sözlerini doğru bulmuştum.

Ancak bu sözler o günlerde CHP içinde büyük bir tartışmaya yol açtı...

Ortalık birbirine girince yazının çıktığı gün Baykal’ı aradım.

O sırada Antalya’daydı.

Bana aynen şunları söyledi:

ERTESİ GÜN BAYKAL: ‘SÖYLEDİĞİM O SÖZDEN TAVİZ VERMEM ÇÜNKÜ...’

“Ben bu sözlerimden taviz vermem. Çünkü amacım parti içindeki feodaliteyi kırmaktır.”

Sonra şöyle devam etti:

“İstanbul CHP örgütünün delege kompozisyonunda Doğulu ve Alevi arkadaşların büyük ağırlığı vardır. Şimdi bu arkadaşlarımız kendi serbest iradeleri ve oylarıyla Ahmet Güryüz Ketenci’yi il başkanı seçmişler. Yani etnik ve mezhebe dayalı bir anlayış değil, çağdaş bir anlayışla liyakate göre oy kullanmışlar. Bu da partimizin iyi bir anlayışa gittiğini gösteriyor. Buna tepki gösterilir mi?”

Ben de bu sözleri, ilk yazının ertesi günü, 26 Ağustos 1995 tarihli köşemde “CHP’de Feodal Beyler İsyanı” başlıklı yazımla yayınladım.

Peki sonra ne oldu?

Tartışma yine benim köşemde şöyle devam etti.

KETENCİ: BENİM İÇİN SÜNNİ TÜRK DEĞİL SÜNNİ LAZ DİYORLAR

Üçüncü sahnede, CHP’nin o gün yeni seçilen il başkanı Ahmet Güryüz Ketenci devreye giriyor.

Onunla sohbet ediyoruz.

Bana yeni seçilen arkadaşlarını tanıtıyor.

“Bu arkadaşımız Alevi Kürt’tür...”

Arkadan birisi sesleniyor:

“Beni unuttunuz ben de Aleviyim...”

Yeni başkan Ketenci kendi durumunu ise şu şakayla anlatıyor:

“Deniz Bey benim için Sünni Türk’tür demiş. Bazıları itiraz ediyor, o Sünni Laz’dır diyor...”

Sohbete katılan herkes bu şakayla gülüyor.

Ancak tartışma orada kalmadı.

KARAYALÇIN SORUYOR: HANGİ AMAÇLA SÖYLEDİ

Baykal’ın sözlerinin köşemde yayınlandığı gün, CHP’nin genel başkan adaylarından ve en ağırlıklı isimlerinden biri olan Murat Karayalçın aradı ve “Baykal bunları hangi çerçevede söyledi” diye sordu.

Bütün sohbeti anlattığımda şu cevabı verdi:

“Bunları işittiğime sevindim. Sözlerin amacı buysa ben de aynı düşünceyi taşıyorum...”

Bense üzülmüştüm ve o günkü hissiyatımı 6 Eylül 1995 günü “Siyasetin Büyük İmtihanı” başlıklı yazımda şöyle anlatmıştım:

“...Sadece Baykal’a kötülük yaptığım duygusuna kapılmadım. Ama Türkiye’nin cesaretle tartışıp aşması gereken bir zihniyeti savunan insanlara karşı olan kişilere koz verdiğimi düşünerek üzüldüm. Baykal cesur bir kararla bu tartışmayı başlattı. Amacı Türk siyasetini sosyal demokrasinin feodal dönemine ait ayak bağlarından kurtarmaktı. Sosyal demokratların siyasetçileri değerlendirirken, ‘Türk mü, Kürt mü, Alevi mi, Sünni mi’ diye bakmadan sadece ve sadece iyi sosyal demokrat bir siyasetçi mi, başarılı bir insan mı’ ona bakmalarını istedi.”

KUMBARACIBAŞI: BATAN GEMİNİN KAPTANI ANCAK EVİNDE OTURUR

Üzüldüğümü gören CHP’nin önde gelen itibarlı isimlerinden Prof. Onur Kumbaracıbaşı beni arayarak şunu söylemişti:

“Deniz Baykal’ın bu tavrı parti için umut veriyor...”

Sözlerini şöyle bitirmişti:

“Batan bir geminin kaptanı ancak evinde oturur...”

Bu üçüncü yazımdan 3 gün sonra, 9 Ağustos 1995 günü CHP kurultayı yapıldı.

Deniz Baykal 681 oyla genel başkanlığa seçildi...

26 YIL SONRA BAYKAL’IN O SÖZLERİ ADRESİNE ULAŞTI MI

Aradan 26 yıl geçti... Ne yazık ki bu girişim Türkiye’de henüz amacına tam erişemedi...

Siyasetimizde bugün hâlâ etnik ve mezhepsel rüzgârlar, “hemşerilik” bağları etkisini sürdürüyor.

Ama CHP bugün, Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte mezhepsel, etnik, bölgesel, hemşerilik bağlarını aşıp toparlayıcı, kucaklayıcı ve modern bir sosyal demokrat parti haline gelmeye çalışıyorsa...

Bunda Deniz Baykal’ın, 26 yıl önce, bir Sezen Aksu konseri sonrasında attığı bu adımın büyük etkisi vardır. Yani bu adım konusunda Deniz Baykal’ı eleştirmek değil alkışlamak gerekir.

Ve 26 yıl sonra yeniden açılan bu tartışmadan bize kalması gereken tek ders de şu olmalıdır:

Bir ülkede, liyakatin yerini, mezhepsel, etnik, hemşerilik, akrabalık bağları alıyorsa...

Hepimizin çocuklarına büyük haksızlık yapılıyor demektir...

Yani artık bütün bunları aşmanın zamanı geldi...

TEASER
BUGÜNDEN İTİBAREN BU SAYFADA YENİ BİR BÖLÜM: ‘ARKA PENCERE’

PANDEMİDE
streaming platformlardaki filmleri seyrettik. Çoğumuz artık yeni bir film bulmak için ortalama 20 dakika mönüde dolaşıyormuşuz.

Günün tartışması... O gece bir Sezen Aksu konseri sonrası başlayan o tartışma

Oysa, orada, arka ekranda binlerce film ve dizi duruyor.

Ne yazık ki streaming platformların arama motorları yeterince “friendly” değil, bize sadece “Şunu da sevebilirsin” gibi algoritmik tercihlerden başka bir şey sunamıyorlar.

O nedenle arkadaş tavsiyelerine ihtiyacımız var.

Özellikle de benim gibi işi gücü olmayan, hayatını arka ekranlardaki dehlizlerde, fare yuvalarında geçiren eski genel yayın yönetmeni size yardımcı olabilir.

İşte bu amaçla size bir “Arka Pencere” açıyorum.

Tıpkı Hitchcock’un o isimdeki ünlü filmindeki gibi, evimde elimde dürbün, bütün streaming platformların ön, arka pencerelerini dikizleyip size günlük mönüler getireceğim.

Mesela nostaljik, 65 plus solcu arkadaşlar... Siz...

Rosa Luxemburg belgeseli var.

Gördünüz mü...

ARKA KULAK
BİR YUNAN SOPRANO EN GÜZEL HANGİ ŞARKIYI SÖYLER

MARİA Callas sonrasında Yunanistan’ın çıkardığı en ünlü ikinci soprano herhalde Agnes Baltsa’dır...

Günün tartışması... O gece bir Sezen Aksu konseri sonrası başlayan o tartışma

Onu ilk kez 1990’lı yıllarda Cengiz Çandar’ın bana hediye ettiği “Songs My Country Taught Me” albümü ile tanıdım.

Hadjidakis, Theodorakis, Xharhakos, Tsintanis gibi Yunan bestecilerinin halk şarkılarını seslendirmişti.

Deutsche Grammophon geçen hafta onun en güzel parçalarını “Grandi Voci” adı altında yeniden streaming platformlarına koydu.

Çeşitli operalardan en başarılı performansları yanında Yunan bestecilerinin şarkılarına da yer vermiş.

Güzel bir Akdeniz yazı için tavsiye ederim.

ARKA PENCERE
KLASİK AMA HADDİNDEN FAZLA KLASİK BİR YAZ AKŞAMI CAZ PARÇASI

BUGÜNLERDE
siz de dünyadaki milyonlarca insan gibi, yüksek şiddette bir “vintage rüzgârı” etkisindeyseniz...

60’ların filmlerini seyrediyor, dönemin müziklerini dinliyorsanız....

İşte tam bu iklime uygun bir şarkı kondu geçen cuma streaming platformlarına...

Günün tartışması... O gece bir Sezen Aksu konseri sonrası başlayan o tartışma

George Benson söylüyor.

“That Sunday, That Summer...”

Klasik... Çook klasik... Çok bildik... Ama çook jazzy...

Hemen arkasından eski bir Eliane Elias şarkısı... “Little Boat” da atarsanız...

Onun da arkasından The Coltrane Quartet ve Eve St. Jones’un sesinden “Dreams...”

Piyano... Davul... Hafif ziller ve şahane yumuşacık bir kadın sesi... Bir de üçüncü aşı olarak BioNTech’i yaptırdığınız için içki içemiyorsanız...

Buyurun size şahane “Bir Yaz Gecesi Hikâyesi...”

X

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku