GeriErtuğrul ÖZKÖK Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı

2019 yılında, Paris’teki Notre Dame Kilisesi yanarken, bu yapının çatısından bir mucize çıkacağını kimse aklına getirmemişti.

Yangın o zamana kadar çok az insanın bildiği bir olayı gün yüzüne çıkarmıştı.

Dünyaca ünlü Notre Dame Kilisesi’nin çatısında gizli bir canlı kolonisi yaşıyordu.

Üç kovan ve 200 bin arıdan oluşan bir koloniydi bu.

*

Yine yangın sayesinde öğrendik ki, bu arıların Nicolas Geant adlı bir de bakıcısı vardı.

Geant, Paris’teki arı nüfusunu arttırmak için başlatılan proje kapsamında 2013’te çatıya arı kovanları yerleştirmişti.

O devasa yangında herkes binaya ağlarken Geant arılarına ağlıyordu.

Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı

Ancak o yangından kimsenin beklemediği bir mucize çıktı...

Notre Dame’ın 200 bin arısı yangından kurtulmayı başarmıştı.

En üst çatının 30 metre altındaki bir yerde bulunan bu kolonilerin yangından nasıl kurtulduğunun sırrı bugüne kadar çözülemedi.

O gün kovanların bulunduğu yerdeki ısı 800 dereceye kadar ulaşmıştı.

Bu mucizenin sırrı çözülemedi...

*

Peki yaşadığımız son yangın felaketinden sonra Gökova’nın arıları ne oldu?

Onlar da Notre Dame Kilisesi’nin arıları kadar şanslı mıydı?

Bu yangından da bir Gökova mucizesi çıkacak mıydı...

*

Dün bu konuyu, “Bee & You” adlı arıcılık kuruluşunun kurucusu ve Türkiye’nin önde gelen arıcılık uzmanlarından Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı ile konuştum.

İşte yangın sonrası Gökova ve Marmaris arılarının durumu...

1) YANGIN İKİ GÖÇ ARASINDA BAŞLADI YOKSA 3.5 MİLYON KOVAN TEHLİKEDEYDİ

Bölgede ne kadar kovan var, ne kadarı yandı?

“Muğla ilinde yaklaşık 1.200.000 kovan var. 6.000 aile bundan geçiniyor.”

Bu kovanların ne kadarı yangının etkisinde kaldı?

“Burada biraz zamanın verdiği şans vardı. Bu arıcıların çoğu göçer arıcılık yapmaktadır. Yangının başladığı günlerde yayla balı üretmek için çeşitli yaylalara ve bir bölümü ayçiçek balı üretmek için Trakya yöresine gitmişti. İkincisi, ağustos ayının 15’inden sonra her yıl toplam 3-3.5 milyon kovan çam balı üretmek için bölgeye gelecekti. Yani yangının çıkış zamanı zararı hafifletti.”

Peki ne kadarı yangın bölgesindeydi?

“Henüz kesin bir rakam yok. Hasar tespit çalışmaları devam ettiği için tahmini 5.000 kovana yakın bir hasar oluştuğu tahmin ediliyor. Birçok arıcı kovanını kaçırmayı başardı.”

Yani hafif atlatıldı diyebilir miyiz?

“Hafif diyemeyiz. Çünkü çok sayıda arı dışarıda kaldığı için arı zayiatı oluşmuştur. Bunun yanında yerleşik arıcıların yanında göçer arıcılık yapan birçok arıcımızın da evleri ve arıcılık yaptığı barakaları yandı.”

Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı

2) GÖKOVA ARISININ YOLDAŞI BASRA BÖCEĞİNİN KADERİ

Arıların bir bölümü kurtulduğuna göre bölgede yeniden arıcılık başlayacak değil mi?

“Olay o kadar basit değil. Kaybolan sadece arılar değil, bir de “Basra böceği” sorunu var.”

Nedir o böcek?

“Şu an yanan kızılçam ağacının (Pinus brutia) üzerinde yaşayan Marchalina hellenica adlı bir böcek var. Biz buna “Basra böceği” diyoruz. Bu böcek yaşamını devam ettirmek için ağacın özsuyunu alıp kendi bünyesinde değişikliğe uğratarak ağacın üzerine bir salgı bırakıyor. Balarısı ağaç üzerindeki bu salgıyı toplayarak, kendinden de enzimler katıyor, sonra kovanda olgunlaştırıp çam balına dönüştürüyor. Yani çam balı, balarıları tarafından, Basra böceğinin salgısından üretilen bir baldır.”

3) DÜNYADAKİ TOPLAM ÇAM BALININ YÜZDE 92’Sİ BU BÖLGEDE ÜRETİLİYOR

Çam balı üretimi ne kadar? Dünya üretiminde yerimiz ne?

“Çam balı, Türkiye yıllık bal üretiminin 30-35’ni oluşturuyor. Bu da aşağı yukarı 30-35 bin ton çam balı demektir. Türkiye’deki çam balı üretiminin yaklaşık olarak yüzde 75-80’lik kısmı Muğla’daki Basra böcekli, ormanlık sahalarda gerçekleşmekteydi. Dünyada sadece 2 ülkede çam balı üretimi bulunmaktadır. Çam balının yüzde 92’si Türkiye’de, yüzde 2’si de Yunanistan’da üretilmekteydi.”

KOVANDAKİ ARI
4) PSİKOLOJİSİ BOZULAN GÖKOVA ARISI STRESTEN KENDİ BALINI YEDİ

Yangın çıkınca ne oluyor? Kovanlar yanıyor ve arılar ölüyor mu?

“Tabii ki bazı kovanlar yanıyor. Ama kovan yanmasa da arı için tehlike bitmiş değil. Bir de duman tehlikesi var.”

Arı dumandan boğuluyor mu yani?

“Tehlike dumandan boğulmak değil. Asıl tehlike arı psikolojisi ile ilgili. Duman altında kalan arının psikolojisi bozulur, strese girer ve kovandan çıkmaz. Eğer kovan içindeyse o stresle kovandaki balı yemeğe başlar. Böylece midesini bal ile doldurur. Uçamaz, kovanda kalır ve ölür.”

Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı

DIŞARIDAKİ ARI
5) KOVANINI BULAMAYAN İŞÇİ ARI BULUNDUĞU YERDE DOLAŞIR

Yangın sırasında dışarıdaki arılar ne yapar?

“İşçi arı eğer dışarıdaysa, yönünü bulabilecek kadar duman yoksa ve kovanı duruyorsa kovanına geri dönebilir. Eğer kovanı yoksa kovanının bulunduğu yerde dolaşır ve girecek başka kovan bulamazsa sonunda ölür.”

6) KRALİÇE ARI YANGINDA BİLE KOVANDAN ÇIKMAZ

Kovandaki kraliçe arı ve erkek arılar ne oluyor?

“Kovandaki kraliçe arı hayatı boyunca sadece 2 defa kovandan çıkıyor. Bunlardan birincisi çiftleşme uçuşu için, diğeri ise oğul verme zamanında. Bunların dışında farklı bir durumda kraliçe arı kovandan çıkmaz. Erkek arılar sadece çiftleşme uçuşu için kovandan çıkarlar bunun dışında kovanda herhangi bir iş yapmadıkları için işçi dişi arılar erkek arıların çoğunu kovandan dışarı atarlar. Erkek arıların kovandan yangın esnasında kaçıp herhangi bir yere sığınmaları gibi bir durumu oluşmaz.”

7) DOKU BOZULDU, ARI POLEN TOPLAMAKTA ZORLANACAK

Arı psikolojisi ve bölgedeki arıların genetik bağlılığı gibi bir şey var mı?

“Evet, Muğla bölgesinde yerleşik arıcıların arı kovanlarının arı ırkı olan yerli “Muğla arısı” ırkının bölgeye genetik bağlılığı bulunmaktadır. Bu arı ırkı, çam balının nektar başlangıç dönemine göre kovan içindeki arı mevcudunu ayarlamakta ve ona göre daha yüksek miktarda bal üretimi yapabilmektedir. Bunun yanında bölgeye gelen göçer arıcılar için bölgede arının bitkilerden polen toplaması çok önemli. Polen toplayamayan arı kovanlarının arı mevcudu azalmakta ve çam balı üretim miktarı düşmektedir. Yangından dolayı bölgenin bitki örtüsü zarar gördüğü için arının polen kaynaklarından da yararlanmasında ciddi sıkıntı olacaktır.”

8) 100 MİLYON DOLARLIK BİR PARASAL KAYIP OLABİLİR

Bal olarak parasal kayıp ne?

“Üretim miktarına göre değişmekle birlikte yaklaşık 100 milyon dolarlık bir parasal kayıp söz konusu.”

9) ARI OLMAYINCA ÖTEKİ BİTKİLERİN DÖLLENMESİ DE ETKİLENECEK

Arıların gitmesi öteki bitkilerin döllenmesini etkileyecek mi?

“Bölgedeki arı varlığına göre bitki çeşitliliği kesinlikle değişecektir. Bölgedeki bitki örtüsü yeniden canlandıkça arıcıların da yavaş yavaş yeniden bölgeye geleceklerini ve ekosistemin yeniden düzeleceğini umuyoruz.”

Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı

KİLİSE ARICISI NE DİYOR
10) KARBONDİOKSİT ARILARI ÖLDÜRMÜYOR SADECE SARHOŞ EDİP UYUTUYOR

BİR teknik bilgi de, Notre Dame Kilisesi’nin arıcısı Nicholas Geant’tan:

Ona göre yangında arılara yönelik en büyük risk yüksek sıcaklıklar. “Karbondioksit arıları öldürmüyor, sadece sarhoş edip, uyutuyor.”

Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı

TEKNİK BİLGİ
11) DUMAN ARININ ALARM SİSTEMİNİ 15 DAKİKADA NASIL PARALİZE EDİYOR?

BALARILARI alarm durumuna geçtiklerinde keskin kokulu feromon (insan ve hayvanlarda davranışları düzenleyen ektohormon tipi) yayıyorlar. Bu madde kraliçe arıda bulunmuyor, sadece işçi arıların mandibular bezlerinde bulunuyor.
Bu koku bir tür iletişim aracı. Diğer arılarda da alarm yanıtını harekete geçiriyor, böylece tüm arılar alarm durumuna geçiyor. Mesela kovana giren davetsiz misafir varsa, anında ona karşı tavır alınıyor...

Duman arıların anteninin yanıt vermesini 10-20 dakika içinde derece derece azaltıyor, paralize ediyor. Bu nedenle de saldırmıyorlar ve kaçışmıyorlar, kovanda kalıyorlar.”

GELECEK YIL
12) NOTRE DAME ARILARI BAŞARDI, BİZİM SAVAŞÇILAR NE YAPACAK

2019 yılındaki yangında, Notre Dame Kilisesi’nin çatısındaki arılar o cehennemden kurtuldu. Üstelik yangından bir yıl sonra yine bal vermeye hazır haldeydiler.

Gökova arıları da aynı mucizeyi yaratacak mı?

Tabii arada bir fark var.

Notre Dame Kilisesi yandı ama onun çevresindeki ağaçlar, çiçekler, yeşil doku aynı kaldı. Gökova ve Marmaris’in büyük bir bölümü ise yanıp kül oldu.

Yani arılar hayatta kalmayı başarsa bile, ekosistemleri epey bir süre kendine gelemeyecek...

Yine de göreceğiz...

Arılar savaşçı hayvanlardır...

Başaracaklardır...

KATKIDA BULUNANLAR

Sayfa Editörü: Şebnem Nuraydın
Düzeltmen: Nagehan Keleş
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku